TV’de ’ölü piksel’ oyunu bozuldu

YENİ nesil televizyonlarda parlaklık ve net görüntünün elde edilmesini sağlayan görüntü noktaları (piksel) dava konusu oldu. Bazı firmaların TSE’nin 2010 yılında iptal ettiği ‘belli sayıda ölü piksel normal’ standardını sanki hiç iptal edilmemiş gibi uygulaması, tüketicileri ayıplı televizyon ve bilgisayarlara mahkûm ettiklerini ortaya çıkardı. Yargıtay, açılan dava üzerine aldığı kararla bu oyunu bozdu.

BAZI elektronik cihaz üreticilerin TSE’nin 2001 yılında çıkartıp, 2010 yılında iptal ettiği standardı, sanki hiç iptal edilmemiş gibi uyguladığı ve tüketicileri piksel yanması sonucu ekranlarında siyah görüntü noktaları oluşan ayıplı televizyon ve bilgisayarlara mahkûm ettikleri ortaya çıktı. Yargıtay’ın Ankara 7’nci Tüketici Mahkemesi’nin onayladığı kararına göre, firmalar bundan böyle TSE’nin 3 yıl önce iptal ettiği ISO 13406-2 standardını gerekçe göstererek, piksel sönmesi yaşanan TV’leri garanti kapsamı dışında bırakamayacak. Ölü piksel sayısı kaç olursa olsun, televizyondaki sorunu garanti kapsamında çözmek zorunda kalacak.

NE ANLAMA GELİYOR

LCD ve LED gibi yeni nesil ekranlara sahip televizyon ve dizüstü bilgisayarlarda parlak ve net görüntü, piksel adı verilen çok sayıdaki görüntü noktaları sayesinde elde ediliyor. Her piksel, üç adet alt pikselden oluşuyor, Bunların her biri de kırmızı, yeşil ve mavi olmak üzere bir temel rengi sağlıyor. Örneğin, 1024 x 768 çözünürlüğündeki 15 inç bir bilgisayar ekranında yaklaşık 768 bin adet görüntü noktası (piksel) bulunuyor. Bu sayı büyük ekran televizyonlarda milyonlara ulaşıyor.

YÜRÜRLÜKTE DEĞİL

Sayıları milyonları bulan bu görüntü noktalarından bazılarında zaman zaman hatalar oluşabiliyor. Hatalı pikseller de televizyonun ya da bilgisayarın ekranında göze hoş gelmeyen siyah noktaların yer almasına yol açıyor. Televizyon izlerken ya da bilgisayar kullanırken rahatsız edici bir görüntü ortaya çıkabiliyor. Ölü pikseller, tüketiciler ile firmalar arasında tatsız tartışmaları da beraberinde getiriyor. Buna da üç yıl önce TSE tarafından iptal edilen ISO 13406-2 standardını bazı firmaların yürürlükteymiş gibi hala uygulamaya devam etmesi yol açıyor.

PİKSEL SINIRI NEDİR

Standardı gerekçe gösteren bazı firmalar, belli bir sayının altında kalan ölü piksel sorunlarını garanti kapsamı dışında tutuyor. Bunu da, ürünün ekran çözünürlüğüne göre belirliyor. Firmalar, sözkonusu standardı gerekçe gösterip, 1600 x 900 çözünürlükteki bir ekranda 3 pikseli, 1600 x 1200 çözünürlükte 4 pikseli, 1920 x 1080 ile 1920 x 1200 çözünürlükteki bir televizyonda ise 5 piksel ve üstünü garanti kapsamındaki hata sayısı olarak kabul ediyor. Bu 1024 x 768 ekran bir dizüstü bilgisayarda 2 piksel oluyor.

Mahkeme tarafından ayıplı mal kapsamında

SALDIRAY Günal adlı tüketicinin ‘ekranında 3 ölü piksel’ yer alan televizyonunu “4 ölü piksel olması gerekir” diyerek, garanti dışında bırakan firma hakkında Ankara 7’nci Tüketici Mahkemesi’nde açtığı davada, firmanın delil olarak sunduğu standardın TSE tarafından 3 yıl önce iptal edildiği anlaşıldı. Bunun üzerine mahkeme, ekranında 3 adet ölü piksel yer alan televizyonun ayıplı olduğuna karar verdi. Mahkemenin aldığı bu karar, Yargıtay 13’ncü Hukuk Dairesi’nin geçtiğimiz nisan ayının sonunda aldığı 2013-1750 esas numaralı kararıyla da onaylandı. Artık, tüketiciler satın aldıkları LCD ve LED TV’lerde sayısı kaç olursa olsun ekranda görüntü bozukluğuna yol açan ölü pikselli cihazlarını ayıplı mal kapsamında değerlendirtip, garanti kapsamında işlem yapılmasını sağlatabilecek.

Meğer iptal edilmiş

LCD ve LED ekranların ilk piyasaya sürüldüğü dönemlerde, belli sayıda ki ölü pikseller normal karşılanıyordu. TSE’de bunu göz önüne alarak 2001 yılında EN ISO 13406-02 standardını oluşturdu. Ancak, ekran teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişme ve piksel hatalarında yaşanan düşüşü dikkate alarak, bu standardı 2010 yılında iptal etme yoluna gitti. Artık, yeni nesil LCD ve LED ekranlarda, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de piksel yanmaları ayıp sayılıyor. Buna rağmen, bazı üretici
ve ithalatçı firmalar ürün açıklamalarında
hala bu standart uygulamadaymış gibi göstererek, belli sayının altında ölü piksele sahip ürünlerini garanti kapsamı dışında tutuyor. Bu durumda tüketiciler, göze hoş gelmese de ekranda siyah noktalar eşliğinde izlemeye mahkum kalıyor
ya da bedelini ödeyerek cihazının ekranını değiştirtmek zorunda kalıyordu.

X

‘Yıldız’ savaşları

BAŞTA otel ve uçak olmak üzere yurtiçi ve yurtdışı seyahat planlarıyla ilgili yapılan rezervasyonların booking, tripadvisor, trivago gibi internet üzerinden faaliyet gösteren sitelere hızla kayması, bazı işletmelerin de yıldız oyunlarına başvurmasına yol açıyor.

Tüketicilerin yanıltılmasına yol açtığı iddia edilen bu yöntemle pansiyonların otel, üç yıldız kategorisine giremeyecek otellerin de 4-5 yıldızlı diye pazarlanabildiği ifade ediliyor. Ancak yasalar gereği ister tatil isterse iş amaçlı olsun tüketicilerin tercih ettiği söz konusu otellerin uluslararası kıstaslara göre pazarlanması zorunlu kılınıyor. 

4 yıldız kategorisine giren otellerde, yüzme havuzu, 100 kişinin aynı anda yemek yiyebileceği lokanta, spor, dinlenme ve toplantı yapabilen salonlar, kahve ya da içki içebileceği barların bulunması gerekiyor. Odalarda mini bar ve kıymetli eşyaların konulabileceği kasaların olması da şartlar arasında bulunuyor. Kurallar, 5 yıldızlı işletmelerde daha da üst seviyelere çıkıyor. Yatak boyutlarından havuzların açık ve kapalı olmasına kadar bir çok unsur, zorunlu standart olarak yer alması gerekiyor.

