GeriAjda PEKKAN Radyonun fendi televizyonu yendi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Radyonun fendi televizyonu yendi

Bu yılbaşı çalışmıyorum, evde aileme ve dostlarıma zaman ayıracağım demiştim.

Aynen de öyle yaptım.
Gece boyunca dışarıya adımımı atmadım.
Tavla oynadık evde, hindi pişirip yedik.
Ve şuna tanık oldum: Yılbaşı gecesi radyoların fendi, televizyonları yendi.
Yılbaşı öncesinde de radyolar harika yayınlar yaptılar ama yılbaşı gecesi çok eğlenceliydiler.
Hatta televizyonlardan bile...
Evde biz televizyonun sesini kısıp radyonun sesini açtık.
Yılbaşı gecesi radyolar arasında zap yaptık.
Geçmişten bugüne şarkılar, sanatçılarla ilgili hazırlanan özel bölümler, kolajlar, komik sohbetler, yılın değerlendirmeleri ne ararsanız vardı radyolarda.
Televizyonlar da ise klasik eğlencelerden başka bir şey yoktu.
Diziler, aynı programlar, Cem Yılmaz’ın ‘bip’li gösterisi...
Evdeki DVD’yi takıp sansürsüz izlemek varken neden ‘bip’li seyredelim Cem’i?
Bu yüzden yılbaşı gecesi radyoyu tercih ettik biz.
İyi ki de öyle yapmışız, çok eğlendik.
Yılbaşı özel yayınlarından dolayı bütün radyocu arkadaşlarımı kutluyor, ellerine sağlık diyorum.

Yatağa telefonla girmeyin

Cep telefonu hayatımızın her alanında artık.
Masada, toplantıda, sohbette, arkadaş buluşmasında, televizyon karşısında, ne iş yaparsak yapalım elimizden düşmüyor telefonlar...
Bari yatağa sokmayın!
Neredeyse cep telefonuyla sevişecekler artık!
İyi bir ilişki ve sağlıklı bir cinsel hayat istiyorsanız benden size tavsiye;
Siz siz olun, cep telefonuyla yatağa girmeyin.
Yatağa yattığınızda elinizdeki telefonda/tablette oyun oynamak, Twitter’da, Instagram’da gezinmek yerine partnerinizle ilgilenin...
İki güzel söz edin...
Sarılın, ister sevişin, ister uyuyun...
Ama birbirinize yatakta zaman ayırın.
Cep telefonları arkadaş sohbetini, muhabbeti öldürdü, hiç değilse cinsel hayatınızı öldürmesin.

Jamie’nin mutfağı

Home TV’de sürekli Jamie Oliver’ı izliyorum.
Daha önce bu köşede de yazmıştım, yaptığı yemekleri evde denediğimi.
30 dakikada üç-dört çeşit yemek yaptığı bir programı var, bayılıyorum ona.
En son verdiği tariflerden biberiyeli rozbifi denedim evde, hiç fena olmadı.
Madem bu kadar takipçisiyim, Zorlu’da açılan Jamie’s Italian’ı da göreyim dedim.
Yemekleri kadar restoranı da güzel olmuş.
Dekorasyonu çok sıcak, samimi bir mekân.
Akşamları abiye giyinmeden rahat rahat gidebilecek bir yer.
En iyi özelliği de hiçbir masa diğeriyle ilgilenmiyor.
Ünlü gelmiş, yan masada şöhretli biri varmış kimsenin umurunda değil.
Harika bir şey bu.
Garsonumuz Murat İlgiç her yemeği en ince detayına kadar anlattı bize.
Jamie’nin lezzetleri harika ve ketçaba kadar masaya gelen her şey organik.
Bu yüzden Jamie’ye 5 yıldız...
Ambians *****
Servis *****
Yemekler *****

Twitter ve Facebook’ta yokum

Defalarca söyledim, defalarca açıkladım ama bir kez de burada yazayım.
Twitter ve Facebook’ta Ajda Pekkan adına açılan hesapların hiçbiri bana ait değil.
O hesaplardaki mesajlar hiçbir şekilde tarafımdan yazılmadı.
Bu konuda savcılığa suç duyurusunda bulundum.
Lütfen sosyal medyada benim adıma yazılan yazılara itibar etmeyin.
NOT: “Ajda Pekkan Official” adıyla sadece Instagram’da varım.

Kahvaltıda gazete okuyan erkek!

