Ayşegül Domaniç Yelçe

“Anneler İyi Olsun”

3 Ocak 2024
Yaşlı dünyamızın binlerce yıllık uygarlık tarihinde ne medeniyetler ne toplumlar gelmiş geçmiş… Her biri de yılın şu ya da bu zamanında yeni yılı kutlamış. Kimi gök cisimlerinin mesela ayın hareketlerine, kimi tarım üretiminin aşamalarına, kimi daha farklı doğa olaylarına göre, kimi dininin özel günlerine göre belirlemiş yeni yılın ilk gününü.

Bulabildiğim belgelenmiş en eski yılbaşı kutlamaları bundan yaklaşık 4000 yıl önceye, kadim Mezopotamya uygarlıklarına uzanıyor. Akitu adı verilen bu kutlama, ilkbahar ekinoksunu izleyen ilk yeni ayın göründüğü gün başlar, 12 güne kadar sürermiş. Gününden ve bahanesinden bağımsız olarak geçmiş uygarlıkların hepsi de yeni yılla birlikte yeni bir başlangıç tasavvur etmiş. Kısacası; insanlık tarihinde yeni bir yıl, yeni başlangıçlarla ve umutla özdeşleşmiş. Benim de umudum o ki, 2024 yılı dünyamıza barış ve huzur getirsin.

2024 yılının ilk günü ziyaretime gelen konuklarıma yeni yılın onlar için ne ifade ettiğini ve bu yıldan ne beklediklerini sordum. Ortak temennileri mutluluk, sağlık ve huzur oldu. Genç konuklarımdan biri bu listeye bir de “şans” ve “yenilikler” ekledi. Bir başka konuğum “sevinilecek şeyler” olmasını dilerken, eşi “beklemedik bir şey olsa” diye ifade etti yeni yıldan beklentisini. Bir diğeri mutluluk ve huzura ek olarak “değişiklik” diledi. Konuklarımdan biri uzun süredir ertelediği bir isteğini bu sene gerçekleştireceğini, artık araba kullanacağını söyledi. En genç konuğum yeni yılın kendisi için “kendi ayakları üzerinde durup kendi kaderini kurmak” olacağını dile getirdi. Ve son olarak birisi yeni yıldan isteğini “anneler iyi olsun” diye dillendirdi.

Ne kadar güzel bir dilek değil mi “anneler iyi olsun”? En temel dileklerimiz olan mutluluk, sağlık ve huzuru içinde barındırıyor. Savaş, terör, salgın, deprem… bütün bunlar almasın çocukları elimizden. Anneler iyi olsun!

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

Yazının Devamını Oku

Akran zorbalığı giderek artıyor…

14 Aralık 2023
Merhabalar sevgili okurlar.

Fiziksel şiddet, sözlü taciz ve siber zorbalık gibi farklı biçimlerde yaşanan akran zorbalığı duygusal problemlere ve akademik performansın düşmesine neden olabiliyor. BÜMED MEÇ Okulları’ nın (Boğaziçi Üniversitesi Merak Eden Çocuk Okulları) Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi; okullarda yaşanan akran zorbalığının, zorbalığa maruz kalan çocukların okul fobisi geliştirmesine de neden olabileceğine dikkat çekiyor.

Söz konusu Birim Yetkilileri çocukların okul öncesi ve ilkokul sürecinde arkadaşlık ilişkileri kurmayı ve sürdürmeyi, grup kurmayı, statü kazanmayı ve sosyal beceriler geliştirmeyi öğrenmekte olduklarına değinerek; bu süreçte bazı çocukların akranlarıyla olumlu ilişkiler kurmayı ve onlarla iş birliği yapmayı başardıklarını, bazı çocukların ise arkadaşlarına sıklıkla saldırgan davranışlarda bulunduklarını ve bu yüzden çok az sayıda arkadaşa sahip olduklarını belirtiyorlar.

