Vahşilik olduğunu kabul ediyorum

Röportaj esnasında bir an geldi ağzımdan çıkıverdi:

‘‘Peki kardeşim siz sıkılmadınız mı, bu sanal hikayelerden, imajlardan? Hangisi gerçek, hangisi değil sonunda karışmıyor mu? İnsan bir an gelip kendine sormuyor mu: Ne gerçek?’’

‘‘Yok ki gerçek! Siz de bir kimliksiniz. Ve kendi imajınıza aykırı hareket etmiyorsunuz’’ dedi.

Sinirlendim. Ukalalık gibi geldi.

‘‘Ben imaj filan yaratmıyorum, olduğum gibiyim. Ötesi berisi yok. Ayşe bu işte’’ dedim. Cevap verdi:

‘‘İnsan ne kadar doğal da olursa olsun, karşı tarafa bir imaj gönderiyor. Ve öyle bir an geliyor ki, bilinçli olsa da olmasa da, istese de istemese de, o imaja aykırı davranmamaya başlıyor. Bence herkesin bir imajı var. Herkesin ve her kurumun. Bu devir böyle. Benim suçum ne? İmaj devri bu! Can Kozanoğlu, Cilalı İmaj Devri diyor ya, aynen öyle...’’

* * *

Sorularıma devam ettim.

Röportaj bitti.

Hiç dizi teklifi alıp almadığımı sordu.

Çok çok beğendiğim bir oyuncu bir dizide sevgilisini oynamamı istedi, dedim.

‘‘Eeee?’’

Bu işlerden hiç anlamamama rağmen, heyecanlandığımı, hatta senaryoyu kapıp eve getirdiğimi, sevgilimin de benimle çok alay ettiğini söyledim.

‘‘Çünkü saçlarımı kestirmem, siyaha boyatmam ve bir köylü kızını canlandırmam gerekiyormuş. E bana uymazdı. Haliyle kabul etmedim.’’

Güldü Birol Güven.

‘‘Neden’’ dedi. ‘‘İmajınıza mı uymuyor!’’

Diyeceğim o ki, bu imaj meselesi karışık. Tek söyleyebileceğim, Pınar Altuğ olayına dizinin senaristi ve yapımcısı olan Birol Güven'in ahlak açısından bakmadığı. ‘‘Ahlakçı değil imajcıyım’’ derken samimi yani. Yine de röportajı okuyun, ne nedir, ne değildir siz karar verin...


Hem diyorsunuz ki ‘‘Ben bir ahlak bekçisi değilim’’ hem de ahlaki gerekçelerle sevilen bir oyuncunuzun işine son veriyorsunuz. Nasıl oluyor bu? Bir çelişki değil mi?

- Hayır, değil. Meseleye bir oyuncunun özel yaşamı olarak baktığınız zaman haklısınız, ama işte söz konusu Meltem karakteriyse, olan biten, illüzyonu bozuyor. Fıs Fıs İsmail için de söyledim bunu: Onun türbanlı eşiyle fotoğraf vermesi de illüzyonu bozar. Biz sanal bir şey yarattık, arkasında durun! Tek istediğim bu. Hem niye bunu talep etme hakkım olmuyor? Bundan en çok nemalanan onlar. Sanki ben tek başıma büyük bir çıkar elde ediyormuşum gibi. Benim hırsım, devamlılık. Benim hırsım başarı. Bu devamlılıktan ve başarıdan en büyük çıkar sağlayan kim? Oyuncular...

APTAL BİR ADAMA MI BENZİYORUM

İyi de ‘‘Rolü dışında yaptığı şeyler beni ilgilendirmez ancak rolünü iyi oynamazsa onu atarım’’ diyebilirdiniz...

- Siz bana formül soruyorsunuz. Ben de söylüyorum. Bu önerdiğiniz, benim reyting alan bir dizi formülüme uymuyor. Son 4 yıldır bu işlere kafa yoruyorum ve gerçeklik duygusunun ne anlama geldiğini biliyorum. Bu topyekûn bir şey. Evet, iyi oyuncu bulmak zorundasınız ama şartlar değişirse, ya diziyi değiştireceksiniz ya da oyuncuyu...

İtiraf edin, siz bütün bunları diziyi kurtarmak için mi yaptınız: ‘‘Kadını kovdum. Halkın namus anlayışında dizi temize çıktı! Bu sayede artık tekrar izlenecek...’’

