Cumhuriyet...

Atatürk’ün biz Türk milletine armağan ettiği Cumhuriyet’in bu sene 93. yılını kutluyoruz.

Haberin Devamı

Kutluyoruz ama nerede?
İçimizde, ruhumuzda!
Bayraklar asacağız bugün.
“Yaşasın Türkiye, yaşasın Cumhuriyet” diye bağıracağız bir yerlerde.
Ama nerde?
Bu yıl birçok yerde resmi kutlamalar maalesef olmasa da, eski Cumhuriyet bayramlarına benzemese de, organizasyonlar yapılmasa da çıkın sokağa.
“Yaşasın Atatürk, yaşasın Cumhuriyet” diye bağrının.
Evinize, camlarınıza, balkonunuza, arabanıza bayrak asın.
Hatta yapabiliyorsanız küçük Türk bayrakları alın ve sokakta gördüğünüz çocuklara verin.
Sabah evden çıkarken karşılaştığınız komşunuza, otoparkta, sokakta, markette gördüğünüz herkese, telefonla aradıklarınıza “Bayramınız kutlu olsun” deyin.
Bu bayram bir farklılık yaratın.
Siz kutlayın ki çocuklarda sizden feyz alsın.
Yaşasın Atatürk, yaşasın Cumhuriyet...

Haberin Devamı

Ve Cadılar Bayramı...

Cadılar Bayramı’nın bizimle ilgisi yok aslında. Ama nereden girdiyse hayatımıza girdi.
Bunun nedeni esas çocuklar. Değişik geliyor onlara. Hoş geliyor.
Tuhaf kıyafetler giymek ilgilerini çekiyor.
Suratını boyamak, belki bir balkabağını oymak, çocukların en sevdiği şeylerden.
Hele bir de kapı kapı gezip şeker toplamıyorlar mı, mest oluyorlar. O gün onlara ait bir gün.
Tabii ki bu ritüel, Amerika’dan başımıza musallat oldu. Tüm dünyaya yayıldı.
İşin aslı bana soğuk geliyor. Christmas da öyle.
Nedeni dini falan değil asla. Son yıllarda seyrettiğim korku, gerilim filmleri. Ya doğum günlerinden de korkar oldum valla.
Neden?
Her korku filminde palyaço var. Her filmde bir Noel Baba.
Bütün cinayetler Halloween’da geçiyor, seri katil değişik kılıklara giriyor.
Kapı çalınıyor, çalan bir grup çocuk.
“Trick or treat” diyorlar. Türkçesi “şeker ver ya da sana eşek şakası yaparım.”
Benim bu olayı sevmemem ve tırsmam İngiltere’de okuduğum, yaşadığım yıllara dayanıyor.
Yer İngiltere, Cadılar Bayramı zamanı. Ben şanslı değildim, arkadaşlarım gibi okulun kampüsünde kalamıyordum.
Beni bir ailenin yanına koydu annem babam, “Eti sizin kemiği benim” dediler bir şekilde.
Arkadaşlarımla okulda geyik yaptık “Hey Halloween” diye. Sonra ben inime döndüm istemeye istemeye... Evde yalnızdım, belli ki benim tonton karı koca dışarıda bir yerlerde.
Babam aradı bağrındım ona “Niye ben kampüste yaşamıyorum arkadaşlarımla” diye.
Arkadan annem aradı, ona da aynısını söyledim.
Gece oldu, yalnız başıma mikrodalgada ısıttığım yemeği yedim.
Bu arada kapı yıkılıyor ama ben açmıyorum, perde arkasından bakıyorum, bir sürü çocuk kapıda.
Gece ağlayarak uyumaya yattım. Kapı çalınıyor hem de nasıl!
Kalktım baktım, bizim tontonlar yine yok evde. Kapıya gittim ve açtım.
“Huuuu Oley oley” sesleri...
Benim aile başta, arkadaşlarımın da hepsinde maskeler...
Ağladım yine...
Benim bu halimi gören Mrs. Page, arkadaşım Figen’in telefonunu bulmuş onu aramış.
Sonra ben de giydim bir şeyler, yola döküldük kapıları çaldık “Trick or treat” dedik.
Bu bana bir anı olarak kaldı. Yaşıyorlar mı bilemem Mr.Page ve Mrs. Page, beni o gün çok mutlu ettiler.
Ama hâlâ sevmiyorum şu Cadılar Bayramı’nı.
Ayşe’nin Notu: Çizim için Serhat Filiz’e çok teşekkürler.

Haberin Devamı

Cumhuriyet...

Yazarın Tüm Yazıları