O erkeği gözüm görmesin!
Yukarıda “Yatağa telefonla girmeyin” dedim ya, kahvaltıda gazete okuyan erkeği de yanınızda bulundurmayın.
Kahvaltı, diğer yemekler gibi önemlidir.
O masada oturmak bir şölendir.
O şöleni daha samimi değerlendirmek yerine, adam gazetesini açıp kadınla arasına duvar örüyor!
Kadını hiçe sayıyor.
Çok önemli ya, oturup maç yorumu okuyor.
Kadına kendini çok kötü hissettiren bir durum bu.
Erkekler siz siz olun, gazete okuma işini kahvaltı sonrasına bırakın...

X

Ah şubat bir bitse de baharın kokusunu içime çeksem

Niyedir, nedendir bilmem ben şubat ayından pek hazzetmem.

Bir an önce geçsin isterim, bu kısa gibi görünüp uzadıkça uzayan ay...
Baharı yakalama isteği mi, soğuktan bunalıp, tatlı serinlikleri karşılama beklentisi mi, yenilenme zamanının gecikmesi endişesi mi, bilemiyorum...
Ama bahar özlemi, hepimizin içinde var biliyorum...
Hazırlıklara başladım bile...
Şimdilik listeleme peşindeyim.
İşte listem:
Bir: Detoks.

Yazının Devamını Oku

Kendimi Londra sokaklarında zannettim

Ben müzik kadınıyım, aynı zamanda sanatın da her türüne hayranım.

Sadece salonlarda değil, sokak sanatçıları da büyülüyor beni...
Takip ettiğim ve hayranlık duyduğum gizemli sokak sanatçısı Banksy’nin eserlerinin İstanbul’a geldiğini duydum.
Üstelik, Karaköy gibi Banksy’nin ruhuna en uygun bir mekanda...
İstanbul Entertainment Group, Piu Entertainment ve Global Yatırım muhteşem bir iş çıkarmışlar.
Sergiden içeri adımınızı atar atmaz, kendinizi Londra sokaklarında buluyorsunuz.
Kokusu, dokusu ve hissettirdikleriyle sanki Banksy oradaymış gibi...
Londra’nın Rivington Street’teki tren sesini, Banksy’nin “Kırmızı Balonlu Kız”, “Hizmetçi”, “Medya” gibi ünlü eserlerini seyrederken duymak, sizi farklı dünyalara götürüyor.

Yazının Devamını Oku

Bir dostu kaybetmek hem çok acı hem de çok can acıtıcı

Çok zamansız..Çok birdenbire...

İnanası gelmiyor insanın...
Olmaz, olamaz diyorsun.
Ansızın bu kadar yakın, bu kadar sevdiğin bir dostu kaybetmek çok yaralıyor insanı.
Gerçek değil sanki...
Kaybettiğin bir dost ve bir canın ardından yazmak ne zormuş meğer...
Mustafa Koç, ne çok insan için ne çok şey ifade ediyordun sen...
Kaybetmek hem çok acı hem de çok can acıtıcı...

Yazının Devamını Oku

Şiirli kaldırım taşları

Kadıköy Belediyesi çok güzel bir uygulamaya başladı...

Kadıköy’de yaşayan sanatçıların eserlerini kaldırım taşlarına işliyorlar...
Caferağa Mahallesi’nde Cemal Süreya’nın yaşadığı evin önündeki kaldırımlarda şimdi şairin en güzel dizeleri yazıyor...
Cemal Süreya Sokak’tı buranın ismi zaten ama şimdi kaldırımdaki dizelerle bilinirliğini daha çok artırdılar...
Kaldırımda yürürken, bir anda “Hayat kısa kuşlar uçuyor” dizesinin üzerinden geçip Cemal Süreya’nın orada yaşadığını anlıyorsunuz...
Kadıköy’de Fazıl Hüsnü Dağlarca, Özdemir Asaf’ın yaşadığı sokaklara da benzeri yapılacakmış...
“Yaşayan Sokaklar” koymuşlar bu projenin adını da...
Çok beğendim, şehri güzel kılan bu tür küçük dokunuşlardır zaten...

Havada tiyatro kokusu var

Yazının Devamını Oku

Biz yine ne güzeldik

Yılbaşı gecesi izin verdim kendime, evimde dostlarımla olayım dedim... Sonuçta yıllardır bunun hayalini kuruyordum.

Ama yılbaşından birkaç gün önce, sizlerle Akasya Acıbadem’de bir araya geldik, ne güzeldik... 

