Tarafsızlığın da modası geçti

Dört hafta, dört şehir ve yüzlerce şovun ardından bir moda maratonu bitti. New York, Londra, Milano ile devam edip Paris’te sona eren yolculuk, üzerinde çok konuşulacak ve düşünülecek fikirlerle doluydu. Defilelerde sadece kesimler, renkler, desenler değil, siyasi mesajlar da vardı.

Tarafsızlığın da modası geçti

En iyi 8 defile: Parlak renkler, modern kesimler

Tasarımcılar ve markalar için daha önce yazılmamış yepyeni hikâyeler yazmak elbette zor. Özellikle köklü bir modaeviyse korkutucu ve riskli olabiliyor. Ancak bu korku da, tasarımcıları geçmiş referansları kullanma kısırdöngüsüne itebiliyor. Ticari başarı baskısı altındaki tasarımcılar, önceden ‘tutmuş’ ve ‘iyi satmış’ formülleri sonuna kadar kullanıyorlar. Hal böyle olunca da moda haftalarında izlenen yüzlerce defileden ve koleksiyondan sadece bazıları akıllarda kalıyor, heyecan yaratıyor.

Tarafsızlığın da modası geçti

CHANEL: ‘70’lerle dolu kış bahçesi
Görkemli Grand Palais’nin içerisi bu kez Karl Lagerfeld için çok sevdiği sonbahar yaprakları ile dolu, gerçek toprak kokan, dev ağaçların olduğu bir ormana dönüşmüştü. Birçok dönemin siluetlerinin yer aldığı geniş koleksiyonda, tüvitlerin kombinlendiği pop renkler, yer yer 70’ler ve sezonun en belirgin trendlerinden ‘puffer’ montları Chanel klasik ceketleriyle birleştirdiği koleksiyon sezonun en iyilerindendi.

Tarafsızlığın da modası geçti

MONCLER: Endüstri devrimi
İtalyan markası Moncler, bu sezon yeni bir proje ile dikkatleri çekti. Thom Browne ve Giambattista Valli ile olan sezonluk koleksiyonlarının yerine, ‘Moncler Genius’ adını verdiği bir projenin lansmanını yaptı. 8 endüstriyel tasarımcıyı bir araya getirdiği projede birbirinden heyecan verici kapsül koleksiyonlar yer aldı. İçlerinde Craig Green, Pierpaolo Piccoli, Simon Rocha gibi tasarımcıların olduğu proje, dış giyimle ünlenen markanın geldiği vizyon ve yaratıcılığı en güzel şekilde temsil etmekteydi..

Tarafsızlığın da modası geçti

MARNI: Teknolojiye övgü
Tasarımcı Francesco Risso, ‘Technoprimitivism’ adını verdiği koleksiyonda teknolojiye olan saplantımız ve ruhun teknoloji ile açıklanamayan parçaları arasındaki çelişkiyi sorguluyor. Bunu yaparken de tasarımlarını sıkıştırılmış geri dönüştürülmüş malzemelerle gerçekleştiriyor. Yüksek modanın her geçen gün etik yaratıcılığı ajandasına alması gerektiğini müthiş başarılı bir koleksiyonla göstermiş oldu.

Tarafsızlığın da modası geçti

ALEXANDER MCQUEEN: Grafik detaylar
Tasarımcı Chitose Abe güçlü ve grafik bir koleksiyonla sahnedeydi. Markanın imzası olan ve özellikle bu sezon trend haline getirdiği patchwork tekniğiyle farklı parçaları birleştirmek koleksiyonun da ana temasıydı.

Tarafsızlığın da modası geçti

SACAI: Kusursuz işçilik
Feminenliği büyülü bir şekilde dönüştüren tasarımcı Sarah Burton, ‘couture’ seviyesindeki işçilik ve detaylarla dolu koleksiyonunda meşaleyi devraldığı Alexander McQueen’in imza formlarını ve kesimlerini günümüze rahatlıkla taşıdı.

Tarafsızlığın da modası geçti

VALENTINO: Dramatik form
Romantikliğin bir zayıflık değil tam tersine bir güç olduğunu en iyi yansıtan tasarımcı Pier Paolo Piccoli, bu sezon da zorlamadan modernlik nasıl olur dersi verdi genç tasarımcılara. Minimal ama dramatik formlar, çiçek işlemeler, muazzam renk kombinasyonları ve özgün bir ifade... Björk’ün ‘Isobel’ parçası eşliğinde şiirsel bir sunum.

Tarafsızlığın da modası geçti

GUCCI: Korku seansı
Alessandro Michele, referanslarını korkusuzca birleştirebilen, kendi dünyasını bu anlamda direkt olarak yansıtabilen bir tasarımcı. Bu koleksiyonda da uzak geçmişle şimdiyi ve geleceği klasik beklenti olan kıyaslama ve karamsarlıkla değil ilginç bir optimizm ile harmanlamayı başarmıştı. Her ne kadar modeller ellerinde kesik kafalar veya yavru ejderhalar taşısalar da!

Tarafsızlığın da modası geçti

VERSACE: ‘80’ler geri geldi
Ekoseler, kırmızılar, yeşiller, sarılar... 80’ler siluetler, geniş omuzlar, kemerli daracık beller, korseler, pop desenler... Gianni Versace ikonik formları, desenleri ve renkleri Donatella Versace’nin koleksiyonunda bolca yerini bulmuştu.

Tarafsızlığın da modası geçti
Öykü Baştaş

Türk top modellerin zamanı geldi!

Evet tam 10 senedir New York, Londra, Milano ve Paris moda haftalarına katılıyorum; editör, yazar ve influencer olarak...

Bugüne kadar tek bir Türk modelin, bu takip ettiğim en üst seviye defilelerde yer aldığını görmemiştim. Evet sonunda oldu! Öykü Baştaş, Gucci, Burberry, Ann Demeulemeester, Christophe Lemaire, Erdem gibi önemli şovlarda yürüyerek hepimizi gururlandırdı.

Bir de yine birkaç yıl öncesinde bir moda çekimi için keşfettiğimiz Günce Gözütok’un Balenciaga defilesinde yürümesi de müthiş güzeldi. Global dünyanın parçası olan, özgünlükleri, ışıkları, güzellikleri, cesaretleri ile ikisinin de ve daha nicelerinin de yolu açık olsun..

Tarafsızlığın da modası geçti
Günce Gözütok

Öne çıkan iki trend

Cinsiyetsizlik zamanı
Genel olarak tüm dünyada son yıllardaki kolektif uyanış ve bilincin etkileri en direkt haliyle moda haftalarına yansımakta. Dahil edicilik, etnik çeşitlilik, ‘no gender’ yani ‘cinsiyetsizlik’ kavramı ile gelen ‘gender fluid’ koleksiyonlar, güzellik anlayışının tektip dayatılan kalıptan sıyrılması çabaları, bu sezon da koleksiyonlarda hissedildi.

Taraf ol!
Modada tarafsızlık eskiden norm iken şimdi risk oldu. Moda en yalın haliyle bireyin kendini ifade ve temsil ettiğinden aslında kendi içinde politik bir duruş da barındırıyor. Toplum içerisindeki duruşunuz ve toplumla ilişkiniz, beklenen kodları paylaşmak veya reddetmek ya da kendinize göre şekillendirmekle başlıyor. Genç ve yeni markaların da fark yaratabilmek ve kendilerini takip eden bir kitle yaratabilmek için iyi kıyafet yapıp satmaktan fazlasına, bir hikâyeye, bir ideolojiye hatta artık politik bir duruşa bile ihtiyaçları var. Aslında sadece yeni markaların değil, köklü lüks markaların da bu yepyeni, şeffaf, bol alternatifli ve çabuk tüketim konjonktüründe eskiden olduğu gibi tarafsız kalarak değil aksine aktif bir şekilde savundukları değerleri gösteren pozisyon almaları gerekiyor. En son Gucci’nin Florida okul katliamından sonra ‘silah denetimi’ kampanyasına 500 bin dolar bağışlaması bu klasmanda bir modaevinin politik duruş sergileyebileceğinin de bir örneği oldu.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Problem diye bir şeyin olmadığı ada Jamaika

Jamaika, New York’tan dört saatlik uçuşla vardığınız, dağlık topografyası, yağmur ormanları, sığ kayalıkların yanı sıra muhteşem kum plajlardan oluşan sahilleriyle oldukça etkileyici bir ada. Reggae müziğinin ve James Bond serisinin doğduğu yer. Adanın tamamına rafine bir sadelik hâkim. Mottosu ise ‘Problem diye bir şey yoktur’. Biz de sakinliğin tadını çıkarmak için gittik.

