Ayşegül Domaniç Yelçe

Ayşegül Domaniç Yelçe

yelcester@gmail.com

Genetik hastalıklar ve akraba evlilikleri

8 Aralık 2025
Merhabalar sevgili okurlar.

Anne ve babadan çocuğa kalıtılan anomalisi olan gen veya kromozomların sebep olduğu hastalıklara, genetik (ya da kalıtımsal hastalık) deniliyor.

Genetik hastalıklar, karşımıza; DNA’mızda meydana gelen mutasyonlar ya da kromozom anomalileri şeklinde çıkıyorlar. İnsanlığın varoluşundaki yapı taşı olan DNA’nın çift sarmalının birini anneden diğerini babadan aldığımız bu genetik şifrede, daha önce var olan mutasyon ya da sonradan kazanılan mutasyonlar sonucu genetik hastalıklar meydana geliyor. Bu genetik hastalıklar doğuştan meydana geldiği gibi hastanın hayatının daha ileri bir evresinde de ortaya çıkabiliyor.

Binlerce genetik (kalıtımsal) hastalık var. Bu hastalıklara yol açan genlerin kaynağı anne ve babalarımız. Dünya genelinde milyonlarca insan hastalık yaratan genler taşıyor.

Genler DNA’dan oluşuyor ve hücredeki 23 çift kromozom onlara taşıyıcı rol oynuyor. Çocuk, anne ve babadan kromozom çiftlerinden birini alıyor. 23 çift kromozomdan bir tanesi (bir çift) cinsiyeti tayin ediyor ve bunlar X ve Y olarak anılıyor. Hayata biri anneden biri babadan iki hücre ile başlıyoruz: sperm ve ovum. Çocuk birbirinin kopyası çift genlerden birini anneden birini babadan alıyor. Bu iki hücre, bu genlerin olağanüstü marifeti ile bölünüp çoğalarak, koca koca kadınları ve erkekleri oluşturuyor.

Kalıtım başlıca 3 şekilde oluyor. Birisi dominant (başat) geçiş adını alıyor. Yani anne, ya da baba hastalık genini taşıyor ve onun yol açtığı hastalıkla yaşıyor, bu durumda doğacak çocuk yüzde 50 olasılıkla bu hastalığı alıyor. Çünkü çift genlerden biri kusurlu, biri değil. Hangi çocuk kusurlu geni alırsa, o hasta oluyor. Diğerini alan çocuk hasta olmuyor. Hasta çocuk ilerde evlenip çocuk yaparsa, tıpkı babası (veya annesi) gibi yüzde 50 olasılıkla hasta çocuk sahibi oluyor.

İkinci kalıtım şekli, cinsiyet kromozomu aracılığı ile olan (X linked). Bu hastalıklar, kusurlu geni X kromozomunda taşıyan annelerden erkek çocuğa geçiyor. Anne hasta değil, taşıyıcı rol oynuyor. Kadınlarda XX -iki X- var. Bir tanesi hastalık nedeni olan geni taşıyor ama ikinci X koruyucu rol oynuyor. Erkek ise XY sahibi. Y’nin böyle bir koruyuculuk yeteneği yok. O nedenle, erkek çocuk anneden X yolu ile hastalık genini alırsa hasta oluyor. Kız çocuğu bu aynı X’i alınca hasta olmuyor, annesi gibi taşıyıcı oluyor. Çok sayıda sadece erkek çocuklarda görülen X’e bağlı hastalık var. DMD Duchenne Müsküler Distrofi ve Hemofili bunlardan ikisi.

Otozomal, insan vücudunda bulunan cinsiyet kromozomları (X ve Y) dışında kalan 22 adet çift kromozomu ifade ediyor. Kromozomlar, vücudun temel işlevlerini yöneten genleri taşıyorlar. Genler, cinsiyetten bağımsız olarak hem kadın hem erkeklerde bulunuyor. Otozomal kalıtım, kromozomlarda yer alan genlerin kuşaktan kuşağa aktarılması durumu. Genetik hastalıkların bir kısmı otozomal kalıtım yolu ile nesilden nesile geçiyor. Otozomal kalıtım biçiminde baskın gen (dominant) ve çekinik gen (resesif) kavramları, hastalığın ortaya çıkış şeklini belirtiyor.

