GeriAyşe ARAL - Kelebek Bize bunlar gerek....
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bize bunlar gerek....

Tam bir kabustum bir sene önce.Hiçbir şeyden zevk almıyordum, bitkin ve bezgindim.

İnandığım şeyleri sorgular olmuştum.
İşi abartıp Allah’a da soru soruyordum “niye” diye, “niye ben” diye...
Hep beni mi buluyordu hastalıklar ve şanssızlıklar!
Hep mi ben tökezleyecektim...
6 yaşından beri gündüz gece dua eden ben, önce gündüz dualarımı boşlamaya başladım.
En son felç geçirdikten sonrada akşam dualarımı da aksatır oldum.
Allah beni sevmiyor herhalde diye düşünmüştüm.
Kimselere kötülük yapmamıştım, ufak tefek yalanlar dışında bir kul olarak iyiydim aslında.
İmkanlarım el verdiğince herkese yardım ederdim.
Resmen hayata küsmeye başlamıştım.
Sonra farkındalık geldi vurdu beni. Üstüne gitmeye karar verdim bu durumun.
Hastalıklarımı, şanssızlığımı yenecektim.
İlk olarak Allah’tan özür diledim.
“Kusura bakma Allah’ım, sana karşı biraz fevri davrandım, yine dua edeceğim, sana ayrıca teşekkür ederim. Bu kadar hastalık geçirdim yine sapasağlam ayaktayım, eşim dostum, kızım, annem, kardeşim çok şükür sağlıklılar. Başımın üstünde ısınacağım bir çatı var, beni sevenler var. Gazetem var, köşem var. Yiyebiliyorum istediğim her şeyi, içebiliyorum... Şükürler olsun.”
Sonra...
Bu yaz size de yazdığım gibi Özlem’le “heal yourself” yani kendini iyileştirme adında çalışmalar yaptık, farkındalığım iyice arttı.
Hızımı alamadım Metin Hara’ya gittim ve Beki İkala Erikli’ye.
Her biri hayatıma yeni kapılar açtılar.
Ayrıca bu deneyimlemelerime dışsal temizliği de ekledim, kendimi sevmemin önemini kavradım ve arkadaşım Dilek Avşar’la çalışmaya başladım. Kendime ve dış güzelliğime de özen gösteriyordum artık... Kendime güvenim geldi diyebilirim.
Şimdilerde bir kişiye daha gidiyorum, kim olduğu bende saklı kalsın ama inancımı yükseltti o da.
Başıma gelen her şeyi kendimizin yarattığını ve aydınlanmam için bu yaşam derslerinin verildiğini söyledi Allah tarafından.
Bu dört kişinin farklı metotları olsa da hep aynı şeyi söylediler bana. Sonuç hep aynı kapıya çıktı.
Teslim ol, her şeyin bir zamanı var ve o doğru zaman seni bulacak.
Geçenlerde Instagram’da geziniyorum, Dalai Lama’nın hesabı çıktı karşıma.
Hemen takibe başladım. Onu takip edince şunu da bunu da takip edebilirsin diye öneriler çıkıyor ya karşına, hemen hepsini takibe aldım.
Ve inanamadım, onlar da hemen beni takip etmeye başladılar.
Her birinin mesajı yine aynıydı...
Bekle olacak... Doğru zaman... Hastalıklar beyninde... Allah’a inan... Teslim ol.
Anı yaşa, ne dünü ne de yarını düşün. Sev, çok sev...
Yardım et, sabırlı ol, gülümse. Negatif konuşma, hiçbir zaman negatif insanları da yakınında tutma. Kendini çok sev...
Ben başarılıyım, ben yetenekliyim, bolluk bereket içinde yaşıyorum, çok sağlıklıyım.
Bu ve bunun gibi pozitif her şeyi söyleyin. Bir süre inanmadan söyleyeceksiniz belki.
Asgari ücretle ev geçindirmeye, çocuklarına bakmaya çalışan biri nasıl bolluktan bahsedebilir ki?
Siz söylemeye devam edin, bir süre sonra bilinçaltınız buna inanmaya başlayacak ve işte o zaman her şey gerçekleşecek.
Yeter ki inanın, önce Allah’a sonra kendinize ve dediklerinize.
Kendimi çok seviyorum, herkesi çok seviyorum...
Eskiden off off çekerdim, şimdi ohh ohh diyorum. Alıştırın buna kendinizi, bir süre sonra ağzınızdan ohh ohh çıkacak.
Ben çok mutluyum, güzelim, akıllıyım, yetenekliyim, bolluk ve bereketle sarılı etrafım.
En önemlisi Allah’a teslim ettim kendimi....
Mutlu hafta sonları hepinize, Ayşe’den kucak dolusu sevgiler...
Ayşe’nin notu: Bu yazıyı yazdığım sırada sevgili arkadaşım Beki İkala Erikli’nin öldürüldüğünü öğrendim.
Ne tesadüftür ki bugün asistanım Aslı’yla Beki’yi konuşmuştuk, bize malum mu oldu nedir bilemem ama melek insan Beki’nin ölümü bizi derinden sarstı.
Aklım almıyor, hâlâ inanamıyorum... Sevgi diyen, melekler diyen birini kim, neden öldürür?
Canım Bekim ışıklarda uyu, zaten melektin, şimdi kanatlandın uçtun aramızdan. Bize öğrettiklerin için çok teşekkürler. Sevgi dolu sesin hep kulaklarımızda olacak.

X

Çocuklarımız vardı bizim...

 Çok seviyorum çocukları, kendi doğurduğumu da, doğurmadıklarımı da.


İçime sokasım var her birini, hepsini...
Geçen gün yürüyüş yapıyorum.
Bebek’te karşıma çıktı 4 çocuk, nasıl tatlılar nasıl...
“Abla” dediler, para vermeye kalktım.
“Yok be abla para verme, bize hamburger al” dediler.
İçim yandı, cebimdeki parayla alabildiğim kadarını aldım.

Yazının Devamını Oku

Instagram’da neler var neler...

 Instagram’a girdim, daha doğrusu kapısını araladım.

Ama son günlerde kendimi bayağı Instagram’lık görüyorum.
Her halimi çekip koymasam da epey bir paylaşım yapıyorum.
Bu da nasıl mı oluyor?
Öncelikle yemekçileri takip ediyorum, özellikle yurtdışı hesaplarını.
Eee ne de olsa ben bir gurmeyim, yemek için yaşayan bir tipim.
Sonra çantacıların (çanta delisiyim) fotoğraflarını beğendim, paylaştım...
Neyse uzun sürse de epey yol kat ettim, kendimi geliştirdim...

Yazının Devamını Oku

Evlerin kokusu

 Her insanın kendine has bir kokusu vardır.


İstediği kadar parfüm sıksın, istediği kadar yıkansın, her insan kendine özel kokar.
Peki ya evler?
Esas evlerin de kokuları vardır kendine özgü.
Hiçbir evin kokusu bir başkasına benzemez.
İçinde yaşayan insanlardan mı, evde yapılan temizlikten mi ya da pişen yemekten midir bilinmez...
Mesela benim anneannemin evi bir başka kokar.

Yazının Devamını Oku

“İtiraf ediyorum” yazısına gelen okur cevabı

 Geçenlerde yazdığım “İtiraf ediyorum” yazıma çok fazla cevap geldi. Kimisi kimselere söyleyemediği şeyleri bana itiraf etmiş, kimisi yazıyı eleştirmiş. Hepsini okudum, öptüm, “başımla beraber” dedim.


Yalnız e-postalardan biri beni hem çok etkiledi hem de çok güldürdü. Erkan Altaca isimli okurumun bana yazdıklarını aynen yayınlıyorum.
Erkan Amca siz çok yaşayın e mi, yazdıklarınızla beni çok güldürdünüz, özellikle de sütlü çay olayı süper. Sağ olun var olun...
¡¡¡
Sevgili Ayşe Aral kızım... Siz bana evvelce “Amca” diye hitap etmiştiniz. Bundan cesaret alarak ben de size “Kızım” diye hitap ediyorum. Zaten sizin yaşınızda ikiz kızım var.
“İtiraflarım” yazınızı, her zamanki gibi keyifle, zevkle okudum. Ve size yazmaya karar verdim.
Geçen pazar bizim Beyoğlu Atatürk Erkek Lisesi’nin pilav günü vardı. 1955 mezunuyum ya, dinozor (!) sıfatım dolayısıyla bana da söz verildi.

Yazının Devamını Oku

Travis ve tabii ki ben

 Bayılıyorum böyle şeylere... Nerede değişik insan, enerji ve dostluk var, içimi çekiyor, oraya gidiyorum.


İnsan çeşnisi biriktiriyorum hayatımda.
Falcı malcı değil gittiklerim.
Bir amaç uğruna, canla başla öğrenenler ve insanlara öğretmeye niyet edenlere gidiyorum.
Metin Hara’yı yazmıştım daha önce sizlere.
Geçenlerde Onur Baştürk de yazdı Metin’i.

Yazının Devamını Oku

Otomobiline gösterdiğin özeni karına da gösteriyor musun

 Geçen gün bir arkadaşımla buluşacaktık.

Sözleştiğimiz yere gittim oturdum.
Arkadaşımı beklerken boş masa bulamamış bir bey amca benim masama oturdu.
Sohbet etmeyi çok sevdiği anlaşılan bu tontonla muhabbete daldık.
Emekli öğretmenmiş, başladı anlatmaya...
Sonra gözümün içine bakarak, “Kızım sevmek mi istersin sevilmek mi” dedi.
Ne cevap vereceğimi bilemedim.
“İkisini istesem çok şey mi istemiş olurum...”

Yazının Devamını Oku

Ol kendi patronun patla sıkıntıdan!

Evlilik ömrü uzatır a dostlar.“Hadi oradan, get len, get” demeyin valla, okuyun, bana hak vereceksiniz.

 Çünkü evliyken hayatınızda sürekli adrenalin var.
Sürekli öyle ya da böyle bir dik durma, bir ayakta kalma, bir pençeleri hazır bulundurma hali var.
Kendi kendinin patronu olunca oluşan salıverme durumunu evliyken sıkıyorsa yap...
Evliyken her an bir çıldırtılma ve çıldırtma potansiyeli var.
Alınan, yerine getirilen, getirilmeyen, getirilemeyecek sözler var.
Sonucundan hoşlanmayacağın, veremeyeceğin ya da emin olamadığın cevaplar var.
Dakikası dakikasına uymayacak haller, hareketler, duruşlar, şutlar, goller, frikikler, ofsaytlar, defanslar var.

Yazının Devamını Oku

İtiraf ediyorum...

 Bugün köşemi itiraflara ayırdım. Yani benim eskiden yaptığım, artık itiraf edebildiğim konuları kaleme aldım.

 
Az manyak değildim, hâlâ da düzelmiş sayılmam. Sadece sınırlarımı biraz daralttım, o kadar...
Bunlar eskiyip zaman aşımına uğradığından yazabildim. Şu sıralar yediğim haltları da üstlerinden biraz geçsin, bir ara yazarım artık...
Babama...
Bir gün bir gençlik dergisi almak için bakkala giderken, sormadan cüzdanından para aldım. Yani Turgut Özal tarafından sana özel imzalanmış o 5 lirayı harcayan bendim, Ayça değil... (Allah’tan çabuk fark etmiştin de gidip geri almıştım.)
İngiliz Hükümeti’ne...
Ülkenizde okuduğum yıllarda ehliyeti olmadığı halde sahte ehliyetle araba kiralayan, kiraladığı arabanın mazotla çalıştığını bilmediğinden yanlışlıkla benzin koyup arabanın içine edip, sonra da ortalıktan sıvışan bendim.

Yazının Devamını Oku

Atatürk’üme mektup...

 Sevgili Ata’m...


Sen gittin gideli buralarda çok şey değişti.
Bizler; senin emanetçilerin, ülkeyi kurda kuşa yem olmaması, daha doğrusu kötü niyetli insanlara bırakmamak adına bağrınıp duruyoruz.
Kurt kuş yazdım, yanlış yaptım, hayvan severiz biz.
Sen de severdin, keşke işimiz kurda kuşa kalsaydı.
Bizlerin artık birbirimize yanlış yaptığımızda, kelimeler yetmediğinde uzatacak bir zeytin dalımız bile kalmadı.
Yakında kuşlarımız da kalmaz...

Yazının Devamını Oku

Güzel sözler...

 Seviyorum anlamlı şeyler söyleyenleri, düşündüren etkileyen beni.