Zorbalık, çatışma veya şiddetten farklı davranış biçimi olduğundan, bir arkadaş anlaşmazlığı gibi düşünülmemesi geren bir konu. Zorbalık; erken yaştaki öğrenciler arasında, popüler olma ve kendini kabul ettirme arzusu, sorun çözme ve empati kurma gibi becerilerden yoksun olma, devamlı kaygı yaşama, fiziksel ceza yöntemi kullanan ailelerden gelme gibi çok çeşitli nedenlerle tetiklenebiliyor. 

Zorbaca eylemlerde bulunan çocukların ebeveynlerinin aile işlevlerinin zayıf olduğunun ve çocukla güvensiz bağ kurmanın söz konusu bulunduğunun altını çizen BÜMED MEÇ Okulları Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi; “Çocuklar evde yaşadıkları huzursuzlukları, maruz kaldıkları ihmal veya istismar durumlarını okuldan farklı yollarla yansıtabilmektedirler. Bazıları şiddet uygulayan ebeveynleri model alarak akranlarına zarar verebilmekte, bazıları ise şiddet gören ebeveyni gibi içine kapanmakta ve okulda zorbalığa uğrayabilmektedir. Çocuklarda zorbaca davranışları engelleyebilmek için aile özelliklerinin bilinmesi faydalı olacaktır.” diyor. 

Akran zorbalığı en sağlıklı biçimde aile-okul-çocuk üçgeninde öğretmenlerin, ebeveynlerin ve rehberlik birimlerinin birbirleriyle iletişim halinde bulunmalarıyla çözüme kavuşabiliyor. BÜMED MEÇ Okulları Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi diğer çözüm yollarını ise şu şekilde sıralıyor:

Anadolu Ajansı’ nın 11 Aralık 2023 tarihli haberine göre, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ nce (OECD) 37'si üye, 81 ülkede uygulanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2022 verileri; akran zorbalığının uygulamaya katılan ülkelerin tamamında görüldüğüne işaret ediyor.

PISA' da, okuma becerileri, matematik ve fen okuryazarlığı alanındaki akademik becerilerin yanı sıra; öğrencilere, okulda zorbalıkla ilişkilendirilebilecek davranışlarla ilgili deneyimleri de soruldu. Araştırmada, okullarda; "fiziksel", "ilişkisel", "sözel" ve "gasp" olmak üzere 4 farklı zorbalık türü ölçüldü. Testte, Türkiye'deki öğrenciler en sık sözel ve ilişkisel zorbalık yaşadıklarını bildirdi. Zorbalık içeren davranışlardan herhangi birine uğrayan öğrenci ortalaması OECD ülkelerinde yüzde 20, Türkiye'de ise yüzde 27 oldu.

Hürriyet Gazetesi’ nden Meltem Özgenç’ in 23 Eylül 2023 tarihli haberine göre; okullarda zorbalığa maruz kalan çocuk sayısı her geçen gün artıyor.

Yazının Devamını Oku

Bir engel nedeni: FSHD

3 Aralık 2023
Merhabalar sevgili okurlar.

Birleşmiş Milletler 1992 yılında 3 Aralık tarihini Uluslararası Dünya Engelliler günü ilân etti. Amaç; engellilik ve engel ile yaşamakla ilgili zorluklara dikkat çekmek, konu ile ilgili farkındalığı artırmak idi. Yani kutlanacak bir gün değil bu tarih. Ayrımcılık yapmadan birbirimizi anlamayı ve empati yapmayı hatırlama günü…

Engelli tanımı, konu ile ilgili Kanun’ da: “Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan; koruma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişi.” olarak yapılıyor. Doğal afetler, trafik kazaları, bazı genetik ya da kronik hastalıklar kişinin ‘engelli’ tanımı almasına neden olabiliyor. 

Çoğunuzun bildiği gibi ben de genetik bir hastalık nedeniyle uzun zamandır yürüyemiyorum, kollarımı gerektiği gibi kullanamıyorum, başımı tutmakta zorlanıyorum ve solunum sıkıntısı çekiyorum. Ayrıca yemeğimi bile kendi kendime yiyemiyorum ve öz bakımım için birine ihtiyaç duyuyorum. Yazılarımı çok sevdiğim bir arkadaşımın yardımı ile yazabiliyorum. Kendi kendime bir şey yazmam gerektiği zaman, bunu ancak ekran klavyesi kullanarak yapabiliyorum. Tabii bu da oldukça uzun bir zaman alıyor. 

Hastalığımın adı Fasiyo-Skapulo-Humeral Distrofi (FSHD). Kalıtımsal bir kas hastalığı olan FHSD, isminden de anlaşılacağı gibi, belli kas gruplarını öncelikli olarak (Fasiyo-Yüz, Skapulo-Kürek Kemiği, Humero-Kol Kemiği) etkiliyor. Bu hastalıkta bazı kas grupları ise ya etkilenmiyor ya da hastalığın ileri evrelerine kadar korunuyor. Hastalık erkek ve kadınlarda eşit oranlarda görülüyor. Zamanla karın ve bel kaslarında zayıflık gelişmesi ve eğriliğinde artmaya, karında öne çıkıklığa, daha da önemlisi bel ağrısına neden olabiliyor. Ayrıca omurganın eğriliği, yani Skolyoz dediğimiz omurga deformasyonu da görülebiliyor. Göğüs kafesi kaslarının etkilenmesi ve skolyoz, hastalığın ileri dönemlerinde solunum zorluğuna neden olabiliyor. Bacak kaslarında zayıflık ise düşük ayak veya başka yürüme zorluklarına yol açabiliyor. 

FSHD her ne kadar belli kasları tutan bir kas hastalığı olsa da, tutulumun ağırlığı ve yaygınlığı her kişide kendine özgü seyrediyor; hatta aile içindeki bireylerde bile fark gösterebiliyor. Aynı ailede bazı kişilerde sadece yüz kasları hafifçe etkilenirken bazılarında yüz, kol ve bacak kasları ağır tutulmuş olabiliyor. Hastalığın kesin tanısının bu alanda uzmanlaşmış kişiler tarafından, ayrıntılı nörolojik muayene ve genetik testlerin ardından, konulması gerekiyor.  

Koç Üniversitesi Hastanesi’nde bir Kas Hastalıkları Merkezi açıldığını daha önceki yazılarımdan birinde bildirmiştim sizlere. Şimdi de; yirmi yıldan fazla bir süredir FSHD hastalığının tanısı ve tedavisi üzerinde çalışan, hastalığın tanınmasını ve bilinirliğinin artmasını önemseyen bir grup gönüllü doktor, “FSHD Türkiye” adı ile bir web sitesi açtılar. Bu doktorlar uzmanlıklarını bu amaç için kullanıyor; hem Türkiye hem de Türkiye dışında farkındalığı artırmak ve yeni tedaviler geliştirmek için çaba gösteriyorlar. Ekibe gelince; 

Prof. Dr. Mehmet Demirhan, Ortopedi ve Travmatoloji

İhtisasını DAAD (Deutscher Akademischer Austauschdiest - German Academic Exchange Service) bursuyla gittiği Heidelberg Tıp Fakültesi Ortopedi Kliniği’n- de tamamlayan Prof. Demirhan, 2014-2017 yılları arasında Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcılığı; 2018-2020 yılları arasında ise, Avrupa Omuz ve Dirsek Cerrahisi Derneği (Société Européenne pour la Chirurgie de l'Epaule et du Coude - SECEC) Başkanlığı görevlerini yürütmüş bulunuyor. Uluslararası saygın dergilerde yetmişin üzerinde makalesi yayımlanan Prof. Dr. Mehmet Demirhan, ayrıca, uluslararası kongrelerde yüzün üzerinde konferans vermiş ve bildiri sunmuş durumda. Sayın Demirhan, beni skolyoz ameliyatı olmaya ikna ederek ve bu büyük operasyonda bizzat yer alarak yaşamımı kolaylaştıran Sevgili Doktor’ um. Bu yüzden teşekkür borçluyum kendisine… Prof. Demirhan, Koç Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’ nde görev yapmayı sürdürüyor.