Şimdi akraba evliliğine geliyoruz.

Yazının Devamını Oku

‘Dünya Kadın Hakları Günü’

5 Aralık 2025
Merhabalar sevgili okurlar.

Bugün, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü…

Kadın haklarının ve eşitlik mücadelesinin simgesi olan bu özel günün temeli, Olympe de Gouges' un 1791'deki “Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi” ne dayanıyor. Fransız İhtilâli sonrası yayımlanan bildirgeye ek olarak Gouges' un hazırladığı kadın hakları bildirgesine, “Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi” denildi. Bildirgenin içeriğinde; kadınların sosyal, hukukî ve politik alanda erkeklerle eşit haklara sahip olmasının gereklilikleri yer alıyordu. Bildiri’ nin ilk maddesinde; “Kadın özgür doğar ve erkeklerle haklar bakımından eşittir.” deniliyordu…

Ülkemize gelince; Kadın hakları mücadelesi Osmanlı’ nın son dönemlerinde başladı. 19. yüzyılın ikinci yarısında yayınlanan kadın dergileri, kadınların eğitim ve sosyal hayattaki rolüne dair farkındalık yarattı.

1923’te, Cumhuriyet’ in kuruluşunun ardından, Mustafa Kemal Atatürk’ ün liderliğinde gerçekleştirilen reformlar; kadınların eşit yurttaşlık haklarına sahip olmaları açısından bir dönüm noktası oldu. 1924 yılında, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ nun kabul edilmesiyle, eğitim tek sistem altında toplandı ve kadınlarla erkeklere eğitimde eşit olanaklar sunuldu. 1925 yılında Kıyafet Kanunu kabul edilerek, kadınlara hem aile içinde hem de bir birey olarak eşit haklar tanınmış oldu.

Bundan 99 yıl önce, 17 Şubat 1926’da Medeni Kanun’ un kabulü ile de, kadınlar ile erkeklerin hakları eşitlendi. Kişiler hukuku, aile, miras, eşya hukuku ilişkilerinde dinî hukuk yerine laik hukuk kabul edildi. Yasa, özellikle kadınlara tanıdığı haklar açısından, toplumun aydınlık yüzü oldu.

Kanun önünde kadın erkek eşitliğini kabul ederek kadınların ve bunun sonucu toplumun önünü açan Medenî Kanun, kadınların eşit ve özgür bireyler olarak toplumsal ve kamusal yaşamda yerini almasının başlangıcı oldu.

Kadınlara;

Hakkı tanındı.

Yazının Devamını Oku

‘Kadına Yönelik Şiddet’ 2

30 Kasım 2025
Merhabalar sevgili okurlar.

 

Bir önceki yazıma Ekim ayında öldürülen 19 kadının isimleri ve kısa yaşam öyküleri ile devam ediyorum. Yine Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ ndan alınan verilere göre:

İzmir’de yaşayan, 45 yaşındaki 2 çocuk annesi Serpil Güral; boşanma aşamasında olduğu A.G. tarafından, bıçaklanarak öldürüldü. Serpil’in fail hakkında 22 Eylül’de 1 ay süreyle uzaklaştırma kararı aldırdığı öğrenildi.

Yalova’ da, 39 yaşındaki Belgin Aslanoğlu; evli olduğu Özgür Aslanoğlu tarafından, sokak ortasında göğsünden ve başından ateşli silahla vurularak öldürüldü. Tutuklanan failin, ifadesinde; “Silahla ateş etmek istedim ancak tutukluk yaptı. Silahı tekrar kurdum, Belgin'in üst vücut bölgesine doğru 2 el ateş ettim; sonra yere düştü. Yerdeyken yanına gittim, 1 el daha ateş ettim” dediği belirtildi.