 

BAKANLIK DEVREDE

 

İnternet üzerinden tesislerin pazarlanmasını sağlayan yerli ve yabancı sitelerin, listelerine dahil ettikleri otelleri yeterince araştırmadığı, sadece işletmelerin beyanlarıyla yetinme yoluna gittiği iddialar arasında yer alıyor. Yeterince araştırılmayan otellerin de bu sayede ‘yıldız oyunlarını’ yapabildği öne sürülüyor. Otellerinde ki bir kaç oda ve bölümü 4 ya da 5 yıldız özelliğinde dizayn edip, sadece bu bölümlerin resimlerini internete koyan bu oteller, internete yükledikleri bu resimleri, sahte konuk yorum ve değerlendirme notlarıyla da pekiştirme yoluna gidebiliyor.

 

TESİSLER İNCELENİYOR

Yazının Devamını Oku

Valiz kilidini kırma bedelini kim ödeyecek?

HAVA yolu şirketleri ile yolcular arasında yaşanan sorunların başında kaybolan ya da hasar gören bagajlar geliyor.

Uluslararası Havayolları Birliği’nin yaptığı araştırmalara göre, bir yılda kaybolan ya da hasar gören valiz sayısı, 30 milyon adedin altına düşmüyor. Sadece bu tip valizler yüzünden havayolu şirketlerinin uğradığı zarar, 2 milyar doları buluyor. Bu 2 milyar doları da, yolculara ödenen tazminatlar, valizlerin bulunması için oluşturulan takip sistemleri ve bulunan valizlerin yeniden sahiplerine ulaştırması için yapılan harcamalar oluşturuyor. Şimdi bu sorunlara bir yenisi daha eklendi. Bu da, geçtiğimiz haziran ayında Milli Sivil Havacılık Güvenlik Toplantısı’nda kilitli valizlerle ilgili alınan karardan kaynaklanıyor. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün geçtiğimiz kasım ayından itibaren uygulamaya konulduğunu açıkladığı bu karar uyarınca, güvenlik birimleri bundan böyle gerek duyduğu taktirde uçak altı bagaja verilen yolcu valizlerinin kilitlerini kırıp, açacak ve içinde yer alan eşyaları yolcu gözetiminde olmadan inceleyebilecek.  


AMERİKA’DA KIRMADAN YAPILIYOR


Oysa, daha önce valiz uçağa yüklenmeden önce yolcu anons edilerek, valizinin başına getiriliyor, kilidi açtırılıp, yolcunun gözü önünde gerekli kontroller yapılarak, işlem gerçekleştiriliyordu. Şimdi bu işlemden zaman kaybına yol açtığı gerekçesiyle vaz geçiliyor ve şüpheli bagajlar yetkililer tarafından sadece kameraların önünde zorlanarak kilidi kırılıp, açılabiliyor. Hasarlı valizi teslim alan yolcu, bu işlemden ancak kontrolü yapan yetkilinin valizin içine koyduğu notu okuyunca haberdar olabiliyor. Bu işlem, Amerika’da TSA diye adlandırılan Transpotation Security Administration yani Ulaştırma Güvenlik İdaresi tarafından yapılıyor. Ancak, bu da Amerika’da bagajlarda tek bir kilit sisteminin uygulanması ve şifre çözücü kilit anahtarının sadece TSA’da bulunması sayesinde oluyor. TSA kilitleri denilen bu sistemde yolcu valizini istediği şifreyi koyarak kilitleyip, bagaja veriyor. Şayet bagaja verilen bu valizden şüphelenilmişse yetkililerin elinde bulunan şifre çözücü anahtarla valiz açılıp, hiç bir zarar vermeden inceleme yapılabiliyor. Türkiye’de ise böyle bir şifre çözen anahtar uygulaması yok. Şüphelenilen çantaların kilitleri zorla kırılıp, açılıyor. 


YASAYA GÖRE SORUMLU BELLİ


Yazının Devamını Oku

Gayrimenkulde metrekare aldatmacası

GEÇTİĞİMİZ ocak ayından itibaren yürürlüğe giren Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 27’nci maddesi uyarınca, Türkiye’de satışa çıkarılan konutların tanıtım ve reklamlarında artık, fiyata yer verilmesi durumunda, konutun brüt ve net alanlarına da yer verilmesi zorunlu.

Ancak bu zorunluluk, özellikle satışa çıkardığı konutun metrekare fiyatını cazip göstermek isteyen firmalar tarafından suistimal edilerek, mağduriyetlere yol açabiliyor. Projelerini cazip hale getirerek, rekabette ön plana çıkmak isteyen firmalar, tanıtımını yaptıkları konutların reklam ve ilanlarında konutların gerçek brüt ve net alanlarına yer vermek yerine, metrekarelerini yüksek tutularak tüketicilerin yanıltılmasına neden oluyor. Denetimlerin ve cezai uygulamaların caydırıcı nitelikte olmaması, uygulamanın art niyetli firmalar arasında yaygınlaşmasını da kaçınılmaz kılıyor.

 

TAPUDA ANLAŞILIYOR

Bu da, tüketici taleplerinin metrekare fiyatı cazip olan konutlarda yoğunlaşmasından kaynaklanıyor. Tüketicilerin metrekare fiyatı düşük, uygun fiyatlı konut arayışına girmesi, satışa sunulan dairelerin reklam ve tanıtımlarında brüt ve net alanların abartılarak, gerçeği yansıtmayan şekilde kullanılmasına yol açabiliyor. Böyle olunca da net alanı 45 metrekare olan stüdyo daireler, 56 metrekare, brüt alanı 100 metrekare olan daireler de 120 metrekare diye pazarlanabiliyor. İşin rengi ise ancak, tüm işlemler tamamlanıp, tapu alındıktan sonra anlaşılabiliyor. O zaman da iş işten geçmiş oluyor. 


Yazının Devamını Oku

Tüketiciye ‘tacir’ oyunu

İzinsiz reklam mesajlarıyla ilgili itiraz başvurularının birçoğu aylarca karara bağlanmayıp sürüncemede bırakılırken, karara bağlananların büyük bölümü de tüketici aleyhine sonuçlanıyor.

Bunun nedeni ise şirketlerin “Şikâyeti yapan tüketici değil tacir, ondan mesaj gönderdik” şeklindeki savunması.


İNTERNET ve cep telefonu kullanıcılarının onayı olmadan reklam mesajı gönderimini yasaklayan Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun geçtiğimiz mayıs ayı başından itibaren uygulamaya girdi. Bunun sonucunda firmalara, reklam içerikli SMS ya da e-posta göndermeden önce müşterilerinden onay alma zorunluluğu geldi. Yasa, izin vermeyen müşteriye reklam mesajı göndermekte ısrar edenlere de idari para cezalarının uygulanmasının kapısını araladı. Böyle olunca da, ceza yaptırımıyla karşı karşıya kalmak istemeyen firmalar, potansiyel müşterilerinin e-posta adresleri ile cep telefonlarına mesaj göndererek, hepsinden tek tek onay almak zorunda kalıyor. Yüklü para cezalarını ödemek istemeyen firmalar, reklam mesajlarının gönderilmesini istemeyen müşterileri, anında listelerinden çıkarıyor. Ancak, onay vermediği halde reklam mesajı göndermeyi kesmeyen firmalar da yok değil. Bunların sayısı da hiç azımsanmayacak kadar fazla. TİCARİ YAZIŞMA BAHANESİBunun da nedeni, onay verilmediği halde ısrarla reklam mesajı gönderen firmaların üzerine ciddi olarak yeterince  gidilmemesinden kaynaklanıyor. Yapılan başvuruların bir çoğu aylarca karara bağlanmayıp, sürüncemede bırakılırken, tüketicilerin lehine karara bağlananların oranı da oldukça düşük seviyede kalıyor. Tüketicilerin lehine sonuçlanan başvuruların parmakla sayılacak kadar az olmasının nedeni ise gönderilen reklam mesajlarının “Ticari yazışma” olarak değerlendirilmesinden kaynaklanıyor. Hakem heyetleri ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü’nün web sitesi üzerinden yapılan izinsiz reklam başvurularının karar gerekçeleri incelendiğinde, aşırı yoğunluk nedeniyle genellikle sadece firmaların savunmalarına bakıldığı, firmaların yaptığı savunmaların ise doğru olup, olmadığının yeterince araştırılmadığı açıkça görülüyor. Firmaların lehine sonuçlanan bu kararlarda şikayette bulunanlar, genellikle “ticari unvan sahibi kişi” olarak değerlendirildiği ve “tüketici olmadıkları” gerekçesiyle, başvurularının aleyhlerinde sonuçlandığı ortaya çıkıyor. Bu da, şikayette bulunan tüketicilere gönderilen karar yazılarında açıkça görülüyor. Bu karar yazılarında, “Şikayette bulunduğunuz firmanın tarafımıza gönderdiği savunmada, sizin tacir olduğunuzdan dolayı onay alınmadan SMS gönderildiği belirtilmektedir. Yapılan incelemede 6563 Sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında kanunun 6. Maddesi 2. Fıkrası uyarınca suç oluşmadığı düşünüldüğünden şikayetiniz işlemden kaldırılmıştır” deniliyor.


Araştırılmadan karara bağlanıyor

ŞikÂyette bulunanların mesleki durumları incelendiğinde büyük çoğunluğunun özel ya da kamu kurumlarda çalıştığı, bugüne kadar ticaretle hiç uğraşmadıkları ve tacir olmadıkları açıkça görülebiliyor. Buna rağmen, tüketici aleyhine karara varılması, şikayette bulunanlardan alınan savunmaların doğru kabul edilip şikayetçiye sorulmadığını, araştırılmadığını gösteriyor. Yaşadıkları sorunu Hürriyet Gazetesi’nin Tüketici Köşesi’ne aktaranlar, “Bugüne kadar ticaretle hiç uğraşmadım. Bakanlığın ya da Bakanlığa bağlı il müdürlüğünün beni nasıl tacir ilan ettiğini hiç anlamış değilim. Konuyla ilgili şikayet edilen tarafla görüşülmesine rağmen, savlarının doğru olup olmadığı yönünde benim görüşüm alınmadan ticari unvan sahibiymişim gibi olay kapatılmış.Anladığım kadarıyla bakanlık bu tür şikayetleri araştırma soruşturma gereği duymadan kapatma yoluna gidiyor” diye özetliyor.

Yazının Devamını Oku

‘Kart aidatı’ aldatmacasına ceza yağdı

HAKEM Heyetleri ve Tüketici Mahkemeleri’ne yapılan başvuruların tüketiciler lehine sonuçlanmasının ardından bir anda türeyen, kredi masraf ve kredi kartı aidatları bedellerini garantili geri alma taahüdünde bulunan fırsatçılar, bu kez engele takıldı. Reklam Kurulu, asıl faaliyet alanları otomotiv, iş makinesi, yedek parça, elektrik gibi farklı iş grupları olmasına karşın, tüketici haklarıyla ilgili faaliyet gösteriyormuş gibi siteler oluşturup, tüketicilerin bilgi ve tecrübesizliğinden yararlanan bazı internet sitelerine ceza yağdırdı. Reklam Kurulu, bu bedelleri yüzde 100 garanti vererek, geri alacakları taahhüdünde bulunan fırsatçılara, reklam durdurma ve 55 bin 55 lira para cezası verdi.


YÜZDE 100 GARANTİ YALANI

Bu siteler, yaptıkları reklam ve tanıtımlarda, tüketicilerin internet üzerinden bedavaya temin edilen dilekçelerle mahkeme ve hakem heyetlerine yaptıkları bireysel başvurularda, netice alamayarak, ceza ödemek durumunda kalabildiğine vurgu yapıyor. Sitelerde yer alan bilgilerde, “Konusunda profesyonel avukat ve danışmanlarımız ise hakem heyetlerine yapılacak başvuralar dahil tüm işlemleri gerçekleştiriyor ve bankalardan çektiğiniz kredilerin dosya masraflarını yüzde 100 geri alacağımızı taahhüt ediyoruz” deniliyor.
Bu reklam ve tanıtımlarda ayrıca, açılacak olan davalarda 890 lira olan avukatlık ücretinin talep edilmeyeceği, bu bedelin dava sonunda mahkeme tarafından bankadan alınıp, kendilerine ödeneceği de savunularak, “Kazanılan dava sonrasında tüketicilerden herhangi bir komisyon ücreti almıyoruz. Hakem heyetlerine yaptığımız başvuru sonrasında, hakem heyetinin verdiği karara rağmen bankalar ödeme yapmayabilir. Bu durumda avukatlarımız hemen devreye girerek, yasal süreç sonunda icra takibi başlatıyor. Bu yolla, ödemelerinizi icra yoluyla bankadan tahsil ediyoruz. Bu işlem içinde tüketiciden hiçbir avukatlık ücreti ve komisyon talep etmiyoruz” deniliyor.

Yazının Devamını Oku

Hediye forma aldatmacası

CEP telefonlarına rastgele gönderilen SMS mesajlarıyla gerçekleştirilen vurgunlara, her gün bir yenisi ekleniyor.

Kredi kartı ve GSM operatörü kuruluşların mobil ödeme sistemleri üzerinden gerçekleştirilen bu vurgunlara şimdi de, “Hediye forma kazandınız” diye cep telefonlarına gönderilen mesajlar eklendi. Bu SMS mesajlarına kanıp geri arama gafletinde bulunanlar, piyasa değeri 25- 30 TL olan minyatür elektrik tasarruf cihazları için 270 TL ödemek zorunda kalabiliyor.


TEBRİKLER KAZANDINIZ!