Bu Karayip adasının yaşam felsefesini sade bir biçimde özetlemek gerekirse, “Problem diye bir şey yoktur, sadece durumlar vardır” diyebiliriz. Zaten Jamaika’da her şey oldukça rafine. Fazla, gereksiz hiçbir şey yok. Bu durumu otellerde de tarzları birbirinden ne kadar farklı olursa olsun bir standart olarak hissedebiliyorsunuz.



Jamaika, New York’tan dört saatlik uçuşla vardığınız, dağlık topografyası, yağmur ormanları, sığ kayalıkların yanı sıra muhteşem kum plajlardan oluşan sahilleriyle oldukça etkileyici bir ada. Adeta kendi fon müziğiyle beraber deneyimleniyor. Efsane müzisyen Bob Marley, 1960’larda reggae müzigi bu adadan dünyaya ve tüm zamanlara yaydı. Haliyle egzotik ülkeden çıkmış dünya çapında ünlü bir isim olarak turizmi de yapılıyor. Ama bir Küba-Hemingway eşleşmesindeki gibi yoğunluk yok, yine sakin her şey.
Keşfetmeyi, akışa bırakarak deneyimlemeyi seven iki arkadaş olarak yine neredeyse hiç araştırma yapmadan, yine hava raporuna bakmadan, sadece kalmak istediğimiz otelleri belirleyerek yola koyulduk. Yaz başında, yorgunluğa dönüşmeyecek bir tatildi ihtiyacımız. Bolca deniz, güneş, yemyeşil tropik bir doğa hayalleriyle vardık adaya. Hani bazı tatillerden dönüşte bir tatile daha ihtiyacınız var gibi hissedersiniz, çünkü hep koşturmacayla geçmiştir zaman... Jamaika tam hayal ettiğimiz gibiydi; ayağımızdaki tek parmak arası terliği bile bir noktada tamamen bırakmış olduğumuzu gördük.



Yazının Devamını Oku

Ece Sükan Haute Couture Haftası’ndan bildiriyor! Bir Paris rüyası

Paris, kavurucu sıcağa inat, dünyaca ünlü modaevlerinin sonbahar-kış couture koleksiyonlarının defilelerine ev sahipliği yaptı. Haute Couture haftasında ünlü modaevleri kendi temellerine, arşivlerine ve referanslarına ithaf ettiği koleksiyonlarla nefes kesti. İşte öne çıkan defileler ve dikkat çeken detaylar...

Givenchy modaevinin taze tasarımcısı Clare Waight Keller, modaevinin kurucusu Hubert de Givenchy’nin geçen şubat ayında vefatı üzerine ünlü tasarımcıya adadığı koleksiyon ile epik bir defile gerçekleştirdi. Audrey Hepburn’ün çoğunlukla ‘Breakfast at Tiffany’s’ filmindeki ikonik Givenchy kıyafetlerinden esinlenilen koleksiyon final sahnesinde çalan ‘Moon River’ duygusal anlara da sahne oldu.

 Chanel modaevi, Grand Palais içerisinde Paris’in Seine Nehri kıyısını set tasarımı olarak yeniden yaratmıştı. Ve koleksiyon da Karl Lagerfeld’in 1950’lerden beri yaşadığı Paris şehrine adanmıştı. Tüvitler, fermuarlarla detaylandırılmış elbiseler, şifon pliseler ve işlemelerle modern couture tanımını yapan Lagerfeld, sofistike, elegan ve genç bir Paris rüyası sundu.

 Valentino modaevinin tasarımcısı Pierpaolo Piccoli her zamanki gibi muhteşem bir koleksiyona imza attı. Hazır giyim koleksiyonlarından farklı olarak couture koleksiyonlarında kendi ‘güzellik’ tanımını daha derin ve daha samimi bir şekilde ele alan Piccoli tasarımlarındaki modern çizgilerini ‘fantezi dünyası ile ustaca birleştiriyor. Yunan mitolojisi, 18. yy resimleri, Ziggy Stardust, Pasolini filmleri ve Deborah Tuberville fotoğraflarından ilham alarak harmanladığı koleksiyon tek kelimeyle müthişti.

 Öne çıkan bir diğer defile, Fendi’ninkiydi. Renk skalası ve romantik kesimleriyle öne çıkan parçalar başarılıydı. Dikkat çeken diğer nokta, imitasyon kürklerin de koleksiyonda yer bulması... Versace ve Gucci kürk kullanmaya tövbe ederken,  Fendi gerçek kürk kullanmakta yıllardır ısrarcı. Acaba bu koleksiyonla marka da tavrını değiştirecek mi?

Giambattista Valli ve Elie Saab siyah ve  gri  ağırlıklı, kurdelelerle bezeli koleksiyonuyla öne çıktı. Not edin; Pembe kışın hit rengi olacak.

BU KIZA DİKKAT!

Yazının Devamını Oku

Modanın kutsal ayından geriye kalanlar

Vitrinlerde, 2017-2018 sonbahar-kış koleksiyonları hızla yerini alırken, dünyanın dört büyük moda başkenti New York, Londra, Milano ve Paris moda haftalarında. önümüzdeki yazın koleksiyonları sergilendi. Modanın kutsal ayı henüz sona ermişken, öne çıkan markalara, defilelere ve trendlere bir göz atalım...

New York Moda Haftası’nda öne çıkan renk, Pantone’nin de öngördüğü gibi sarıydı.

 Rihanna, Kim Kardashian ve Kendall Jenner’ın bel çantalarını bu yaz herkeste göreceğiz.

 Şortlu takımlar bu yaz oldukça revaçta olacak.

 Tunikler, spagetti askılı transparan veya şifon kuyruklu elbiseler, özellikle de pantolonların üzerine katlı giyim stili yaz için iyi birer alternatif olacak.

 Son birkaç sezondur gözlemlediğimiz 90’lar modasının dönüşü, bele gömlek, kazak, ceket bağlama fenomeni, tasarımlarda kendisine yer buldu. Bel bölgesinde hareketli ve düğümlü tasarımlar her yerde.

 Püskül ve kuş tüyleri büyük bir geri dönüş yapıyor.

 Bermuda şortlar asla “asla” demeyenler için dönüyor.

 Rugan ve parlak deriler yazın ışıldıyor.

Yazının Devamını Oku

Zaten hayatta en sade şeyler en karmaşıktır

Son dönemin en çok konuşulan, en heyecan verici sergisi, Haluk Akakçe’nin ‘AKASHA, Vahşi Çiçekteki Cennet’i... 15. İstanbul Bienali ile eşzamanlı olarak, Dirimart Dolapdere’de sergilenen Akakçe eserleri, rüyaların gerçek dünyayla ilişkisini sorguluyor. 28 Ekim’e kadar devam eden sergi vesilesiyle Akakçe’nin dünyasına girdik: “Her açıdan bakmak istiyorum. Su da olmak istiyorum, bardak da... Bardaktaki ruj izi de, onun içine düşen gölge de...”

