Sıradan antisemitizm

TABİİ ki onurumuzdur ama, Cumhuriyet Türkiye’sinde "antisemitizm"in olmadığını ispatlamak için, çok münferit birkaç olumlu olayı ha bire temcit pilavı gibi ısıtmayalım. Çünkü, benim gibi bir şeytanın avukatı çıkar ve açtırma kutuyu, söyletme kötüyü diyerek madalyonun öteki yüzünü de sergileyiverir ki, apışıp kalacağımızın resmidir!

***

DOĞRU, Dar-ül Fünûn reformu ertesinde öğretim görevlisine ihtiyaç duyulduğu için, Hitler Almanya’sından kaçan Musevi profesörlere üniversitelerimizde kürsü tahsis edilmiştir.

Yine doğru ve yattıkları mekán cennet olsun, başta Rodos konsolosumuz olmak üzere, sayıları çok sınırlı tek tük diplomatımız tamamen ki-şi-sel inisiyatifle, kökeni ülkemize uzanan bazı Avrupa Yahudilerinin Nazi soykırımından kurtulması için onlara pasaport sağlamıştır.

Ancak, yukarıdaki madalyonun olumsuz yüzü bunlara haydi haydi fark atar!

***

ÖYLE ve meselá, Gelibolu’dan Çorlu’ya, yaklaşık 50 bin Yahudi yurttaşa ait ev ve işyerinin yağmalanarak, onları zorla ya İstanbul’a, ya da Filistin’de göç ettirten 1934 Trakya olayları, Rusya, Ukrayna veya Polonya’dakileri hatırlatan cinsten bir "pogrom" değil midir?

İnsani açıdan çok daha korkuncu, Romanya’dan kaçan İbramoğullarını taşıyan ve 1941 Aralık’ında İstanbul’a gelen "Struma" gemisinin iki buçuk Sarayburnu açığında bekletildikten sonra gerisin geri gönderilmesi ve Karadeniz’e çıkar çıkmaz da, içindeki 765 biçáreyle birlikte bir Alman denizaltısı tarafından batırılması, hangi "olumlu" (!) kategoriye girer?

Veya yakın tarihimiz, Anadolu Ajansı’nda çalışan 26 Musevi’nin 1942 Mayıs’ında, Ankara’daki Nazi elçisi von Papen’in talimatıyla işten kovulduğunu yazmamakta mıdır?

Ve de tabii, aynı yılın Kasım’ında çıkartılan ve Selánik dönmeleri dahil bütün gayrimüslim azınlıkların mal ve servetini gaspeden "Varlık Vergisi"siyle Yahudilerin de Aşkale’de taş kırmaya yollanmaları, aynı tarihimizin diğer bir kara sayfasını oluşturmamakta mıdır?

Artı, halen bile geçerli olan gizli kanunla, yine öteki gayrimüslimler gibi, Musevilere de memurluğun ve subaylığın yasaklanmış olması, ayırımcılığın daniskası değil de nedir?

Evet evet, "antisemitizmden muaf olduğumuz" tezi koskoca bir efsanedir ve nokta!

***

ANCAK tabii ki, bunlardan yola çıkarak ülkemizde sistematik ve resmi bir biçimde cadı kazanı kaynatıldığını söylemek, gerçekle bağdaşmaz. İftiracılık ve haksızlık olur.

Mezarlarda "Sabetayist" keşfeden ve Nazilere taş çıkartan "ulusalcı" şarlatanların; artı, yarın işleyeceğim dini kökenli ve popüler önyargılı Yahudi nefreti bir kenara bırakılırsa, bizdeki "sıradan antisemitizm", tüm gayrimüslimlerde potansiyel bir "iç düşman" keşfettiği için onlardan hep işkillenmiş olan, bütüncül bir "öteki" kuşkuculuğuyla özdeşleşir.

Yani, özel bir Musevi düşmanlığı değil, o "öteki"ne yönelik genel husumet ağır basar.

Háttá, belirli bir Yahudi intelligentsia gerek Türk milliyetçiliğinin oluşumuna, gerekse Cumhuriyet’in kısmen devraldığı İttihatçılık’a kısmi damga vurduğundan; artı, hem Türkiye Musevileri Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara’yı desteklediğinden; hem Lozan’daki ayrıcalığı gönüllü olarak terk ettiklerinden; hem de İsrail’in kuruluşunu aynı Ankara memnuniyetle karşılamış olduğundan, diyebiliriz ki, Davudi din kökeninden inen yurttaşlar, yukarıdaki gayrimüslim ekalliyet arasında en az baskıya ve ayrımcılığa maruz kalan kesimi oluşturmuştur.

***

AMA yukarıdaki saptama ne o baskının, ne o ayrımcılığın olmadığı anlamına geliyor.

Tam tersine, ülkemizdeki "sıradan antisemitizm" bir yandan "laik" (!) "ulusalcılar"ın "Sabetayist" avına; diğer yandan Ortadoğu’daki İsrail saldırganlığının ayyuka; öte taraftan da kökeni "dinci" ve önyargısı popüler Yahudi düşmanlığının zirveye çıkmasıyla birlikte hızla tırmandırılıyor ki, en az birincisi kadar tehlikeli olan bu son şıkkı yarın işleyeceğim.
Yazarın Tüm Yazıları