Bunu da, ‘Tebrikler, 4 büyük takımın taraftar formasından birini hediye olarak kazandınız. Hediye formanızı almak için hemen arayın’ diye gönderilen mesajlarla yapıyorlar. Bedava forma kazandığını düşünerek, geri arama yapanlara ‘Enerji Tasarrufu Genel Merkezi’ diye yanıt veriliyor. Görüşmelerin kalite standartları gereği kayıt altına alındığı gibi uyarılarda bulunularak da, arayanlar üzerinde resmi bir kurumla görüşüldüğü imajı yaratılmak isteniyor. Geri aramalara yanıt verenler, aranan servisin devlet ve TEDAŞ’la yaptığı işbirliği sonucunda ayda 30 TL üzerinde elektrik faturası ödeyen abonelere forma hediye edildiğini söylüyor. Hediye formaların kargoyla gönderileceği ve forma, kargo bedeli gibi adlar altında hiç bir ücret ödenmeyeceği, ancak kampanyadan sadece kredi kartı kullanıcılarının yararlanabildiği söyleniyor.


GÜVEN DUYGUSU


Yazının Devamını Oku

Para iadesi yok hediye çeki var

TÜKETİCİ Yasası ve Borçlar Kanunu, ayıplı mal ve hizmetten ötürü zarara uğrayan tüketicilere tanıdığı haklar, kuruluşlar tarafından kolayca göz ardı edilebiliyor. Yasalar, ayıplı mal ve hizmetten ötürü zarar gören tüketicilere, ürün ve hizmeti almaktan vazgeçip, ödediği bedeli geri talep etmenin yanı sıra, ürünün tamirini ya da başka bir ürünle değiştirilmesini ya da ayıp oranında indirim yapılmasını talep etme hakkı tanıyor. Yasalar, ayıplı mal ve hizmetten ötürü tüketicilere sağladığı bu haklara ek olarak, görülen zarardan ötürü tazminat talep etme hakkı da tanıyor. Haklar arasında yapılacak seçimi de, tüketicilere bırakıyor.
Ancak, bazı kuruluşlar, yasal zorunluluk olmasına rağmen, ayıbın giderilmesi konusunda seçimi, tüketicilere bırakmak yerine, istediği gibi kendisi belirleme yoluna gidiyor. Böyle olunca da ayıplı mal ve hizmete para iadesinin yerini, hediye bilet ya da alışveriş çekleri alıyor.


HIZLA YAYILIYOR


Yazının Devamını Oku

Yağda ezber bozuluyor

BİLİM dünyasında son 1.5 yılda gerçekleşen çalışmalar, doymuş yağlar konusunda ezber bozan bulguların ortaya çıkmasına yol açtı. Buna da, toplam 650 bin tüketiciyi kapsayan, 77 farklı araştırmadan elde edilen sonuçlar yol açtı. Bu analizlerden elde edilen ortak sonuçlarda, doymuş yağların insan sağlığı üzerinde herhangi bir olumsuz etki yaratmadığı, aynı zamanda doymamış yağların da olumlu etki oluşturmadığı ortaya çıktı.
Bu sonuçlara bir de Amerikan Kalp Cemiyeti (AHA) ile Avrupa Kardiyoloji Birliği’nin (ECU) yaptığı son değerlendirmeler eklenince, tüm dünyada “yağlarda yaşanan savaşlar artık bitiyor mu?” sorusu tartışılmaya başlandı. Bir anda trans yağ içermeyen margarinler, tüm yağ çeşitleri arasında önemli bir alternatif haline dönüştü.

DOYMUŞ YAĞ AKLANDI MI


Bu tartışmaları da geçtiğimiz aylarda Time Dergisi’nin konuyu “Yağ üzerinde yapılan savaşa son” başlığıyla kapağına taşımasının ardından, geçtiğimiz 12 Ağustos günkü baskısında British Medicine Journal’in de (The BMJ) doymuş yağların kalp hastalıkları ile ilgisinin olmadığını vurgulayan bir araştırmayı yayınlaması ve Kanada McMaster Üniversitesi’nin son yaptığı meta analizlerin sonucunda, asıl riskin sadeci trans yağ asitlerinden kaynaklandığını ortaya koyması, iyice alevlendirdi.

Yazının Devamını Oku

Online finans yatırım oyunu

HİSSE senetleri başta olmak üzere, döviz, altın, gümüş, petrol gibi uluslararası borsalarda işlem gören yatırım araçlarında yaşanan bir kaç dakikalık fiyat dalgalanmaları üzerinden bahis oynanmasına imkan tanıyan online finansal yatırım siteleri, Türkiye’deki yatırımcıların yeni gözdesi oldu. Talep karşısında alt yapılarını Türkçe olarak düzenleyip, canlı destek hatları oluşturan bu yurtdışı merkezli siteler, yatırım araçlarının ekranda yer alan son 5 dakikalık grafiklerine bakılarak, bir kaç dakika içinde fiyatında yükseliş mi, yoksa düşüş mü olacağına karar verilip, yatırım yapılmasına imkan tanıyor. Ancak, bir kaç dakika içinde yapılan bu yatırımlar, yüzde 80’e varan oranda anında getiri sağlayabildiği gibi yatırdığı bedelin tamamını kaybetme riski de taşıyor. Bu risklere bir de elde edilen gelirin tahsil edilmesinde yaşanan sorunlar eklenebiliyor. Bu sorunlar arasında, sudan sebeplerle, yatırımcı hesaplarının dondurup, elde edilen gelirlere el koyulması, yapılan yatırımların kolayca iptal edilip, yatırım bedellerinin banka hesaplarına aktarılmaması da yer alıyor.


SİSTEM NASIL İŞLİYOR


Yatırımcılara finansal piyasalarda yaşanan anlık dalgalanmalardan kısa sürede yüksek oranlarda kâr elde etmelerini vaad eden bu siteler, sadece profesyonel yatırımcıları değil, aynı zamanda finansal piyasaları fazla tanımayan hiç tecrübesi olmayan amatör yatırımcıları da hedef alıyor. Bu tür yatırımcıları çekmek için de haftanın 7 günü 24 saat Türkçe hizmet veren canlı destek hatları oluşturuyor. Online finansal yatırım siteleri, ikili opsiyonlar diye adlandırdıkları bu işlemleri, uluslararası borsalarda işlem gören yatırım araçlarında oluşan anlık fiyat dalgalanmalarından kâr elde edilmesini ya da kaybedilmesini sağlatıyor. Yatırımcılar, hisse senedi, altın, döviz petrol gibi yatırım araçlarının ekranda yer alan son 5 dakikalık grafikleri inceleyerek, bir kaç dakika içinde gerçekleşecek olası fiyat hareketini tahmin etmeye çalışıyor. Bunun sonucunda yatırım yapacağı ürünün yükseleceği ya da düşeceğine karar verip, bu iki şıktan birine yatırım yapıyor. Bu yatırımın sonunda doğru tahminde bulunmuşsa, yatırdığı bedelin yüzde 80’ine varan oranında getiri elde edebiliyor. Ancak, kaybettiğinde ise yatırdığı bedelin tamamı gidiyor.