Denizli’ de, 42 yaşındaki Keziban Pars Acar; bir ay önce evlendiği Tunay Acar tarafından, tüfekle vurularak öldürüldü. Fail daha sonra aynı silahla intihar etti.

Çankırı’ da, 2 çocuk annesi 40 yaşındaki temizlik görevlisi İlknur Kertlez; eskiden evli olduğu Selami Yılmaz tarafından, bıçaklanarak öldürüldü. İntihar girişiminde bulunan fail, tedavi gördüğü hastaneden 2 gün sonra taburcu edilerek, gözaltına alındı.

Kahramanmaraş’ta, 7 yıl önce boşandığı 37 yaşındaki Fatma Görkem’i ateşli silahla öldüren Hakan Yılmaz; cinayetin hemen ardından, Fatma’ nın annesi 63 yaşındaki Gülistan Görkem’ i de öldürdü. Bu arada, 19 yaşındaki üvey kızı Eda Nur Göksu’ yu da yaralayan fail, intihar etti.

Kayseri’de, Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Halkbilimi öğrencisi 3 çocuk annesi

Yazının Devamını Oku

‘Kadına Yönelik Şiddet’

25 Kasım 2025
Merhabalar sevgili okurlar.

 

Bugün, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü”…

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 20 Aralık 1993 tarihinde, aldığı 48/104 sayılı kararla, Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge’ yi kabul etti. BM, aldığı bu kararla, küresel ölçekte kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasını hedefliyordu.

Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge’ de, kadınlara yönelik şiddet; ‘kadınlara fiziksel, cinsel veya ruhsal zarar veya acı veren ya da bu sonuçları doğurması muhtemel olan -bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma dâhil olmak üzere- ister kamusal ister özel hayatta meydana gelen cinsiyete dayalı her türlü şiddet eylemi’ olarak tanımlanıyordu.

BM Genel Kurulu tarafından 7 Şubat 2000 tarihinde kabul edilen 54/134 sayılı kararla da; 25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak belirlendi. Hükümetler, uluslararası örgütler ve sivil toplum kuruluşları, her yıl bu tarihte, konuyla ilgili kamuoyunun farkındalığını artırmayı amaçlayan etkinlikler düzenlemeye davet edildi.

“Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak 25 Kasım tarihinin seçilmesinin özel bir anlamı vardı: Çünkü 25 Kasım, 1960 yılında Dominik Cumhuriyeti' nde üç Mirabel Kardeşin -Patria, Minerva ve Maria Teresa- hükümetin diktatörlüğüne karşı verdikleri mücadelenin bir sonucu olarak vahşice öldürülmelerinin yıldönümüydü. 

Kadına yönelik şiddet; yalnızca bir bireyin sorunu olmayıp, küresel bir insan hakları ihlâli olarak her geçen gün daha fazla kadının hayatını tehdit ediyor. Birleşmiş Milletler’ in 2023 yılı verilerine göre; küresel ölçekte, her üç kadından biri yaşamının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ nün 2021 yılı verilerine göre; küresel ölçekte, 15-49 yaş arası her üç kadından biri fiziksel ya da cinsel şiddete uğramış bulunuyor. Bu sayılar, her yıl yaklaşık 736 milyon kadının şiddetle karşı karşıya kaldığı anlamına geliyor. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi Raporu’ na göre ise; küresel ölçekte işlenen kadın cinayeti sayısı, yılda yaklaşık 87 bin. Bu cinayetlerin yaklaşık %58’i, kadının en yakın çevresindeki kişiler tarafından işleniyor.

Anadolu Ajansı verilerine göre;

Yazının Devamını Oku

Bu dünya sadece insanlara ait değil …

23 Kasım 2025
Merhabalar sevgili okurlar.

 

1975 yılında, Feneryolu 'nda, annemlerle aynı apartmanı paylaşıyorduk. Bahçe içinde, üç katlı bir aile apartmanıydı burası. Eşim, ben ve küçük kızımız bahçe dairesinde, annemler ise bizim üst katımızda oturuyorlardı. Her iki daire de yaklaşık on metre uzunluğunda, iki metre genişliğinde balkona sahipti. Bahçemizde, annemlerin balkonuna kadar uzanan bir asma vardı.