- Ne münasebet! Bir dizi böyle ivme kazanmaz ki. O kadar aptal bir adama mı benziyorum? Başrol oyuncusunun değişmesi iyi bir şey değildir. Yara alırsınız, zarar görürsünüz.

Peki Tamer Karadağlı benzer şeyler yaşadığı zaman neden aynı tepkiyi vermediniz?

- Deniz Akkaya ile arasında dedikodu çıktığı dönemde Tamer'le sabahlara kadar konuştuk. O bana yeteri kadar açık oldu. Ve biz o süreçte bu meseleyi tedavi ettik. Ama dikkatinizi çekerim, Tamer'e ‘‘Senin Deniz'le ilişkin var mı yok mu?’’ diye sormadım. Beni ilgilendirmez.

‘‘Özel hayatına dikkat etmezse Tamer diziden gider’’ demediniz ama. Ne bu? Erkek dayanışması mı, dizinin esas kahramanını kurtarma çabası mı?

- Basın sormadı ki. Kimsenin aklına ‘‘Bu mesele yüzünden onu diziden atacak mısınız?’’ demek gelmedi. Deselerdi de tavrım farklı olmazdı. Söz konusu çifte standart, benimle ilgili değil yani! Erkek olunca insanların akıllarına diziden gönderilmesi gelmiyor, ama kadın olunca geliyor. Ve suçlu ben oluyorum!

Bir dizi için bir insanın hayatıyla oynanabilir mi?

- E oynanmaz! Oynanmasın zaten. Pınar da oynattırmadı. Hem insanlar dizide oynamak zorunda değil ki. Ben diziyi yeni şekline göre dizyan edebilirim ama bu haliyle izlenmezdi. Ben düşüşü kabullenemem. Yani bulduğum bu yeni çözüm çok da yanlış değil. Diziler, mecburi hizmet gibi bizde. Niye? Bir oyuncu aynı rolü yıllarca oynayacak diye bir şey yok ki.

SERDAR BİLGİLİ DE NOUMA’YI GÖNDERDİ

Peki bir kadının veya bir erkeğin evliyken, bir başkasına áşık olma hakkı yok mudur?

- Olabilir de bana çok uygun değil. Kendimi koyuyorum, bir başkasına áşık olsam hemen boşanırım gibi geliyor. Eşimin de aynı şeyi yapmasını isterim. O ikili ilişkiyi sürdürmek bana göre değil.

Eğer bu diziyi yapan kişi olmasaydınız ‘‘Vardır’’ diyecektiniz de, diziyi yaptığınız için mi ‘‘Bana uymuyor, yoktur’’ diyorsunuz...

- Hiç alakası yok! Fıs Fıs İsmail'i de yazıyorum ama sapıklık hakkımdan bahsetmiyorum. Onlar dizi karakterleri. Benim yaptığım da imaj yönetimi. Serdar Bilgili de Pascal Nouma'yı gönderdi. Kimse adamın elini oraya sokmak hakkından bahsetmedi. Adamın eli, isterse oraya sokar, özgürdür. Ama marka da bunu taşıyamayabilir ve Serdar Bilgili onu gönderir. Benimki bir imaj yönetimi, ahlak yönetimi değil!

BEN DE AKTÜEL’DEN KOVULDUM

Pınar Altuğ'un diziden kovulmasıyla, sizin Aktüel'den kovulmanız eşit bir şey mi?

- Amaçları benden kurtulup bir kimlik bulmak ve okurlarını arttırmaksa, saygıyla karşılıyorum. Benim yaptığımdan farkı yok. Ama yine de bir imaj cahilliği söz konusu.

Siz yaptığınız şeyin, ortalama ahlak anlayışının üzerine yatıp çıkar sağlamaya çalışmak olduğunu kabul ediyor musunuz?

- Asla. Benim tek derdim var, diziyi izlettirmek ve başarılı olmak. Bunun için de kendimce formüllerim var.

Her şeyiniz bu dizi mi sizin? Bu dizi olmazsa Birol Güven diye bir adam olmayacak mı!

- Ama sizin de bana sorularınız bu dizi üzerine! Demek ki, benim de algılanan kimliğimde her şey bu dizi. Bana Birol Güven olarak soru sorulmuyor. İnsanlar haklı olarak işin o tarafıyla çok ilgilenmiyor, haber değeri de yok zaten. Sonuçta dizi odaklı bir dünyam var.

İmaj yönetimi, insan yönetiminden daha mı zor?

- Evet. Çünkü imajı yönetebilmek için insanlarla işbirliği yapmak zorundasınız. Ünlü olmayan biriyle yola koyuluyorsunuz, iş yükseldiği zaman magazin basını, o kişinin özel yaşamını merak etmeye başlıyor. İşte o süreç, dizinin illüzyonunun bozulma süreci. Öyle bir problem var. Ama bundan sonra önlem alacağız. Bu yaşadıklarımızı oyuncularla paylaşacağız. Ve 20-30 bölümlük anlaşmalar yapacağız. Ucu açık olmayacak. Biz de öğreniyoruz...

Yine de her şey size vahşi gelmiyor mi? İş neticede neye kilitleniyor: Tiraja, reytinge, reklam pastasına, yani paraya. İnsan bir an gelir de, ‘‘Yeter be! İmajı batsın, dizisi batsın. Öbür tarafta da bir insanın hayatı var’ diyemez mi? Ben öyle bir Birol Güven’i daha çok sevebilirdim...

- Bunu yapmaya hakkım olduğuna inanmıyorum. Duygusal olarak kulağa hoş geliyor ama benim sözleşmem var. Cezai şartım var benim. Bana diyorlar ki ‘‘Senin yaratıcılığın nereden geliyor?’’ Sözleşmeden geliyor! Vahşilik olduğunu kabul ediyorum. Ama bu vahşiliği ben bulup ortaya koymadım ki.

Peki kim suçlu?

- Suçlu yok. İlla bir suçlu aranacaksa, İmaj Devri.

ŞU ANDA YETERİ KADAR CESUR DEĞİLİM

Siz yeteri kadar cesur bir adam mısınız? Hani bazen insanlar yırtar atar sözleşmeyi, neyse bedeli öder ya...

- Belki çok ileride sizin dediğiniz kadar cesur olabilirim. Ama şu anda değilim.

Bir senarist, bir yapımcı oyuncusunun özel hayatını da göğüsleme cesareti gösteremez mi?

- Gösterir. Ama bu işbirliği gerekir. Söylüyorum, biz bunu halledemedik. Bana açık ve samimi davranılmadı. Sonunda da işin içinden çıkamadık.

Peki sonra demediniz mi: ‘‘Pınar bana anlattığın gibi değilmiş mesele!’’

- Rencide olmasını istemedim. Çok oturduk konuştuk ama meğer bir iletişim problemi yaşamışız. Tekrar ediyorum, ahlakçı değil, imajcıyım ben!

Son soru: Bütün bu olanlardan sonra kendinizi başarılı buluyor musunuz?

- Evet. ‘‘Rağmen’ başarılıyım ben! Bu kadar çok iş yapmama rağmen başarılıyım. Bu işlere geç başlamama rağmen başarılıyım. Aslında yazar olmamama rağmen başarılıyım. Gerçi, ben mi başarılıyım diğerleri mi başarısız onu da bilmiyorum! Ama yaptığım işi çok seviyorum.

HÜLYA’NIN, CİNSEL SOĞUKLUĞU OLAN BİR KADINI OYNAMASINI İSTEDİM, REDDETTİ

- Yeni bir proje konuştuk. Kadın-erkek arasındaki cinsel soğukluk üzerine bir şey yazacaktım. Güzel bir projeydi ama belki başka biriyle... Yine bir aile. Kadın masterlar, doktoralar filan yapmış biri ama işsiz. Türkiye'de gerçekten de böyle bir problem var. Çok iyi eğitimi olduğu için iş bulamayan insanlar var. Gidip sekreterlik de yapmak istemiyorlar. Böyle bir kadın. Bulduğu işler hep onun altında. Bir de kocası var. Sürekli evde olduğu için kocasına hayatı zindan ediyor. Ve bunlar sevişmiyor. Ama Hülya Avşar bu rolü kabul etmedi. Herkes imajına aykırı bulduğu bir şeyi reddedebilir. Demek ki, böyle bir şey var. Hepimiz kendi kimliğimizi pekiştirmek istiyoruz. Kendimize aykırı bulduğumuz şeylerde yer almak istemiyoruz. Hak veriyorsunuz değil mi? Peki o zaman Pınar Altuğ hadisesinin, benim yarattığım Meltem karakterine zarar verdiğini neden hesaba katmıyorsunuz?
Yazarın Tüm Yazıları