Sosyetenin kına gecesi

Oya BERBEROĞLU
Haberin Devamı

Son yıllarda, İstanbul sosyetesi, Anadolu geleneklerine daha bir sahip çıkmaya başladı.

Hemen aklıma gelen İbrahim Bodur'un kızı Zeynep'in köy düğünüyle evlenmesi mesela. Zeynep at üstünde gelin olmuştu. Yanlış anımsamıyorsam 5 gün 5 gece sürmüştü düğün.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in kardeşi işadamı Şevket Demirel'in kızı Binhan'a kına gecesi yapılmıştı. Şevket Bey'in yalısındaki kına gecesi tam Anadolu usulüydü. Bu geceye ben de katılmıştım. Binhan otantik kıyafetler giymişti, ellerine kına yakılmıştı. Binhan Demirel, ANAP Milletvekili İlhan Kesici ile evli biliyorsunuz. Damadın kına gecesine katılması adetten değildir. Ama İlhan Bey'e bir ayrıcalık tanınmış ve gece yarısı kına gecesine katılmıştı. Davul ve zurnalarla gelmişti eve... Bunlar eskilerden hatırladıklarım...

Geçen hafta başında ise İstanbul'un ünlü restoranlarından Kuruçeşme Divan'da kına gecesi olmuş. Merhum Vehbi Koç'un kızı Semahat Arsel'in isteğiyle. Beko'nun Genel Müdürü Aydın Çubukçu'nun kızı Merve için. Geceye Osmanlı kıyafetleriyle katılanlar ayrı bir renk katmışlar. Rahmi Koç, Göcek'te olduğu için katılamadı sanırım geceye...

Semahat-Nusret Arsel, Sevgi-Erdoğan Gönül çifti ve Koç Ailesi'nin yakın dostları keyifli bir akşam geçirip gençlere de geleneklerimizden güzel bir örnek sundular...

Ayhan Bey Abdullah Efendi Lokantası'nda

İstanbul Emirgan'da 1993 yılına kadar hizmet veren bir Abdullah Efendi Lokantası vardı... Çoğunuz hatırlarsınız... Bu lokanta birçok önemli yabancı konuğun ağırlanmasına sahne olmuştu... Zaman içerisinde İstanbul'da yeni yeni gelişen restoranlarla rekabet edemeyince Abdullah Efendi Lokantası da kapısına kilit vurmuştu. Sonra burası, arsasıyla birlikte o tarihlerde satıldı. 1993 yılındaki satış sırasında şimdilerde kayıplara karışmış olan Mehmet Okumuş da o yılın fiyatlarıyla 60 milyar lira teklif etmişti bu lokanta ve arsasına... Zaman içerisinde Abdullah Efendi Lokantası'nın Emirgan'daki meşhur yeri Doğuş Holding'in kontrolüne geçmiş. Doğuş Holding'in patronu Ayhan Şahenk de, burayı kendine özel bir ‘‘holding yönetim merkezi’’ haline getirmiş. Bize gelen bilgilere göre Ayhan Bey, yaklaşık bir aydır eskiden Abdullah Efendi Lokantası olan bu mekanda işlerini yönetiyor, konuklarını kabul ediyor.

Hazır yeri gelmişken bu tarihi mekanı bir kez daha hatırlamakta yarar var. Abdullah Efendi Lokantası, İstanbul'un bilinen en eski lokantalarından biriydi. 1888'de Abdullah Efendi tarafından Karaköy'de önce Viktorya adıyla açılmıştı. İki yıl sonra, II. Abdülhamid'in isteğiyle lokantanın adı ‘‘Abdullah Efendi’’ oldu. O dönemlerde lokanta saraya yakın olanların yemek yediği bir mekan haline geldi. Lokanta daha sonra Abdullah Efendi'nin oğlu Hikmet Abdullahoğlu'nun yönetimine geçti. Lokanta, 1960'larda Emirgan'da geniş bir arazi aldı. Arazide lokantada tüketilen sebzeler üretilmeye başlandı. 1968'de Abdullah Efendi Lokantası Emirgan'a taşındı. Hikmet Abdullahoğlu 1972'de ölünce, yerine lokantanın yönetimini yeğeni Abdullah Ongan devraldı. 1970'lerde en parlak dönemlerini yaşayan lokanta, 1993'de kapısına kilit vurdu. Sonra da lokanta ve arsası satıldı...

Emlakbanklılar'ın feryadı

Emlakbank çalışanları haklı olarak feryad ediyorlar. ‘‘Yeter artık, bıktık’’ diyorlar. Klasik tabirle, ‘‘Bu düzen ne zaman değişecek?’’ diye soruyorlar. Aslında yanıtı onlar da biliyorlar. Yani haklı olarak arpalık diye isimlendirilen bu kamu kuruluşlarındaki partizanlıkların, fırsat eşitsizliklerinin ancak bu kurumların siyasilerin elinden alınmasıyla giderileceğini. Özelleştirmenin kaçınılmaz olduğunu... A bakan veya B bakan hiçbir şey farketmiyor. Her gelen tanıdıklarını, yakınlarını bir yerlerde istihdam ediyor. Emlakbank'tan sorumlu olan DTP'li Refaiddin Şahin, geçen cumartesi günü istifa etti ve aynı gün makamında eşyalarını topladı. Refaiddin Bey'in Bakan olduğu ilk günlerde yapılan partizanca işlemleri de yine bu sütunda yazmıştım. O da birçok tanıdığını, yakınını isteyerek veya zorunluluktan bu Banka'da istihdam etmişti. Banka yönetiminde iki kere değişiklik yapmıştı ve atamaların yasalara uygun olmadığı da yine bu sütunda geçen hafta yer almıştı. Kamu bankaları hemen özelleştirilmeli. Bu şekilde hem siyasetteki kirlenme azalır, hem de çalışanların serbest rekabet ortamında hakettikleri yerlere gelmesi objektif kriterlerle olur...

Yoktum, istemem

Cefi J. Kamhi, ‘Çiller Treni’nden inip Demokrat Türkiye Partisi (DTP)'ne katılan genç ve yeni politikacılardan. İş dünyasından siyaset sahnesine geçmişti. Geçen hafta bu sütunda, DTP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk ile bu partinin sorumluluğundaki Emlakbank Genel Müdürü Erdin Arı'nın Ankara buluşmasını yazmıştım. Tabii bir siyasi lider ile bir banka genel müdürü görüşebilir. Ama o yazıda vurgulamaya çalıştığım nokta hem siyasi baskılardan, bağlı olduğunuz bakandan yakınacaksınız hem de parti lideriyle iş yürüteceksiniz. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu misali... İşte o buluşmada DTP İstanbul Milletvekili Kamhi'nin de olduğuna yer vermiştim. Erdin Arı'nın ‘‘iyi arkadaşı’’ olduğu, Emlakbank Genel Müdürlüğü'ne sık ziyaretler yaptığı iddia edilen Kamhi bir mektup gönderdi. Cefi Bey, sözünü ettiğim o buluşmada olmadığını, iki aydır Ankara'ya gitmediğini, son birkaç aydır da Erdin Arı ile hiç karşı karşıya gelmediğini yazıyor. Haklı olarak da bana kendisine teyid etmeden adını geçirdiğim için sitem ediyor. Evet benim o buluşmada var mıydı yok muydu kendisine sormam gerekirdi doğru haber yazmam için. Bu noktada beyanını doğru kabul ediyor ve Kamhi'den özür diliyorum. O buluşmada bir kredi konusunun görüşüldüğü iddia ediliyor. Çok tanınmış bir milletvekilinin 300 küsur milyon dolarlık bir kredi talebinin görüşüldüğü, daha doğrusu Arı'nın her halde ne yapalım diye bunu sorduğu savunuluyor... Bu arada DTP'li Mehmet Köstepen de arayarak, kulislerde adının geçtiği gibi Refaiddin Şahin'den boşalacak koltukta gözü olmadığını kendisine böyle bir teklifin de yapılmadığını, dolayısıyla genel müdürlük için adayı olduğu söylenen kişiyi de hiç tanımadığını aktardı...

ABD Başkonsolosu Huggins'in jesti

Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. yılı dolayısıyla çeşitli etkinlikler oluyor. Herkes karınca kararınca bir hoşluk yaratmaya çabalıyor. Fahri Konsolos Tuna Köprülü'nün de Monaco'da 29 Ekim gecesi bir davet vereceğinden, çok sayıda Türk firmasanın sponsorluk yaptığından söz etmiştim. O gecede Cumhuriyet Türkiye'sini tanıtan bir film gösterilmek istendiğini ancak devlet organlarında böyle bir film bulunamadığını aktarmıştım. ‘‘Türkiye'yi tarihiyle, kültürüyle, ekonomisiyle, herşeyiyle tanıtan bir film aranıyor, duyurulur’’ diye yazmıştım. ABD Başkonsolosu Carolyn Huggins, hemen Tuna Köprülü'yü aramış. Prodüktörlüğünü Hülya Biren'in yaptığı ve ABD'de çekilen bir Türkiye tanıtım filmi olduğunu, bunu kendilerine gönderebileceğini söylemiş.

Huggins, Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. yıldönümü dolayısıyla ekim ayı içinde bir resepsiyon düzenlemeye de hazırlanıyor. Sözü edilen filmi davetlilere göstermeyi de planlıyor. Türkiye'nin önde gelen holdingleri sadece ekonomiyle veya kendi bünyelerindeki şirketlerin tanıtımı için film yaptırıyorlar bildiğim kadarıyla.

Öncelikle Cumhuriyet Türkiye'sini tanıtan bir film yaptırmalılar diye düşünüyorum...













Yazarın Tüm Yazıları