◊ Dirimart’taki serginde neler göreceğiz?
-Her şey birbirine bağlı. Siyah-beyaz, renkli resimler, rölyefler. Eskizlerim var, geçirgen, nefes alan. Uçan bir halı gibi, ağırlığını inkâr eden bazı yerlerde daha ağır olmasına rağmen hafif görünen, tıpkı bir balerin. Çünkü dans bana en liberal, en uluslararası ifade gibi geliyor. Belki babam klasik bir balet olduğu için böyle bir şey yapmaya karar verdim ve çalışmaya başladım. “Bütün dengelerin yok olduğu, yerçekiminin ifade biçimlerimize yeni bir mana getirme şansı bulduğu bir evren yaratabilir miyim” diye düşündüm sergiyi hazırlarken. New York Drawing Center’daki ilk sergimde gösterdiğim karakalem çizimler var. Karakalem çizimlerimi daha önce Avrupa’da göstermediğim için bu benim ilk şansım. Siyah maskeli figürler var. Rüyaların gerçek dünyayla bağlantısı, astral seyahatle ilgili merakım da burada ortaya çıkıyor biraz.

◊ Astral seyahatin gerçek olduğunu mu düşünüyorsun?
-Evet inanıyorum ve astral seyahatle ilgili deneyimlerim de var. Rüyalarımda gerçek olduğunu düşündüğüm dünyalara gidebildim. Farklı boyutları tekrar tekrar ziyaret edebildim.

◊ Gittiğin yerleri uyandıktan sonra hatırlıyor musun peki?
-Müthiş şeyler deneyimledim, rüyalarımı kontrol edebiliyorum. Kendimi hazırlıyorum, sıkça gittiğim yerler var, gittiğim zaman hangi çekmecede ne olduğunu bildiğim yerler. Rüyalarımda şekil bile değiştirebiliyorum. Hatırlamayı öğrendim. Bazen bir şeyi görüyorum ve onu hatırlıyorum. Şu anda sahip olduğumuz, ‘idrak’ denen farkına varış, anlayış ve kapsama yerleştirme dürtülerinin çok dışında bizi çevreleyen ilişkiler var. "Ankaralıyım, orada doğdum, büyüdüm" gibi detaylardan çok öte bir bütünlük var ve bu farklı boyutlarda. Bu boyutlarda ilerledikçe belirli frekansları tanımayı fark etmeyi öğreniyoruz.

◊ Einstein’ın bu konuyla ilgili ünlü bir sözü var. “Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda artık yapacak bir şey yoktur. O gerçeklik size ait olur.” Sence, aynı frekansta olduğumuz her şeye sahip olabilir miyiz?

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un geri gelen enerjisini görmek istediler

Bu yılki moda haftasının marka elçiliğini yazarımız Ece Sükan yaptı. Yurtdışında moda alanında etkili basın mensuplarını ve tasarımcıları burada ağırlayan Sükan, konuklarının neden yoğun programlarına rağmen bu etkinliğe ajandalarında yer açmakta tereddüt etmediklerini anlatıyor...

◊ Bu yıl etkinliğin marka elçiliğini üstlendim. Uluslararası basından bir gruba eşlik ettim. Achtung Magazine Genel Yayın Yönetmeni Markus Ebner, A Magazine Genel Yayın Yönetmeni Daniel James Thawley, tasarımcı Esteban Cortazar, Hercules Magazine Genel Yayın Yönetmeni Francesco Sourigues, Solar Magazine Genel Yayın Yönetmeni Igor Ramirez, moda danışmanı, editörü Elisa Nalin ve uluslararası moda endüstrisinin en etkin isimlerinden Leaf Greener sıkışık programlarına rağmen etkinliğimize gelmekte tereddüt etmedi. Hepsi İstanbul’un enerjisinin geri geldiğini görmek istiyordu sanki.

◊ Bu yıl İstanbul Moda Haftası, New York Moda Haftası’nın son günleriyle çakıştı. Öte yandan İstanbul’un; bienal ve Contemporary Istanbul başta olmak üzere büyük bir sanat hareketliliği içinde olması moda haftasına dinamizm kattı. İstanbul’u tekrar ayağa kaldırmak için kültür sanat, moda, tasarım gibi yaratıcı endüstrilerin bir araya gelip bu sinerjiyi yaratması önemli.

◊ Konuklar seyahatlerinden de moda haftasından da çok memnun kaldılar. İstanbul Moda Akademisi’nin defilesinde birkaç genç yeteneğin adını not ettiler.

◊ Etkinlik kapsamında ‘Fashion Without Borders’ (Sınır Tanımayan Moda) başlıklı bir panel düzenledik. Bu panelle, ilgililerin uluslararası moda arenasında işlerin nasıl yürüdüğüyle ilgili bilgi ve ilham almasını hedefledik.

23: Bu yılki Moda Haftası’nda koleksiyon sergileyen marka ve tasarımcı sayısı


Yazının Devamını Oku

Obama’lara komşu Bali tatili

Cansu ve ben, sadece ‘gitmek’ istiyorduk galiba, yeni bir yere, enerjiye... Hiç gitmediğimiz bir yer olsun, yeni bir enerji, kum, güneş... Kendimizi pirinç tarlaları, seremoniler, maymunlar ve çılgın bir doğa birleşimi Bali’de bulduk...

Bir yola çıkalım dedik. Hiç gitmediğimiz bir yer olsun. Yeni ve yeniden bir enerji istedik. Deniz, güneş, kum da mutlaka... Pek de araştırma yapmadık gitmeden önce;  yeni gidip gelmiş olan arkadaşlarımız Emre ve Liana ile ayaküstü sohbet ettik, yaptıkları yol rotasını almak üzere sözleştik, ama onu bile almadan kafamızdaki klasik, palmiyeli, tapınaklı imajla yollara koyulduk. Ha bir de, benim birkaç ay önce çok sevdiğim müzik grubu ‘Allahlas’ ve ‘Reverbration Radio’nun Instagram hesaplarından, onların gidip çaldıkları mekânlardan biri olan Canggu bölgesindeki ‘The Slow’ da aklımızın bir köşesine not alınmıştı sadece, o kadar.

Hatta o kadar bakmamışız ki hiçbir şeye, gitmeye iki gün kala, bir arkadaşımız sayesinde kalacağımız tüm 10 gün boyunca hava durumunun fırtınalı yağmur gösterdiğini gördük. Birkaç farklı kanaldan da sağlamasını yaptığımız sağanak yağışlı tatilimiz için beklentilerin aksine çok da panik yapmadık; biz sadece ‘gitmek’ istiyorduk galiba, yeni bir yere, yeni bir enerjiye...  En son bavullarımızı yaparken konuştuğumuzda “Naapalım, bol bol masaj yaptırır, kitap okur, tapınakları filan gezer, yağmurlarda arınırız işte” diyerek konuyu bir daha açmamak üzere kapattık.

MICHELLE İLE BİRAZ DERTLEŞSEK?

İlk durağımız Nusa Dua bölgesindeki Amanusa Hotel’e 16 saatlik yolculuğumuzdan sonra vardığımızda bize göz kırpan güneş, tüm seyahatimiz boyunca başımızdan eksik olmadı. Evet, tüm hava durumu raporları acil çöpe! Yüksek bir bölge olan Ubud’da bir ‘gece yağmuru’ dışında güneş hep bizimleydi...

İlk üç gün deniz-güneş hasretimizi gidermek, etrafımızdaki plajları görmek üzere yakınımızdaki birkaç yere gidip geldik. İlk günlerde motivasyon yüksekliğinden pek farkına varmadığımız bu gidip gelmelerdeki yapılan yolun ve trafiğin fazlalığı son günlerde hayatımızı tamamen bu faktöre göre planlamamıza neden oldu...

Yazının Devamını Oku

Güzellik gelip geçer mi?

Reklam kampanyalarıyla her zaman sansasyon yaratan, Kate Moss efsanesinin başlamasına neden olan Calvin Klein’dan yine çok konuşulacak bir hamle... Marka, iç çamaşırlarını 73 yaşındaki süpermodel Lauren Hutton’la tanıttı. Sofia Coppola’nın yönettiği reklam filminin motto’su güzelliğin gelip geçici olmadığı...

Moda endüstrisinin tüketiciye dayattığı, algı yönetimini yaptığı ve dönemlere göre değiştirdiği güzellik anlayışı, moda markalarının iletişim mecralarında da bu anlayışa paralel söylemlere zemin hazırlıyor. Ve modanın artık ‘dahil edici’ olma tavrı, markaların iletişim alanlarında da kendini gösteriyor.


Geçen yıl markanın yüzü 20 yaşındaki ‘kusursuz güzel’ Bella Hadid’di. Onun yerini 73’lük Lauren Hutton’ın alması markanın değişimini de gösteriyor.  

Özellikle iç çamaşırı reklamları kadınların meta olarak kullanılmasına oldukça açık riskli hattın üzerinde seyreder. Mükemmel kadınlar, kusursuz vücutlar, ideal arzu nesneleri olarak kanatlarıyla podyumda yürüyen Victoria’s Secret modelleri gibi... Geçen sene, Calvin Klein da aktris Klara Kristin’le çektiği reklam karesiyle tartışma yaratmıştı. Eteğin altından çekilmiş bir iç çamaşırı karesi de bu sebeple tepkilere maruz kalmıştı.


Klara Kristin

Calvin Klein, 1980’lerden beri reklam kampanyalarıyla dikkatleri, yer yer şimşekleri üzerine çeken bir marka. Aynı zamanda 90’lardaki ilk Kate Moss’lu reklamlarıyla dönemin güzellik anlayışını sarsan vizyonu getiren marka. O dönemin ideal vücut tipi ve güzellik standardının kenarından bile geçmeyen, çelimsiz, genç, androjen görünümlü bir modelin seçilmesi oldukça cesur bir vizyondu. Kate Moss efsanesi böyle başladı.

Artık sırt dönmek yok!

Yazının Devamını Oku

İyisiyle kötüsüyle bir moda maratonunun daha sonuna geldik

Sonbahar-kış 2017 koleksiyonlarının tanıtıldığı moda haftaları serisi; New York, Londra ve Milano’nun ardından Paris Moda Haftası’yla sona erdi. Bu yıl politik mesajlarla öne çıkan etkinlikler, Paris’te yükselen feminizm güzellemeleriyle kapandı.

 Dünya moda sisteminin ve trend’lerinin merkezi olarak kabul edilen Paris, ironik biçimde ‘trend’lerin artık sona erdiğini gösteren koleksiyonlara sahne oldu. Tasarımcılar birkaç tema etrafında kümelenmek yerine özgün tasarım anlayışlarını ortaya koydu.

New York tasarımcılarından farklı olarak Paris Moda Haftası’nda tasarımcılar; politik söylemler, kadın hakları konusunda slogan tişörtlerle direkt mesajlar vermek yerine kadının kimliğini yüceltecek tasarımlara kafa yormuşlardı. Örneğin; moda tasarımcılığına en kavramsal yaklaşan, artık sanatçı statüsünde kabul edilen ve önümüzdeki yıl New York Metropolitan Müzesi’nde sergisi başlayacak olan Commes Des Garçons markasının yaratıcısı Rei Kawabuko’nun güzellik anlayışı ve beden formları üzerine hazırladığı koleksiyon çok konuşuldu.


Valentino - Galliano - Giambattista Valli

Modellere ‘kötü muamele’ iddiası
En iyi koleksiyonlar ve şovlar arasındaysa Balenciaga, Chanel, Valentino, Sacai ve Miu Miu yer aldı.

Paris Moda Haftası; bir model ajansının, Balenciaga defilesinde görev alacak modellere kötü muamele yapıldığı iddiasıyla başladı. Ajans iddiaları reddetti. Ancak bu sırada ünlü modaevi, bahsi geçen ajansın işine son verdi. Konu sonra podyumlardaki ‘etnik çeşitlilik’ eksikliği mevzuuna bağlandı. New York Moda Haftası’nda, Trump şoku sonrası kendini gösteren ayrımcılık karşıtı duruş, Paris’te pek hissedilmedi.

H&M Studio defilesini, modayı podyumdan ‘doğrudan satın alma’ yani ‘see now, buy now’ konseptinde gerçekleştirdi, şovdan sonra kıyafetler pop-up mağazada satışa sunuldu. Koleksiyonla küresel bir sevgi mesajı iletmek istediklerini belirten H&M ekibi, hayatlarımızda pozitif duygu ve düşüncelere şu an her zamankinden de fazla ihtiyaç duyulduğuna değinmek istemiş. Defile finalinde son dönemde müzik listelerinin zirvesindeki şarkıcı The Weeknd sahnedeydi...

Yazının Devamını Oku

Arabistan çöllerinde moda rüzgârı esiyor

Bir yandan dünyadaki yasaklar, baskılar, ayrımcılıklar tavan yaparken, yayıncılık dünyasındaysa cesur girişimler gözleniyor.

Vogue Paris, ilk kez bir ‘trans’ modeli kapağına taşıyarak önemli bir söylemde bulunurken, dergicilik dünyasına yepyeni bir heyecan dalgası getiren Vogue Arabia’nın (Arabistan) çıkışı da sektörde oldukça önemli bir adım olarak görülüyor.

Dergi, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Umman’da satışta.

Evet, Arap dünyasının Vogue’u ve aslında Ortadoğu bölgesinin de temsilci Vogue’u, uzun süredir merakla beklenmekteydi. Vogue Türkiye’nin çıkışı, bölgeye ilk adım atış olmuştu aslında... Ancak Vogue Arabia’nın çıkışı, küresel perakende sektörünün ticari anlamda umutlarını bağladığı, son 2-3 yılı ekonomik krizle geçiren birçok mağazanın Arap turistler ve bölgedeki satışları sayesinde ayakta kaldığı göz önüne alınınca son dönemdeki en heyecanlı proje haline geldi.  Eh, ne de olsa 250 milyonluk bir kadın nüfusundan ve 21 ülkeden bahsediyoruz..

Prenses Deena Abdülazziz

CESUR BİR YAYIN YÖNETMENİ

Tabii ki projenin bu denli heyecanlı hale gelmesinde, genel yayın yönetmeni olarak göreve başlayan Prenses Deena Abdülaziz’in rolü de büyük. Başka herhangi biri bu projeyi merakla beklenir hale getiremezdi açıkçası. Çünkü Abdülaziz bölgeden çıkan ve hem kendi bölgesini en modern şekilde temsil eden hem de Avrupa ve Amerika moda sahalarında uzun süredir varlık gösteren yegâne kişi... Bu bölgeden çıkan, Arap kadınını klişe imajı haricinde yansıtabilecek, kültür zenginliği, moda bilgisi ve tutkusuyla bölgesindeki kadınlara her daim ilham olmuş biri. Bölgenin kadınını, önyargılara rağmen dünya moda arenasında uzun süredir kendi personası ve vizyonuyla temsil etmekteydi zaten.

Yazının Devamını Oku

Modanın birleştirici gücü

Parlak renkler, güçlü mesajlar. Versace eşitlik, birlik, güç, cesaret ve toplum sloganını podyuma taşırken, Gucci, Missoni ve Dolce&Gabbana şovlarında ‘farklılıkları dahil etme’ mesajı verildi. İşte Milano Moda Haftası’ndan notlar...

