Mühendis Iraklı şoför soruyor: ‘Ne değişti Irak’ta?’

Alışkanlık oldu yıllardır, bindiğim her takside sürücünün adını okumak. Öne eğilip orta yaşlı şoförün kimliğini okuyorum, loş ara ışığında.

Hameed Khalidy’ye benziyor adı.

Aynada bakışlarımız kesişiyor, nereli olduğumu soruyor.

Söylüyorum.

“Komşuyuz” diyor, Iraklı imiş. Konuşması eğitim düzeyinin şoförlük çizgisi üstünde olduğunu yansıtıyor. Üniversiteden mühendis diplomasıyla mezun olunca doktora yapmak üzere Amerika’ya gelmiş, Irak Harbi başlayınca New York’ta kalmış. Değerlendirmem doğru çıkıyor.

Saddam’ın ele geçirilmesini takiben diploma ve sertifikalarıyla Irak’a ailesinin yanına dönmüş:

“Evimiz Saddam şehri Tikriti’ye yakın. İş aradığım yerlerde sorguya çekilmeye başladım. Kaygı düştü içime. Saddam Hüseyin korkusuyla geçti hayatım, Amerika’ya gelene kadar. Saddam yok artık ama Iraklılar hala korku içinde. En garibi halk kimden korktuğunu bilmiyor. Cami, kahvehane bombalanması, intihar bombacıları günlük olay haline dönüştü. 2-3 sene dayanabildim. Huduttan sessiz sedasız Türkiye geçip New York’a uçtum. Bunca can, mal kaybı oldu memleketimde, şimdi yöneticilere soruyorum: Ne değişti Irak’ta?”

Türkçe hitap ederek soruyorum: “Hamit Bey, teknik üniversitelerde bunca tahsilden sonra New York’ta taksi şoförlüğü ile yaşam sürdürmek nasıl bir duygu?”
Mesleğinde çalışmak için yeniden imtihanlara girmesi gerektiğini söylüyor.

Amerika, Saddam’ın nükleer silahları var gerekçesiyle Irak’ı işgal etti. 10 yıla yakın süren Irak Harbi, Amerika’ya 1 trilyon dolara mal oldu. 5 bine yakın Amerikan askeri öldü, sivil halk zayiatı 200 bini aşkın. İngiliz tıp dergisi 600 binin üstünde diye kayıtlara geçirdi. Irak ilan edilmemiş iç harp yaşıyor. Ana aktörler Sünni ve Şii’ler. Kürtler “Sessiz ve derinden git” politikası güdüyor, taraf tutmaya yanaşmadan.

Bir İranlı yazar tanıdığım, “Şimdi sıra bizde. İsrail ve ABD, İran’ı işgal için mazeret arıyor. Oysa İran 300 yıldır hiç bir ülkeyi istila etmedi” diyor.

Amerikalılar son günlerde Kasım seçimlerine girmeye çalışan Cumhuriyetçi Parti başkan aday adaylarının kampanya faaliyetlerini izliyor. Aşırı tutucu Mitt Romney’in Cumhuriyetçi aday olarak Obama’nın karşısına çıkması bekleniyor.

Merakımı hala tatmin edemediğim bir piyango olayını nakledeyim: “Para parayı çeker” vecizesi boşuna söylenmemiş. Amerika’nın bankacılık, finansman ve borsa merkezi Wall Street’te milyoner üç bankerin süper lotarya bileti üstündeki esrar perdesi kalkmış değil. Timothy Davidson (57), Greg Skidmore (35) ve Brandon Lacoff (36) büyük cirolu şirketler sahibi, New York, Connecticut ve Florida’nın en pahalı semtlerinde dublekslerde yaşayan üç arkadaş. Birlikte lotarya oynamaya karar veriyorlar. Davidson 3 kişi için bir dolarlık tek bilet alıyor. Çekilişten sonra biletiyle karşılaştırdığında 12-14-34- 39-46 ve 36 numaralı bilete 254 milyon dolar çıktığını görüyor.

TV ekranlarında, gazetedeki görüntülerinde loto milyonerlerini fazlaca sevinçli görmedim. Arkadan dedikodular başladı: Biletin esas sahibi Timothy. 254 milyon dolar için eş-dost-akrabadan, hiç tanımadığı kişilere kadar çok sayıda insanın peşine düşeceğini hesaba katıp, “Etrafımda sirk istemiyorum” diyerek arkadaşlarını ortak gösterdi. İki arkadaşının tek dolarlık bilete ortaklığı doğru değil. Lotaryadan parayı çekmeden önce Putnam Aile Vakfı adıyla şirket kurmuşlar. Şanslı loto 3’lüsünün bir yakını biletin esas sahibinin adı açıklanmayan 4’üncü bir şahıs olduğunu söylüyor.

Süper lotaryayı satan gaz istasyonu menajeri Hintli Sih Ranjit, Timothy Davidson’un 254 milyon dolarlık bileti kendisinden aldığını söylüyor. Süper piyango olayında kime inanmak lazım, zaman gösterecek.
Yazarın Tüm Yazıları