Bir coştuk, bir eğlendik.
Ben bayılıyorum böyle konserlere... Sizlerle öylesine bütünleşiyoruz, öylesine bir aşk doğuyor ki...
Konser bitiyor, ben üstüne iki konser daha verebilecek enerjide hissediyorum. Adrenalin, mutluluk, güven, heyecan, karında uçuşan kelebekler... Hepsi sizlerle buluşma anının bana yaşattığı duygular işte...
Yine günler öncesinden hazırlandım; her zamanki gibi, ilk kez sevgilisiyle buluşan kızlar gibi...
Kalbim küt küt... Ne giyeceğim, ne söyleyeceğim, makyaj nasıl olsa, hangi rengi seçsem, orkestra, ekip, prova derken o an geliyor, işte o an hayatımın en güzel aşkı başlıyor.
Beğenilme duygusunun yaşattığı tüm güzellikler var...

Yazının Devamını Oku

En güzel yılbaşı hediyesi

İşte yılın son haftasına geldik...En güzel hediyeleri sizler için seçtim.

Annenizi, babanızı ya da tüm ailede görüşemediğiniz, zaman ayıramadığınız akrabalarınızı arayın...
Ama yılbaşı gecesi değil, daha önce.
Kesintisiz bir zaman ayırın onlara, kalbinizi açın ya da size anlattıkları en küçük şeyleri bile özenle dinleyin...
En sevdiğiniz dostunuzu arayın ve ona en kalpten bir ‘Nasılsın be arkadaşım’ deyin...
Hayatta sizin için önemli olan ve ne yaparsanız yapın koşulsuz sizi seveceğini, değer vereceğini bildiğiniz kim varsa onlarla konuşun...
Hangi hediyeyi alırsanız alın, nasıl güzel paketlerseniz paketleyin, sevdiğiniz ve sevildiğinizi hissettiğiniz anlar kadar kıymetli hediye olamaz.

Yılın son notu

Benim sevgili okurlarım, izleyicilerim...

Yazının Devamını Oku

Çoğaldıkça azalmak

Felsefemi defalarca paylaştım...

 Büyüdükçe küçülmek, çoğaldıkça azalmak...
Son yıllarda dostlarımla kurduğum bağlar da böyle gelişiyor...
Hani hepimizin bir süzgeci var ya, işte süze süze, eleye eleye öğreniyoruz...
Dostlukta ve arkadaşlıkta en önemli cümle de sadakat koşullarına bağlı bence.
Sadakatin koşulu olmaz demeyin...
Koşulsuz sadakat de olmaz demeyin.
Çünkü olur, bal gibi de olur...

Yazının Devamını Oku

Ece Ajandası, Vefa Bozacısı

Markalar doğdukları şehri dünyaya taşırlar...

Markalar doğdukları şehri dünyaya taşırlar...
M. Sadık Kâğıtçı’nın 1892’de Beyazıt’ta Afitap adlı kırtasiye mağazasını açmasıyla başlayan, ardından Ece Ajandası’yla süren yolculuğu mesela...
El işçiliğiyle hâlâ üretimde...
Yeni yıl yaklaşınca akla gelen ilk ajanda o...
Teknoloji, bilgisayar, notebook, whatsApp, snapchat nafile... a
Ece, hep var ve olmaya devam edecek.
Bana göre bir marka olmanın ötesinde bir deyiş, bir vurgu ve bir dokunuş...

Yazının Devamını Oku

Zirvedeki markalarım

2010 yılında, Türkiye’nin vazgeçilmez markası unvanını bana layık gördüler ve Türk Marka Enstitüsü başkanının elinden plaketimi aldım...

2010 yılında, Türkiye’nin vazgeçilmez markası unvanını bana layık gördüler ve Türk Marka Enstitüsü başkanının elinden plaketimi aldım...
Ardından birkaç marka zirvesinden konuşmacı olarak katılımımı istediler...
Brandweek’i seçtim ve bana bir cesaret geldi...
Evet, artık her hafta, bize uzun yıllardır hizmet veren markalarından söz edeceğim...
Saray Muhallebicisi’yle başlıyoruz...
Beni okuyanlar bilir...
Boğazıma da pek düşkünümdür, asla obur olmadım ama güzel ve lezzetli olanı anlarım...

Yazının Devamını Oku

Coştum yine dalgalanıyorum ben

PSM konserimizin ardından, biz sizinle nasıl bütünleştik...

PSM konserimizin ardından, biz sizinle nasıl bütünleştik...
O nasıl bir enerjiydi...
Aşk enerjisi...
O nasıl bir ritimdi...
O nasıl bir masmavi geceydi...
Şükürler olsun, her kula nasip olsun, böylesine sevilmek ve sevmek...
Benim dinleyenim öyle naif, öyle kendine hakim ki, ben coşmadan coşmaz dedim...

Yazının Devamını Oku

The Zone Maslak

Çocuklar ve aileler için yeni bir merkez açmışlar...Kültür, sanat ve eğlence merkezi Uniq İstanbul çatısı altında dev bir alan The Zone Maslak...

Çocuklar ve aileler için yeni bir merkez açmışlar...
Kültür, sanat ve eğlence merkezi Uniq İstanbul çatısı altında dev bir alan The Zone Maslak...
İçinde neler mi var...
Harika matematik sergisi, atölye alanları, oditoryum, Da Vinci atölyeleri veeee benim en çok bayıldığım trambolin parkı...
Ne şahane bir his zıplamak...
Hem kalori yakarsınız hem de tüm mutluluk hormonlarınız, metabolizmanızı hızlandırır.
Alkış alkış alkış... Kemal Gürkaynak ve Ali Rıza Karadayı’ya.

Yazının Devamını Oku

Koşmak güzeldir

37. Vodafone İstanbul Maratonu, bu sabah hepimizi çağırıyor.

Şehri en iyi tanıtan projelerden biri bence...

Binlerce insan bir sürü şey için koşuyor...
Herkesin koşmak için bir sebebi var.
İstanbul’un eşsiz güzelliklerini keşfetmek için koşanlar da var, şahane fotoğraflar çekmek
için de...
Koşmak güzeldir...
Koştukça geride kalır her şey...

Yazının Devamını Oku

Kadınlar hayatlarının kontrolünü ne zaman ellerine alacaklar?

Giderek artan kadın cinayetleri ve kadın hakları konusu, herkes gibi beni de inanılmaz sarsıyor.

Kadınların bir yuva kurup aile olma hayaliyle yaptıkları evlilikler, ölümle, hüsranla ya da ağır travmatik durumlarla sonuçlanabiliyor.

Bu işin temelinde eğitim ve mesleki yetersizlik, ailelerin yeterince bilinçli olmaması, hatta anne-baba problemleri gibi pek çok farklı neden yatıyor.
Kadın platformları, kadın sığınma evleri, birçok sivil toplum kuruluşu bu konuda yıllardır çalışıyor. Bana kalırsa öncelikle dezavantajlı grupların bilinçlendirilmesi, eğitim verilmesi, mahallelere gidilerek özellikle erkek gruplarla toplantılar yapılması gerek.
Çünkü problemin kaynağında erkekler var; öldüren, döven, tehdit eden, güç gösterisi yapan erkekler!
Tecavüz, zorla alıkoyma, taciz, ayırımcılık, erkek hegemonyasından kaynaklanan asli sorunun sonuçları...
Dolayısıyla annelerimize de çok iş düşüyor. Her annenin evlatlarına herkese “cinsiyet ayrımı yapmadan” insanca yaklaşmayı ve insanı sevmeyi öğretmesi şart. Anneler, erkek çocuklarına bu bilinci aşılamak zorundalar.
Diğer yandan kız çocuklarına kendi kaderlerinin kontrolünü ellerinde tutmayı, eğitim ve öğretim hakkının birinci sırada olduğunu, her kız çocuğunun bir meslek sahibi ve üreten bir kadın olması gerektiğini öğretmeliler...

Yazının Devamını Oku

Oy vermek çok kıymetli

Kendi düşünceniz ne ise, ifade etmek için tam zamanı!Demokrasiye en önemli katkı, oy kullanarak başlıyor.

Bu bilinç, bence yarınlarınızı tasarlamak, geleceğinize katkı sunmak için vazgeçilmeziniz olmalı. 
Seçimler, seçmenlerle anlam kazanır.
Haydi... 
Şimdi siz de benim gibi yapın, sandığa gidin ve oyunuzu kullanın. 
Ülkemiz ve milletimiz için mutlu yarınlar diliyorum.

Sezuş’un Hikayeleri

Sevgili dostum Sezen Aksu’nun annesinin hastalığı devam ediyor ve sağlık durumu ciddiyetini koruyor. 

Yazının Devamını Oku

İstanbul, kadına şiddete “dur” diyor

Kadın ve çocuğa yönelik şiddetin yok edilmesi, ancak toplumsal bilincin gelişmesiyle mümkün.

İşte tam bu noktada, yapılan tüm çabalara sonuna kadar destek vermek gerekiyor. 

Ben bu soruna dikkat çekmek için uluslararası bir projeye İstanbul’un kapılarını açan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ı kutlamak istiyorum.
25 Kasım-10 Aralık tarihleri arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde bulunan binalar başta olmak üzere köprüler, Kız Kulesi, AVM’ler, Galata Kulesi gibi mekanlar, ışıkla turuncuya boyanacak.
Kent genelinde çeşitli mecralarda ve kamu binalarında kampanya duyuruları yapılacak.
Ayrıca Vodafone 37. İstanbul Maratonu bu yıl “Kadına Şiddet’e Dur De” temasıyla koşulacak.
Kampanya tarihinde yapılacak futbol müsabakalarında, futbolcular sahaya kampanya sloganının yer aldığı pankartlarla çıkacak.
İstanbul, resmi açılışı New York’ta yapılacak 16 günlük aktivasyonun 10 Aralık’ta düzenlenecek resmi kapanışına ev sahipliği yapacak.

Yazının Devamını Oku

10 Ekim saat 10.04 Yüreğimiz yandı!

Barış için yürürken ölmek... Bu vahşet için ne denilebilir, bu katliamı nasıl anlatabilirsiniz?

Kelimeler kifayetsiz ve hepimiz çaresiziz.
Ankara’da yaşamını yitirenlerin hikayeleri günlerdir kulaklarımızda,
her anımızda...
Barış için, barış türküleriyle öldüler ve tarihimize acı bir not düştüler...
“Savaşa inat, barışa hemen şimdi” dediler.
Kulak verin! Bu çağrıya kulaklarınızı ve yüreklerinizi açın artık!
Acımız büyük, yüreğimiz yanıyor.

Dünyayı turuncuya boyayalım...

Yazının Devamını Oku

Güven duygusu tek kullanımlık değildir

Bu hafta güven üzerine yazmak istiyorum.

İnsanlara, birbirimize olan yoğun güvensizliğimiz neden?
Ama ben güvenmeyi seçtim.
Söze, söylenene, kişiye güveni seçtim.
Yanılmıyor muyum zaman zaman?
Tabii ki yanıldığım oluyor, herkes gibi.
Vardığım sonuçlar hep nedenler üzerine, insanı anlamak üzerine.
Birini yanıltma hakkına sahipsiniz elbet.

Yazının Devamını Oku

100 bin beyaz bulut

Fransız sanatçı Charles Pétillon, kamuya açık oyun alanı, orman, ev ve farklı mimari yapıları bembeyaz bulutlarla istila etmesiyle tanınıyor.

Bu yılki mecrası Londra’da, Covent Garden bölgesindeki tarihi market binası olmuş.
54 metre uzunluğundaki yerleştirmede, 100 bin tane beyaz balon kullanılarak, titreşen beyaz ışıklar eşliğinde bulutlar sergilendi.
Çalışmada, her bir bulutun tekil olarak aslında ne kadar kırılgan olduğu anlatılmak istenmiş.
Bazen bir şehre, farklı ruhlar katan sanatçılar, beklenmedik bir mutluluğun kaynağı olabiliyor.
Londra ve 100 bin beyaz bulut çok yakışmışlar.

Biraz adrenaline ne dersiniz

“Yerden göğe kadar eğlence” konseptiyle Maslak Uniq İstanbul’da hizmet veren Xtrem Aventures, tüm macera ve adrenalin tutkunlarına özel dakikalar vaat ediyor.

Yazının Devamını Oku

Sonbahar

Ekim girdi hayatımıza...
Tam sonbaharın orta yerinde İstanbul’da olmak...
En hüzünlü ayrılık şiirlerinin yazıldığı ve en serininden Marmara akşamlarına hoş geldiniz.
Benim duygusal boyutlarımın tavan yaptığı aylardır sonbahar...
Doğa sararır ya inceden ve yavaştan...
Toprağın ıslak kokusu genzinizi yakar...
Sarının her tonunda yapraklar asfaltları kaplar...

Yazının Devamını Oku

Önce insan olmak gerek

İnsanı insan yapan unsurlar neler sizce?
Vicdan, saygı, dürüstlük, sevgi, kendinden olmayanı anlamak, empati ve daha bir sürü sayabileceğimiz sıfat değil mi? Zordur!
Çünkü bir insanı dininden, mezhebinden, dilinden, düşüncelerinden, dinlediği müzikten, giydiği kıyafetten, kullandığı arabadan, belki annesinden babasından dolayı yargılamamak zordur.
Önce insan olmak gerek.
Tüm bunlar içinse önce kendine dönüp sorgulaman gerek.
Macaristan’da mülteci kampına gönderilmemek için kucağında çocuğuyla polisten kaçan göçmen babaya çelme takmamak, göçmen kıza tekme atmamak için önce insan olmalı...
Şimdi o kameraman kadına haykırmalı...

Yazının Devamını Oku