Bir gün kısa tüylü, simsiyah bir kediyle karşılaştık annemlerin balkonunda. Asmadan yukarıya tırmanmış, adeta “ben açım” diyordu. Babam “Şık Lâtife” adını verdiği bu kediyi muntazam olarak beslemeye başladı. Şık Lâtife evin içine girmiyor; balkonda karnını doyurup babamla biraz oynadıktan sonra, geldiği gibi asmadan bahçeye inip gidiyordu. 

Bir sabah uyandığımızda büyük bir sürpriz bekliyordu bizi. Şık Lâtife balkondaki sedirin üzerinde yavrulamıştı. İkisi erkek, ikisi dişi olan yavruların dördü de bembeyazdı; erkekler kısa, dişiler ise uzun tüylüydü. Bebeklerin gözleri açılıncaya kadar, onlarla birlikte annelerini de misafir ettik balkonumuzda. Zaten Şık Lâtife de o vakte kadar hiç ayrılmadı yavrularının başından.

Yavruların gözleri açıldığında bir sürprizle daha karşılaştık.  Dişi olan uzun tüylü kedilerin birinin gözleri çift renkliydi, diğerininki ise gök mavisi… Masmavi gözleri olan yalnız o değildi; erkek yavruların biri de mavi gözlüydü ve görüp gölerebileceğimiz en yakışıklı erkek kedilerden biri olacağı kesindi. Yavrulardan yalnızca bir tanesi, rengi dışında, tıpatıp annesine benziyordu. Anlaşılan o ki, bizim Şık Lâtife komşulardan birine ait bir Ankara kedisi ya da uzun tüylü bir Van kedisi ile çiftleşmişti.

Kedileri çok seven annem, dayanamayıp yavruların dördünü de eve aldı. Şık Lâtife, iki ay kadar bir süre ile, gelip gidip emzirdi yavrularını, sonra da aniden kayboldu ortalardan. O zamanlar dört yaşında olan kızım; televizyon ekranlılarına gelen ilk Aşk-ı Memnu dizisinde duymuş olsa gerek, mavi gözlü kedilere “Bihter” ve “Behlül” adlarını verdi. Bir gözü mavi, diğeri yeşil olan yavrunun ismini annem koydu: “Yumak” …  Babam da kendi Şık Lâtife’ sine benzeyen tek yavru için, “bunun da adı ‘Dursun’ olsun da beni bırakıp gitmesin” dedi. Benim küçük kızım işte bu kedilerle büyüdü…

O dört güzel kedinin ardından uzun süre başka bir kedi girmedi hayatımıza. Sonra bir arkadaşımızın “Chianti” adını verdiği, ancak bazı nedenlerden dolayı artık bakamayacağını söylediği bir Ankara kedisini sahiplendik. Bu güzeller güzeli yavru kedi, benim kedilerden hoşlanmayan eşimin kalbine öyle derin bir sevgi aşıladı ki; sanki o kedilerden hoşlanmayan adam gitti ve yerine “kedi aşığı” bir adam geldi. Zaten Chianti de en çok onu seviyor ve ona hepimizden farklı davranıyordu.

Yazının Devamını Oku

‘Çocuk Hakları’

20 Kasım 2025
Merhabalar sevgili okurlar.

Bugün, Dünya Çocuk Hakları Günü… Bu özel gün, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1959 yılında ilan edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’ nin kabul edilmesinin 30. yılına denk gelen 20 Kasım tarihinde kutlanmaya başlanmış bulunuyor. Çocuk Hakları Sözleşmesi, dünya genelindeki çocukların yaşamlarını daha iyi hale getirmek amacıyla; eğitim, sağlık, güvenlik gibi temel haklarını güvence altına alan önemli bir belge.