- Köklü ve güçlü markalarıyla endüstrinin en önemli çarklarından biri olan Milano Moda Haftası, dünyadaki genel atmosferi yansıtan defilelere ev sahipliği yaptı bu sezon. Bir yandan Gucci, Missoni ve Dolce&Gabbana markaları koleksiyonlarında ve defilelerinde New York Moda Haftası’nın da genel konsepti olan ‘inclusion’ yani ‘farklılıkları dahil etme’ temasını vurgulamakta, bir diğer yandan da, global olarak perakende dünyasında yaşanan ekonomik kriz kulislerde konuşulurken, bazı markaların kadın ve erkek koleksiyon defilelerini birleştirmeleri Milano’da görülen bir trenddi.

- Bu yeni eğilimde hem süper yüksek defile bütçelerinin bir şekilde tek şovda birleştirilmesi hem de dünyanın ‘genderless’ yani ‘cinsiyetsizlik’ kavramını son yıllarda yüksek sesle seslendirmesi etkili olmakta . Daha doğrusu ‘cinsiyetler ötesi’ kavramı.. Yani artık yıl 2017’de ‘cinsiyet’ konu olmamalı... Bu, 10 yıl önceki ‘androjen’ tanımından çok farklı bir tanım. Yani ‘kadın gibi erkek’, ‘erkek gibi kadın’ olayı hiç değil.. Bu konunun defacto olarak artık mevzuu edilmediği bir seviyeden bahsediliyor.

- Milano Moda Haftası genel olarak yüksek kalite ve standarttaki koleksiyonları ve şovları ile bilinmesine rağmen, İtalya moda sektörünün genel olarak gençlere fazla yol açmaması, tutucu moda ve tasarım anlayışı, kurumların ve markaların yıllardır hep aynı belirli isimlerle yola devam etmesi, Milano’da ‘yaratıcılık’, ve ‘vizyon’ eksikliğini genelde hissettirmekte... Tüm bu genel havaya rağmen, Prada, Gucci, Fendi gibi markalar dünya trendlerini yöneten markaların arasında önemli yerdeler. Artık koleksiyonlar ve şovlar, halihazırdaki trendlerin yeniden yorumlanması şeklinde dönüp durmaktaysa da, bu döngüye hiç ama hiç girmeyen, ticari başarısını kendi dünyası ve kitlesiyle mutlu mesut sürdüren bir Dolce&Gabbana var mesela. Dijital ünlülük devrine teatral bir şovla selam çakan markanın defilesinde kıyafetlerden ve koleksiyondan çok, defileye çıkan internet ünlüleri konuşuldu; zaten ‘zamanın ruhu’ da bu değil mi?

- Geleneği gelecek ile birleştirebilme yetisi/vizyonu, moda sektöründeki en aranılan özelliklerden biri son yıllarda. İtalya’nın köklü markalarından Hogan, genç jenerasyonu yakalamanın öneminin bilincinde olarak bunu koleksiyonuna yansıtan ve markanın miras değerlerini bu doğrultuda yenileyebilme cesaretini gösteren markalardan biriydi Milano Moda Haftasında.

- Missoni, Angela Missoni önderliğinde defile bitiminde tüm izleyenleri geçen ay Amerika’da başlayan ayrımcılığa karşı protesto yürüyüşleri olan ‘Women’s March’a davet ederek, moda dünyasının apolitik olmadığını, cesaretle ellerindeki platformu dünyada son dönemde yükselişe geçen ayrımcılığa karşı kullanacaklarını vurguladı.

- Versace koleksiyonu için Donatella Versace de, markanın kreatif direktörlüğünü Givenchy’den ayrılan Riccardo Tisci’ye bırakmadan önceki son koleksiyonunda eşitlik, birlik, güç, cesaret ve toplum sloganlarını koleksiyonunda podyuma taşımış ve Milano Moda Haftası’ndaki genel havaya mesajlarıyla destek vermiş oldu.

Yazının Devamını Oku

En protest moda haftası

Amerika göçmenler ülkesi ve ülkenin moda endüstrisi de bunun tam bir yansıması. Hal böyleyken tasarımcıların Trump’ın azınlıkları marjinalleştiren politikalarını protesto etmek için ellerindeki platformu kullanmamaları düşünülemezdi. Ancak ilk defa, samimi ve gerçek bir birlik beraberlik havası podyumlarda kendini gösterdi.

Moda sektörü, tarih boyunca, politik, toplumsal ve psikolojik iklimin yansımalarının en hızlı olarak yansıdığı endüstrilerden biri olmuştur. Sıcak savaşlardan şaşaalı dönemlere, küreselleşme etkilerinden dijital devrime, her devrin mesajı kendini koleksiyonlarda bir şekilde göstermiştir. Gelelim henüz seçimlerin şokunu yeni atlatmaya başlayan Amerika’nın ve hatta dünyanın yaratıcı endüstrilerinin en önemli merkezlerinden biri olan, bir dünya başkenti kabul edilen New York’un moda haftasında yaşananlara..

ETNİK KİMLİK, YAŞ, CİNSİYET GÖZETMEDEN...

Kitapçılarından kafelerine, sokaklarından podyumlarına herkes Amerika’yı Amerika yapan, özellikle de New York şehrini, herkesin, dili, dini, ırkı ne olursa olsun hayallerini gerçekleştirebileceği bir merkez yapan özelliğine sahip çıkmaya çalışıyordu. Geçen haftalarda, Trump’ın başkanlığını protesto etmek için gerçekleşen ‘Women’s March’, 70’lerdeki ‘ Women’s Strike For Equality’ gösterilerinden sonraki ilk en büyük katılıma sahne olmuştu. Bazı Müslüman ülke vatandaşlarına vize vermeme kararı ve akabinde gerçekleşen New York Moda Haftası, elbet politik alt metinlerle dolu şovlar izleyeceğimizin habercisiydi.

Malum, Amerika göçmenler ülkesi ve ülkenin moda endüstrisi de tam olarak bunun bir yansıması. Son 10 yılda Amerikan modasını şekillendiren ve dünya platformunda ses getirmesini sağlayan tasarımcıların çoğu göçmen Amerikalılar. Hal böyleyken de tasarımcıların Trump’ın azınlıkları marjinalleştiren politikalarını protesto etmek için ellerindeki platformu kullanmamaları düşünülemezdi. Amerikalıların normalde politik doğruculuk, hatta kopukluk ve biri bin yapan pazarlama özellikleriyle bu tip mesajlar aslında çok da yüzeysel ve göstermelik kalabilirdi, en azından Avrupalıların gözünde... Ancak ilk defa, samimi ve gerçek bir beraberlik havası podyumlarda kendini gösterdi.

Aslında özellikle son beş yıldır, moda sektörü içerisinde özeleştiri yapılmakta, ‘etnik kimlik, yaş, cinsiyet ve beden ölçüleri’ normları olarak ‘çeşitlilik’ ve ‘farklılık’ söylemleri ortaya atılmaktaydı. Ancak yine de çabalar sembolik ve göstermelik olmaktan öteye geçemiyordu. Her defilede bir siyahi, bir Asyalı gibi Nuh’un gemisi tadında gerçekleşen şovları kimse ‘ yemiyordu’ açıkçası..

SAYGI GÖSTER!

‘Birleştiricilik’, ‘Dahil edicilik’, ‘umut’, ‘kabullenme’ mottolarıyla Calvin Klein’ın yeni kreatif direktörü Raf Simons’ın önderlik ettiği #tiedtogether beyaz bandana kampanyası bir yandan devam ederken, defile müziği olarak David Bowie ‘This is not America’ seçilmişti.

‘Çeşitlilik’ mesajları sadece etnik ve dini eksende değil, yıllardır vücut tipi, büyük beden, cinsiyet ve yaş üzerinden verilen tartışmaları da içine almaktaydı podyumlarda.