BAHİS SİTELERİNDEN FARKI


Yazının Devamını Oku

Paranızı ‘yürüt’mesinler

ŞİMDİ de bazı Uzakdoğu ülkelerinden ithal edilen ayakkabılarla sadece yürüyerek, koşmuş gibi 4 kat fazla kalori yaktırdığı ve kolayca zayıflattığı savunularak, vurgun gerçekleştiriliyor.

Tüketicilerinin fazla kilolardan kurtulma zaafından yararlanılarak hiç bir bilimsel veri ve bulguya dayanmadan yapılan bu iddialar sayesinde, 49 lira ile 119 lira arasında değişen fiyatlarla internet ve tele pazarlama kanalları üzerinden satışı gerçekleştirilen zayıflama ayakkabılar, 4 kat fazla kalori yakmak bir yana, kullananların ayak sağlığını bile bozabiliyor.


KİLOLARDAN KURTULMAK İÇİN


Bu ayakkabıların tanıtım ve reklamlarında, ‘sadece yürüyerek’ koşmuş gibi zayıflattığı, farklı dizaynı sayesinde vücut ağırlık kütlesini ayak tabanı orta bölümüne verdirdiği, 4 kat daha fazla kalori yakımının gerçekleşmesine olanak tanıdığı, hareket edildikçe baldırlarda, kalçada, sırt ve karın bögesindeki ana kaslarda tetiklemeye, daha hızlı kalori yakımının sağlanmasına yol açtığı savunuluyor. Uzmanlar ise, tüm bu iddiaların bir yalan olduğu görüşünde birleşiyor. Aşırı kilolardan kurtulmanın yolu olarak ayakkabı gibi meteryalleri değil, zayıflamak için yapılan eylemlerin sonucunda harcanan kalorileri gösteriyor. Zayıflamak için eylemde bulunmak yerine, işin kolayına kaçıp, bu tür ürünlere gereksiz yere ödenen bedellerin ise ters etki yarattığı ve motivasyonun bozulmasına fırsat tanıdığı savunuluyor.


GELİŞTİREN NOBEL’İ KAPAR


Yazının Devamını Oku

‘Tek senet’ tuzağına dikkat

KREDİ ve kredi kartı borcu yüzünden bankaların kara listesine girenlerin sayısının 3.5 milyona dayanması, cep telefonlarına getirilen kredi kartına taksit yasağının 1.5 yıla ulaşması, ürün taleplerini senetle satış yapan mağazalardan karşılamak zorunda kalan tüketicileri, tehlikeli sözleşmelere imza atmak zorunda bırakıyor.

Bu da, senetle satış yapan mağazaların alışveriş yapan müşterilerine, aldıkları ürünün karşılığında sadece toplam bedel üzerinden tek bir senet imzalatmasından kaynaklanıyor. Oysa, Tüketici Yasası’na göre, taksitli satışlarda tüketicilerin daha sonra herhangi bir sorunla karşılaşmaması için her bir taksit için ayrı ayrı senet düzenlenip imzalatılması gerekiyor. Yasa’ya aykırı olmasına rağmen, bu mağazaların tüketicilere toplam bedeli gösteren tek bir senet imzalatması, kötü niyetli uygulamalara açık kapı bırakıyor. Bu mağazalar, ileride yaşanacak herhangi bir taksit ödeme aksaklığında, borcun tamamını içeren senedi devreye sokma tehdidi olarak kullanabileceği gibi, mağaza açısından herhangi bir finansal sorunun yaşanması durumlarında taksitler aksatılmasa da borcun tamamının tahsiline yol açıyor.


SORUNA YARGI ÇÖZÜMÜ


Tüketici Yasası’nın her taksit için ayrı ayrı düzenlemek yerine toplam bedeli içeren tek senedin imzalatılması durumunda, düzenlenen senetleri tüketiciler lehinde geçersiz kılmasına rağmen, bu tür senetlere yönelik takip durumlarında tüketicilerin yine de haklarını yargıda aramaları gerekiyor. Bunun için de satıcının imzalattığı taksit sözleşmesinin bir nüshasının mutlaka tüketicinin elinde olması gerekiyor. Zaten Yasa’ya göre de satıcının imzalanan sözleşmenin bir kopyasını tüketiciye verme yükümlülüğü bulunuyor. Ayrıca, bu sözleşmenin dışında bir de kıymetli evrak niteliği bulunan senet ya da senetler düzenleniyorsa, bu senetlerin de her bir taksit tutarı için ayrı ayrı düzenlenmesi gerekiyor. Aksi takdirde düzenlenen kambiyo senetleri, geçersiz sayılıyor. Söz konusu senetlerle ilgili herhangi bir sorun yaşandığında da, tüketicilerin senet bedelinin miktarına göre ya bulundukları il ve ilçedeki tüketici sorunları hakem heyetlerine, ya da tüketici mahkemelerine başvurup, haklarını aramaları gerekiyor.


ALMADAN İMZALAMA


Yazının Devamını Oku

Biber hapı yasak tanımıyor

YAKLAŞIK 5 yıl önce Sağlık Bakanlığı tarafından karın ağrısı, ishal, kusma ve bağırsaklarda tahribata yol açtığı gerekçesiyle piyasadan toplattığı “Pepper Time” hapı tekrar piyasaya sürüldü. Meksika’nın kırmızı biber hapı olarak tanıtılan Pepper Time, hiç efor sarfetmeden, tıpkı spor yapmış gibi metabolizmayı hızlandırıp, sadece terleyerek oturduğun yerde zayıflattığı iddia ediliyor. Ürünün tekrar satılmaya başlamasının ardından harekete geçen Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ve yetkili kuruluşlar tüketicileri yanıttığı gerekçesiyle ürünü pazarlayan şirketelere reklamları dudurma cezası verdi. Ancak, tüm bu yasaklayıcı önlemlerin Meksika’nın acı kırmızı biber hapı “Pepper Time” için caydırıcı olmadı. Öldürücü sonuçlar doğurabilen bu zayıflama hapı, paket fiyatı 55 lira olmak üzere satışına devam ediyor.

BAĞIRSAKTA TAHRİBAT


Oysa, 2010 Ağustos ayında Sağlık Bakanlığı karın ağrısı, kusma ve ishale gibi sağlık sorunlarına yol açıp, bağırsakları tahrip olan 23 yaşındaki Nilay Dinçer’in tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmesi üzerine, yapılan inceleme sonrasında Dinçer’in kullandığı “Pepper Time” (kırmızı biber hapı) isimli zayıflama ilacının “sibutramin” etken maddesi içerdiği belirledi. Bunun üzerine, Dinçer’in oturduğu yerden sadece terleyerek zayıflamak için kullandığı “Pepper Time” adlı kırmızı biber hapını piyasadan toplatma kararı aldı. Bakanlık’ın bu kararıyla birlikte Türkiye genelindeki tüm eczanelerde satışı yapılan kırmızı biber hapları, toplatıldı.

ÇİN’DEN GETİRİLİYOR


Yazının Devamını Oku

Yıldız oyunları

SEZONUN başlamasıyla birlikte bazı uyanık işletmeciler, tek yıldız kategorisine giremeyecek tesisleri bile, butik, 4 yıldızlı, hatta ‘de luxe’ diye pazarlamaya çalışıyor. Ancak bakanlık ve denetim kurumları bu işletmelerin planlarını boşa çıkardı.

ALINAN tüm önlemlere rağmen, her yaz rezervasyonlarını otellerin internet siteleri üzerinden yapan tatilcileri kendi tesislerine çekmek isteyen bazı uyanık işletmeciler, tek yıldız kategorisine giremeyecek tesisleri bile, butik, 4 yıldızlı, hatta ‘de luxe’ diye pazarlanmaya çalışılıyor. Hatta, bu işletmelerin bazıları, sadece yıldız oyunlarıyla da yetinmeyip, başka tesislerin görsellerini internet sitelerine taşıyarak, kendi tesisleriymiş gibi gösterme yoluna bile gidebiliyor. Bunun sonucunda 4-5 yıldızlı, De Luxe diye pazarlanan tesislerde bırakın yüzme havuzlarını, spor salonlarını, barları, kahvaltının yapılabileceği yemek salonu dahi bulunmayabiliyor. Kahvaltı, odalara tabakla servis edilip, müşteriler, yatak üzerinde yemek zorunda bırakılıyor. Odalarda mini bar ve kıymetli eşyaların konulabildiği kasalar olmadığı gibi kıyafetlerin asılacağı dolaplar dahi bulunmayabiliyor.

KÂBUS PLANI TUTMADI

Ancak, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü başta olmak üzere, Turizm Bakanlığı, TURSAB ve Reklam Kurulu, daha sezon başlar başlamaz aldıkları önlemlerle, uygulamaya koydukları cezalarla bu yaz sezonunda uyanık işletmecilere pek göz açtırma niyetinde olmadıklarını ortaya koydular. Hürriyet’in Tüketici Köşesi olarak biz de bu hafta, bu kuruluşların yaptığı son incelemeler sonucunda 2015 yaz sezonunda tüketicileri yanıltarak, tatilllerini kabusa dönüştürme planları yapan işletmelerle ilgili alınan bazı kararları bir araya getirmek istedik. İşte bu kurumların tatili kâbusa dönüştürme planları yapan işletmelerin planların boşa çıkaran kararlardan bazıları:

Yazının Devamını Oku

Taklit, tablet ve telefon vurgunu

TÜRKİYE’de görünüşte orjinaliyle bire bir aynı olan sahte tablet bilgisayar ve cep telefonundan geçilmiyor.

Bu ürünler, sadece televizyon, radyo ve internet üzerinden verilen reklamlarla değil, cadde ve pazarlarda kurulan tezgahlarda da pazarlanmaya çalışılıyor. Bugün Çin ve Tayvan başta olmak üzere Uzak Doğu ülkelerinde üretilmiş, görünüşte orjinaliyle bire bir aynı olan sahte tablet, bilgisayar ve cep telefonlarını gerçeğinden ayırd etmek ise zor.


İNTERNETSİZ TV İZLEME


Taklit ürün üretenler modayı da yakından takip ediyor. Bugün hangi telefon ya da tablet bilgisayar gözdeyse anında onun kopyasını Türkiye’ye getirip, piyasaya sunuyorlar. Bu sahte ürünler de kalitelerine göre değişiyor. Bazıları, orjinallerinden bile daha fazla özelliğe sahip olabiliyor. Kiminde birden fazla hattı aynı anda kullanabilme, kiminde internete dahi ihtiyaç duymadan televizyon seyredip, müzik dinleme özelliği bulunuyor. Hatta, bu özellikler bazı ürünlerde iyice abartılmış durumda. Orjinalinde olmayıp, rakiplerin ön plana çıkardığı bir çok unsur, bu telefon ve tablet bilgisayarlarda bulunabiliyor. Ancak, görünüşüyle orjinaliyle aynı olmalarına karşın, işletim sistemi, yazılım, hız, ekran, kamera çözünürlüğü, kapasite gibi bir çok olumsuz unsurlarıyla, karlı bir alışveriş yaptığı hissine kapılan kullanıcıları hayal kırıklığına uğratıyor.


BAKANLIK DA UYARIYOR


Yazının Devamını Oku

‘Trans yağ’ çelişkisi

HAZIR gıda ambalajlarının üzerinde ‘Trans yağ içermez’ denilmesine rağmen, içerik kısmında yüzde 0.1 ile yüzde 0.9 arasında değişen oranlarda trans yağ kullanıldığına yer verilmesi, tüketicilerin kafasının karışmasına yol açıyor.

Bu da, Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği’ne eklenen ‘Besin Öğeleri ile İlgili Beyan Tablosu’ndan kaynaklanıyor. Tabloya göre, içeriğindeki toplam yağın 100 gramında 1 gramdan az trans yağ içeren gıdalar, “Trans yağ içermeyen” ürün olarak kabul ediliyor. Böyle olunca da ürünlerinde kullandığı her 100 gram yağa 1 gramdan az transyağ ekleyen firmalar, ambaljlarına “Trans yağ içermez” ibaresini koyabiliyor. Ancak, ürünlerinde kullandıkları transyağ miktarını etiketlerinin “içerik” kısmında oranıyla belirtme zorunluluğu bulunuyor. Bu da, tüketicilerin akıllarında satın aldıkları hazır gıdalarda “Trans yağ var mı, yok mu?” diye çelişki oluşmasına neden oluyor.

VÜCUT TANIYAMIYOR

Amerikan Kalp Vakfı’nın (WHA) resmi sitesinde yer alan araştırmaya göre, Trans yağ asitleri, trans konfigürasyonunda en az 1 çift bağa sahip doymamış yağ asitlerinden oluşuyor. Trans yağ asitleri de, sıvı yağların katı yağa dönüştürülmesi (hidrojenasyon) sırasında ortaya çıkıyor. Doğada bulunmayan bu sentetik trans yağ asitlerini vücudun tanıyamaması, kolestrol sorunlarını da beraberinde getiriyor.
Tam yağlı süt ve süt ürünleri, koyun ve kuzu etleri gibi bazı hayvansal kaynaklı ürünlerde de az miktarda trans yağ asitleri bulunuyor. Ancak, bu trans yağ asitleri, geviş getiren hayvanlarda doğal olarak oluştuğu için sentetik trans yağla karıştırılmaması gerekiyor.

KOLESTEROLÜ TETİKLİYOR

Trans yağların kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterolü arttırıp, iyi kolesterol olarak adlandırılan HDL kolesterolünü düşürerek kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini yükselttiği savunuluyor. Uzmanlar, yapılan araştırmaları örnek olarak göstererek, trans yağ asidi tüketimindeki her yüzde 2’lik artışın, kalp hastalığı riskini de yüzde 23 oranında artırdığını ileri sürüyor. Bu nedenle de kalp hastalığı riski taşıyan tüketicilerin özellikle trans yağlardan uzak durması gerektiğini vurguluyor.

Yazının Devamını Oku

John Travolta cezası

NN Interaktif Pazarlama şirketinin John Travolta, Nicolas Cage, Wayne Rooney gibi ünlü erkeklerinin saç bakım sırrı olarak lanse ettiği ‘Nano Hair’ isimli 30 günde 1700 yeni saç teli çıkardığı iddia edilen şampuana ceza geldi.

REKLAM Kurulu, NN Interaktif Pazarlama adlı kuruluşun “Artık, saç ektirmeye ve kelliğe son. Saç dökülmesini durdurup, 30 günde 1700 yeni saç teli çıkaran formül” sloganıyla kutusunu 89 liradan pazarladığı Nano Hair adlı şampuanın reklamlarını, 30 günde 1700 yeni saç teli çıkartıp, kelliği önlediğini “bilimsel çalışma” ve “test sonuçları” ile ispatlayamayınca, cezalandırılmasına karar verdi. Kurul ayrıca, 1 milyon dolarlık Ar-Ge çalışması sonucunda geliştirildiği ve nanoteknoloji sayesinde şifalı bitkilerin etkinliğini 10 kat artırdığı iddia edilen bu ürünle ilgili tanıtım reklamlarında, alopesi (kellik) adlı hastalık tedavisinde kullanıldığı imajının yaratılmasını da Kozmetik Yönetmeliği’ne aykırı buldu. Kararda, kozmetik ürünlerin kozmetik tanımı dışında tedavi edici ibareler ile piyasaya arz edilemeyeceğinden tüketicilerin yanıltıldığı sonucuna da varıldığına yer verildi.

5 SEANSTA ETKİLİ

John Travolta, Nicolas Cage, Wayne Rooney gibi sahne ve spor dünyasının ünlü erkeklerinin saç bakım sırrı olarak lanse edilen Nano Hair adlı şampuan kuaförlerin yanı sıra internet siteleri üzerinden de pazarlanıyor. Her biri 10 mililitrelik 10 adetten oluşan paketlerinin 89 lira karşılığında satıldığı bu ürünün yeni saç oluşumuna, saç kaybının önlenmesine, ince telli saçların kalınlaşmasına, aktif maddeler ile saç dökülmesinin durmasına, saç kökünün kuvvetlenmesine, saçın direnç ve hacim kazanmasına, saçın yenilenmesine ve kalınlaşmasına, kepegi engelleyip, saçtaki renk kaybının önlenmesine yardımcı olduğu savunuluyor. Ayrıca 5 seans sonunda etkisini gösterdiği ve 3 ayda gözle görülür değişimin yaşandığı da ileri sürülüyor.

PAHALI OPERASYON

Yazının Devamını Oku

Onayınızı satıyorlar

İzinsiz reklam mesajlarını yasaklayan kanunun uygulamaya girmesiyle, toplu mesaj gönderim şirketleri de karşı atağa geçti. Bu firmalar, milyonlarca tüketicinin gelen mail ve mesajlara onay verdiğini iddia ediyor.

İNTERNET ve cep telefonu kullanıcılarının onayı olmadan reklam mesajı gönderimini yasaklayan Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun mayıs ayı başında uygulamaya girdi. Firmalar portföylerinde yer alan potansiyel müşterilerden izin alma telaşına düştü. Bu telaşı gören ve ‘e-mail pazarlama’ diye adlandırılan bazı toplu mesaj gönderim şirketleri de bu firmaları kıskaca alacak yeni bir yöntem geliştirdi. Yeni uygulamaya göre eğer firmalar tüketiciye izinsiz gönderi yaparlarsa 1000-5000 TL’den başlayan ve katlanarak artan ceza ödemesiyle karşılaşıyor. Ceza almamak için firmaların reklam mesajı gönderdikleri müşterilerden tek tek onay alması gerekiyor. İşte toplu mesaj gönderim şirketleri milyonlarca cep telefonu ve internet kullanıcısından reklam mesajı onayı aldıklarını iddia ederek bu izinleri toplu halde firmalara pazarlamaya çalışıyor.


SPAMA DÜŞMÜYORMUŞ


Reklamları her gün veritabanlarında yer alan milyonlarca kullanıcıdan 10 binlercesine ulaştırmayı vaat eden bu e-mail pazarlama kuruluşları, demografik kriterlere göre belirlenmiş hedef kitleye uygun filtreleme yaptıklarını, reklamların Hotmail, Gmail gibi servislerde dahi spama düşmesinin engellendiği de savunuyor. Tüm bunları da geliştirdikleri yazılımlarla gerçekleştirdikleri vurgulanıyor. Bu yazılımların, reklam mesajını gönderenlerin mail adreslerinin kullanıcıların mail kutusundaki iletişim listesine otomatik olarak eklenmesini sağlattığı ve bunun da gönderilen maili izinli hale dönüştürdüğü savunuluyor.


KANUNDA ONAY ŞARTI VAR


Yazının Devamını Oku

Elektrikte çifte sözleşmeye dikkat

Elektrikte serbest tüketici olma hakkı kazanan mevcut abonelerini kaptırmak istemeyen firmalar, tüketicilere, iki sözleşme sunuyor. Abonelik sözleşmesiyle serbest tüketici sözleşmesi de imzalatan firmalar böylece aboneliğin kurum içinde kalmasını sağlıyor.

ABONELERE istediği şirketten elektrik alabilme imkanı sunan serbest tüketici statüsüne geçmek için uygulanan barajın yıllık 4 bin kilovatsaate, yani aylık ortalama 130 liralık faturalara çekilmesi, elektrik dağıtım şirketleri arasında rekabetin kızışmasını sağladı. Bu da, birbirinden abone kapma yarışına giren firmaların şebekesini taşıyacak abonelere yüzde 15’i bulan indirimli tarife üzerinden iki yıl sabit fiyat garantisi vermesinin yanı sıra, cep telefonu, tablet bilgisayar, market çeki gibi cazip hediye kampanyalarını devreye sokmalarına yol açıyor. Ancak, rakiplerine, abone kaptırmak istemeyen firmalar boş durmuyor. İşi baştan sağlama almak için yeni abone kaydı yaptıracak tüketicilere, abonelik sözleşmesiyle birlikte serbest tüketici sözleşmesi de imzalatıyor. İmzalatılan ikinci sözleşme, abonenin serbest tüketici hakkı elde etmesiyle birlikte uygulamaya konularak, aboneliğin serbest tüketici statüsünde de kurum içinde kalmasını sağlıyor.

ŞİKÂYETLER ARTIYOR

Okuyucularımızdan Atilla Karael gibi abonelerin “tüketici kazanımları engelleniyor” diye tepki gösterdiği bu uygulamayı devreye sokan elektrik dağıtım kuruluşları ise uygulamanın “aboneleri ek prosedür işlemlerinden kurtarmak” olduğunu savunuyor. Kuruluş yetkilileri ayrıca, “Sözleşmeyi uygulamaya koymadan önce, serbest tüketici limitlerini yakalayan abonelerimizi mutlaka telefonla arayıp bilgilendirme yapıyor ve onların onaylarını alıyoruz. Onayını almadığımız abonelerimizi kesinlikle serbest tüketici yapmıyoruz” diyor. Kademeli şebeke taşıma uygulamasına geçilmesi, daha önce sadece yüklü miktarda elektrik tüketimi olan işyerleri ve işletmelerin yararlanabildiği serbest tüketici uygulamasından konut abonelerinin de yararlanabilmesine imkan sağladı. Bu da, belirlenen limitlerde elektrik tüketimi gerçekleştiren tüm abonelerin, hangi şebekeye bağlı olurlarsa olsun, kendi şebekelerini kendileri belirleme imkanı sağladı. Böylece abonelere Türkiye’nin herhangi bir bölgesinde elektrik dağıtım işi üstlenen tedarikçi kuruluştan birini seçme imkanı yaratıldı.

Yazının Devamını Oku

İzinsiz reklam mesajı atan yandı

CEP telefonu ve internet kullanıcının onayı olmadan SMS ya da e-posta yoluyla izinsiz olarak gönderilen reklam mesajlarını, bundan böyle atanların kabusu haline dönüştürecek olan ‘Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’, yarından itibaren uygulamaya giriyor.

Yasa, internet ve cep telefonu üzerinden ticari elektronik ileti gönderen kişi ve kuruluşlara reklam içerikli SMS ya da e-posta göndermeden önce, portföylerinde yer alan potansiyel müşterilerinden onay alma zorunluluğu getiriyor. Onay alınmadan gönderilen mesajlar için bin liradan 15 bin liraya kadar idari para cezalarını öngörüyor. Bu da, bir anda ceza yaptırımıyla karşı karşıya kalan firmalarda, telaş yaşanmasına yol açıyor. Bu panik de özellikle çeşitli kanallarla pazarlanan e-posta adres ve cep telefonu numaralarıyla potansiyel müşteri portföylerini oluşturan firmalarda yaşanıyor. Bu firmalar şimdi, yüklü para cezalarını ödememek için potansiyel müşterilerinin e-posta adresleri ile cep telefonlarına mesaj atarak, bundan sonra gönderilecek kampanya ve reklam mesajlarına onay vermelerini istiyor.


ONAY MESAJI ŞART

Geçtiğimiz ekim ayının sonunda TBMM’de kabul edilerek, 5 Kasım 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve firmaların internet ve cep telefonu kullanıcılarının kabusu haline dönüşen kampanya ve reklam içerikli mesajlarına ‘onay’ zorunluluğu getiren 240 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, Avrupa Birliği uyum çerçevesinde kişisel veriler ile tüketicileri e-ticarette korumayı, iletişimin gizliliğini sağlamayı amaçlıyor. Yasa, internet ve cep telefonu üzerinden ticari elektronik ileti gönderen kişi ve kuruluşların bundan böyle reklam içerikli bu SMS ya da e-postaları göndermeden önce, müşterilerinin onayını alma zorunluluğu getiriyor. Onay alınmadan gönderilen mesajlar için idari para cezalarını kapsıyor. Yasa, firmalara müşterilerinden bu onayı da, sözleşme imzalatma, SMS yoluyla onay mesajı göndertme ya da sitenin üyelik sayfasına tıklatma yöntemiyle alabilmelerine imkan sağlıyor. Bu onay izni alınmadan spam mesajlarının toplu halde gönderilmesi durumunda ise cezaların katlanarak uygulanmasını içeriyor.

İLETİYİ ALMAKTAN VAZGEÇME HAKKI


Yeni yasa, tüketicilere, onayladıktan sonra bu iletileri almayı istedikleri zaman durdurabilme hakkı da veriyor. Mesajların gönderildiği internet ve cep telefonu kullanıcıları, diledikleri zaman bu mesajları almaktan gerekçe göstermeksizin vazgeçebiliyor. Firmaların tüketicinin bu hakkını gönderdikleri e-posta ya da SMS’lerde açıkça belirtmeleri de zorunlu olarak gerekiyor. Yasaya göre, tüketicinin bu letileri almak istemediğini belirtmesinden sonraki 3 gün içinde firmaların reklamlarını göndermeyi sonlandırmaları gerekiyor. Bu kurala uymayan farmalara ise uygulanacak ceza, 2 bin liradan başlayıp, 15 bin liraya kadar çıkıyor.

Yazının Devamını Oku

Aramada ilk sıra vurgunu

Gönderdikleri e-posta ve SMS mesajlarıyla, uzmanlarının bile en az 6 ayda başarabildiği internet sitelerini arama motorlarında ilk sıralara yükseltme işlemini 100 TL ile 500 TL arasında değişen bedeller karşılığında yaptıklarını söyleyerek vurgun gerçekleştiriliyor. Ancak hizmetin bedeli ödendikten sonra bu firmalara bir daha ulaşılamıyor.

GÖNDERDİKLERİ e-posta ve SMS mesajlarıyla internet sitelerini arama motorlarında ilk sıralara yükseltme garantisi vererek, vurgun gerçekleştiriyorlar. Bu uyanık girişimciler, uzmanlarının bile en az 6 ay yoğun olarak çalışıp, başarabildiği bu işlemi, 100 lira ile 500 lira arasında değişen bedellerle garantili olarak anında yaptıklarını iddia ediyor. Üstelik bunu da 20 ile 40 anahtar kelimeyle gerçekleştirdiklerini savunuyor. Ancak hizmetin bedeli, mobil ödeme sistemiyle cep telefonu faturaları üzerinden tahsil edildikten sonra, bu firmalara bir daha ulaşılamıyor.
İnternet kullanıcılarının içeriklerine kolayca ulaşmasını sağlamak isteyen web sitelerinin ilk hedefi, sitenin önde gelen arama motorlarında ilk sıralarda yer almasını sağlatmak oluyor. Ancak bu, imkansız olmadığı gibi vurguncuların savunduğu kadar da basit ya da garanti edilecek bir hizmet de değil. Oysa, bazı kişi ve kuruluşlar, gönderdikleri mesajlarda “sitenizi arama motorlarında ilk sayfaya ya da ilk sıraya taşıyalım” sloganıyla reklam yapıyor.

HÜSRANLA BİTİYOR

Bu reklamlarda, siteyi arama motorlarında ilk sıralara taşıyacak anahtar kelime sayısını bazıları 20 kelimeyle sınırlı tutarken, bazıları da işi abartıp, 40’a kadar çıkarıyor. Bunun bedeli de 100 TL’den başlayıp, 500 TL’ye ulaşıyor. Talep edilen hizmet bedellerinin tahsilatı da kredi kartı ya da banka havalesi yerine genellikle mobil ödeme yöntemiyle cep telefonu faturaları üzerinden gerçekleşiyor. Ödeme yapılana kadar verilen tüm sözler, taahüd edilen tüm garantiler, ödemenin ardından bir anda unutuluyor. Sitenin aynı içeriğe sahip yüz binlerce siteyi geride bırakıp, arama motorlarında ilk sıralarda yer almasını bekleyenler, bir anda hüsran yaşıyor. Verilen garantilerin yerine getirilmemesi nedeniyle yapılan bedel iade talepleri ise sonuçsuz kalıyor.

Yazının Devamını Oku