Bu günün kutlanmasının temel sebebi, dünya genelinde çocuk haklarıyla ilgili farkındalık oluşturmak ve toplumu bilinçlendirmek.

Çocuk hakları; dünya genelinde çocukların, özgürce büyüyebilmeleri, gelişimlerini sağlıklı bir biçimde sürdürebilmeleri, eşit haklarla eğitim alabilmeleri ve korunmaları adına var olan haklardır. Çocuk hakları, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ nde; yaşama hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, korunma hakkı ve katılım hakkı gibi temel unsurlar 54 madde halinde düzenlenmiş olarak yer alıyor.

Dünya Çocuk Hakları Günü’nün amacı; çocuk hakları konusunda dünya çapında farkındalık yaratmak, çocukların haklarını güvence altına almak ve çocuklara yönelik olumsuz durumları ortadan kaldırmak. Bu özel gün, hem hükümetlerin hem de sivil toplum kuruluşlarının çocuk haklarıyla ilgili adımlarını hızlandırıp çoğaltmalarını sağlamak için önemli bir araç. Çocuk hakları konusunda hâlâ birçok bölgede ciddi ihlaller yaşandığından; bu özel gün sayesinde, dünya genelinde toplumsal bir uyanış yaratabilmek hedefleniyor.

Her yıl 20 Kasım’ da kutlanan Dünya Çocuk Hakları Günü, dünya genelinde farklı etkinliklerle anılıyor. Bu etkinlikler, genellikle; çocuk hakları konusunda eğitim veren seminerler, paneller, okullarda gerçekleştirilen faaliyetler, yarışmalar, sergiler ve farkındalık yürüyüşleri gibi organizasyonları içeriyor.

Tüm dünyada çocuk hakları konusunda farkındalık yaratma amacını taşıyan Dünya Çocuk Hakları Günü; sadece gelişmiş ülkeler için değil, aynı zamanda az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için de büyük bir önem taşıyor. Gelişmiş ülkelerde çocuk hakları genellikle daha fazla korunuyor olabilir, ancak diğer ülkelerde çocuklar hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyorlarlar. Çocukların ticaretinin yapılması, çocuk işçiliği, şiddet ve istismar, savaş bölgelerinde yaşamak zorunda kalan çocuklar gibi meseleler hâlâ önemli insan hakları ihlâlleri arasında yer alıyor. Dünya Çocuk Hakları Günü, bu tür ihlâllerin daha görünür hâle gelmesine yardımcı oluyor ve bu sorunlarla mücadele etme konusunda küresel bir dayanışma oluşturuyor.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuk haklarının hayata geçirilmesi noktasında taraf devletlere somut yükümlülükler getiriyor. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, adalete erişim, istismar ve sömürüye karşı korunma gibi alanlarda asgari standartları belirleyen söz konusu Sözleşme; aynı zamanda, çocuk hakları ihlallerine karşı etkili başvuru yollarının oluşturulması gereğine de işaret ediyor. 

Sözleşme’ nin ortaya koyduğu bu ilkelere paralel olarak, ülkemizde de çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesi için güçlü bir hukuki altyapı oluşturulmuş ve kapsamlı politikalar hayata geçirilmiş durumda.

Yazının Devamını Oku

Sanal kumar bağımlılığı

16 Kasım 2025
Merhabalar sevgili okurlar.

Dünya Sağlık Örgütü’ nün “Uluslararası Hastalıkların Sınıflandırılması El Kitabı” nın on birinci revizyonunda, madde kullanımına ve bağımlılık davranışlarına bağlı bozukluklar; “ağırlıklı olarak psikoaktif maddelerin kullanımı veya belirli tekrarlayan ödüllendirici ve pekiştirici davranışların bir sonucu olarak gelişen zihinsel ve davranışsal bozukluklar” olarak tanımlanıyor. Bağımlılık yapan davranışlara bağlı bozukluklar ise bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımı dışında kalan yineleyici ve ödüllendirici davranışların bir sonucu olarak gelişiyor. Bu bozukluklar, çevrim içi ve çevrim dışı davranışlar olarak ortaya çıkabiliyor.

Bağımlılık olgusu bireyin bir davranış, eylem, madde ya da nesne üzerindeki kontrolün yitirmesi olarak da tanımlanabiliyor. Bazen bu kontrol yitimi öyle seviyelere gelebiliyor ki yaşamın farklı alanları bu durumdan doğrudan etkileniyor. Örneğin alkol bağımlısı olan birisi işinde, kariyerinde, aile hayatında ve ekonomik durumunda sarsılmalar yaşayabiliyor; fizyolojik açıdan da sağlığını yitirebiliyor. Dolayısıyla bağımlılık nesnesini basit bir tüketim olarak nitelendirmek doğru değil. Alkol, sigara ve çeşitli maddeleri içeren bağımlılıklar yıllardır öne çıkmış olsa da son dönemlerde davranışsal kategoride farklı türde bağımlılıklarla da karşılaşılıyor. Sanal kumar bağımlılığı da bunlardan biri…

Kumar bağımlılığı, bireyin kumar oynama isteğini kontrol edememesi, bu davranışı tekrarlamaya devam etmesi ve sonucunda maddi kayıplar, psikolojik sorunlar ve sosyal ilişkilerde bozulmalar yaşamasıyla karakterize edilen bir davranışsal bağımlılık türü. Kumar bağımlılığı, kişinin finansal, ailevi, iş ve sosyal yaşamını bozarak ciddi sorunlara yol açabiliyor. Kumar bağımlılığının belirtileri arasında sürekli kumar oynamaya duyulan istek, kaybedilen parayı geri kazanma çabası ve kişisel yaşamda kumarın öncelikli hale gelmesi bulunuyor.

Teknolojinin gelişmesiyle, günümüzde kumar bağımlılığı sanal ortama taşınmış durumda. Sanal kumar bağımlılığı, “bireyin internet üzerinden erişilebilen bahis, casino, poker gibi oyunları sürekli oynama isteği duyması ve bu durumu kontrol edememesi” olarak tanımlanıyor.

Sanal kumar bağımlılığının gelişmesinde birçok psikolojik, biyolojik ve çevresel faktör rol oynuyor:

Sanal kumar bağımlılığı; teknolojinin gelişmesiyle birlikte tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de giderek artan bir halk sağlığı sorununa dönüşüyor. Online bahis, slot makineleri ve canlı casinolar yalnızca maddi çöküşe değil, ağır psikolojik sorunlara, intihar düşüncelerine ve aile içi yıkımlara yol açıyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi uzmanları, kumar bağımlılığına ilişkin çarpıcı veriler ve derinlemesine analizlerle toplumun gizli yarasına dikkat çekiyorlar:

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel; sanal ortamda oynanan kumar ve bahis oyunlarının yalnızca eğlencelik bir aktivite olmadığını, ciddi bir bağımlılık riski taşıdığını belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre; son bir yıl içinde dünya genelinde, yetişkinlerin %46,2’si ve ergenlerin %17,9’u en az bir kez kumar oynamış bulunuyor. Yetişkinlerde kumar bağımlılığı oranı ise %0,1 ile %5,8 arasında değişiyor. Çevrim içi casinolar, slot makineleri ve mobil uygulamalar aracılığıyla oynanan sanal bahisler, kontrolsüzce artıyor. Türkiye’ de de, dijital erişimin kolaylaşmasıyla, bağımlılıklar genç yaşlara kadar iniyor.

