GeriCengiz SEMERCİOĞLU Atıl’ın modeli oldum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Atıl’ın modeli oldum

Bu hafta İstanbul Moda Haftası’nın en renkli defilelerinden birine imza atan Atıl Kutoğlu’yla defileden bir gün sonra Conrad Otel’in terasında buluştuk. Beni podyuma çıkarmadı ama onun yeni koleksiyonundan parçalar giydim ve modelleriyle poz verdim. Ünlü modacıyla 2020’ye doğru dünya modasının trendlerini de konuştuk. Kutoğlu’na göre değişen moda, dört unsur üzerine kurulu artık: Rahatlık... Unisex... Yaşsız dönem... Özgürlük...

Atıl’ın modeli oldum

◊ İstanbul Moda Haftası’ndaki defilende Deren Talu da podyuma çıktı, Nur Gümüşdoğrayan da... Neye göre seçiyorsun mankenlerini?
- Kreasyona göre. Tasarımlarımı hangi isimlerin daha iyi taşıyacağını düşünerek karar veriyorum. Bazen de sürpriz isimleri tercih ediyorum. Mesela Nur Gümüşdoğrayan, anne olduktan sonra ilk defa podyuma çıktı. Defne Samyeli yerine kızı Deren podyumdaydı. Özge Ulusoy, Avusturyalı Larissa Marolt, Özlem Katipoğlu ve bir dolu da yabancı manken vardı.

◊ Tanıttığın koleksiyonda çizgini nasıl tanımlıyorsun?
- 2017 ilkbahar-yaz koleksiyonunu tanıttım. Etnik lüksü temsil eden bir koleksiyon. Benim koleksiyonlarımın etnik, lüks ve Türk kültürünü birleştiren bir tarafı var. Bu kez de Antik Çağ ile Güney Amerika işin içine karıştı.

◊ Neden Güney Amerika?
- Belki de hiç seyahat edemediğim içindir... Moda artık çok özgür. Koleksiyonlarda entelektüel konular işlemeyi sevmiyorum, demode geliyor bana. Kalemimi bıraktım; volanlar, uçuşan evaze kesimler, yırtmaçlar...

◊ Viyana yerine Güney Amerika’dan esinlenmen ilginç olmuş...
- Hayır, Viyana’dan da çok esinlendim. Biliyorsun ki orada yaşadım. Viyana’nın, Gustav Klimt’in, sarayların, altın varakların, hepsinin karışımı bir koleksiyon bu. Çok cool ve modern... Tabii bende her zaman Türk kültüründen de bir şeyler oluyor.

GÖRDÜĞÜN ZAMAN SATIN ALMA DÖNEMİ

◊ Sen yıllardır kullanıyorsun Türk motiflerini zaten...
- Evet, işte onu farklı bir tatta, değişik bir şekilde 2017 ilkbahar-yaz koleksiyonu için tekrar gündeme getirdik. “See Now-Buy Now” trendini de burada uygulamaya başladım. Zaten öncülerinden birisiyim.

◊ Nedir “See Now-Buy Now”? Hemen oracıkta satın alma işi mi?
- Eskiden koleksiyonlar sergileniyor, insanlar bu kıyafetlere sahip olmak için aylarca bekliyordu. Şimdi ise gördükleri zaman alabilecekler.

◊ Bu röportajdan sonra mağazana gitsem, perşembe günü sergilediğin parçaları satın alabilir miyim?
- Şu an değil ama birkaç hafta içinde alabileceksin. İnsanlar artık gördükleri şeylere bir an önce sahip olmak istiyor. Önceden her koleksiyonun en iyi parçaları ünlülere verilirdi. Mesela Nicole Kidman alıp giyerdi.

◊ Sen en iyi parçalarını ilk hangi ünlülere veriyordun?
- Jessica Alba, Catherine Zeta-Jones, Naomi Campbell, Madonna, Viktor Lazlo hâlâ dünya turnelerine benim kıyafetlerimle çıkıyor. Avusturya Kraliyet Ailesi var. Avusturya Prensesi Camilla von Habsburg da defileme geldi ve onur konuğum oldu. Habsburg’lar dünyanın en köklü ailesi. Monarşi meraklısı değilim ama çok zarif bir kültürü temsil eden aileler oldukları için önemsiyorum. Camilla da kıyafetlerimi çok iyi taşıyor.