Yazının Devamını Oku

“Türkiye İş Ahlâkı Zirvesi”

30 Kasım 2023
Merhabalar sevgili okurlar.

Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlâkı Derneği (İGİAD), iş ahlâkı ve girişimcilik alanlarında faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşu. İş hayatında hak ve ahlâk çerçevesinde bir anlayışın benimsenmesi ve yaygınlaşması kapsamında yürütüyor çalışmalarını.

İGİAD ahlaki olmayan bir işi meşru kabul etmeyerek piyasa şartlarını yeniden zorlayan, halk eksenli bir iş hayatının inşası için gayret sarf eden ve helâl kazancın adil paylaşımını yaygınlaştırmaya çalışan bir kuruluş. Bu yönde çalışacak girişimcileri destekliyor; onlara rehber olmayı, model sunmayı ve bu bağlamda iş hayatını dayanışma ekseninde yeniden kurmayı amaçlıyor. 

İGİAD tarafından ilk kez 15 Ekim 2016 tarihinde yapılan Türkiye İş Ahlâkı Zirvesi’nin sekizincisi, 11 Kasım 2023 tarihinde İstanbul Üniversitesi Prof. Dr. Fuat Sezgin Kongre ve Kültür Merkezi’nde, “Değişen Meslekler ve Meslek Ahlâkı” temasıyla  gerçekleştirildi. Zirve; 

Eş zamanlı olarak dijital ortamlarda da takip edilen Zirve, alanında uzman akademisyen ve iş dünyası temsilcilerinin katkıları ile yoğun katılıma sahne oldu. İş Ahlâkı Zirvesi 2023’te ele alınan konular bağlamında, aşağıdaki hususların öneminim vurgulanması gereğinin altı çizildi:  

Daha sağlıklı ve huzurlu bir dünya için; mesleklerimizi önemsemeli, işimize hile karıştırmamalı, ürün ve hizmetlerimizin değerini artırmalıyız. Bunun için mesleğimizle ilgili öğrenme sürecinin sürekliliğinin farkında olarak kendimizi geliştirmeliyiz. Ve bizlerin meslek ahlâkı konusundaki duyarlılıklarımızın gelecek kuşaklar için bir referans olacağını asla unutmamalıyız…

Değişen meslekler ve iş modellerine yönelik olarak, meslek ahlâkına ilişkin farkındalığın artmasına katkı sağlamak üzere düzenlenmiş bulunan “İGİAD İş Ahlâkı 2023 Zirvesi” nin amacına ulaşmış olduğunu söyleyebilirim. 

Engellerimiz hissettirmeyecek engelsiz günler dileğiyle…

Yazının Devamını Oku

Kadına yönelik şiddet

26 Kasım 2023
Merhabalar sevgili okurlar.

Bir insan hakkı ihlâli ayrımcılık biçimi olan ve topyekûn mücadeleyi gerektiren küresel bir sorun olarak kabul edilen kadına yönelik şiddet; kültürel, ekonomik, coğrafi sınır tanımaksızın tüm dünyada varlığını sürdürüyor. Bu sorun, günümüzde ulaştığı boyutlarla, uluslararası ve ulusal düzeyde önemli bir gündem haline gelmiş durumda. 