“Kumarın psikolojik etkileri, sadece kayıplarla sınırlı değil” diyen Prof. Dr. Ögel: “Kumar bağımlılarının %50'sinden fazlasının yaşamlarının bir döneminde intiharı düşünmüş, bu bireylerin %17–20’sinin intihar girişiminde bulunmuş ve bu oranın, genel toplumda görülen intihar girişim oranının 5–10 katı.” olduğunu belirtiyor. Bağımlılıkla birlikte bireyde kontrol kaybı, sosyal izolasyon, finansal çöküş, depresyon ve suçluluk duyguları geliştiğini belirten Prof. Dr. Ögel; “Bağımlıların yaklaşık dörtte biri en az bir kez intihar girişiminde bulunuyor. Bu, kumar bağımlılığının ciddiyetini ve karmaşıklığını açıkça ortaya koyuyor.” diyor.

Yazının Devamını Oku

21. Uluslararası Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali bugün başlıyor…

14 Kasım 2025
Merhabalar sevgili okurlar.

Gölgelerin ışıkla dans ettiği, kökleri asırlar öncesine dayanan Bursa’nın kültürel mirası Karagöz oyunu; Uluslararası Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali ile 21. kez kapılarını açıyor!

21. Uluslararası Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali; Bursa Büyükşehir Belediyesi iş birliği ile Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) tarafından, 14-23 Kasım tarihleri arasında düzenleniyor. Hem biletli hem de ücretsiz toplam 38 temsilin gerçekleştirileceği Festival, dünyanın farklı noktalarından 100’e yakın sanatçıyı 9 gün boyunca Karagöz’ ün doğduğu kentte ağırlayacak.

Karagöz ve Hacivat hakkındaki bilgiler rivayete dayanıyor. Kesin olarak yaşayıp yaşamadıkları ise tam olarak bilinmiyor. Bilinen en meşhur rivayet, Orhan Gazi döneminde yaşayan iki inşaat işçisi oldukları. Evliya Çelebinin aktardığı rivayete göre Karagöz ve Hacivat, cami yapımında çalışan iki işçidir.

Yine Evliya Çelebi’ ye göre, Karagöz’ ün gerçek ismi Ahmet Bali Çelebi’ dir. Selçuklu Türkleri’ nden olan Bali Çelebi, Türkler, Bursa’ yı aldıktan sonra Bursa’ ya yerleşen bir demirci ustasıdır. Hacivat’ ın gerçek ismi ise Hacı İvaz’ dır.

İnşaatında çalıştıkları caminin yapımı sırasında, Karagöz ve Hacivat’ ın didişmeleri ve tatlı kavgaları diğer işçileri eğlendirdiği için; herkes işi bırakıp Hacivat ve Karagöz’ ü izlermiş. Bu yüzden caminin yapımı, zamanında tamamlanamamış. Orhan Gazi, caminin yapımının neden hâlâ bitmediğini Mimarbaşı’ na sorunca; Mimarbaşı, Hacivat ve Karagöz’ ün isimlerini vermiş. Bunun üzerine Orhan Gazi; Karagöz ve Hacivat’ ı, caminin yapımını aksattıkları için ölüm cezasına çarptırmış.

Ancak Orhan Gazi daha sonra verdiği karardan pişman olmuş. Sultan’ın üzüldüğünü gören Şeyh Küşteri isminde biri, Karagöz ve Hacivat’ ın kuklalarını yaparak padişahın üzüntüsünü hafifletmek istemiş. Bu kuklaları perdede oynatmaya başlayan Küşteri, böylece, Karagöz ve Hacivat oyunlarının kurucusu olarak tarihe geçmiş.

Hemen hemen hepimizin bildiği gibi, Karagöz; deve veya manda derisinden yapılan ve tasvir adı verilen insan, hayvan veya eşya şekillerinin çubuklara takılıp arkadan yansıtılan ışıkla beyaz bir perde üzerinde hareket ettirildiği bir gölge oyunu türü.

Sanatçının performansına dayalı bir gölge oyunu olan Karagöz; Hacivat ve Karagöz arasında geçen karşılıklı komik diyaloglar ve atışmalara dayanıyor. Güldürü özelliği ise kelime oyunları, danslar ve hareketlerle sağlanıyor.

Yazının Devamını Oku