Yazının Devamını Oku

Hayaller herkese iyi gelir

Modanın en şık, en elegan ve en lüks koleksiyonlarının sergilendiği ‘Paris Couture’ haftası, eski ihtişamını yitirse de, maskeli baloları, Kendall Jenner ve Bella Hadid’li podyumlarıyla fantezinin henüz yok olmadığını söylüyor bize...

Yeni yılın ilk ayında dünyanın ruh hali belirsizlik, endişe, korku ve yer yer umutsuzluk içinde olsa da Paris Couture Haftası adeta paralel bir evrenin varlığını hatırlatmaya çalışıyordu moda endüstrisine. 2016 yılının global güvenlik, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik karamsarlığı moda sektörünü de bir hayli etkilemişti. Elbette yeni yıl ile birlikte gelen herhangi bir sihirli değnek dokunuşu yok ortada. Üstelik ‘couture’ kavramının sunmayı, yaşatmayı hedeflediği o ‘fantezi dünyası’ ütopyası da bu sezon koleksiyonlarda pek hissedilmiyordu. Günümüz gerçekliğinde; olağanüstü hızlı bir tüketim dayatması ve dijital devrimin hayatımıza getirdiği ‘sanal ve yüzeysel’ dışavurumlar, lüks kültürünün anlamının değişmesi, ‘couture’ kavramını aslında zaten toptan bir ‘ütopya’ haline sokmakta. Yüksek dikiş teknikleri ve yüksek kalite malzemeler,  kişiye özel dikim, uzun zaman ve emek isteyen el işçiliği ve elbette muazzam fiyatları ile son yıllarda gerekliliği ve bu zamandaki geçerliliği üzerine tartışmalar süregelmekte.

Ancak bir diğer açıdan bakıldığında da, günümüz şartlarının dayattığı ‘moda’ olgusunun, popülizm peşinde ve başarı kriterinin ticari başarı ile eşitlendirildiği bir eksende ‘Couture’ kavramı adeta karşıt bir duruş, içeriğe, emeğe, öz’e bir özlem ve dönüş kanadını temsil etmekte. Ve belki de en önemlisi hayal kurmayı unuttuğumuz, yaratıcılığın teşvik edilmediği şu günlerde biraz ‘couture’ hayaller, sektöre ve herkese iyi gelebilir.


Soldan sağa: Giambattista Valli - Bella Hadid moda haftasının çalışkan isimlerinden - Dior

HAFTANIN YILDIZLARI

*VALENTİNO

Uzun yıllardır tasarım ortaklığını paylaştığı Maria Grazia Chiuri’nin geçtiğimiz sezon Dior modaevinin başına geçmesiyle Valentino modaevinde tek başına devam eden İtalyan tasarımcı ve kreatif direktör Pierpaolo Piccioli, Couture haftasının en rafine, sofistike ve zarafet dolu koleksiyonunu sergiledi. Yunan mitolojisindeki karakterlerden ve Odilon Redon’un eserlerinden ilham aldığı koleksiyonda klasik formlar, düz ve dikey siluetler, olağanüstü detayların ve işçiliğin hep bir tül içerisinde adeta korunduğu tasarımlar ile gerçek ve saf bir güzellik tanımlamak istemişti adeta. Piccioli’nin defile sonrasında kuliste söylediği sözler de belki de couture haftasını dünyanın dört bir tarafından izlemeye gelen editörler için en büyük ilham kaynağı oldu: “Öz ve saf doğruluk zaman kavramının olmadığı hayallerde yuvalanır ve gerçeklik de işte bu hayal gücü ile ve onun sonucunda yaratılır. Ben de koleksiyonumda herhangi bir ‘çaba’, hissetmenizi istemedim. Çünkü bence ‘mucize’nin hissedilmesinin tek yolu bu.“


Yazının Devamını Oku

Paris’te değişim rüzgârları

Bir ay süren moda maratonunun sonuna geldik.

 İlkbahar-yaz 2017 Prêt-à-Porter/ hazırgiyim moda haftalarının sonuncusu olan Paris Moda Haftası her zamanki gibi en görkemli şekilde gerçekleşti. Haftada, önemli modaevlerindeki tasarımcı değişikliklerinden Kim Kardashian’ın silahlı soyguna uğramasına kadar birçok konu kulislerde hararetle konuşuldu.

 

 

 Paris moda haftasının en heyecanla beklenen defileleri arasında, yeni kreatif direktörleriyle ilk kez koleksiyon sunan Saint Laurent, Dior, Lanvin ve Valentino modaevleri vardı. İlk olarak Hedi Slimane’den bayrağı devralan tasarımcı Antony Vaccarello, bu riskli ve zor görevi yumuşak bir geçişle yapmayı tercih etti. Tasarımcı niteliği olarak modada devrim yaratabilecek bir profilde zaten olmayan Vaccarello, Saint Laurent adına ilk koleksiyonunda Slimane’in rock-chic tavrı ve siluetleri üzerinden devam ettirerek, satışa yönelik bir koleksiyon sundu. Sezonun en önemli trendlerinden biri olan 80’ler referanslı büyük omuzlu üstlerle kombin edilmiş mini elbiselerle garanti bir geçiş yapmış oldu. Fakat editörler arasında herhangi bir heyecan da yaratamadı.

 

 Dior modaevinin 15 yıllık John Galliano istikrar döneminden tatsız ve ani kopmasından sonra Raf Simons ile gelen geçici huzur da geçen sene sona ermişti. Arada tasarım ekibinin devam ettiği birkaç sezonun sonunda adeta ‘flaş transfer’ olarak görülen, Valentino’nun müthiş başarılı ikilisinden Maria Grazia Chiuri’nin Dior’a geçmesi sektörde müthiş heyecan yaratmıştı. İlk koleksiyonunu sunan Maria Grazia, maalesef ki beklentileri karşılayamadı. Altı haftada hazırlaması gereken koleksiyon için aldığı referansları fazla edebi kullanması genelde eleştirilerin ortak noktasıydı.

 

Yazının Devamını Oku

Hızına yetişilemeyen moda haftaları

Dijital çağın getirdiği tüketim hızı, sosyal medyanın hayatın her alanına yön vermesi markaları ve tasarımcıları bir süredir yeni formüller denemeye sevk ediyor. Bunun için geliştirilen formül: Şimdi gör, şimdi al.

İlkbahar-Yaz 2017 Prêt-à-Porter moda haftaları tüm hızıyla devam ediyor. New York ve Londra Moda Haftası’nın ardından devam etmekte olan Milano Moda Haftası’nı Paris takip edecek ve böylelikle bir sezon daha kutsal moda ayı sona erecek.

 

Moda haftaları, markaların ve tasarımcıların sergilenen koleksiyonlarının detayları ve genel havasının yanında, kulislerde konuşulan konularıyla da her zaman öne çıkar. Ve aslında endüstrinin dinamiklerini etkileyen bu ‘ esas’ konular, her sezon trendler gibi değişir. Son birkaç sezondur ise moda endüstrisinin kafası, ‘Slayer’ trash metal grubunun tişörtünü giyen Kendall Jenner kadar karışık. Dijital çağın getirdiği tüketim hızı, sosyal medyanın hayatın her alanına yön vermesi ve küresel iklim değişiklikleri, markaları ve tasarımcıları yeni formüller denemeye sevk etmekte. Online alışveriş sektörünün de markalar için birinci derece önemli olmaya başladığı son yıllarda, halihazırdaki defile, üretim ve satış döngüsü takvimlerinin yenilenmesini, çağa ayak uydurmasını gerektirmeye başladı.

