Anam bohçacı babam sepetçi

CHP’den aday oldunuz. Yoksa siz “beyaz Romanlar”dan mısınız?
ÖZCAN PURÇU:
Ne beyazı abi! Benim anam bohçacı, babam da sepetçidir. Emekleriyle çocuklarını geçindirdiler. Babam hâlâ sepetçilik yapıyor. Ben çadırda doğdum, çadırda büyüdüm. Naylon çadırda.



Anam bohçacı babam sepetçi


Romanlar eğitime önem vermez deniliyor. Demek ki eğitime önem veren Romanlar da varmış. Bakın sizi okutmuş ana-babanız. Üniversite bitirmişsiniz.
ÖZCAN PURÇU:
Ben biraz sıra dışıyım. Bir yandan yoksullukla mücadele ederken bir yandan da erken yaşta evlendirmeye dayalı Roman kültürüne karşı koydum ben. 13 yaşında evlendiriyorlardı beni. Ama ben okumaya meraklıydım. Ben çadırda ders yaparken, yan çadırda bana kız istiyorlardı. Bana “Kalk, elini öp adamın, kızını istedik” diyorlardı, bense adamın eline yapışıp “Kızını bana verme” diye ağlıyordum.


*


Nerede dünyaya geldiniz?
ÖZCAN PURÇU:
Aydın Söke’de...


Anam bohçacı babam sepetçi


Esas memleket nere?
ÖZCAN PURÇU:
Biz göçebeyiz. Çanakkale’den at arabalarıyla yola çıkmış babalarımız. Köylere uğrayarak sepet satmışlar. Sonra İzmir’e ulaşıyorlar. Elli araba İzmir’de kalıyor. Geriye kalan otuz araba ise Söke’ye gidiyor.


*


Sizin okuma ve eğitim hevesiniz nasıl başlamış?
ÖZCAN PURÇU:
Önlüklü çocuklar gördüm. Onlar gibi olmak istedim. Babam beni okula götürdü. Yaşım sekiz, kimliğim yok. Müdür babama kızdı. Müdürün yanından çıktığımızda babam “Seni okula göndermeyeceğim” dedi. Ben de babamı “Müdür bizi tespit etti, gelir seni yakalar” diye korkuttum. Ertesi gün kimliğimi çıkardı ve okula kaydettirdi.


*


Okulda ayrımcılığa maruz kaldınız mı?
ÖZCAN PURÇU:
İlkokulda kimse yanıma oturmazdı. Ortaokulda öğretmen beni en arka sıraya attı. Orada tek başıma otururdum.


*


Bütün bunlar sizde neye yol açtı?
ÖZCAN PURÇU:
Hırslandım. Öyle başarılı oldum ki beni en arkaya atan öğretmenin elinden dolmakalem hediyesi aldım. Hep daha fazla çalışarak ayrımcılığı yendim.


*


Üniversiteyi de bitirmişsiniz.
ÖZCAN PURÇU:
Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi mezunuyum. Aslında puanım iyiydi. Bütün Roman çocukları çok zekidir, yeter ki fırsat verilsin. Ankara ya da İstanbul’da da okuyabilirdim. Ama çadırda yaşıyorduk ve anam bohçacılık yapıyordu. Anam sık sık Bursa’ya gider, mal alırdı. Bohça malları... “Oğlum” dedi, “Bursa’yı yaz, hiç olmazsa geldiğimde seni görürüm”. O nedenle puanım tuttuğu halde Ankara, İstanbul’u değil Bursa’yı tercih ettim.


*


Okul bitti. İdealiniz neydi? Ne oldunuz?
ÖZCAN PURÇU:
Olmadı bir şey.


*


Kaymakam olabilirdiniz. Sınavlara girmediniz mi?
ÖZCAN PURÇU:
İdealim kaymakam olmaktı. Birçok sınava girdim. Hiçbirini kazanamadım. Hep mülakatlarda elendim.