Kadına yönelik şiddet; şiddet mağdurunun temel haklarının varlığını hiçe sayıyor, kişinin insan olmaktan kaynaklanan imkanlardan yararlanarak kendini geliştirmesinin önüne geçiyor, insanın değerine ve onuruna yaraşır bir hayat sürme hakkına zarar veriyor. Bu ihlâl biçiminin varlığı; yalnızca mağdurları değil, onların ailelerini ve sonuçta toplumu olumsuz etkiliyor. Göçmen kadınlar, çatışma bölgelerinde yaşayan kadınlar, engelli kadınlar gibi belirli grupların ise; çoklu dezavantajlı durumda olmalarından dolayı, şiddete maruz kalma olasılıkları daha yüksek. 

Kadına yönelik şiddeti doğuran etkenler; kadınlar ve erkekler arasındaki sosyal, politik ve ekonomik gücün dengesiz dağılımı, diğer bir deyişle kadınların toplumdaki eşit olmayan statülerinden kaynaklanıyor ve çoklu ve karmaşık bir yapıya sahip.  

Gerek şiddetle mücadeleye ilişkin literatür gerek hukuki düzenlemeler incelendiğinde; kadına yönelik şiddetin birbirinden farklı biçimleri olduğu görülüyor:

Fiziksel şiddet

Kişinin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden ve onun bütünlüğünü hedef alan, ona acı çektiren her türlü saldırı fiziksel şiddet olarak adlandırılabiliyor. Kişinin bedensel olarak zarar görmesine neden olan her türlü eylem ve ihlâli kapsayan fiziksel şiddet, sağlıksız koşullarda yaşamaya mecbur bırakmaktan töre ve namus gerekçeleriyle kasten öldürme eylemine kadar uzanıyor. Özetle, bu tür şiddet kadınların sağlığının, gelişiminin ve onurunun zarar görmesiyle sonuçlanıyor ve hayatta kalmalarını zorlaştırıyor.

Cinsel şiddet

Yazının Devamını Oku

 “Akdeniz Bilim Ekibi”

23 Kasım 2023
Merhabalar sevgili okurlar.

MEDNIGHT Akdeniz’in her iki ucundaki bilgi merkezini birbirine bağlayan ve on kurumun katılımıyla oluşan bir konsorsiyumu bir araya getiren bir Akdeniz Bilim Yayma Projesi. FISABIO, INCLIVA, CSIC, MUDIC, El Kaleidoscope, SciCo Cyprus, Messina Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi ve Avrupa Kadın Rektörler Birliği (EWORA), SciCo Yunanistan'ın koordinatörlüğünde yürütülüyor. 

Geçtiğimiz günlerde, Akdeniz Bilim Ekibi İstanbul’da düzenlenen bir Gala’ da bir araya geldi. Gala, bu yıl ilk defa 35 aday arasından çeşitli Akdeniz ülkelerinden 11 kadın araştırmacının seçilmesiyle bilimde kadın erkek eşitliğinin görünürlüğüne destek olmayı amaçlıyordu. Seçilen isimler Akdeniz havzasının on ülkesini temsil ediyor ve bu temsil 2023 Akdeniz Bilim Ekibi’ ni ortak bağlantı olarak bilimle bir Akdeniz kimliği yaratmaya yönelik bir adım haline getiriyor. 

Horizon Europe Programı’ nın Marie Sklodowska-Curie aksiyonunun bir parçası olarak Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen MEDNIGHT Projesi kapsamında tamamı kadınlardan oluşan Akdeniz Bilim Ekibi, Avrupa Kadın Rektörler Derneği (European Women Rectors Association-EWORA) tarafından Kadir Has Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. 

Bilim Akademisi Başkanı Prof. Dr. Canan Atılgan’ın onur konuğu olarak bir konuşma yaptığı ve sanatçılar Yekta Özgen (Viyolonsel) ile Neva Özgen’ in (Kemençe) kısa bir müzik dinletisi sunduğu Gala’ da, Akdeniz Bilim Ekibi’ nin üyeleri de çalışmaları ile ilgili birer sunum gerçekleştirdiler. 

