GeriAhmet HAKAN Anam bohçacı babam sepetçi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Anam bohçacı babam sepetçi

CHP’den aday oldunuz. Yoksa siz “beyaz Romanlar”dan mısınız?
ÖZCAN PURÇU:
Ne beyazı abi! Benim anam bohçacı, babam da sepetçidir. Emekleriyle çocuklarını geçindirdiler. Babam hâlâ sepetçilik yapıyor. Ben çadırda doğdum, çadırda büyüdüm. Naylon çadırda.



Anam bohçacı babam sepetçi


Romanlar eğitime önem vermez deniliyor. Demek ki eğitime önem veren Romanlar da varmış. Bakın sizi okutmuş ana-babanız. Üniversite bitirmişsiniz.
ÖZCAN PURÇU:
Ben biraz sıra dışıyım. Bir yandan yoksullukla mücadele ederken bir yandan da erken yaşta evlendirmeye dayalı Roman kültürüne karşı koydum ben. 13 yaşında evlendiriyorlardı beni. Ama ben okumaya meraklıydım. Ben çadırda ders yaparken, yan çadırda bana kız istiyorlardı. Bana “Kalk, elini öp adamın, kızını istedik” diyorlardı, bense adamın eline yapışıp “Kızını bana verme” diye ağlıyordum.


*


Nerede dünyaya geldiniz?
ÖZCAN PURÇU:
Aydın Söke’de...


Anam bohçacı babam sepetçi


Esas memleket nere?
ÖZCAN PURÇU:
Biz göçebeyiz. Çanakkale’den at arabalarıyla yola çıkmış babalarımız. Köylere uğrayarak sepet satmışlar. Sonra İzmir’e ulaşıyorlar. Elli araba İzmir’de kalıyor. Geriye kalan otuz araba ise Söke’ye gidiyor.


*


Sizin okuma ve eğitim hevesiniz nasıl başlamış?
ÖZCAN PURÇU:
Önlüklü çocuklar gördüm. Onlar gibi olmak istedim. Babam beni okula götürdü. Yaşım sekiz, kimliğim yok. Müdür babama kızdı. Müdürün yanından çıktığımızda babam “Seni okula göndermeyeceğim” dedi. Ben de babamı “Müdür bizi tespit etti, gelir seni yakalar” diye korkuttum. Ertesi gün kimliğimi çıkardı ve okula kaydettirdi.


*


Okulda ayrımcılığa maruz kaldınız mı?
ÖZCAN PURÇU:
İlkokulda kimse yanıma oturmazdı. Ortaokulda öğretmen beni en arka sıraya attı. Orada tek başıma otururdum.


*


Bütün bunlar sizde neye yol açtı?
ÖZCAN PURÇU:
Hırslandım. Öyle başarılı oldum ki beni en arkaya atan öğretmenin elinden dolmakalem hediyesi aldım. Hep daha fazla çalışarak ayrımcılığı yendim.


*


Üniversiteyi de bitirmişsiniz.
ÖZCAN PURÇU:
Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi mezunuyum. Aslında puanım iyiydi. Bütün Roman çocukları çok zekidir, yeter ki fırsat verilsin. Ankara ya da İstanbul’da da okuyabilirdim. Ama çadırda yaşıyorduk ve anam bohçacılık yapıyordu. Anam sık sık Bursa’ya gider, mal alırdı. Bohça malları... “Oğlum” dedi, “Bursa’yı yaz, hiç olmazsa geldiğimde seni görürüm”. O nedenle puanım tuttuğu halde Ankara, İstanbul’u değil Bursa’yı tercih ettim.


*


Okul bitti. İdealiniz neydi? Ne oldunuz?
ÖZCAN PURÇU:
Olmadı bir şey.


*


Kaymakam olabilirdiniz. Sınavlara girmediniz mi?
ÖZCAN PURÇU:
İdealim kaymakam olmaktı. Birçok sınava girdim. Hiçbirini kazanamadım. Hep mülakatlarda elendim.