 

Mesela, şu anda sergilenen İlkbahar- yaz 2017 koleksiyonlarının satışları bir ay boyunca sürecek moda haftalarındaki defilelerden sonra yapılacak. Ardından yapılan satışlara göre üretim süreci başlayacak ve ocakta mağazalardaki yerini alacak. Bu aradaki dört ayda, sosyal medyada yüzbinlerce kere görülen kıyafetler, Zara gibi hızlı üreten markalar tarafından zaten çoktan kopyalanmış, mağazalardaki yerini almış olacak. Tasarımcı koleksiyonu satışa sunulduğu zaman ise, koleksiyon çoktan eskimiş olacak. Buna bir de iklim kaymalarının etkisi eklenince, sektörün yeni formüller geliştirmesi elbet kaçınılmazdı.

 

İşte tüm bu sebeplerle her geçen gün ‘Şimdi gör-şimdi satın al’ politikasına geçmeye başlayan marka sayısı artıyor. Tabii buna gücü yeten markalar diyebiliriz. Çünkü küçük markalar için satıştan bağımsız olarak kumaşlarını önceden hazır edip, anında üretime geçebilmek çok zor. Mesela New York Moda Haftası’nda bu sezon Ralph Lauren de bu uygulamaya geçen markalardan biri. Paris’te Vetements, Londra’da Burberry’nin uygulamaya başladığı formülü, Rebecca Minkoff, Tommy Hilfiger, Alexander Wang, Tom Ford ve Michael Kors gibi markalar da belli ürünleri kapsayan şeklinde başlattılar.

 

Yazının Devamını Oku

Yedi 'şık'ta Paris

Sonbahar-kış 2016 sezonu hazır giyim moda haftaları maratonu her zamanki gibi New York ile başlayıp Londra, Milano ve Paris moda haftası ile sona erdi. 

İzlediğim en heyecan verici koleksiyonlar, şüphesizgeçen hafta gerçekleşen  Paris Moda Haftası’na aitti. Neden mi?

 

 

- BALENCIAGA modaevinin, Amerikalı tasarımcı Alexander Wang ile yollarını ayırmasıyla , Paris’in yeni ‘underground’ ve ‘cool’  gençliğinin gözdesi VETEMENTS in kreatif direktörü Demna Gvasali getirilmişti. Büyük heyecan yaratan bu transferin ilk defilesi bu sezon gerçekleşti. Paris’te bir gurup arkadaşın birleşerek çıkardığı marka, çok kısa sürede fenomen olmuştu. Dekonstruktif tasarımları ile sokak stilinin ve moda editörlerinin kısa sürede gözdesi haline gelen marka, 90’ların efsane markası Martin Margiela ekolünden gelmekte. Bu sebeple birçok kişinin adeta ’devrimci’ buldukları tasarımları Margiela’cılar için elbette çok tanıdık. İlk koleksiyonu ile cesur bir koleksiyona imza atan Demna Gvasalia, Balenciaga modaevinin mirası silüetleri günlük giyime ve sokağa taşıyan birleşimlerle sundu. 

- Jonathan Anderson küllerinden dogurduğu marka LOEWE için harikalar yaratmaya devam ediyor. Brutalist mimarisi ile dikkat çeken UNESCO binasinda bir Giacometti heykelinin önünde gerçekleştirdiği defileyi izlerken, koleksiyonundaki referans zenginliği ve bunları çok başarılı bir şekilde harmanlaması ile Miuccia Prada’nin yeni jenerasyon versiyonu hissini zaman zaman uyandırdı. Defile müziği olarak ise yakın zamanda sigarayı bırakmak için gittiği hipnoz seansının konuşmalarını kullanmıştı.

- Hedi Slimane durdu durdu son koleksiyonu ile bombayı patlattı desek yeridir sanırım..SAINT LAURENT modaevinden bu sezon sonunda ayrılacağı nerdeyse kesinleşen tasarımcı, iki bölümde ve iki şehirde gerçekletirdiği defileler ile adeta bir retrospektif veda yaptı. İlk bölümünü yaşadığı ve tüm ilhamını aldığı Los Angeles’da gercekleştirdiği defilenin ikinci bölümünü, Yves Saint Laurent’in yenilenen salonunda ‘Couture’ bir şovla tamamladı. Helmut Newton, Guy Bourdin ve eski salon haute couture şovları referansları ile müziksiz ve sadece kıyafetlerin numaralarının anons edildiği ve modellerin topuklu ayakkabı sesleri eşliğinde gerçekleşen defile haftanın en büyük sürpriziydi. Bu arada henüz resmi açıklamalar olmasa da Hedi Slimane’in yerine Anthony Vaccarello’nun geçeceği, Slimane’in de Karl Lagerfeld’in tek varisi olarak gördüğü kisi olarak Chanel modaevinin başına geçeceği kulislerde epeyvce konuşulmaktaydı.

- MIU MIU

Yazının Devamını Oku

Hepimiz Balmain’in askerleriyiz

Böyle lansman görülmedi:

Son dönemin en popüler Kendall Jenner ve Gigi Hadid podyumda, doksanların fenomen grubu Backstreet Boys sahnede. İhtişamlı modaevi Balmain, mağaza zincir H&M için hazırladığı koleksiyonu New York’ta böyle tanıttı. Markanın baştasarımcısı Olivier Rousteing’le buluştuk, modada yarattığı yeni düzeni konuştuk.

 

 Mağaza zinciri H&M, moda dünyasında lüks markalar ve perakende taraflarını efektif bir şekilde buluşturmaya ve bu alanda sürdürdüğü lüks marka tasarımcılarıyla yaptığı işbirliği projeleriyle ses getirmeye devam ediyor.

Geçtiğimiz yıl Alexander Wang projesiyle10. yılını kutlayan, içlerinde Karl Lagerfeld, Stella McCartney, Versace gibi markaların da bulunduğu ‘tasarımcı işbirlikleri’ projesine, geçtiğimiz hafta ünlü ve köklü modaevi Balmain kapsül koleksiyon lansmanı- BALMAİN X H&M- ile devam etti.
1950’lerde Pierre Balmain’in kurduğu Balmain modaevi, son 5 yıldır 1985 doğumlu başarılı tasarımcı Olivier Rousteing’le genç, popüler, seksi ve dinamik bir çizgi ve dünya yarattı etrafında. Markanın en büyük mirası olan ‘couture’ işçiliği ve ışıltılı tasarımlarıyla ünlüler dünyasında da son dönemin en çok arzu edilen markalarından biri oldu. Markanın modayı sürekli takip eden, güncel, her yaştan her kesimden müşteri kitlesinin de, yüksek modanın bu gösterişli markasının işbirliği projesine açıklandığı günden itibaren gösterdiği ilgi ve heyecan oldukça büyüktü.
New York’da geçen hafta gerçekleşen lansman dünyadan davet edilen 600 kadar gazeteci, editör ve davetliyi ağırladı. Dünyadan sadece birkaç gazete ile birebir görüşen Olivier Rousteing ile , tasarım süreci, modaya bakış açısı, popüler kültür sevgisi, dijital dünyanın hızı ve sosyal medyanın samimiyeti konularında sohbet ettik. Sürekli ve aşırı hızlı tüketim karşısında gelişen yavaş moda tavrı ona göre pek değil aslında. Herkesin bu hıza bir şekilde ayak uydurmasını çok önemli buluyor. Günümüz genç jenerasyonunu tam anlamıyla temsil ettiği net bir şekilde görülen tasarımcı için bundan10 sene önce Roberto Cavalli’nin H&M için hazırladığı koleksiyonu için mağaza kapısında kuyrukta beklediği günlerden, 10 sene sonra ise kendinin bu işbirliğini gerçekleştirmesi adeta bir rüyanın gerçekleşmesi. Popüler kültürü tasarımlarına ve etrafında yarattığı dünyasına samimi bir şekilde entegre eden Olivier Rousteing’in günümüz tasarımcısı olduğu Instagramdaki 1milyon 600 bin takipçisinden ve en yakın arkadaşları 40 milyon takipçili Kendall Jenner ve 7.5 milyonluk Gigi Hadid’den de belli zaten.

