"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Saat 9’u 5 geçiyordu ben ayağa kalkmadım

YER: Teşvikiye.

Mekân: Bizim kahvenin dış bölümü.
Saat: 9’u 5 geçmek üzere.
Ortam: Yarı dolu...
Sokak: İnsan kaynıyor.

*

Siren sesleri yükseliyor.
Aniden.
Vaziyet şu:
Beş masa ayağa fırlamış durumda.
İki masa oturuyor.
Ben de kalkmayanlar arasındayım.

*

İşte tam bu sırada...
Sokağın karşı tarafındaki minibüs durağındaki seküler bıyıklı bir amca, bana doğru “Allah belanı versin senin, niye kalkmıyorsun” işareti yaptı.
(İki elini yukarı kaldırıp üzerime doğru savurma prensibine dayalı bir işaret.)
Hiç üstüme alınmadım.
Önümdeki gazeteye gömüldüm.

*

Peki nedir şimdi bu benim yaptığım?
Marifet mi?
Efelik falan mı?
Hiç değil.
Hiç.

*

Bu devirde efelik, 10 Kasım’da sirenler çalınca ayağa fırlamamaktan geçmiyor.
Bu devrin egemenini azıcık da olsa rahatsız etmeyi göze alabiliyor musun?
İşte budur günümüzün efeliği.

*

Dün de yazdım:
Ben artık Atatürk’ü farklı değerlendiriyorum.
Çok uzun süredir “tek adam, otoriter yönetim, Batı’ya yönelim, tek tip insan yetiştirme, İstiklal Mahkemeleri, lüks ve şatafat...” falan diye bik bik ötmeyi bıraktım.
Yani Atatürk değil derdim.

*

Ayağa kalkmamamın tek nedeni şu:
Herhangi bir kutsiyet içermeyen, tamamen dünyevi kalan her türden ritüelle başım hiç hoş değil benim.
Cumhurbaşkanı geçiyor diye sigara söndürüp ayağa fırlamaya da kılım, 9’u 5 geçe siren çaldığında hazır ol vaziyetine geçmeye de.
Bana göre değil bu türden hareketler.
Saygının, sevginin ille de böyle gösterilmesi gerektiğini düşünmüyorum.
Ama saygısını, sevgisini böyle göstermek isteyenlere saygım da, sevgim de sonsuz.

*

Hiç rahatsız olmuyorum sirenlerden, ayağa kalkmalardan...
Her 10 Kasım’da...
Sirenler çalsın, ayağa kalkılsın, sorun değil benim için.
Yeter ki...
Bir zorlama olmasın, bir dayatma olmasın, bir baskı olmasın.
Ayağa kalkmak isteyen kalksın, oturmak isteyen otursun.

*

Ha!
Bu arada...
“10 Kasım’da sirenler çalmasın, ayağa kalkılmasın, bu uygulama son bulsun” falan diye kampanya başlatanlar var ya...
Onlara “Terbiyesiz herifler, Cumhurbaşkanı geçiyor, oturmuş sigara tüttürüyorlar” sözünden aldığım ilhamla şunu söylemek istiyorum:
“Terbiyesiz herifler... Memleketin kurucu liderinin ölüm yıldönümü gelmiş, ayağa kalkılmasından rahatsız oluyorlar.”


Oral Çalışlar yine isim vermedi

“SAVAŞ isteyenler var, kan dökülsün diye bekleyenler var” diye yazdı Oral Çalışlar...
Ben de “Kim bunlar” diye sordum, ardından da ekledim: “Bize bir isim ver, bir örnek metin göster, delil olabilecek bir demeç göster, bir örnek cümlecik yayınla.”

*

Oral Çalışlar’dan cevap geldi.
Yine isim vermiyor.
Sadece şunu söylüyor: “Bunlar uzakta değil, yakındalar.”

*

Bu sözünden anlıyoruz ki... Oral Çalışlar, “barış olmasın/savaş olsun” diyen manyakları isim isim bilmekte...
O zaman soralım:
Madem bu manyakların kim olduklarını biliyorsun Oral Abi...
O halde...
Neden isimlerini vermiyorsun? Neden yazdıklarından bir tek cümle olsun ortaya koymuyorsun? Neden demeçlerinden bir tek cümle olsun alıntılamıyorsun? Neden bu ruh hastalarını deşifre etmekten imtina ediyorsun? Neden bu kan içicilere “Sen kan içicinin tekisin” diye adıyla sanıyla seslenemiyorsun? Nedir seni bağlayan? Nedir elini tutan? Neden çekiniyorsun? Nedir mesele?

Dersim kozunu CHP verdi

“DERSİM Katliamı” konusunda CHP, söylemesi gerekenleri bir türlü söylemedi.
-“Yakın tarihte olup bitenlere tümden iyi, tümden kötü denemez” diyemedi.
-“Dersim Katliamı yakın tarihin vahim yanlışlarındandır” diyemedi.
-“Dersim Katliamı konusunda Başbakan’ın özür dilemesini destekliyoruz” diyemedi.

*

Ne savunabildi katliamı.
Ne de itiraz edebildi.
Sustu kaldı.

*

İşte bu susuş, AK Parti için mükemmel bir malzeme haline geldi.
Erdoğan’ın başlatıp Davutoğlu’nun sürdürdüğü “Dersim üzerinden CHP’yi dövme” uygulamasının temel kaynağı CHP’nin utanç verici suskunluğudur.

*

CHP hiç mızıldanmasın!
Sen Munzur Çayı’nın günlerce kızıl akmasına yol açmış bir büyük katliam karşısında suskun kalarak geçiştirmeye çabalarsan.
Dayağı hak etmiş olursun.

Ekrem Dumanlı Çarşamba Sohbetleri’nde

-CEMAAT yenildi mi?
-Fethullah Gülen, Zaman gazetesini denetliyor mu?
-Ergenekon ve Balyoz için bir özeleştiri yapıyorlar mı?
-Hüseyin Gülerce için ne diyor?
-Neden seçimlerde Cemaat etkisi ortaya çıkmadı?
-Cemaat’in tabanı yok mu?
-Cemaat bitecek mi?
Hepsi ve daha fazlası...
Yarın Ekrem Dumanlı ile “Çarşamba Sohbetleri”nde...


‘Gesi Bağları’ yanlışları


Sevgili Kubat...
Ali Aşık adlı okurum sizi uyarıyor.
Diyor ki:
“Kubat, Gesi Bağları’nı okurken yanlışlar yapıyor ve yanlışlarını ısrarla sürdürüyor.”

*

Sevgili Kubat...
Ali Aşık sizin için bir “yanlış/doğru cetveli” çıkarmış.
İletiyorum:

*

-YANLIŞ: Bir tek selamına güveniyorum.
-DOĞRU: Bir çift selamına güveniyorum.

*

-YANLIŞ: Ölüm varsa şu gençlikte zulüm var.
-DOĞRU: Ölüm var da şu gençlikte
zulüm var.

*

-YANLIŞ: Üç top gülüm var.
-DOĞRU: Bir top gülüm var.

X