Özcan Purçu: Roman uyanışının simge ismi

Anam bohçacı babam sepetçi

-ÖYLE pozitif, öyle heyecanlı, öyle samimi, öyle hesapsız, öyle güzel bir insan ki Özcan Purçu... Karşılaşsanız: Samimi olmanız iki dakika almaz.
-“92 yıldır ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir Roman girecek” diyor. Bunu derken gözleri öyle parlıyor ki... Ağlarsınız.
-Bohçacı bir ananın, sepetçi bir babanın çocuğu Meclis’e gidiyor ya... Etrafımızı çeviren bütün Romanlar, sanki kendileri Meclis’e gidiyormuş gibi heyecanlılar. Görseniz hallerini... Ağlarsınız.
-Kuştepe’de bir Roman evine misafir olduk. Yemekler yedik. Sohbetler ettik. Sonra hepimiz Özcan Purçu’ya dönüp “Bize Meclis’te yemek ısmarlayacaksın, söz mü?” dedik. O da “Söz” dedi. Ardından da ekledi: “Meclis Roman görsün.” Hep ağlanacak değil ya... Gülünüyor bu söz üzerine.
-Üniversite bitirmiş gencecik Romanlarla karşılaştım Gültepe’de... “Özcan Abi açtı yolu, biz de arkadan geleceğiz inşallah” dediler.
-Davul, zurna, cümbüş... Bizim için çalgılı türkülü bir mizansen vermek istemiyorlar. “Artık böyle algılamasınlar bizi” diyorlar.
-Özcan Purçu, İzmir’den garantili bir yerden aday gösterilmiş. Ama o kendisini sadece İzmir milletvekili olarak görmüyor. Edirne’den Ardahan’a kadar bütün Romanlara hizmet etmeye kararlı.
-Yapacaklarını şimdiden belirlemiş... “Meclis kürsüsünü Romanların kürsüsü yapacağım” diyor, başka bir şey demiyor.


Romanların 5 temel sorunu

Anam bohçacı babam sepetçi


CHP İzmir adayı Özcan Purçu, Romanların en yakıcı, en önemli, en acil beş temel sorununu şöyle anlattı:

EĞİTİM
Romanların yüzde 24’ü ilkokulu ya yarıda bırakıyor ya da hiç okula gitmiyor. Yüzde 2’si liseyi bitiriyor. Liseyi bitirenlerin de ancak yüzde 2’si üniversiteye gidebiliyor. Bu tablo nedeniyle yoksulluktan kurtulamıyoruz.

İŞSİZLİK
İşimiz yok. Şu anda Roman mahallelerinde yüzde 96 kayıt dışı işlerde çalışıyor. Boyacılık yapıyor, hurdacılık yapıyor, çöp topluyor, çiçek satıyor. Yüzde 4’ü kayıtlı işlerde çalışıyor.

BARINMA
Romanların yüzde 90’ı sağlıksız şartlarda oturuyorlar. Kulübelerde yaşıyorlar. İzmir’in Menderes ilçesinde Romanların nasıl yaşadığını gidin de görün. Otuz yıldan beri bir dağın tepesine itilmişler. Su yok, elektrik yok, yol yok.

AYRIMCILIK
Okullarda Roman sınıfları oluşturuyorlar. Roman olmayan kesimler, çocuklarının Roman çocuklarıyla aynı sınıfta öğrenim görmesini istemiyor. Öğretmenlere baskı yapıyorlar. İşe başvuruyoruz, işe almıyorlar.

ÖNYARGI
Roman olmayı biz seçmedik. Siz de Roman olabilirdiniz. Roman olmak suçlanacak, küçümsenecek bir şey değildir. Okul sözlüklerinde Romanlar aleyhinde öyle çok ifade vardı ki... Ben okula giderken o sarı kaplı sözlüğün kapağını bile açmak istemezdim.

Açılımlardan bir şey çıkmadı

Anam bohçacı babam sepetçi


CHP adayı Özcan Purçu, hükümetin Roman açılımlarını şöyle değerlendirdi:
-2009’da hükümetle görüşmelere başladık. 2010’da Abdi İpekçi’de Roman buluşması gerçekleşti. Oraya katılan bütün Romanlar ağladı. Neden ağladı? Çünkü sorunların çözüleceğini sandı.
-Sonra gördük ki... Hepsi boş çıktı. “Çadırda, tek odada, teneke kulübelerde yaşayan Romanım kalmayacak” dendi. Bu sözlerin hiçbiri gerçekleşmedi. Elli, yüz ev verildi, onlar da şehrin elli kilometre ötesinde. Benim Romanım merkezde çiçek satacak, müzisyenlik yapacak, karnını doyuracak.
-Roman açılımı değil de Roman saçılımı oldu yani. Hiçbir faydasını görmedik.
-Şimdi de Başbakan Ahmet Davutoğlu bir şeyler yapacağını söylüyor. Yeni mi akıllarına geldik? Şimdi telaşlandılar. Baktılar Özcan Purçu bir rüzgâr estiriyor, ondan telaşlandılar. Bir toplantı daha yaptılar, gene olmadı. Olmaz tabii. Samimi değiller.

Purçu’nun dilinden Roman kültürü

ROMAN kültürü”nü şöyle anlatıyor Purçu:
-Biz Romanlar özgür insanlarız. Öyle emre, talimata gelmeyiz.
-Misafirperveriz. Mahallemize biri geldiği zaman yemeyiz yediririz.
-Müziğe doğuştan yeteneğimiz vardır. Kendimize ait bir tarzımız var. “Dokuz sekizlik” dediğimiz.
-Dünyanın her yerinde konuşulan bir dilimiz var: Romanca... Bu dili yaşatmamız gerek. Yaşatamıyoruz.
-Hıdrellez geleneklerimiz vardır. Anlatsam kitap olur.
-Romanlar bulundukları ülkenin dinini seçmişler. Türkiye’deki Romanlar Müslüman’dırlar, elhamdülillah.



Kibariye ablamızdır


KİBARİYE de sizi destekliyor mu? AK Parti’nin ‘Roman Açılımı’ toplantılarında görüyoruz kendisini?
ÖZCAN PURÇU:
Kibariye ablamızdır. Ama onun siyasetle alakası yoktur. Siyaset bilmez ablamız. Davet etmişlerdir, gitmiştir.
Siz davet etseniz, gelir mi
size desteğe?
ÖZCAN PURÇU:
Gelir, gelir... Zaten ablamızla iki defa etkinlik yaptık İzmir’de. Bir sıkıntı yok yani.

Romanları çalıştırmayı kim ister ki abi?


DIŞLANMA, ayrımcılık ve ötekileştirme en çok hangi alanlarda ortaya çıkıyor?
ÖZCAN PURÇU:
Kamusal hizmetlere erişim noktasında. İş bulma konusunda. Mesela bir şirkete iş başvurusu yaptınız, bir kere renginizden kaybediyorsunuz. Hemen anlıyorlar Roman çocuğu olduğunuzu. CV’ni verirken adresini veriyorsun, adresten de belli oluyor.
Romanları çalıştırmak
istemiyorlar mı?
ÖZCAN PURÇU:
Kim ister ki abi?
Neden istemesinler ki?
ÖZCAN PURÇU:
Bir kere güvensizlik var. Önyargı var. Roman için çok özür diliyorum çalar çırpar diyorlar. Böyle bir zihniyet var toplumda. Her toplumda kötü insan vardır, iyi insan vardır. Ama Roman toplumu söz konusu olduğunda akla hırsızlık gelir, arsızlık gelir. Bu algı yıkılmalı.


Biz hep ‘İlle de Roman olsun’ diyerek yaşamayız


ÖZCAN Purçu’dan “Roman algısı”na yönelik itirazlar...
Şunları söylüyor Purçu:
“Bizim için hep çalıyorlar, oynuyorlar, gülüyorlar denilir. Sanki hiçbir sorunumuz yokmuş gibi... Biz insan değil miyiz? Tenceremizi kaynatamıyoruz... İşimiz yok, gücümüz yok. Bizim de üzüntülü günlerimiz oluyor. Ama dışarıdaki toplum, bizi hep oynarlar, gülerler, neşelidirler diye görüyor. Doğru: Güleriz, eğleniriz. Açlığımızı unutmak için.”

Sulukule’yi fakirden alıp zengine verdiler


ROMANLARIN “barınma” sorununu çözmek için adımlar atıldı, atılıyor. Kentsel dönüşüm başlatıldı. Bu bir çözüm değil mi?
ÖZCAN PURÇU:
Kentsel dönüşümü insanca yapan yok ki. Hunharca yapıyorlar. Al Sulukule! Ne oldu? Fakirden fukaradan aldın orayı, yıktın, villalar yapıp zengine verdin. Fakir fukara Romanları da şehrin 50 kilometre ötesine sürdün. İşini elinden aldın, kültürünü yok ettin. Fakirden aldın, zengine verdin.
Siz nasıl bir kentsel dönüşüm istiyorsunuz?
ÖZCAN PURÇU:
İnsanca ve adil bir kentsel dönüşüm istiyoruz. Kentsel dönüşüme kimse karşı değil. Yıksınlar, yeniden yapsınlar. Ama bunu yaparken sosyal dönüşümü de göz önünde bulundursunlar. Şimdi yaptıkları şu: “Senin evin 20 bin lira yapar, sana vereceğim ev 700 küsur bin lira... Sen bunu taksitle ödeyeceksin” diyor. Hem şehrin merkezindeki arsayı ucuza kapatıyorlar hem de Romanları şehrin dışında yaptıkları evlere sürüyorlar, üstelik para da istiyorlar. Adalet bu mu?

X

Kılıçdaroğlu’nun kardeşi ve sulandırma girişimi

Diyarbakır Anneleri...

Çok önemli, çok kutlu, çok ciddi, çok yeni, çok esaslı, çok cesur bir girişimde bulundular, bulunuyorlar.

*

Dağa götürülen evlatları için yılların sessizliğini bozuyorlar.

Ve evlatlarını PKK’dan istiyorlar.

İnatla, ısrarla, sabırla, yılmayarak, usanmayarak...*

Dün bu ciddiyeti, bu saygınlığı, bu cesur girişimi bozan bir olay yaşandı.

*

Uzun zamandan beri Kılıçdaroğlu’nun aleyhinde çeşitli çıkışlar yapmasıyla tanınan Kemal Kılıçdaroğlu’nun kardeşi

Yazının Devamını Oku

Etikçibaşı beni fena yakalamış

Bir etikçibaşı var.

Hadi adını da söyleyeyim: Faruk Bildirici.

*

Kendi kendine “medya ombudsmanı” diye bir unvan veren bu adamın işi gücü açık kovalamak.



Alıyor eline gazeteyi, tek kaşını kaldırıyor ve başlıyor kendince hatalar aramaya.

Yazının Devamını Oku

Grevle ortaya çıkan polemiklere dalıyorum

Diyorlar ki:

AK Partili belediyelerde işçiler niye greve gitmiyor?

*

Ben de diyorum ki:

*

Gitsinler kardeşim. Grev haktır. Memnun değillerse gitsinler. Gittiler de “Niye gidiyorsunuz” mu dedik? Sendikaları mı greve gitmiyorlar? İyi o zaman sendikalarını değiştirsinler.

*

Diyorlar ki:

*

Yazının Devamını Oku

Beş maddede özet: Berat Albayrak olayı

*

MADDE BİR

BERAT ALBAYRAK DAMAT OLMASAYDI

Elimizi vicdanımıza koyup da söyleyelim: Berat Albayrak, “damat” olmasaydı... AK Parti iktidarında bugüne kadar geldiği yerlere gelemez miydi? Kimsenin adını bile bilmediği 35 yaşındaki Ali Babacan’ı “camianın yetişmiş bir genci” olarak ekonomiden sorumlu bakanlığa getiren Tayyip Erdoğan, 70’lerden beri yoldaşı olan Sadık Albayrak’ın yetişmiş oğlu Berat Albayrak’a benzer bir sorumluluğu vermez miydi?

MADDE İKİ

AVANTAJI MIYDI? DEZAVANTAJI MIYDI?

Damat olmak, Berat Albayrak’ın siyasetteki en büyük avantajı değildi. Tam tersine, en büyük dezavantajıydı. Damat olmasaydı... Bu kadar dikkat çekmeyecekti, bu denli üzerine gidilmeyecekti, bu şekilde paratoner durumuna düşmeyecekti, “yumuşak karın” muamelesi görmeyecekti, siyasal pozisyonu yerli yerine oturmuş olacaktı, daha adil bir tartışmanın konusu olacaktı, daha insaflı yaklaşımların öznesi olacaktı.

MADDE ÜÇ

Yazının Devamını Oku

Her siyasi tartışmanın değişmez argümanları

Haftada iki kez Tarafsız Bölge programını yapıyorum.

Ve haftada iki defa, onlarca kez şu argümanlara maruz kalıyorum:

*

Siz Öcalan’dan mektup getirip okuttunuz.

*

CHP, HDP ile iş tutuyor.

*

Osman Öcalan’ı TRT’ye kim çıkardı?

*

Yazının Devamını Oku

Dışlarsan PKK’ya çalışmış olursun

HDP’ye oy vermiş vatandaşlarımızı...

Kazanmaya çalışmak yerine...

- Ötelersen...

- Dışlarsan...

- İtersen...

- Mahkûm edersen...

- Yargılarsan...

- PKK’dan ayırmazsan...

- Yaftalarsan...

Yazının Devamını Oku

Yeter artık! Bitsin şu PKK denilen bela

PKK denilen örgüt, 40 yıldır gündemde.

Bu 40 yıl süresince...

Yapılmayan kalmadı.

*

- Üzerine gidildi... Aman verilmedi... Sınır ötesi operasyonlar yapıldı...

*

- Siyasi kolunun partileri kapatıldı...

*

- Askeri yöntemlere ağırlık verildi... Köyler boşaltıldı...

Yazının Devamını Oku

Özetleme kardeşim yazımı

T24 diye bir site var.

Güya ahlak abidesi... Güya tarafsız... Güya dürüst... Güya saptırma yapmıyor... Güya aşağılık işlerden uzak...

*

Peki ya gerçek? Tam tersi.

Tek farkları şu: Ahlaksızlığı birazcık daha sofistike biçimde yapıyorlar.

*

Dün uzun, upuzun bir yazı yazdım, Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin grup toplantısında yaptığı Gara harekâtı konulu konuşmayı analiz eden.

*

Dedim ki:

Yazının Devamını Oku

İki tarafın fanatikleri için değil... Sessiz çoğunluk için yazılmış bir yazı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, CHP ve İYİ Parti liderlerini ziyaret edip Gara konusunda bilgilendirdiler.

Çok hoşuma gitti bu ziyaret ve bu bilgilendirme.

Muhalefet dışlanmadı diye...

Demokratik bir tutum sergilendi diye...

Yıllardır yapılmayan yapıldı diye...

Kutuplaşma belası bir nebze olsun dinecek diye...

Memnun oldum.

Fakat ne oldu?

Yazının Devamını Oku

13 şehidin katili kim?

Kimdir 13 şehidin sorumlusu?

Katil kimdir?

*

Tabii ki tetiği çeken alçaktır.

Tabii ki tetiği çeken alçağa emri veren alçaktır.

Tabii ki “vur” emri verenin bağlı olduğu örgüttür.

Tabii ki örgütün uzantılarıdır.

Tabii ki örgütün iplerini elinde tutan güçlerdir.

*

Yazının Devamını Oku

PKK ile mesafe yok! Katliamla da yok!

Her PKK katliamında...

Gözler kısılıp HDP’ye bakılıyor.

*

- “Ne diyecekler acaba?” diye...

*

- “Katliama yönelik şöyle okkalı bir kınama yapacaklar mı?” diye...

*

- “Acaba yine bir gerekçe bulacaklar mı?” diye...

*

Yazının Devamını Oku

Bir alçaklık destanı: Rehine katletmek

PKK denilen örgüt, bu zamana kadar...

- Bebek katletmiştir.

- Öğretmen katletmiştir.

- Köylü katletmiştir.

- İzne giden askerleri katletmiştir.

- İşçi katletmiştir.

- Bombayla vatandaş katletmiştir.

*

İşte en son...

Yazının Devamını Oku

Laikliğe en çok dindarlar sahip çıkmalıdır

Laiklik denilince bazı kesimlerde oluşan alerjinin tek bir nedeni var:

Yakın zamanlara kadar bu memlekette...

Laikliğin, neredeyse din düşmanlığı gibi algılanıp uygulanması...

*

Laiklik, böyle algılanıp uygulandı diye doğru dürüst uygulanmasından vazgeçilemez.

*

Çünkü doğru dürüst uygulanırsa laiklik...

- Tek bir din anlayışının topluma dayatılmasının önüne geçer.

- Dini değişik biçimlerde anlama ve yorumlama özgürlüğüne fırsat verir.

Yazının Devamını Oku

Kumpasta Zekeriya’yla maklubede Ariana’yla

Enes Kanter, gerçekten çok uyanık bir tip.

Ne zaman kiminle ne yapacağını çok iyi biliyor.

Kumpas zamanı...

Zekeriya ile vakit geçirip poz veriyor.

*

Maklube zamanı ise...

Rockefeller’ın torunu Ariana’yla poz veriyor.

*

Yazının Devamını Oku

Muharrem İnce’den Faik Öztrak’a ‘saray ağzı’ yanıtı

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Muharrem İnce’yi “Saray ağzıyla konuşuyor” diye eleştirmişti.

 

Öztrak’ın bu eleştirisine, çok sert bir cevap verdi Muharrem İnce.

Dedikleri şunlar:



*

Yazının Devamını Oku

Bu adamın ilahiyat dekanı olması utanç vericidir

Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cevdet Kılıç, geçen gün şöyle bir tweet attı:

“Boğaziçili misiniz, Boğazdışılı mısınız onu bunu bilmem. Aklınızın ucundan bile geçirmeyin. Biz abdest alır dışarı çıkmayız. Bizim zaten abdestimiz var. Bilin istedik de... Şöyle söyleyeyim. Siz hani bir ayı geçti eylem yapıyorsunuz ya. Biz eylem falan yapmayız. Biz gece vakti işi bitirir ertesi gün işe gideriz bilin istedim.”

Bu nedir Allah aşkına?

*

Boğaziçi gerilimi bitmesin diye mi yapılıyor bu tür provokasyonlar?

*

Bir ilahiyat dekanına yakışıyor mu böyle bir tehdit dili?

*

Yazının Devamını Oku

İskilipli Atıf için şu ikisini birden söylemek mümkün

Bir İskilipli Atıf Hoca tartışması başladı.

Bir taraf İskilipli’yi göklere çıkarıyor.

Bir taraf ise yerin dibine batırıyor.

*

Oysa İskilipli Atıf hakkında...


Yazının Devamını Oku

Galiba ilk kez uzaya bir Türk astronot gönderilecek

Sosyal medyada çok iyi hazırlanmış, kısa ve vurucu bir klip gördüm:

 

Türkiye Uzay Ajansı’nın hazırladığı bu klip, Atatürk’ün ünlü “İstikbal Göklerdedir” sözüyle birlikte sunuluyordu.

*

Klip şundan ibaretti:



Yazının Devamını Oku