GeriCengiz SEMERCİOĞLU Filiz ve Türkan beni aramadı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Filiz ve Türkan beni aramadı

TRT 2’ye “Film Gibi Hayatlar” adlı program hazırlayan Hülya Koçyiğit, eleştirilere yanıt verdi... 71 yaşındaki sanatçı, “Liyakata bakılıyorsa benim kültür sanat kanalına sinema programı yapmamdan doğal ne olabilir” derken TRT’ye 8 yıl içinde 3 ayrı proje önerdiğini ve hepsinin reddedildiğini söyledi.

TRT 2’de “Film Gibi Hayatlar” programınız hayırlı olsun, ne kadar oldu başlayalı?

- Çok teşekkür ederim. 4 hafta oldu...

Şimdiye kadar kimleri konuk ettiniz?

- Türker İnanoğlu, Perihan Savaş, Orhan Gencebay ve Göksel Arsoy... Aslında ilk önce kendi arkadaşlarımı Türkan (Şoray), Filiz (Akın), Cüneyt (Arkın) ve Ediz’i (Hun) ağırlamak istiyordum. Hepsini aradım ama maalesef her birinin manisi vardı.

Bu hafta kim konuk olacak?

- En son Selda Alkor’u ağırladım...

Uzun süredir TV’de programınız yoktu...

- Evet, en son 1998 yılında Show TV’de “Son Çare” diye bir program yaptım. O program beni hasta etmişti... Çünkü o programda çaresiz insanlarla karşılaştım, çok acı şeyler gördüm. Kendimi kasmaktan boyun fıtığı oldum. Neyse ki yeni programımın formatı çok başka.

Evet, sinema ve sohbet...

- Türk sineması kültürel bir hazine... Bu hazineyi var eden sinema emekçileri var. Onlarla söyleşi yapmak ve bu emekçi isimleri bir kez daha gündeme getirmek istedik... Programda onlarla sadece sinema değil, aileleri ve birikimleri hakkında da konuşuyoruz.

Filiz ve Türkan beni aramadı

Artık oyunculuk yapmak niyetim yok

Türk sineması efsaneler yarattı: Siz, Türkan Şoray, Filiz Akın ve Fatma Girik’ten oluşan “dört yapraklı yonca”mız, Kadir Abi, Cüneyt Abi... Türker İnanoğlu gibi efsane yapımcılar... Yeni nesilden böyle efsaneler doğar mı?

- Yok, olması da beklenemez. Dizilerde hâlâ Yeşilçam hikâyeleri işleniyor... Neden, çünkü halk bu hikâyeleri seviyor ve onları izlemek istiyor...

Buna rağmen çoğu tutmuyor, birkaç bölüm sonra hemen yayından kaldırılıyor...

- Dizi saatleri çok uzun... Çalışma şartları giderek ağırlaşıyor. Çok özenerek bir seri meydana getiriyorlar ama daha 3’üncü bölümde yayından kaldırılıyor. Büyük bir yıkım, hayal kırıklığı oluyor. Mesela Uğur Yücel’in dizisi “Yüzleşme” ve Erkan Petekkaya’nın oynadığı “Vurgun” ikisi de çok kaliteliydi, yayından kalktı. Kaliteye artık prim vermiyor muyuz, ne yapıyoruz? Hiç ummadığımız diziler, basit hikâyeler daha çok ilgi görüyor.

Sizin dizilere dönmek gibi bir niyetiniz var mı?

- Oyunculuk yapmak gibi bir niyetim yok artık.

Oyunculuk defterini tamamen kapattınız mı?

- Asla demek istemiyorum ama niyetim yok şimdilik. Belki çok içime sinen dizi ya da sinema teklifi gelirse kabul edebilirim.

Dijital platformlarda sizi görsek ne güzel olur. Oradaki yapımların süreleri hem daha kısa...

- Çok doğru, orada çalışma şartları daha medeni... Netflix’in yerlisini hayata geçirmek lazım. Galiba bir tane var..Yerli dijital platformların çoğaltılması gerekiyor... Dışa bağımlı kalmak, Türk sinemasının lehine olmaz. Bizim yaratmamızda fayda var. BluTV gibi Netflix’in yerlisini yapmalıyız.

Filiz ve Türkan beni aramadı

Selim için varsa yoksa Hülya’sı

Torununuz Neslişah’ın ikinci çocuğu da oldu...

- Evet, bir oğlu vardı. Şimdi de bir kızı oldu.

Kaç yaşındalar?

- Erkek, 3 yaşında. Kız da 7 aylık oldu.

Torununun çocuğunu kucağına almak nasıl bir his?

- Gerçekten muhteşem bir duygu... Dünyada yaşanılacak en tatlı duygu. Bundan daha tatlı bir şey düşünemiyorum. Ben Neslişah dünyaya geldiği zamanda havalar uçtum... Ama bu küçük torunlar beni delirtiyorlar.

Siz zaten çok genç yaşta anneanne oldunuz...

- Evet, şimdi de nine oldum ya da büyükanne mi denilir? İşin komiği Emir bana “anneanne” diyor. Gülşah’a (Alkoçlar) küçük anneanne. Kendi çözümünü kendi buldu.

Küçük torunları çok sık görüyor musunuz?

- Tabii, bana muazzam mutluluk ve enerji veriyorlar. Onlarla vakit geçirirken kendimi daha genç ve dinamik hissediyorum. Çünkü onlara yetmem, yetişmem lazım.

Selim Abi (Soydan) ne yapıyor torunlarla?

- O da benim gibi... Onlarla vakit geçirirken kendimizi kaybediyoruz...

Selim Abi bir röportajında “Hülya’yı kızımdan çok seviyorum” demişti... Şimdi burada olsa sormak isterdim, “Torunlardan da çok seviyor musun Hülya’yı” diye...

- Onun için değişmiyor... Varsa yoksa Hülya’sı... Ama şimdi küçük toruna da tapıyor. O da bizi çok seviyor... 1 hafta görmese bizi, “Niye bizim eve gelmiyorsunuz” diye sitem ediyor.

Gülşah kemoterapi alırken beni yanında istemedi

Kızınız Gülşah da, siz de kanseri yendiniz... Nasıl şimdi sağlık durumunuz?

- İkimiz de iyiyiz, çok şükür. Onun 6 ayda bir serumlu bir ilacı var, onu alıyor. Ben de 6 ayda bir kontrol oluyorum. Benim hastalığım onunki kadar ağır geçmedi, daha erken fark edildi. O bile bile geç kaldı...

Nasıl bile bile geç kaldı?

- Aslında memesindeki kitleyi eliyle fark etmiş. Ama ilk önce, mayonun askısı orayı acıttı diye şişlik olduğunu düşünmüş. O zaman bir de yazdı, otellerindeydiler. İstanbul’a gidince kontrol olurum diye düşünmüş. O sürede 1 olan kitle 2-3 tane olmuş...

Tedavi sürecinde ona nasıl destek oldunuz?

- Gülşah, çok güçlü bir kadın... Hastalığını öğrendiği zaman bana, “Anne bu bir hastalık, tedavi olacağım geçecek. Gerekirse ameliyat da olacağım” dedi. Sanki “grip oldum” der gibiydi. 1 sene yakın kemoterapi gördü ve hiçbir kemoterapisinde beni yanında istemedi... “Sen duygusal bir insansın, ne olur gelme. Gelirsen çok etkilenirim. Benim arkadaşlarım geliyor. Biz orada sazlı sözlü vakit geçiyoruz” dedi, istemedi beni...

Siz eskiden sigara içer miydiniz?

- Evet, maalesef...

Ne kadar oldu bırakalı?

- Ameliyat gününden itibaren bıraktım... Gelmiş geçmiş olsun. Bu tür hastalıklarla karşılaşan insanlar için tek dileğimiz erken teşhis.

Filiz ve Türkan beni aramadı

Bizim aramızda küslük olmaz

Filiz Akın ve Türkan Şoray, geçtiğimiz haftalarda beyin ameliyatı olan Fatma Girik’i evinde ziyaret etti. O ziyarette bulunmayan Hülya Koçyiğit, sebebini şu sözlerle anlattı:

Ben Fatma’yı hastanede iki kez ziyaret ettim. Eve çıkınca, toparlandıktan sonra giderim diye düşündüm. O gün de Filiz (Akın) ve Türkan (Şoray) berabermiş, spontane “hadi gidelim” deyip gitmişler. Beni aramadılar. Bir küskünlük yok. Her şey olur da aramızda küslük olmaz.

Altan’ın ailesiyle tanışınca ‘şimdi oldu’ dedim

Damadınız Engin Altan’la aranız nasıl? Aileye ikinci bir oyuncu daha girdi...

- Çok iyi... Ben Selim’le evlenmeye karar verdiğimde annem çok büyük bir şok geçirmişti. Daha kariyerinin başındasın, üstelik futbolcu ile evlenmek istiyorsun diye tepki gösterdi. Futbolculuk o dönemde çok istenilen bir meslek değildi... Ben ısrar edince “O zaman bana izin ver, ailesiyle tanıştıktan sonra karar vereyim” dedi. Ardından Selim’in annesi ve babasıyla tanıştı. Annesi ve babası gayet İstanbul’un hanımefendisi ve beyefendisiydi...

Keza Selim Abi de öyle...

- Yok, Selim biliyorsun “Piç Selim”... (Gülüyor) Ailesi gerçekten muhteşem insanlardı. Onlar evden gittikten sonra annem bana onay verdi. “Böyle bir ailenin içinde yetişmişse, kadına nasıl davranılır, bir ev nasıl yönetilir bilir” dedi. İnsan ailesinden sevgi gördü mü, insan ilişkileri hep iyi oluyor. Ben de aynı şeyi şimdi Altan için düşünüyorum.

Siz de Neslişah’a, “Altan’ın ailesini gördükten sonra mı karar vereceğiz” dediniz?

- Yok, öyle demedim ama ailesiyle tanıştıktan sonra “tamam şimdi oldu” dedim. O kadar güzel bir ailede yetişmiş ki... Annesi, babası, ablası, abisi, hepsi de çok güzel insanlar... Altan, komplekssiz, sevgiye doymuş, mutlu biri. Mutlu olduğu için ailesini de mutlu kılıyor. Bizim aramız da çok iyi.

Birlikte nasıl vakit geçiriyorsunuz?

- O çok yoğun çalıştığı için çok sıklıkla beraber olamıyoruz. Olmak için bayağı çareler arıyoruz. Ama ne zaman beraber olsak çok güzel vakit geçiyoruz. Özellikle yurtdışında olduğumuz zaman beraber sinema ve tiyatroya gidiyoruz. Kütüphanede kitaplar seçiyoruz. Altan da benim gibi mesleğini çok seviyor. En çok da onu tiyatroda seyretmek istiyorum.

En sevdiğiniz yanı nedir Altan’ın?

- Onun en çok hoşuma giden tarafı, yalnızca kendi ve kariyeri için yaşayan egoist bir adam değil. Sosyal meselelere de çok duyarlı... Sürekli insanlar için ben ne yapabilirim diye düşünen bir adam. Afrika’da çıktığı safarinin görüntülerini belgesel yaptı.

O belgeselin gelirini de Afrika’daki su kuyularının açılması için bağışladı. Şimdi de dünyada artan plastik kullanımına dikkat çekmek için yeni bir proje hazırlığı içinde...

Filiz ve Türkan beni aramadı

Yapılması gereken çok şeyimiz var 

Siz ve Orhan Gencebay’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yakınlığınız gündemde...

- Sadece biz mi, Cumhurbaşkanına kim yakınsa eleştiriliyor. Bilmiyorum neden, ben de merak ediyorum. Sanatçı toplumun her alanındaki olumsuzluğa, her şeye eleştiri getirebilir. Onun için sanatçıya muhalif denilir. Görevi sadece iktidara muhalefet etmek değildir. Ben kendi mesleğimle ilgili eleştirilerimi hep dile getirdim.

İnsanların ruh dünyasını geliştirmek, kültürel ve sanatsal konularda daha verimli olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bu konudaki eleştirilerim de dikkate alındı. Ve beni Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu’na seçtiler. Yapılması gereken çok şeyimiz var.

Ne kadar sıklıkla toplantı yapıyorsunuz?

- Haftada bir toplanıyoruz.

Kurulda neler görüşüyorsunuz?

- Kurulun amacı herkesin sanata ulaşabilmesi, herkesin kültürel hayatta var olabilmesi. O nedenle projeler üretiliyor. Bu projeler Cumhurbaşkanına sunuluyor. O, hangi projeyi seçeceğine karar veriyor.

100. Yıl Marşı hazırlanmalı

Şu anda komisyon gündeminizde ne var?

- Şu anda hepimizi motive eden tek şey Cumhuriyetimizin 100’üncü yıl kutlaması... 2023 için “bizim filmimiz” diyebileceğiz bir yapım çekmemiz gerekir. Cumhuriyet Marşı bestelenebilir. Tabii bunlar öneriler...

Komisyonda peki bunları yapabilecek isimler de geçiyor mu?

- Hayır... Belki Cumhurbaşkanlığı bir yarışma düzenleyebilir. 100. yıl için çekilecek film için senaryo yarışması, 100. Yıl Marşı beste yarışması gibi. Hatta bu Türkiye ile de sınırlandırılmaz, dünyayı da kapsayabilir.

Siz Orhan Gencebay’la birlikte komisyonda kendi sektörlerinizi mi temsil ediyorsunuz?

- Evet, Orhan Bey müzik için ben de sinema için çabalıyorum. Mesela bazı yapım şirketleri sinema alanında çalışan emekçi kardeşlerimiz için sigorta primlerini ödemedikleri için emekli olamıyor. Onlar için proje hazırladım.

Liyakata bakılıyorsa bu çok doğal

TRT’de program yaptığınız için gelen eleştirilere ne diyorsunuz?

- Gülüyorum... Liyakata bakılıyorsa benim kültür sanat kanalına sinema programı yapmamdan doğal ne olabilir?

Bu ülkede 50-55 senedir mesleğini yapan ve halkın gözünde saygınlığı olan sanatçıların bu göreve getirilmesi kadar doğal bir şey yok.

Türkan Şoray, sizin programınızın benzerini NTV’de yapıyordu. TRT 2 de bir kültür sanat kanalı. Ama siz program yapınca eleştiriliyorsunuz...

- Ben de bunu soruyorum. Mesele TRT ise... TRT kurumuna 2011 yılında program yapmak için müracaat ettik. Anadolu’daki kadınları tanıtmak üzerine kurulu bir programdı. Projeyi sunduk, cevap bile gelmedi. Sonra bir dizi projesi hazırladık, kabul edilmedi. Daha sonra Türkiye’nin girişimci kadınlarını anlatan bir program yapmak istedik, yine onaylanmadı. 8 senede kaç defa müracaat etmişim, kaç defa reddedilmiş?

O kadar reddedilmenin ardından TRT 2’den teklif gelince ne hissettiniz?

- “Kanal için sinema söyleşileri yapar mısın” diye sorduklarında inanamadım. “Yine bunun arkası gelmeyecek galiba” dedim. Çünkü artık TRT’yi unutmuştum, bu sefer onlardan teklif gelince Allah Allah oldum. Menajerim Bircan da “Sana bu kadar hakaret ediyorlar, bari değsin, yapalım” dedi. (Gülüyor) Ben de kabul ettim, çünkü yapacağım şey neticede kendi mesleğimle ilgili bir programdı.

71 yaşındayım botokstan ödüm kopuyor

Genç kuşak oyunculardaki botoks merakını nasıl buluyorsun?

- Oyunculuğu tutkuyla yapıyorsan botoks yaptırmaman lazım. Çünkü ifade veremezsin. Ben tavsiye etmiyorum.

Sizde var mı botoks?

- 71 yaşındayım, hâlâ yapamıyorum, ödüm patlıyor. Gülşah beni çok eleştiriyor, “gözkapaklarını ameliyat ettirmelisin, şuranı yaptırmalısın” diye. Ama değişmekten korktuğum için hiçbir şey yaptırmıyorum... 

Selim Abi ile sizinki; ünlü bir futbolcu ve sinemanın yıldızının büyük aşkıydı... Bu durum seneler geçmesine rağmen hiç değişmiyor. Futbolcular yine oyuncularla birlikte...

- Futbolcular hep güzel kadınlara meraklı. Ne güzel... Güzel insanlar birbirlerini bulsunlar zaten... Son örnek Mesut Özil ile Amine Gülşe var mesela, çok yakışmışlar. Allah mesut etsin... 

 

 

 

 

X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku