Cüneyt Arkın’a hayatımı borçluyum

Türk seyircisini en iyi tanıyan isim Türker İnanoğlu’dur. Bugüne kadar yaptığı yüzlerce film, onlarca TV programı, binlerce bölüm TV dizisinin yakaladığı başarının altında da bu yatar... İşte çektiği “Arka Sokaklar” dizisi 21 Aralık’ta 500. bölümüyle ekrana gelecek. 14 bölüm sonra da 514 bölümlük “Çiçek Taksi”nin rekorunu kıracak... Bugüne kadar yaptığı 11 dizisi 100 bölümü geçti... Yeni dizisi “İkizler Memo-Can” yayınladığı cumartesi gününün birincisi. “Halkın nabzına göre şerbet veririm” diye özetliyor işin sırrını...

  82 yaşındasınız ama maşallahınız var. Hâlâ işinizin başında, yine senaryolar okuyor ve diziler çekiyorsunuz...

- İşimin başında olmasam ölürüm zaten. 19 yaşımda girdim bu sektöre, hiç durmadan çalıştım. 63 sene bilfiil çalışmış bir adamı işinin başından alırsan, kendini yalnız hisseder ve ölür.

İşe kaçta geliyorsunuz?

- Sabah 09.30’da gelir, akşam 20.00’de de çıkarım.

Erken mi kalkarsınız?

- Ben Kanlıca’da büyüdüm. O zamanlar okula gitmek için sabah 06.40 vapuruna binerdim. O günlerden kalma alışkanlığım devam ediyor. En geç sabah 07.00’de kalkarım.

Kanlıca’da yaşadığınız yalıda mı doğdunuz?

- Hayır, Safranbolu’da doğdum. 15 günlükken ailemle yalıya gelmişiz. Kanlıca, İstanbul’un en nadide semtlerinden biri. Benim yalının yanında son Osmanlı sadrazamlarından Saffet Paşa’nın yalısı var. 24 odalı, 4 salonlu muazzam bir yapı. Diğer tarafta, İstanbul Teknik Üniversitesi rektörü Feridun Ahıska, öbür tarafta da Simavilerin evi vardı.
Cüneyt Arkın’a hayatımı borçluyum
Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU

HALKIN NABZINA GÖRE ŞERBET VERİYORUM

21 Aralık’ta “Arka Sokaklar”ın 500’üncü bölümü yayınlanacak. Büyük bir başarı gerçekten, nedir bu başarının sırrı?

- Sırrı, halkın nabzına göre şerbet vermek. Benim daha önce de 514 bölüm süren “Çiçek Taksi” diye bir dizim var. 11 dizim de 100 bölümü geçti.

“Arka Sokaklar” bu rekoru kıracak gibi gözüküyor...

- Evet, hem de bu sene bu rakamı çok rahat geçer.

Halkın nabzına göre şerbet vermek dışında başarıyı etkileyen diğer faktörler neler?

- 6’ncı his de önemli... Benim hem 6’ncı hissim var, hem de halkı çok iyi tanıyorum. Rahmetli Turgut Özal, “İcraatın İçinden” diye bir program yapıyordu. Programın yapımcı şirketinin sahibi Emlak Bank olayına karışmış, Özal da şirketi değiştirmek istemiş. “Kim bunu yapar” diye düşünürken aklına ben gelmişim... Adnan Kahveci’ye “Akıllı bir adam vardı, onu bulun” diyor. Özal ile bir araya geldiğimiz zaman bana “Senin filmlerini biliyorum, bizzat Semra Hanım (Özal) çok iyi takip ediyor. Halkın nabzına göre gittiğin ve halkı iyi tanıdığın için bu programı senin yapmanı istiyorum” dedi.

“İcraatın İçinden” bölümlerinin hepsini siz mi çektiniz?

- Evet, hepsini ben çektim.

Kafama bir tekme yedim, 22 dişim kırıldı

Sinema sektörüne nasıl girdiniz?

- Ben aslında eskiden futbolcuydum. Daha sonra sinemaya geçtim.

Hangi mevkide oynuyordunuz?

- Kaleciydim, bir maçta kafama bir tekme yedim. Gözümü Taksim İlkyardım’da açtım. Beyin sarsıntısı geçirmişim, çene kemiğim kırılmış, 22 dişim yok oldu. Babam da doktordu, “Bu iş bitti” dedi. Sonra sinemaya atıldım, babam vefat etti. Bunların hepsi 1957 yılında oluyor. Rahmetli babam bu günlerimi göremedi.

Bu büyük imparatorluğu göremedi mi?

- Hayır... Babam yaşarken henüz çıraktım. 9 filmde asistanlık yaptım. Daha sonra yönetmen oldum, Yeşilçam yapımcılarına 8 tane film çektim. Sonra işletmeciler, “Kendi işini kur, kendi filmini yap” dediler. Ben de 1960 yılında Erler Filmi kurdum.

Erler Film, uzun süredir beyazperdeye iş yapmıyor. 2000’lerde Türk sineması yükselirken siz niye film yapmadınız?

- Son 7-8 senedir yapmadım. Diziler beni çok yoruyor. Bir bölüm, 120-130 dakika sürüyor. Bir sinema filmi en fazla 120 dakika. Onu 2-3 ayda, dizinin bir bölümünü 5 günde yapıyorsun. Şu an yayınlanan “Arka Sokaklar” ve “İkizler Memo-Can”dan sonra iki hazır projem daha var, o ikisini çektikten sonra dizi yapmayacağım. 2020’de son kez dizi yapacağım. Belki ondan sonra yeniden film çekebilirim.

Nedir yeni iki projeniz?

- Mısırlı Necip Mahfuz’un “Başlangıç ve Son” adlı romanının haklarını aldım, o romanı dizi yapacağım. İkincisi de “Uçurum” diye bir dizi. O da “Yabancı Damat” gibi dizi olacak. Yunanistan’da çekilecek. Artık yaşlandım, daha rahat çalışmak istiyorum. Gördüğün gibi artık bu büyüteç ve ışıklarla çalışıyorum.

Gözünüzdeki rahatsızlık ne?

- Sarı nokta hastalığı (Makula Dejeneresansı). Mesela senin yüzünü net görmüyorum. Senaryoları da artık okuyamıyorum. Tiyatrocu bir kız var, o gelip bana okuyor. O okudukça not alıyorum.

Formülleri bulmuşsunuz...

- Ne yapayım, ben bu işi bırakırsam ölürüm. Çalışmaya alışmışım. Amerika’ya seyahat ediyorum, 3 gün sonra buradakileri aratıyorum, tüymek için. (Gülüyor) 
Cüneyt Arkın’a hayatımı borçluyum
“İkizler Memo-Can” da bir-iki diziyi yere serecek

Sizin yaptığınız işler, starlar üzerine kurulu değil, hep oyuncu kadrosu dengede. Televizyonda star sistemine karşı mısınız?

- Karşı değilim ama televizyon uzun soluklu bir iş. Ben seni de televizyona çıkarsam, 10 bölüm oynatsam, sen de ünlü olursun. Gayet basit. Geçmiş yıllarda sadece sinema vardı. Oyuncuların hepsi profesyoneldi ama amatör ruhla, çok zor şartlar altında çalışıyordu. Üstelik para da yoktu. Şimdi bölüm başı 100 bin alan oyuncu var. Bu paralar Amerika’da bile verilmiyor.

Bu rakamlar, sektör için yüksek mi?

- Evet, hem de çok yüksek... Şimdi sadece 1-2 dizide oynamış birini çağırsan bile 30-40 bin lira para istiyor. Ben ona yapacağım aşırı masrafı, prodüksiyona yapıyorum. Dizileri kanallara daha düşük fiyattan veriyorum. Herkesin kârına iş yapıyorum, herkes kazanıyor.

“Küçük Ağa” diziniz Kıvanç Tatlıtuğ’un “Kurt Seyit ve Şura”sını reytingde yerle bir etmişti...

- Evet... Merak etme, “İkizler Memo-Can”da birkaç bölüm sonra birkaç tanesini yerle bir edecek...

Cüneyt Arkın’a hayatımı borçluyum

Cüneyt Arkın sizin sayesinde alkol problemini yenmiş... Nasıl oldu?