Her söz insana dair, hayata dair, yaşama dair...
Bazen bir kitapta karşılaşıyoruz bu sözlerle, bazen Instagram’da, bazen biri söylüyor bize kulağımıza küpe olsun diye.
Güneş hâlâ flört ediyor bizimle.
Ama benim içimde var bir kıpırtı.
Bu kıpırtıya sizi de davet etmek istedim, size beğendiğim sözlerden derledim.
Buyurun buradan okuyun...
◊ Eğer tavuklarla takılırsan gıdıklarsın, eğer kartallarla takılırsan uçarsın.

Yazının Devamını Oku

Hepsi laf...

Her gün yeni söylemler çıkıyor.

 İnsanlar kafadan uyduruyor. Ama güzel uyduruyor.
Mesela geçen gün televizyonda bir programda “gözüm kanıyor” diye bir laf duydum.
Ne oluyor diye baktım, “ay kimin gözü kanıyor” diye meraklandım.
Ben meğerse İşte Benim Stilim’i seyretmekteymişim.
Bu lafı söyleyen de Kemal Doğulu.
Onun da fihristine yarışmacı kızlardan biri sokmuş.
“Görüntü kirliliği” vurgusu anlamına gelmekteymiş bu söz...

Yazının Devamını Oku

Hamile kaldıktan sonra...

 Günlerden bir gün hamile olduğunu fark ediyorsun.


Sevinç çığlıkları atıyorsun.
“Oley oley” diye bağrınıp duruyorsun.
Yaşın kaç olursa olsun, sevgilinden ya da kocandan hamile kalmanın hiçbir farkı yok.
Havaya giriyorsun etrafındaki herkese karşı.
“Artık ben çok değerliyim” diye düşünüyorsun.
Naz yapıyorsun birilerine.

Yazının Devamını Oku

Tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan...

Hangisi birbirinden çıkar diye yüzyıllardır sorulur herhalde bu mizahi soru.

Ama daha önemlisi civciv hangisinden çıkar?
“Elbette yumurtadan çıkar Ayşe!” diyenler kaybetti!
Niye mi?Çünkü artık civcivler Abraham Poincheval’dan çıkıyor!
İlk duyduğumda ben de çok şaşırdım ama vallahi de doğru bu.Yani üstteki cümleyi yanlış okumadınız.
Paris’te Abraham Poincheval adında bir sanatçı kafayı nedense civcivlere takmış.
Bu adam tavuk gibi kuluçkaya yatmış. Ve başarmış!
Kuluçkaya yattığı 10 yumurtanın birinden civciv çıkmış.

Yazının Devamını Oku

Ali Baba’nın bir çiftliği var

 Ali Baba’nın çiftliğine taşlar yağdı şu günlerde.Karlar yağdı... Buz gibi!

Daha da yağacak, yağdıkça da dere tepe karışacak gibi duruyor.
Aynı turkish.alibaba.com gibi...
Yahu bu nasıl bir sitedir? Bir sürü şey satılıyor. Gelelim çocuklara!
Mayo ve bikini tanıtımlarındaki çocukların fotoğraflarını gördünüz mü?
Ne pozlar!
Sanki yetişkin kadınlar gibi, güzellik yarışmasındaki mankenler gibi pozlar.
Kim çeker bu fotoğrafları?

Yazının Devamını Oku

Kendi etrafımıza korunmak için ördüğümüz duvarlar

 Korunmak için kendi etrafımıza ördüğümüz duvarlar iyi şeyleri de geçirmiyor, onlara da engel oluyor...


Siz duvar ustalarından mısınız bilmem ama ben öyleyim.
Sıkı bir duvar örücüyüm!
Öyle itinayla duvar örerim ki minik bir delik bile bırakmam.
Üstelik ördükten sonrada üç kat boya geçerim üstüne, sonra şöyle bir bakarım olmuş mu diye, içim rahat etmez bir kat daha boya geçerim.
Tam güvenli olsun diye.
Yani bu işin esprisi tabii ama kendimi korurum dışarıdan gelecek her türlü hale.

Yazının Devamını Oku

Nisan hüznü...

 Nisan demek hüzün demek. Diğer aylarda hüzün yok mu? Var elbette ama nisan daha fena işte...


Bir nisan ayı babacığımı ebediyete yolladık, bir nisan ayı tüm hayatım değişti.
Ve bir 19 Nisan daha geçti.
Senin ölüm yıldönümündü babam be...
Ben çoktan kaç sene geçti diye saymayı bıraktım. Acın yüreğimde neredeyse hiç azalmamışken...
Kaç yıl olduğunu, ne kadar süre geçtiğini hesaplamak beni daha da fazla üzmekten başka hiçbir halta yaramıyor çünkü!
O sabah kalktım, mutfağa gidip kendime her zamanki gibi bir kahve yaptım. Ve her zamanki gibi yılların verdiği alışkanlıkla büyük saatli maarif takviminin sayfasını kopardım.

Yazının Devamını Oku

Küçük eller, küçük parmaklar...

Yetiş Ayşe’ye bir gün bir e-posta düştü.

“Çocuğum hasta Ayşe hanım, baba bizi terk etti gitti, tek başıma bakıyorum ona ama ben de astım hastasıyım” diye.
Küçük eller, küçük parmaklar...
O geldi, pazartesi günü. Annesiyle birlikte geldiler.
6 yaşında, can bakışlı bir oğlan. Her şeyden habersiz...
Erzurum’dan uçağa bindiler ve direkt Koşuyolu Eğitim Vakfı’na gittiler.
Anne şaşkın ve panik halde, oğluş her şeyden habersiz...
Yetiş Ayşe, Inner Wheel ClubInner ve Kalangos Vakfı olarak her şeylerini ayarladık.

Yazının Devamını Oku

Aşk aşk aşk balık aşkı...

 Bir videoya rastladım Facebook’ta. Konuşanın her halinden belli, bazı şeyleri aşmış bir şahıs. Hayata dair bakış açısını çok sevdim.

Rabbi Dr. Abraham Twerski adı.
Ne tatlı tatlı anlatıyor aşkı. Ve bizim hiç aklımıza gelmeyen bir kapıdan bakıyor.
En azından benim gelmemişti aklıma.
“Sizler balık aşkı yaşıyorsunuz” diyor.
O ne falan oluyor insan. Hani balık hafızalı mıyız ya da balıklar gibi hemen mi unutuyoruz?
“Yok öyle değil” diyor.
Soruyor: “Niye balık yiyorsun?”

Yazının Devamını Oku

Overlokçu geldi hanım…

 Etiler’de oturuyorum ben, hem de merkezde. Akmerkez’e kolumu uzatsam ha yakaladım ha yakalayacağım.

Bir süredir burada yaşıyorum. Gürültüsü, kalabalığı malum...
Seviyorum artık patırtıyı gürültüyü.
Beni canlandırıyor, hayata bağlıyor.
Son iki ayda tanık oldum sürekli duyduğum iki sese.
Birini önce anlayamadım, adam bir şey satıyor ama ne olduğunu bir türlü anlayamıyorum.
Aşağıda bizim güvenlik var, “Yahu bu adam ne satıyor” diye sordum. Meğer simit satarmış...
Ay ne sevindim size anlatamam, meşhur sokak simidi evimize kadar geldi. Hem de Etiler gibi bir yerde.

Yazının Devamını Oku

Ali Ağaoğlu nereye koşuyor

 Bu adama imren-memek elde değil. Nasıl kıskanıyorum onu anlatamam!

Boğaz’a nazır saray yavrusu evinde, ayağına şortunu çekip sevgilileriyle birlikte havuzuna girerken, kafasını sağa çevirdiğinde Avrupa, sola çevirdiğinde Anadolu’yu izliyor ya... Çok imreniyorum çok...
Öyle sıradan bir saraycık da değil ha burası! Bastırmış parayı 5 sene önce, Osmanlı’nın torunlarından almış.
Sen istediğin yerden malikane alabilirsin ama Osmanlı torunlarından mal almak öyle herkese nasip olur mu ya?
Vallahi helal olsun...
Sadece o saraycığı almakla kalmamış üstelik... Çevresindeki konutlarda ikamet eden kiracılara da bastırmış parayı, “Hadi” demiş “benim keyfime ortak olmayın”, göndermiş hepsini.
Oh iyi yapmış, ellerine sağlık, para var huzur var kardeşim.
Adam orada havuzuna şortla da girer donla da, kim karışır di mi ama?

Yazının Devamını Oku