Tasarımcı Rousteing, koleksiyona başlarken, kendinden yola çıkmış. Çok değil yakın bir geçmişte, yani şu andaki gibi her istediğini alamadığı günlerde, beğendiği tasarımcıların kıyafetlerinin fiyatlarının uygun olmasını istediğini hatırlayarak ve hatta Instagramdaki takipçilerinin de Balmain’in ikonik tasarımlarına sahip olmak isteyeceklerini düşünerek, kapsül koleksiyonunu bu parçalardan oluşturmuş. Ancak yine de koleksiyon sadece bir retrospektif havasında da değil, çok iyi kesimli blazerlar, paltolar ve ceketler de Balmain’in şaşaalı tarafını değil, temel parçalarını sevenler için ideal.

 

Yazının Devamını Oku

Moda dünyası da dönüyor!

Dünya moda endüstrisinin heyecanla beklediği moda haftaları her zaman olduğu gibi New York, Londra, Milano ve Paris sırasıyla gerçekleşti.
İlkbahar-yaz 2016 koleksiyonlarının sergilendiği sezon defilelerinde önümüzdeki altı ay sektöre ilham vericek trendler de ortaya çıkmaya başladı.


Moda, içinde bulunduğumuz ‘dönemin ruhu’nun (zeitgeist) en direkt göstergelerinden biri. Sosyal, toplumsal, kültürel, dinamiklerin aynası, bazen öncüsü.. Bu sebeple de koleksiyonlarda, dijital çağın getirdiği enformasyon fazlalığının adeta bir ‘kolaj’ yaratmasının etkilerini gördük. Nasıl ki Instagram’daki bir fotoğrafın ilk kaynağının kim olduğunu bilemediğimiz ve daha da önemlisi artık bunu önemsemediğimiz bir dönemde yaşıyorsak, dönemlerin veya akımların tasarımcılar tarafından en kişisel yorumlamalara, en ‘patchwork’ (yamalı?????) hallerine ulaştığı bir sezon yaşıyoruz. Tek bir dönem etkisinin hakim olmadığı ilkbahar-yaz 2016 sezonunda, bireysellik, cinsiyetsizlik, romantizm, fütürizm, farklılıkların kutlanması ve ‘minimal grunge’ (?????) en belirgin alt metinlerdi.
Koleksiyonlar haricinde, sektörde de farklı bir döneme girildiği hissediliyor. Yıldız tasarımcılar, büyük isimler yerine, isimsiz sayılabilecek, çoğu zaman ünlü bir tasarımcının yanında yıllarca çalışmış ancak markalariçin ilk başta risk gibi gözüken isimlere yer veriliyor artık. Frida Gianni’den sonra apar topar Gucci’nin kreatif direktörlüğüne gelen Alessandro Michele bir anda moda sektörünün en heyecanla şovlarına imza atmaya başladı. Öyleki uzunca bir süredir duraklama döneminde olan Gucci, bir yandan satış rekorları kırıyor bir yandan da yepyeni görünümüyle moda tutkunlarını kasıp kavuruyor. Balenciaga’nın geçen hafta açıklanan yeni tasarımcısı şimdiden benzer bir ilgi yarattı. Son dört sezondur Paris’te ‘underground’ kitleyi ele geçiren marka ‘Vêtements’ın tasarım ekibinin başı Demna Gvasalia da Balenciaga’nın yeni kreatif direktörü olarak açıklandı.

New York Moda Haftası’nda öne çıkanlar

Yazının Devamını Oku

Pop prensesi nereye koşuyor?

MTV Müzik Ödülleri’nde sondan başka yıldız parlamadı: O, 80 milyon dolarlık servetin sahibi, kusursuz pop prensesi Taylor Swift. Hem komşu kızı hem ateşli bir feminist. Yanında da sosyal medya hesabında 30 milyon takipçi olan süperstar kankaları. Peki başarısı daha sürecek mi yoksa kendi kendini imha etmeye başladı mı?

Geçen pazar gerçekleşen 2015 MTV Video Müzik ödülleri yine son dönemin pop kültür fenomeni Taylor Swift’in gecesi oldu. ‘Bad Blood’ video klibi – Yılın en iyi videosu ödülü ile birlikte en iyi kadın video, ve en iyi pop video ödüllerini aldı.
Önemli müzik ödüllerinde ödülleri toplamak 25 yaşındaki Swift için, bu gencecik haliyle alışıldık bir durum haline geldi: 7 Grammy ödülü, 16 Amerikan Müzik ödülü, Billboard tarafından iki kere ‘Yılın Kadını’ unvanı bunlardan sadece bazıları. Forbes’a göre de geçtiğimiz yıl 80 milyon dolar kazanç, 200 milyon dolar net değerle Beyonce, Jay Z, Rolling Stones, Federer, Messi ve Gisele’i geride bırakarak üçüncü sırada olmasına rağmen, hayranlarına seçtiği hediyeleri elleriyle paketlediği ve verdiği videoyu çekip yayınlayacak kadar da ulaşılabilir. Tabii bu arada 17 milyon kişinin izlediği 6 dakikalık bir videodan bahsediyoruz!

Nuh’un gemisi tadında ünlü kankalar

Yazının Devamını Oku

Güzellik algısında son durum

Moda dünyası yeniden Sindirella hikâyesinin cazibesine kapıldı. Daha iki ay önce ‘70’lerindeki sofistike kadınları reklam kampanyalarına taşıyan tasarımcılar, genç, yeni, farklı güzellik algısı olan genç isimleri podyumlarına taşıyor, marka yüzü yapıyor. Modanın empoze ettiği yeni güzellik anlayışıyla tanışın

Moda, zamanın ruhunu yansıtmayı sever, hatta manipule de eder. Çağlar boyu dönem dönem değişen güzellik anlayışını ilk empoze eden son yüzyılda hep moda endüstrisi olmuştur. Veya bir başka tavuk-yumurta denklemi olarak, moda endüstrisinin öne çıkardığı güzellik kriterleri dönemin algısını oluşturur.
Bu tartışma elbette çok eskilere dayanıyor. 60’lardan başlayalım; o dönem için oldukça ‘sıska’ kabul edilen Twiggy‘nin top model oluşuyla ‘olgun ve dolgun’ model evresi kapanmıştı. Son yıllardaysa on yılları bile bulmayan bir hızla güzellik anlayışı değişmekte. Mesela 80’lerde çocuk yıldız Brooke Shields’in Calvin Klein iççamaşırı reklamları, 90’larda klasik güzelliğin karşıtı çelimsiz ve çıplak bir Kate Moss’la 2010’larda, yeni Brigitte Bardot olarak lanse edilen dolgun hatlı Lara Stone ve son olarak da Kim Kardashian’in kardeşi günümüzün yeni popülerlik sembolü Kendall Jenner’la devam etmekte.
Dönem kriterlerinin vücut tipi haricinde bir başka boyutu daha var. Henüz iki ay önce yine burada yazdığım, entellektüel, başarılı, karizmatik kadınların dönemi başlamıştı. Son birkaç sezondur, yeni güzellik tanımı ünlü yazar Joan Didion, müzisyen Joni Mitchell, Cher, oyuncu Julia Roberts gibi isimlerin en önemli moda kampanyalarında yer almaları takdir topluyordu. Zaman zaman ‘modanın yeni feminist açılımı’ olarak da değerlendirilen bu yönelim, tasarımcıların tüketiciyle gerçeklik ve samimiyet ekseninde iletişimini güçlendiriyordu. Sonuçta kıyafetleri satın alacak hedef kitle, fotoğraflarda özendirilen gencecik ve incecik modeller değildi ki..

Yeni yüzler hep 18 altı


Yazının Devamını Oku