Özcan Purçu: Roman uyanışının simge ismi

Anam bohçacı babam sepetçi

-ÖYLE pozitif, öyle heyecanlı, öyle samimi, öyle hesapsız, öyle güzel bir insan ki Özcan Purçu... Karşılaşsanız: Samimi olmanız iki dakika almaz.
-“92 yıldır ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir Roman girecek” diyor. Bunu derken gözleri öyle parlıyor ki... Ağlarsınız.
-Bohçacı bir ananın, sepetçi bir babanın çocuğu Meclis’e gidiyor ya... Etrafımızı çeviren bütün Romanlar, sanki kendileri Meclis’e gidiyormuş gibi heyecanlılar. Görseniz hallerini... Ağlarsınız.
-Kuştepe’de bir Roman evine misafir olduk. Yemekler yedik. Sohbetler ettik. Sonra hepimiz Özcan Purçu’ya dönüp “Bize Meclis’te yemek ısmarlayacaksın, söz mü?” dedik. O da “Söz” dedi. Ardından da ekledi: “Meclis Roman görsün.” Hep ağlanacak değil ya... Gülünüyor bu söz üzerine.
-Üniversite bitirmiş gencecik Romanlarla karşılaştım Gültepe’de... “Özcan Abi açtı yolu, biz de arkadan geleceğiz inşallah” dediler.
-Davul, zurna, cümbüş... Bizim için çalgılı türkülü bir mizansen vermek istemiyorlar. “Artık böyle algılamasınlar bizi” diyorlar.
-Özcan Purçu, İzmir’den garantili bir yerden aday gösterilmiş. Ama o kendisini sadece İzmir milletvekili olarak görmüyor. Edirne’den Ardahan’a kadar bütün Romanlara hizmet etmeye kararlı.
-Yapacaklarını şimdiden belirlemiş... “Meclis kürsüsünü Romanların kürsüsü yapacağım” diyor, başka bir şey demiyor.


Romanların 5 temel sorunu

Anam bohçacı babam sepetçi


CHP İzmir adayı Özcan Purçu, Romanların en yakıcı, en önemli, en acil beş temel sorununu şöyle anlattı:

EĞİTİM
Romanların yüzde 24’ü ilkokulu ya yarıda bırakıyor ya da hiç okula gitmiyor. Yüzde 2’si liseyi bitiriyor. Liseyi bitirenlerin de ancak yüzde 2’si üniversiteye gidebiliyor. Bu tablo nedeniyle yoksulluktan kurtulamıyoruz.

İŞSİZLİK
İşimiz yok. Şu anda Roman mahallelerinde yüzde 96 kayıt dışı işlerde çalışıyor. Boyacılık yapıyor, hurdacılık yapıyor, çöp topluyor, çiçek satıyor. Yüzde 4’ü kayıtlı işlerde çalışıyor.

BARINMA
Romanların yüzde 90’ı sağlıksız şartlarda oturuyorlar. Kulübelerde yaşıyorlar. İzmir’in Menderes ilçesinde Romanların nasıl yaşadığını gidin de görün. Otuz yıldan beri bir dağın tepesine itilmişler. Su yok, elektrik yok, yol yok.

AYRIMCILIK
Okullarda Roman sınıfları oluşturuyorlar. Roman olmayan kesimler, çocuklarının Roman çocuklarıyla aynı sınıfta öğrenim görmesini istemiyor. Öğretmenlere baskı yapıyorlar. İşe başvuruyoruz, işe almıyorlar.

ÖNYARGI
Roman olmayı biz seçmedik. Siz de Roman olabilirdiniz. Roman olmak suçlanacak, küçümsenecek bir şey değildir. Okul sözlüklerinde Romanlar aleyhinde öyle çok ifade vardı ki... Ben okula giderken o sarı kaplı sözlüğün kapağını bile açmak istemezdim.

Açılımlardan bir şey çıkmadı

Anam bohçacı babam sepetçi


CHP adayı Özcan Purçu, hükümetin Roman açılımlarını şöyle değerlendirdi:
-2009’da hükümetle görüşmelere başladık. 2010’da Abdi İpekçi’de Roman buluşması gerçekleşti. Oraya katılan bütün Romanlar ağladı. Neden ağladı? Çünkü sorunların çözüleceğini sandı.
-Sonra gördük ki... Hepsi boş çıktı. “Çadırda, tek odada, teneke kulübelerde yaşayan Romanım kalmayacak” dendi. Bu sözlerin hiçbiri gerçekleşmedi. Elli, yüz ev verildi, onlar da şehrin elli kilometre ötesinde. Benim Romanım merkezde çiçek satacak, müzisyenlik yapacak, karnını doyuracak.
-Roman açılımı değil de Roman saçılımı oldu yani. Hiçbir faydasını görmedik.
-Şimdi de Başbakan Ahmet Davutoğlu bir şeyler yapacağını söylüyor. Yeni mi akıllarına geldik? Şimdi telaşlandılar. Baktılar Özcan Purçu bir rüzgâr estiriyor, ondan telaşlandılar. Bir toplantı daha yaptılar, gene olmadı. Olmaz tabii. Samimi değiller.

Purçu’nun dilinden Roman kültürü

ROMAN kültürü”nü şöyle anlatıyor Purçu:
-Biz Romanlar özgür insanlarız. Öyle emre, talimata gelmeyiz.
-Misafirperveriz. Mahallemize biri geldiği zaman yemeyiz yediririz.
-Müziğe doğuştan yeteneğimiz vardır. Kendimize ait bir tarzımız var. “Dokuz sekizlik” dediğimiz.
-Dünyanın her yerinde konuşulan bir dilimiz var: Romanca... Bu dili yaşatmamız gerek. Yaşatamıyoruz.
-Hıdrellez geleneklerimiz vardır. Anlatsam kitap olur.
-Romanlar bulundukları ülkenin dinini seçmişler. Türkiye’deki Romanlar Müslüman’dırlar, elhamdülillah.



Kibariye ablamızdır


KİBARİYE de sizi destekliyor mu? AK Parti’nin ‘Roman Açılımı’ toplantılarında görüyoruz kendisini?
ÖZCAN PURÇU:
Kibariye ablamızdır. Ama onun siyasetle alakası yoktur. Siyaset bilmez ablamız. Davet etmişlerdir, gitmiştir.
Siz davet etseniz, gelir mi
size desteğe?
ÖZCAN PURÇU:
Gelir, gelir... Zaten ablamızla iki defa etkinlik yaptık İzmir’de. Bir sıkıntı yok yani.

Romanları çalıştırmayı kim ister ki abi?


DIŞLANMA, ayrımcılık ve ötekileştirme en çok hangi alanlarda ortaya çıkıyor?
ÖZCAN PURÇU:
Kamusal hizmetlere erişim noktasında. İş bulma konusunda. Mesela bir şirkete iş başvurusu yaptınız, bir kere renginizden kaybediyorsunuz. Hemen anlıyorlar Roman çocuğu olduğunuzu. CV’ni verirken adresini veriyorsun, adresten de belli oluyor.
Romanları çalıştırmak
istemiyorlar mı?
ÖZCAN PURÇU:
Kim ister ki abi?
Neden istemesinler ki?
ÖZCAN PURÇU:
Bir kere güvensizlik var. Önyargı var. Roman için çok özür diliyorum çalar çırpar diyorlar. Böyle bir zihniyet var toplumda. Her toplumda kötü insan vardır, iyi insan vardır. Ama Roman toplumu söz konusu olduğunda akla hırsızlık gelir, arsızlık gelir. Bu algı yıkılmalı.


Biz hep ‘İlle de Roman olsun’ diyerek yaşamayız


ÖZCAN Purçu’dan “Roman algısı”na yönelik itirazlar...
Şunları söylüyor Purçu:
“Bizim için hep çalıyorlar, oynuyorlar, gülüyorlar denilir. Sanki hiçbir sorunumuz yokmuş gibi... Biz insan değil miyiz? Tenceremizi kaynatamıyoruz... İşimiz yok, gücümüz yok. Bizim de üzüntülü günlerimiz oluyor. Ama dışarıdaki toplum, bizi hep oynarlar, gülerler, neşelidirler diye görüyor. Doğru: Güleriz, eğleniriz. Açlığımızı unutmak için.”

Sulukule’yi fakirden alıp zengine verdiler


ROMANLARIN “barınma” sorununu çözmek için adımlar atıldı, atılıyor. Kentsel dönüşüm başlatıldı. Bu bir çözüm değil mi?
ÖZCAN PURÇU:
Kentsel dönüşümü insanca yapan yok ki. Hunharca yapıyorlar. Al Sulukule! Ne oldu? Fakirden fukaradan aldın orayı, yıktın, villalar yapıp zengine verdin. Fakir fukara Romanları da şehrin 50 kilometre ötesine sürdün. İşini elinden aldın, kültürünü yok ettin. Fakirden aldın, zengine verdin.
Siz nasıl bir kentsel dönüşüm istiyorsunuz?
ÖZCAN PURÇU:
İnsanca ve adil bir kentsel dönüşüm istiyoruz. Kentsel dönüşüme kimse karşı değil. Yıksınlar, yeniden yapsınlar. Ama bunu yaparken sosyal dönüşümü de göz önünde bulundursunlar. Şimdi yaptıkları şu: “Senin evin 20 bin lira yapar, sana vereceğim ev 700 küsur bin lira... Sen bunu taksitle ödeyeceksin” diyor. Hem şehrin merkezindeki arsayı ucuza kapatıyorlar hem de Romanları şehrin dışında yaptıkları evlere sürüyorlar, üstelik para da istiyorlar. Adalet bu mu?

X

Danimarka çok medeni ülke şekerim

Hop şöyle cümleler yükselir sağımızdan, solumuzdan:

 

- Norveç çok medeni ülke şekerim... Başbakan’a ceza kesiliyor.

*

- Danimarka acayip modern bir ülke şekerim... Başbakanı cam siliyor.

*

- İsviçre çok uygar şekerim. Cumhurbaşkanı bisikletle işe gidiyor.

*

Hep özeniriz, hep gıpta ederiz bu ülkelere.

Yazının Devamını Oku

Kanal İstanbul’un Montrö ile alakası

“Kanal İstanbul, Montrö’yü etkiler mi?” diye soru var ortada.

Geçen akşam Tarafsız Bölge’de işte bu soruyu sordum uluslararası hukuk alanında uzman bir isim olan Prof. Dr. Selami Kuran’a.

Selami Hoca...

Canlı yayında... Kalktı ayağa... Eline bir çubuk aldı... Ve başladı harita üzerinden anlatmaya.

“Yeni başlayanlar için 10 dakikalık bir Montrö dersi” gibi bir şeydi yaptığı.

Net, sarih, anlaşılır ve basit bir şekilde anlattı mevzuyu.

*

Sonucu açıklıyorum:

Yazının Devamını Oku

Nalet olsun içindeki magandaya

Mustafa Üstündağ adlı oyuncu, Bodrum’da rallicilerin ödül törenini basmış.

Küfürler, kıyametler, vurmalar, kırmalar, saldırganlıklar, silahlar falan...

*

Ralli bu ya ralli!

Rallideki hangi anlaşmazlık, böylesine kontrolsüz bir öfkeye yol açabilir ki?

Rallideki hangi ihtilaf, böylesine bir sokak çocuğu kavgasını tetikleyebilir ki?


Yazının Devamını Oku

Orhan Pamuk romanında Atatürk’le alay mı ediyor?

Orhan Pamuk’un son romanı “Veba Geceleri” ile ilgili bir tartışma çıkmış durumda.

İddiaya göre:

Orhan Pamuk, romanında Atatürk’le alay ediyor!

*

İnceleme ve araştırmalarımın sonuçlarını aktarıyorum:

*

“Veba Geceleri” romanında bir “Kolağası Kâmil” var.

Yazının Devamını Oku

Kemal Kılıçdaroğlu ve kahkahalar, kahkahalar

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, yerel seçimden önce CNN Türk’te bir programa çıkmıştı.

Program sunucusu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun...

“İstanbul’u kazanacağız, Ankara’yı kazanacağız” türü sözlerini fazla iddialı bulmuş ve kahkahalar atmıştı.

*

Ne olmuştu o günlerde?

Başta Tuncay olmak üzere...

CHP’nin tüm ekâbir takımı...

Öfkeyle, kinle, hınçla...

Yazının Devamını Oku

Bakan Koca’ya “Bu gidiş nereye?” diye sordum

Vaka sayıları artıyor. Hem de çok fazla artıyor. Halkta bıkkınlık var. Hem de çok fazla bıkkınlık. Tam kapanma dendiğinde akla ekonomi geliyor. Aşı konusunda hız kesildi. Pek bir ilerleme yok gibi.

İşte bu ahval ve şerait altında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı aradım.

İlk sorum şu oldu:

“Bu gidiş nereye Sayın Bakan?”

Bakan Koca’nın ilk sözleri şu oldu:

*

“Vaka sayılarında ciddi artış var. Bunda mutasyon tabii ki etkili ama sadece mutasyonla açıklayamayız. Önlemleri gevşettik maalesef.”

*

Yazının Devamını Oku

Hürriyet’in yayıncılık anlayışına ters bir haber

İçtenlikle bir gayretimiz var Hürriyet’te.

Herkesin hakkına hukukuna saygı göstermek için çabalıyoruz. Sorumluluğu bulunmayan kişileri sorumluymuş gibi göstermekten kaçınmaya çalışıyoruz. Yargı kararı ortaya çıkmadan yargısal hükümlerde bulunmaktan uzak duruyoruz.

*

Titizleniyoruz bu konularda. Gayret ediyoruz.

*

Ama yayıncılıkta bazen yol kazaları da oluyor, olabiliyor.

*

Geçen gün sadece ve sadece Hürriyet’in internet sitesinde bir haber çıktı. Çok kısa bir süre yayında kaldı bu haber.

Bildirici amirallerin yakınlarını da konu eden bir haberdi bu.

Yazının Devamını Oku

Amiraller bildirisine dair gelişigüzel ON NOT

Not bir- ‘Yüce Türk milletine’ dendi mi işkillenirim

Yüce Türk milletine!” diye başlayan hiçbir bildiriden hoşlanmıyorum.

Çünkü bu seslenişin tınısında...

27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve de 15 Temmuz var!

*

Kaldı ki...

Radyo zamanlarının üslubudur bu.

Siyah beyaz televizyonlarda kalmıştır.

*

Yazının Devamını Oku

Kafe ve lokantalara ramazanda açık olma hakkı tanınmalı

Şu andaki uygulama şöyle:

 

Akşam saat 19.00 itibarıyla tüm kafe ve lokantalar kapanıyor.

*

Ramazan itibarıyla ise uygulama şöyle olacak:

*

Bütün kafe ve lokantalar kapalı.

*

Bu karar, yeniden gözden geçirilirse...

Yazının Devamını Oku

Hayatımın dilemması: Sinovac mı BioNtech mi?

“Geleneksel yöntemden şaşmayacaksın arkadaş” diyorlar.

Hop, başlıyor kalbim Sinovac diye atmaya.

*

“Yeni teknolojileri denemek lazım arkadaş” diyorlar.

Hop, bu sefer kalbim BioNtech diye atmaya başlıyor.

*

Bilmem kaç bin yıllık Çin kültüründen söz ediyorlar.

Hemen Sinovac’a ısınıyorum.

Yazının Devamını Oku

İşimiz aşıya kaldı

Vaka sayısı açısından...

Avrupa birincisiyiz.

Dünyada dördüncüyüz.

40 binleri geçmiş durumdayız.

Varyantlar kaplamış her bir yanımızı.

En çok da İngiliz varyantı.

*

Durduramıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Selahattin Demirtaş’ın dilinin altındaki bakla

Selahattin Demirtaş, şöyle demiş:

“Eğer muhalefetteki milliyetçi odaklar, demokrasi ittifakına ısrarla engel olmaya devam edeceklerse... Bu durumda HDP öncülüğünde üçüncü bir ittifak, demokrasi ittifakı ilan edilebilir.”

*

Ne demek bu?

Hadi biraz anlamaya çalışalım.

“Muhalefetteki milliyetçi odaklar” derken kastettiği İYİ Parti mi acaba? “Bu iş İYİ Parti’yle gitmez” mi demek istiyor Demirtaş?

*

Önerdiği yol şu: HDP öncülüğünde üçüncü bir ittifak. Ne yani? Millet ittifakı ve cumhur ittifakının dışında bir de

Yazının Devamını Oku

Hayatın hepimize öğrettiği ilke: Suç şahsidir

Hangi olay olursa olsun... Hangi parti söz konusu edilirse edilsin... Hangi siyasi grup işin içine girerse girsin...

Ben her zaman ve her durumda...

“Suçun şahsiliği” prensibinden zerre kadar ödün vermedim.

*

Ensar olayında böyle davrandım.

Milyonlarca dayak yemeyi göze alarak...

*

CHP’de ortaya çıkan taciz ve tecavüz olaylarında...

Yine aynı prensibe göre hareket ettim.

Yazının Devamını Oku

Kokainci elemanla ilgili AK Parti’nin atması gereken beş adım

AK Parti Genel Merkezi’nde büro görevlisi olarak çalışan Kürşat Ayvatoğlu adlı elemanla ilgili son durum şudur:

 

Uyuşturucu temin ettiği için Emniyet güçleri tarafından yeniden gözaltına alındı. Yani bu kez uyuşturucuyu temin etmekle suçlanıyor.

*

Tabii ki suç şahsidir, partiye mal edilemez ama bu elemanın bir de şu durumu var:

*

Lüks ve şatafat içinde yaşadığı fotoğraflara yansıyor.

*

Kokaindi, pudraydı, şekerdi falan... Gülündü eğlenildi...

Yazının Devamını Oku

Alerjiyi azdıralım Atatürk kabartmalı nişan verelim

28 Şubat sürecinde gazetelerde yapılan haberlere genelde şöyle başlanırdı:

 

“Adını açıklamak istemeyen üst düzey bir askeri yetkili dedi ki...”

*

Saygı Öztürk’ün dünkü köşesinde gördüm ki...

O kalıp, şuna dönüşmüş:

*

“Adını açıklamayan bir yargı mensubu dedi ki...”

*

Yazının Devamını Oku

Şu üç şey sorulduğunda hep şunları söylüyorum

1- ERKEN SEÇİM

VALLA abi şöyle söyleyeyim: Sonbaharda olabilir. Olmadı, ilkbaharda... Ama bir de bakmışsın, seküler kesimin tatile gitmesini fırsat bilip Ağustos’un tam göbeğinde de yapabilirler. Bu arada seneye kalma ihtimali de var... Ama Reis sürpriz sever. Bir de bakmışsın seçim vaktinde yapılmış...

*

2- KABİNE DEĞİŞİKLİĞİ

Siz bu yazıyı okurken, değişim gerçekleşmiş olabilir. Böyle bir ihtimal var... Bir bakmışsınız, bir hafta sonra olmuş. Bu da ihtimaller arasında... Bakanlıklar ikiye, üçe, dörde bölünebilir... Ama bölünmeyebilir de! Şu da var: Belki her şey aynı kalır, sıfır değişim olur.

*

3- TAM KAPANMA

Bir tam kapanma kararı gelebilir... Ama gelmeyebilir de... Belki yarı kapanmanın dozu biraz artar... Mesela: Cumartesi öğleye kadar açık, öğleden sonra kapalı gibi... Mesela: Lokantalardaki masa sayısının biraz daha azaltılması gibi... Ha şu da var: Yarı kapanmaya tam gaz devam da edilebilir.

Yazının Devamını Oku