◊ Sonuçta prenses, taşısın artık!
- Camilla’nın Avrupa’da bir davete ya da partiye gittiğinde tasarımlarımı giymesi, benim için ve Türk modası için iyi bir reklam. Çok da yakın arkadaşım oldu. Şu dönemde bize destek olmak için geliyor. Gerçekten çok uğraştık yabancı misafirleri, modelleri getirebilmek için. Alman televizyonu, Avusturya televizyonu son anda gelmekten vazgeçti. Bu son bombalar yüzünden. Birkaç top modelimiz daha iptal etti. Dışarıdan baktıklarında Türkiye’den korkuyorlar. Yine de gelenlerle Türkiye’nin ve Türk modasının tanıtımını yapıyoruz.

EYVAH, İSPANYOL PAÇA GERİ DÖNÜYOR!

◊ Biraz kadın ve erkek modasını konuşalım. Neler olacak? Mesela erkeklerin kısa paça pantolon olayını ne yapacağız? Nefret ediyorum ben.
- O zaman sana müjde vereyim. Burada da gördüğün gibi pantolonlar bollaşıyor, paçalar uzuyor.

◊ Yağmurdan kaçarken doluya tutulduk! Yeniden 70’lerdeki İspanyol paçalara mı dönüyoruz?
- Aynen! Hatta daha bol paçalara. Aslında modada yok yok. Şu anda moda ve tekstil sektörü en liberal zamanlarını yaşıyor. Biz modacılar bir şey dikte edemiyoruz aslında. Eskiden ederlermiş. Biz seçenek sunuyoruz. İnsanlar onların içinden hoşuna giden şeyleri ayıklıyor ve kendi tarzlarını belirliyorlar.

◊ İyi bari, uçan paçalı pantolon giymeyecek olmam sevindirici...
- Kimseye bir şey dayatmıyor artık moda. Yani artık “Yüksek topuklu giy, dar etek giy” gibi ısrarları kalmadı. Moda yine çok büyük bir olgu. İnsanlara moral veren, onların kendine güvenini artıran... Bu yüzden mesleğimi çok önemsiyorum. Her sezon bir yenilik sunuyoruz ama önümüzdeki yaz göreceksiniz erkeklerde bol pantolon, cıvıl cıvıl renkler olacak.

◊ Erkek modası da kadın modası gibi renkli olmaya başladı değil mi?
- Moda aslında unisex’e doğru gidiyor. Erkekler için bir koleksiyon yapıyorum, kadınlar bakıp alıyorlar.

◊ Moda dayatmasa da insanlar etkileniyor. Kısa paça herkese olmaz ama giyiyorlar. Mesela göbek dekoltesi modası çıkıyor, bütün kadınlar göbeklerini açıp geziyorlar. Yakışan da açıyor, yakışmayan da.
- Özellikle tombik hanımlar açıyor değil mi? İstanbul’da da var bunların örneği. Şimdi isim veremem ama...

◊ Ver ver...
- Veremem! Öldürürler beni. Vücut tipine bakmadan straplez, kolsuz, şort giyiyorlar. Ben hiçbir zaman giyemezler diyememem. İyi niyetli bir modacıyım ben. Diyorum ki mutlu olacaklarsa giysinler, gezsinler, istediklerini yapsınlar. Ama bir giyim tarzına sahip olmak çok önemli. Bu bir oyun. Önemli olan keyif almak.

◊ Sen nasıl giyinirsin?
- Ben göbeğimi ya da varsa göze batan fazlalıklarımı kamufle ediyorum. Çünkü spor yapmaya çok vaktim olmuyor maalesef. İki tip giyinen modacı var. Biri çok renkli, bağıran tarzda giyinenler, bir de zaten modayla uğraştıkları için renkler ve kumaşla sürekli iç içe olduklarından dolayı kendi tarzlarını daha sade seçenler. Ben ikincisiyim.

◊ Bu moda işi daha çok gençlere yönelik. Mesela 55 yaşındaki bir kadın hedeflenip koleksiyon yapılmıyor.
- Elbette biz genç mankenler üzerinde sunum yapıyoruz. Ama artık yaş olgusu kalmadı. Artık insanlar spor yapıyor, sağlıklı besleniyor, her şeyi giyebiliyorlar. Yaşsız bir döneme giriyoruz. Modada sınırlar kalktığı gibi yaş olgusu da kalkıyor.

Yüksek topuk yok olmaz ama kullanım yeri azalacak

◊ Asla yok olmayacak şeylerden biri de yüksek topuklu ayakkabı herhalde. Sen seksi buluyor musun?
- Seksi buluyorum...

◊ Ben de öyle. Kadınlar topuklu giydiklerinde bir anda değişiyorlar.
- E tabii, kadın da kendisini iyi hissediyor. Yüksek topuk giydikleri zaman kıyafetlerin daha bir hakkını veriyorlar. O yüzden ben yüksek topuğun ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Tabii ki rahatlık, spor ayakkabılar piyasayı kaplamış olup ön plana geçse de bazı şeyler var ki onlar hiçbir zaman kaybolmayacak. Belki bir partiye giderken, gece çıkarken giyecek. Ofiste ya da günlük yaşamda kullanmayacak ama topuklu ayakkabıdan da vazgeçmeyecek. Yüksek topuk, bir kadını en güzel gösteren unsurlardan ve giydiği zaman onu hissediyor. Kendisini seksi hissediyor. Güzel dekolteler de devam edecek. Bunlar modada her zaman kalıcı özellikler. Ama dekolte giymemek de tercih meselesi. Kapalı olmak da bir trend. Dekolte illa bir moda unsuru olmaktan çıktı. Bunların hepsi bir tarz meselesi oldu. Bir kadın dekolte giymese de çok seksi olabiliyor. Tavır meselesi, taşıma meselesi...

Atıl’ın modeli oldum

İYİ VE PAHALI OLMAK ÖNEMLİ

◊ Erkek modası, kadın modasının yanında aslında yalan dolan değil mi?
- Kadın modası elbette ki modanın yönünü belirliyor. Ama erkekler de son zamanlarda modayı takip ediyor.

◊ Unisex dedik ya... Biz şimdi çanta da taşıyacak mıyız?
- E bana baksana. Taşıdığım çantama bak. Evet, erkekler de her model çanta taşıyor artık. Daha da yaygınlaşacak.

◊ Oje de sürecek miyiz?
- David Beckham sürüyor ya senin neyin eksik? Bizde Ayhan Sicimoğlu da sürmüştü. Dediğim gibi sınır kalmıyor, özgürlük kazanıyor ve bence güzel bir şey. Mesela eskiden manikür, pedikür mü yaptırırdı erkekler? Şimdi iyi bir berbere git, bütün erkeklerin eli ayağı suda. Ben ona alışamadım açıkçası ve yaptırmıyorum.

◊ Moda pahalı olmaya devam edecek mi?
- Ya pahalı oluyor ya da geniş kitlelere hitap eden Zara, Mango, H&M gibi. İkisinin arası azaldı.

◊ Bir tişört 1000 lira olur mu?
- Olmaz aslında ama çok iyi bir fikir, çok iyi bir markaysa olur. Yani aslında marka satıyor. Markanın ismine veriyoruz o parayı. Ben de pahalı olmakta ısrar ediyorum bir Türk markası olarak. Ben işe ilk başladığımda “Türk olamazsınız, Türkler böyle şeyler yapamazlar” deniliyordu. Ama şimdi Atıl Kutoğlu markasını ‘benim elbisem çok pahalı’ diye taşımaları hoşuma gidiyor.

◊ Pahalı olmak pazarlama açısından önemli o zaman...
- Ben Türk markaların daha da ilerlemesini istiyorum. Her sektörde pahalı markalar yaratıp dünyaya imaj satmamız lazım. Bence sektörün çıkışı orada. Hindistan gibi fasoncularla yarışmak çok zor çünkü. Türk tekstil sektörüne yakışmayacak kadar az markamız var uluslararası arenada. ‘Made in Turkey’ etiketini pek çok markada görüyoruz ama kendi markamızı göremiyoruz yurtdışında. Ben onun savaşını veriyorum ve tersini ispatlamaya çalışıyorum. Bu yüzden İstanbul Moda Haftası’nı önemsiyorum.

KIYAFET ÖDÜNÇ VERMEM, SATARIM

◊ Defilede müzikler çok etkileyiciydi. Neye göre belirlediniz?
- Birol Giray, Paris’ten sırf defilem için geldi ve koleksiyona özel hazırladığı müzikleri çaldı.

◊ Erkek modası sende son birkaç senedir var değil mi?
- Evet, 4 senedir. Arkadaşlarım “Bize neden bir şeyler yapmıyorsun?” dediler. Ben de tasarlamaya başladım.

◊ Pantolonları denedim ve beğendim. Gömlekler de çok güzeldi.
- Senin giydiklerin 70’ler modasını çağrıştırıyor. Hem erkekler son 10 yılda modaya daha meraklı olmaya başladı hem de çevremdeki insanlar markamı taşımak istediler. Haluk için kadın kıyafetlerini de erkek modasına uyarlamaya başlayınca, yapayım da giysinler dedim. Heves Ekinci’de bir tuvaletim vardı. Paris’te bir baloda giymişti. Haluk aynı kumaştan bir şeyler isteyince o bahsettiğim pelerini yaptım. Heves gördüğünde düşüp bayılıyordu.

◊ Bir davete giderken senden kıyafet isteyenler oluyor. Hatta deminden beri telefonun susmadı...
- E istiyorlar da gelip satın alıyorlar. Benim görüştüğüm kişiler satın alırlar. Ben ödünç vermiyorum. Amerika’da Catherine Zeta-Jones, showroom’a adamlarını yollardı. Beş-altı çeşit seçer ve götürürlerdi. İkisi geri gelir, üç tanesi kalırdı ve ondan sonra ödemesini yaparlardı. Çok nadir oluyor ödünç verdiğim, film galasında giymek için. Ama genelde vermiyoruz.

◊ “Next Top Model” adlı TV yarışmasında Heidi Klum’la beraber çalıştın. Jürideydin. Sonra ne oldu o program?
- Üç sezon jüri üyeliği yaptım ama o kadar yoruldum ki, sonra devam etmedim. Avusturya televizyonundaydı. Heidi Klum’un babası yapımcıydı. O kızları üzmek bana çok zor geldi.

Atıl Kutoğlu’na göre

En iyi giyinen 5 kadın
1- Nevbahar Koç
2- Ahu Tuğbay
3- Çiğdem Simavi
4- Derin Mermerci
5- Hande Ataizi

En iyi giyinen 5 erkek
1- Rahmi M. Koç
2- Ömer Karacan
3- Can Has
4- Can Akçay
5- Murat Boz

Kutoğlu bunları sevmiyor

Kadında:
1- Simli naylon çorap
2- Takma tırnak
3- Kare burun ayakkabı
Erkekte:
1- Şeffaf çorap
2- Gömleğin altına atlet
3- Sivri burun ayakkabı

Dünyada en beğendiği markalar

1- Celine
2- Marc Jacobs
3- Ralph Lauren
4- Giambattista Valli
5- Valentino

Atıl’ın modeli oldum

İNSANLARIN RUHUNU TAMİR EDİYORUZ

◊ Moda sektörüne ilk nasıl adım attın?
- Ben daha Alman lisesinde okurken Vitali Hakko’ya çizimlerimi göstermiştim. Bana dedi ki; “Sen çok yeteneklisin, burada staj yap.” Okuldan çıkar, Vakko’ya giderdim. Çok iyi bir okuldu Vakko benim için. Ailem bana “Madem estetik şeylerden hoşlanıyorsun, estetik cerrah ol” derdi. Ama ben insanların zevkleri ve güzel şeyleriyle uğraşmak istediğimi söyledim. Sorunlarıyla değil. Ondan sonra bir psikiyatrist profesör bana dedi ki; “Biz aslında aynı mesleği yapıyoruz.” Viyana’ya gittik. “Sırf bizim meslekten insanlar olacak” demişlerdi. Masanın yarısı modacı, yarısı psikologdu. “İkimizin de görevi aynı: İnsanların ruhunu tamir etmek” dedi. Çok güzel bir yaklaşım. Moda ve sanat olmasa toplumlar hastalanır. Bu tip şeyler lüks değil aslında. Herkesin, her toplumun ihtiyacı olan şeyler.

◊ Sence bizde siyasetçiler nasıl giyiniyor?
- Siyasetçiler dünyada da çok iyi giyinmiyorlar. Klasik giyiniyorlar genellikle. Belki de meslekleri icabı doğrusu o.

◊ Kim Kardashian geçenlerde eşofman altına file çorap ve topuklu ayakkabı giydi. Üzerinde sutyen vardı. Böyle delice giyinenlere ne diyorsun?
- Onlar bana çok uçuk geliyor. Beğendiğimi söyleyemem. Ama bunları da Balmain gibi saygın bir marka alıyor, baş köşeye oturtuyor. Zevk sınırlarını zorluyorlar. O popo nedir, aman Allah’ım! Ama belki de bir grup kadına moral oluyordur.

Kilolu kadınları sevindirecek haber

◊ Erkeklerde bol paçalar dedik, kadında durum nedir gelecek sezon?
- Kadınlarda volüm, bolluk, uçuşan kumaşlar öne çıkacak.

◊ Kilolu kadınlar çok sevinecek bu habere...
- Doğru, yeni sezonda kiloları saklamak çok daha kolay olacak. Kilolu hanımlar sevinecekler. Bir de moda endüstrisi çok hızlandı. “See Now-Buy Now” trendi de oradan çıktı. Büyük moda evlerinde tasarımcılar artık her 6 ayda bir yeni koleksiyon baskısına dayanamıyorlar. Hatta araya resort (tatil) koleksiyonu giriyor, o, bu giriyor.

◊ Sen sezonda 6 koleksiyon üretiyor musun?
- Ben iki ana koleksiyon üretiyorum. İlkbahar-yaz / sonbahar-kış. Resort yapıyorum, iki ayda bir yenilik yapıyorum, çünkü insanlar sürekli yenilik bekliyor. Benim hem yurtdışında hem Türkiye’de çizgimi takip edenler var. Sevil Sabancı, Nevbahar Koç, Hande Ataizi, Feride Edige gibi pek çok isim takip ediyor. Kendine has bir imajının olması önemli. Onu da oturttuğumu düşünüyorum. Geleceğime güvenle bakabiliyorum. Elbette ünlü markalar, milyar dolarlık firmaların yatırımları, reklam bütçeleri de çok önemli. O yüzden o baskı bazı şeylere zorluyor. Daha geniş seçenek sunmak zorunda kalıyorlar.

TÜYLÜ TERLİK  GİYENLER  ÇOK CESUR

◊ Gucci bir tüylü terlik yaptı, herkes onu giymeye başladı. Ne düşünüyorsun?
- Rahatlık trendi işte. Ben beğeniyorum o terliği.

◊ Giyip dolaşır mısın?
- Hiç düşünmedim, ayağımı gıdıklar gibi geliyor bana. Giyenleri de gördükçe helal olsun diyorum.

Atıl’ın modeli oldum
Bebek bekleyen Gülşen de tüylü terlikleriyle objektife yansımıştı.

◊ Gülşen, Beren Saat, Engin Can Ural giydi...
- İnsanlar cesur olsun. Ben bunu destekliyorum. Gucci kendini yenilemek için eski aksesuvar tasarımcısı çocuğu işin başına geçirdi. Çocuk karikatür gibi bir espriyle o markayı gündemde tutmaya çalışıyor. Gucci eski bir marka ve millet artık sıkılmaya başlamıştı. Sonra bu adamla yeni bir yaklaşım yakaladılar ve yeniden gündeme geldiler. Bunlar akılcı politikalar.

◊ Ben beğenmiyorum... Rihanna da Puma için bir şeyler tasarladı. Ünlülerin markalara yaptığı tasarımları nasıl buluyorsun?
- Rihanna’nın oturup çizim yaptığını sanmıyorum. Dior falan da onu reklamlarında kullandı. Baktılar kızın çok hayranı var, güzelleşti de, poposu falan inceldi, güçlü bir kadın, çok akıllıca davranarak onunla işbirliği yaptılar. J Lo da kendi koleksiyonunu yaptı. Müzik ve moda da birbirine girdi. Ama Türkiye’de bunun örneklerini göremiyoruz.

Atıl’ın modeli oldum
Sibel Can’ın oğlu Engin Can Ural, tüylü Gucci terliği ilk giyenlerden.

◊ Kenzo’nun tanıtım filmine bayıldım ben. Margaret Qualley deli dansı yapıyor. Nefis iş olmuş. Sanat, müzik ve moda bir arada...
- Ben modern sanattan da çok esinleniyorum. Haluk Akakçe sağ olsun. Haluk benim kıyafetlerimi çok giyer. Kadın-erkek modasının karışımını da sever. Gelir mesela, fırfırlı bir elbise beğenir, “Ben bunu giymek istiyorum, buna bir şey yap” der, alırız hoop pelerin yaparız, öyle giyer. Şimdi New York’ta yaşıyor. Kutlu Ataman olsun, Taner Ceylan olsun hem tanıdığım hem sevdiğim arkadaşlar. Sanat çok önemli diye düşünüyorum ve moda ile çok örtüşüyor...

◊ Doktor Jivago’dan esinlenerek koleksiyon hazırlamıştın. Böyle ilginç esin kaynakların var mı şu aralar?
- Bu yeni koleksiyonum öyle değil ama Ava Gardner, Rita Hayworth’un eski Hollywood filmlerinden havalar var sadece.

Atıl’ın modeli oldum
Ayşe Boyner

X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku