Tuzla’da neler oluyor

Tuzla tersanelerinden ölümlü iş kazası haberleri çok sık gelmeye başladı.

İşveren sorun yok, işçiler sorun çok diyor. Yani belli ki, Tuzla’yı yalnızca başarılarıyla değil, sorunlarıyla da konuşmak gerekiyor.

Çocukluğum ve ilk gençliğim Tuzla’da geçti. Kıbrıs Savaşı sırasında karartmaları Tuzla’daki yazlıkta yaşadım. Kendi başıma ilk kez Tuzla’daki evde kaldım. Denizi orada biraz daha sevdim. Dalmayı ilk orada öğrendim.

Sonra Tuzla değişti. Şimdi bizim yazlık evin bulunduğu yerde Deniz Harp Okulu’nun nizamiyesi var; Tuzburnu’ndaki site Deniz Harp Okulu yapımı için kamulaştırıldı. Denizle bağlantısı olan ve ağ ile gümüş balığı avladığımız göl kurutuldu.

Gidip yaban ördeklerini korkuttuğumuz Mercan’ın ötesindeki göl Tuzla’nın tersane bölgesi oldu. Tersaneler Tuzla’yı yedi bitirdi. Deniz kirlendi, göl kirlendi, ördekler, turnalar gelmez oldu. Yıllar geçti ve artık Tuzla, Türkiye’yi gemi inşa ve yat sanayiinde dünyanın önde gelen ülkelerinden birine dönüştürdü. İstanbul gibi büyük bir şehrin bu kadar yakınında, çevre etkileri bu denli büyük bir sanayii merkezinin kurulması doğru muydu, değil miydi diye tartışılmanın anlamı yok artık.

Ama şurası belli: Tuzla’yı konuşmak gerek, çünkü orada can sıkıcı bir şeyler oluyor.

Geçen hafta Tuzla’da bir işçi daha öldü. Çalıştığı geminin güvertesinden düşen 41 yaşındaki Cevat Toy, son 7 ayda ölen on beşinci işçi oldu. Tuzla’nın gemi inşa sanayiindeki küresel başarısının bedeli belli ki, birilerinin kanıyla ödeniyor.

Yanıbaşımızdaki Tuzla’da, bu kadar çok iş kazası olmasının nedenleri belli; işçi güvenliği için gerekli yatırımın yapılmaması, şirketlerin işi verdikleri taşeronların kıyasıya rekabeti nedeniyle işçileri zorlaması ve bunun sonucunda çalışma saatlerinin uzunluğu...

Sonuç; rekabet gücü yüksek bir sanayii için ödenen yüksek insani bedel.

Tersane sahipleri ise böyle düşünmüyor.

Birlik Başkanı Murat Bayrak, NTVMSNBC haber sitesine göre, "Ağır riskli işyerlerinde senede 5 - 6 ölümlü kaza oluyor, kazalar işin doğası gereğidir. Kimi suçlayacağız ki? Her ne sebeple olursa olsun, iş kazasını önlemek mümkün değil. Bu işyerleri dünyada da böyledir. Biz bir araştırma yaptık, gemi inşa sanayinde dünyada en az ölü veren ülke Türkiye’dir. Yani bu kadar iyi tedbirler almışız, ama yine de herkes ayağa kalkıyor. Tabii ki ölümü kimse sevmez, ama bazı sendikacılar tersaneleri kan emici olarak gösteriyor, böyle bir şey olur mu" diye soruyor.

Geçen ağustos ayından beri 15 işçinin tersanelerde ölümü, işveren örgütünün istatistiklerini yalanlıyor. Kan parası ödenerek şikayetlerin engellendiği, olayların üstünün örtüldüğü, ölümlü olmayan ağır iş kazalarının Tuzla’da sıradan olaylar haline geldiği söyleniyor. Bu konularda tanıklıklar var.

Belli ki Tuzla sorunlu. Kuşkusuz hızlı gelişimin bedeli fazla olur.

Tuzla’yı bir çevre felaketi haline getiren ama bu arada önemli bir başarı öyküsü yaratan sektörün, çalışanlara ödettiği bedeli aşağı çekmesi gerekiyor. Tek rekabet unsuru, ucuz emek ise, rekabet zaten kalıcı olmaz.

Teknoloji denizin büyüsüne de karşı

Uzaktan kumandalı oyuncaklara bayılırım.

Geçenlerde aldığım helikopteri nasıl çalıştığını öğrenirken, önce evin duvarına çarptırıp, sonra havuza düşürmemi, yıllar önce İngiltere’de günler boyu çalışarak yaptığım yelkenli tekneyi Battersea Parkı’ndaki havuzda batırmamı saymazsak, uzaktan kumandalı oyuncakları bayağı iyi kullanırım.

Galler’deki Aberystwyth Üniversitesi’nden Dr. Mark Neal’ın, uzaktan kumandalı küçük yelkenli tekneleri okyanusta yarıştırma projesini okuyunca, haliyle, bu dalda bayağı başarılı olabileceğini düşündüm.

A-ber-ist-vit diye okunan bu Gal şehrine gitmişliğim, daha doğrusu şehirden geçmişliğim vardır. Bu fikrin o şehirdeki bir üniversite hocasından çıkmasına hiç şaşırmadım. İnsanların yaşadıkları yerde sıkılınca ne yapacakları hiç belli olmaz; Dr. Neal’in sıkılan insan tipinin iyi bir örneği olduğu anlaşılıyor.

Uzaktan kumanda konusunda benden daha iyileri de varmış ki, Galler’de, kuytu bir koyda yapılan ilk denemeye katılan küçük teknelerin çoğu batmış. Ama Mark Hoca kararlıymış projesini uygulamaya.

*

Düşünsenize, Göcek’te tekneyle giderken, yanınızdan bir insansız deniz aracı (İDA) geçiyor. Nereden gelip, nereye gittiği, kamerasının çektiği görüntüleri uydu bağlantısı ile kime gönderdiği meçhul bir İDA. Ya da okyanusun ortasında ay ışığının altında dalıp gitmişken, birdenbire beliriveren bir İDA. Tekneyi uzaktan kullanan, halinizi hatırınızı sorabilir örneğin.

Nelerle uğraşıyorlar demeyin... Sıkıntıdan kaynaklanmış olsa da böyle fikirler bazen büyük işlerin ilk adımı olabiliyor. Uzaktan kumandalı predator uçakları ile Amerika bugün istihbarat topluyor, istemediklerini Hellfire füzesi ile yok ediyor örneğin.

Hava dinamiği ile su dinamiği birbirinden farklı. Ve su dinamiğinin henüz tam olarak anlaşılamamış yönleri var; uzun menzilli uzaktan kumandalı tekne yapımı o yüzden biraz zor.

*

Bir limandan diğerine kendi kendine giden yelkenli tekneler mümkün.

Tabii önce, bu teknelerin tüm enerjilerini üretebilmeleri, yelkenlerini rüzgara göre ayarlayabilmeleri, hava koşullarına göre rota çizebilmeleri, seyir sırasındaki anlık değişikliklere gerekli tepkileri verebilmeleri gerek.

Yüzlerce kişinin çalıştığı yelkenli yük gemilerinden, yüzbinlerce tonluk yükü 10 kişilik ekip ile taşıyan gemilere 1 yüzyılda geçtik. Şimdi konuşulan ise bu gemileri tam otomatik hale getirmek.

Hong Kong’dan yük kutularını kendi kendine yükleyen, palamarları kendi kendine atıp, ince manevralarla limanı terk ettikten sonra Rotterdam Limanı’na girip yanaşan robot gemilerin mümkün olduğunu düşünüyorlar artık.

Ve tabii savaş gemileri. İşlerin büyük bölümünün bilgisayarlar tarafından yapıldığı savaş gemilerini savaşan robot gemilere çevirmek çok kolay. Dünyadan Mars’a robot gönderip, uzaktan kumanda ile taş toplatabilen teknoloji bunu haydi haydi yapabilir.

Anlaşılan teknoloji denizin büyüsünü de yok edecek yakında. İlerleme bu olsa gerek.

Avrasya Boat Show’da ilk cumartesi

İstanbul CNR Expo Fuar Merkezi’ndeki Avrasya Boat Show, 250 katılımcı şirket, 1500 marka ve sergilenecek 150’nin üzerinde tekne ile bu yıl bir rekor kırdı.

Toplam 75 bin metrekarelik alanda düzenlenen tekne fuarını 120 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.

Avrasya Boat Show düzenleyicileri, bir ticari platform olmanın yanı sıra, sosyal bir ortam yaratmayı ve oluşturulacak değişik "tema"larla, denizciliği farklı boyutlarıyla gündeme taşımayı da hedefliyorlar. Boat Show’a Yacht Türkiye Dergisi de bir stand açarak katılıyor. Hürriyet’in çocuklara denizi ve yelkeni sevdirmek için dağıtacağı Ayşegül kitapları, Yacht Türkiye’nin standında okurları ile buluşacak.
Yazarın Tüm Yazıları