2023 Bilim Ekibi Üyeleri 

Cristina Romera (İspanya)

Deniz bilimci (Oşinograf) olan ve Barselona’daki Deniz Bilimleri Enstitüsü’ nde (Institute of Marine Sciences-CSIC) çalışıyor. Araştırmalarında okyanus karbon döngüsüne odaklanıyor. 

Seda Keskin (Türkiye)

Yazının Devamını Oku

“Kuşatma Altındaki Bir Çocuğa Fısıldanan Sözcükler”

19 Kasım 2023
Merhabalar sevgili okurlar.

Hamas’ın silahlı kanadı İzzettin El-Kassam Tugayları 7 Ekim sabahı İsrail’in “Filistinliler’ e ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlerine yönelik sürekli ihlallerine karşılık verme” gerekçesiyle kapsamlı saldırı düzenlerken İsrail ordusu da Gazze şehrini yoğun hava bombardımanı başlatmıştı.

Ben bu yazıyı kaleme alırken İsrail'in Gazze şehrine yönelik saldırıları 42. gününe girmişti. Gazze’deki hükümete göre 7 Ekimden bu yana İsrail’in saldırılarında Gazze şeridinde 4.710’u çocuk ve 3.160’ı kadın olmak üzere 11.500 kişi öldürüldü. Batı Şeria ve Kudüs’te yine 7 Ekim’den bu yana İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 197 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu Gazze'de on binlerce yaralı ile sivilin sığındığı onlarca hastaneyi zorla tahliye ettirmek için yerleşkelerini ya da ana binalarını vurdu. İşgal sırasında bazı hastaneleri bastı. Saldırılarda yüzlerce kişi öldü ve yaralandı.

Yapılan bu zulme ister toplu kıyım, ister soykırım deyin bu hem bizim dinimizde hem de zulmü gerçekleştirenlerin dininde günah. Ve bu günah cezasız kalmayacak. Bu nedenle bu dünyada olmasa bile öteki dünyada hak ettikleri cezayı alacaklar. Zira Allah’a ve ilahî adalete dair inancım tam. 

İşlenen bu insanlık suçu ne yazık ki tüm dünyanın gözü önünde gerçekleştiriliyor. Yani herkes her şeyin farkında. Bu yüzden ben bugünkü yazımda duygularını sanatsal  olarak ifade edenlerden söz etmek istiyorum.

Tunuslu şarkıcı Emel Mathlouthi Gazze’de yaşanan katliama “Filistin’de Doğdum” şarkısıyla dikkat çekti. Emel Mathlouthi’ nin şarkısının sözleri şöyle: 

“Filistin’de Doğdum

Adsız yerlerden geldim

Toprağım yok, anavatanım yok

Yazının Devamını Oku

“Tek Dünya - Tek Sağlık”

17 Kasım 2023
Merhabalar sevgili okurlar.

“Tek Sağlık” bulaşıcı hastalıklara odaklanan; toplum sağlığına insan, hayvan ve çevre ilişkileri bağlamında bakan bir yaklaşım. Günümüzde tüm dünyada bilimsel otoritelerce gündeme getirilen “Tek Sağlık Konsepti” ile; hastalık - epidemiyoloji bağlamında, insanlara bilinç kazandırılması ve halk sağlığının kalitesini iyileştirmek için koruyucu stratejiler geliştirilmesi amaçlanıyor. 

İklim krizi, hızla artan nüfus, demografik değişiklikler, tarım alanlarının yetersizliği, yaban hayatı ile kentlerin kesişme alanlarının artması; insanları salgın hastalıklara, gıda zincirinden doğabilecek krizlere, vektör kaynaklı zoonotik hastalıklara ve antimikrobiyal dirence çok daha açık hale getiriyor.

Tek Sağlık yaklaşımı kapsamında önemli ortak sağlık sorunlarını çözüme kavuşturmak için; antimikrobiyal direnç ile mücadele, zoonotik hastalıklar ve vektör kaynaklı hastalıkların önlenmesi, güvenli ve sürdürülebilir gıda tedariğinin sağlanması adına sağlık çözümleri sunan MSD Hayvan Sağlığı’ nın Türkiye Genel Müdürü Veteriner Hekim Dr. Burhan Hacı’ nın söylediğine göre: vektör kaynaklı hastalıklar, tüm bulaşıcı hastalıkların küresel yükünün tahmini olarak %17’ sini oluşturuyor. Ayrıca insanlarda bilinen bulaşıcı hastalıkların %60’ ndan fazlası doğrudan veya dolaylı temas, vektörler, yiyecek ve su yoluyla ya da hayvanlardan geçebiliyor.

Son otuz yılda, otuzdan fazla yeni insan patojeni tespit edilmiş durumda. Bunların %75’ i hayvanlardan kaynaklanıyor. Hayvan ve insan sağlığı arasındaki bu bağlantı; insan nüfusu büyüdükçe, hayvanlarla daha yakın temas halinde yaşanan yeni alanlara yayıldıkça kuşkusuz daha da artmaya devam edecek.

Dr. Burhan Hacı’ nın da söylediği gibi, Covid-19 pandemisinin çok açık bir şekilde gösterdiği üzere; insanların, hayvanların ve gezegenimizin sağlığını bir bütün olarak düşünmek zorundayız. Vektörel kaynaklı bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkmasının ve yayılmasının önlenebilmesi ve toplum sağlığının korunması; ancak, halk sağlığı tehditlerinin bütünsel olarak ele alındığı, birleştirici bir yaklaşım sağlayan “Tek Sağlık” uygulamalarının güçlendirilmesi ile sağlanabilir.

Yerel, ülkesel ve global olarak çalışan değişik disiplinlerin iş birliği sonucunda giderek önem kazanan “Tek Dünya - Tek Sağlık” yaklaşımı; 2007 yılında, Amerikan Veteriner Hekimliği Birliği ile Amerikan Tabipleri Birliği tarafından kabul edilmiş bulunuyor. Artık tüm dünyada benimsenmiş olan “Tek Sağlık” yaklaşımının temeli; hayvan, insan ve çevre sağlığı alanında çalışan tüm meslek gruplarının iş birliği içinde olmasına dayanıyor. 2016’dan beri de her yıl 3  Kasım tarihi, “Dünya Tek Sağlık Günü” olarak anılıyor. 

Dünya nüfusu hızla artıyor. Buna karşın yeryüzünün sınırlı kaynakları hızla tüketiliyor. 2050 yılında dünyayı beslemek için %70’ den fazla ek protein kaynağına, yaklaşık 3 milyon 3 yüz bin km² büyüklüğünde tarım alanlarına ihtiyacımız olacak. Öte yandan, küresel hayvansal üretim kayıplarının %20’den fazlası hayvan hastalıkları ile bağlantılı. Yani, protein kaynağı açısından sürdürülebilir bir gelecek için; verimliliğe, hayvan sağlığı refahına odaklanmamız gerekiyor. 

İnsanlar ve hayvanlar doğanın en vazgeçilmez parçaları. İnsan nüfusunun önemli bir kısmı; meslekleri gereği, yaşadıkları yerlerin coğrafi konumu ya da ülkelerin kültürlerine göre değişik aralıklarla hayvanlarla veya hayvansal ürünlerle yakın temasta bulunuyorlar. Kentsel yaşamda evde beslenen evcil hayvanlar, kırsal kesimde büyükbaş ya da küçükbaş hayvanlar insanlarla iç içe yaşıyorlar. Hayvansal gıdaların elde edilmesi, hazırlanması, paketlenmesi, depolanması ve dağıtılmasına kadar yapılan her işte insan unsuru ön plana çıkıyor. Ayrıca, süt ve süt ürünleri ile et ve et ürünleri yaşamamız için vazgeçilmez gıdalar.

Yazının Devamını Oku