- Ben de Cüneyt’e hayatımı borçluyum. Birinci “Kara Murat” filmini Belgrad Ormanları’nın içinde Bilezikçi Çiftliği vardı, orada çekiyorduk. Bir gün orada top oynarken, top göğsüme geldi ve kalbim durdu. Cüneyt kalp masajı yaparak bana nefes aldırttı. Sonra ambulans geldi, Cüneyt hayatımı kurtardı. Cüneyt’in bu yaptığını asla unutmam. Cüneyt iki ruhlu bir adam. İçkiyi içtiği zaman başka bir Cüneyt... İçki içmediği zaman dünyanın en centilmen, en beyefendi adamı. Cüneyt’in eşi Betül’ün babası alkol problemi için bir ilaç bulmuş. Kendisi bir ecza laboratuvarının sahibiydi. İlacı da İngiltere’den reçeteyle ben getirttim. O ilacı her gün Cüneyt’in haberi olmadan yemeklerine kattık. 4-5 sene uğraştık. Acayip bir ilaçtı, o ilaç onu alkolden uzaklaştırdı. Cüneyt, karısının hakkını asla ödeyemez.

Türkan Şoray’ı da siz keşfettiniz...

- Evet, Türkan’ı sinemaya ben soktum. O da bir röportajında “Türker İnanoğlu olmasaydı ben Fatih’te 4 çocuklu bir ev kadını olurdum” dedi. Cüneyt’le ona ayrı bir sevgim var.

Daha sonra Rüçhan Adlı, Türkan Şoray’ı sizden kıskandığı için sizinle çalışmasına izin vermemiş doğru mu?

- Evet, doğrudur. İlk filminde benimle çalıştı, ondan sonra Rüçhan bazı nedenler buldu, kendi kendine hayal mahsulu nedenler. Bir daha da çalışmak nasip olmadı. Türkan da, ben de çok üzüldük.

Türkan Şoray kanunları da bundan sonra mı konuluyor?

- Herhalde... Bir erkek, bir erkeği kıskanabilir ama Rüçhan değişik bir adamdı.

Eskiler daha yetenekliydi

◊ Şimdiki dizi ve film sektöründeki oyuncular daha çok para kazanıyorlar.
- Çok değil, çok daha çok kazanıyorlar.

◊ Yetenek olarak kıyaslayınca eskiler mi daha iyi yeniler mi?

- Eskiler abi.

◊ Türkan Şoray’ın bakışı kimse de yok...

- Bırak Türkan Şoray’ı, o zaten star. Erol Taş, Kadir Savun, Hüseyin Baradan, Sami Hazinses ve Nevzat Okçugil, yok bunların yerine gelen. Adile (Naşit) Hanım vardı, o da gitti.

◊ Siz her zaman “sinemayı besleyen tiyatro” dersiniz. Ama şimdi, güzel kızlar, yakışıklı çocuklar geliyor, bir dizide oynayıp hop oyuncu oluyorlar.

- Dizide para var.

◊ Belki de dizileri tercih ettikleri için artık Kadir Savun’lar çıkmıyor...

- Olabilir.

◊ Çünkü tiyatro altyapıları yok...

- Olanlar da devlet tiyatrolarında oynuyorlar. Oraya mecburi hizmetleri var.

◊ Star ışığı diye bir şey var mı?

- Var tabii...

◊ Star ışığı nedir?

- İlk önce seyircinin sevmesi lazım. Mesela Türk seyircisi esmer erkekleri sever. Nadir olarak da bir sarışın fırlar, Göksel Arsoy gibi...

◊ Şimdinin Kıvanç’ı (Tatlıtuğ) gibi...

-  Evet, nadir olur bu. Türk izleyicisi kadında da esmeri sever. Filiz Akın gibi sarışın arada fırlayabilir…  

◊ Hikâyede neyi sever peki?

- Kendinin içine girebileceği hikâyeleri.

◊ Daha çok dram mı?

- Dramdır, ama komedi de vardı. Kemal Sunallar, Gırgıriyeler filan...

Yarın...

◊ İlker’in oyuncu değil, yapımcı olmasını isterdim...
◊ Her tarafım sakat, bir tek beynim çalışıyor...
◊ Sadri Alışık ve Kenan Pars’la barlara giderdik...
◊ O kitabı 8 senede hazırladım...
◊Aziz Yıldırım’ı da severim, Ali Koç’u da...
◊ Kara Murat’lar nasıl tuttu...

Cüneyt Arkın’a hayatımı borçluyumTürker İnanoğlu, 13 yıldır “Arka Sokaklar”ın senaryosunu kaleme alan Ahmet Yurdakul, Ozan Yurdakul ve Sinan Yurdakul ile objektife poz verdi.

Content Video - "Üçüncü Yeniler"in en yeteneklisi: Nova Norda

 

 

 

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku