LG’den 50-inç plazmada devrim

LG Electronics, dünyada ilk kez, A2 üretim hattında tek ana camdan 3 ayrı panel elde edilmesini sağlayan teknoloji ile 50-inç plazma ekran üretimine başlıyor. Bugüne değin, 50-inç paneller A1 hattında tek ana camdan üretilebiliyordu.

LG’nin, dünyada benzeri bulunmayan yeni teknolojisinin, şirketin 50 inç plazma üretiminde önemli bir artış yaratması bekleniyor. LG, tek ana camdan 3 farklı 50-inç panel üretimini sağlayan benzersiz teknolojisi ile verimliliğini daha da arttırırken fiyat rekabetinde de gücünü sağlamlaştırıyor.

 

 Yeni teknoloji ile LG’nin aylık 50-inç plazma cihaz üretimi 50.000’den 150.000’e çıkacak; ayrıca işlem basamaklarını ve gecikme zamanlarını azaltarak maliyetlerde düşüş sağlayacak.

 

 

X

Florence kasırgası 'tropik depresyon'a düştü

ABD'nin doğu yakasını cuma günü etkisi altına alan ve "tropik depresyon" kategorisine düşürülen Florence kasırgası nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı 23'e yükseldi.
Yazının Devamını Oku

Bakan Tüfenkci’nin incelemesi sırasında kaçak sigara ele geçirildi

Türkiye’nin Irak sınırında bulunan Habur Gümrük Kapısı’nda incelemelerde bulunan Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, Irak’tan gelen bir araçta yapılan sigara kaçakçılığı vakasına rast geldi. Arama sırasında aracın başında duran Bakan Tüfenkci, görevlilerin kaporta, direksiyon, yan kapı ve arka sinyaller içine gizlenmiş kaçak sigaraları çıkarmasını dikkatle izledi.
Yazının Devamını Oku

Beşiktaş'ta isyan: "Hocam Kur'an çarpsın penaltı"

Beşiktaş - Galatasaray derbisinin ilk yarısında Fırat Aydınus'un verdiği ve vermediği kararlar tartışma konusu oldu.
Yazının Devamını Oku

3 yaşında meme kanseri oldu

Kanada'da yaşayan Aleisha Hunter, 3 yaşında meme kanserine yakalandı. Doktorlar ilk kez bu kadar küçük bir hastada kansere rastladıklarını söyledi.

Dünyadaki en küçük meme kanseri hastası olan Aleisha’nın annesi Melanie Hunter, banyo yaptırdığı sırada kızının göğsünde bir yumru farketti. Anne, kızını alıp hemen doktora götürdü. Tetkikler yapıldı ve doktorlar korkulacak bir durum olmadığını belirterek anne kızı eve gönderdi.

Fakat gün geçtikçe o yumru büyümeye ve küçük Aleisha'ya acı vermeye başladı. Yeniden doktora gittiler. Büyüklüğü 2 cm'e ulaşan kitlenin tümör olduğu anlaşıldı ve küçük kız hemen ameliyata alındı.

Tümör tamamen alındığı için küçük kızın kemoterapi ve radyoterapi görmesine gerek kalmadı. Aleisha, ameliyattan 3 gün sonra taburcu edildi.

Ameliyatı gerçekleştiren doktor Nancy Down, “25 yıldır meme kanseri üzerine çalışıyorum, şimdiye kadar hiç bu kadar küçük bir hastam olmamıştı." dedi.

Daha önce bilinen en küçük meme kanseri hastası 10 yaşındaki ABD’li Hannah Powell-Auslam idi.

Yazının Devamını Oku

New Year’s celebration at Conrad

ISTANBUL - The Conrad Istanbul is preparing to greet the New Year with special celebrations in three separate locations in the hotel. On New Year’s Eve, as part of a journey through the unforgettable tastes of cuisines from Turkey and Italy, the Conrad Istanbul will smother you with luxury.

Choice selections from the kitchens of Turkey and the world will come to life in an open buffet in the Manzara Restaurant on Floor R, and guests will also have a chance to join in the rhythm of the evening with live music. The price of the New Year’s party that will continue with a DJ performance will be YTL 195 per person, which includes unlimited local drinks and VAT. The most attractive Italian restaurant in the city, Prego, will produce the heights of gourmet pleasure for its guests with the special New Year’s menu that chef Piatti has prepared. The menu will contain unequaled flavors, such as Venetian-style ravioli with fresh spices and tomato sauce, milk veal bits accompanied by a dandelion sauté with balsamic vinegar and sultan grapes, creamed potatoes and grilled prawns with stuffed squash. The meals include unlimited local drinks and immediately after dinner, guests will join the New Year’s party in Manzara. The price will be YTL 225 per person including VAT, or without drinks YTL 185. For those who want to celebrate the New Year with a bewitching panorama of the Bosphorus, there will be a magnificent New Year’s party in the Summit Bar on the 14th floor. The entrance fee, which includes one cocktail, is 90 YTL with VAT. For those who want to start 2009 in a different way and celebrate at the Conrad Istanbul, the price for a night’s stay for a single person including breakfast is 60 euros. The price of the accommodation package that includes the special gala meal at the Manzara restaurant and breakfast is 150 euros per person.

Yazının Devamını Oku

TMSF, Dünya Ticaret Merkezi’ndeki 18 dükkanı satıyor

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu(TMSF), muhammen bedelleri toplamı 6 milyon 433 bin YTL olan Dünya Ticaret Merkezi’ndeki 18 dükkanı yarın satışa çıkaracak TMSF'den yapılan açıklamaya göre, taşınmazların ihalesi, 6 Mart Salı günü Profilo Alışveriş Merkezi Tiyatro Salonu’nda gerçekleştirilecek. 1 milyon 180 bin YTL bedelli bodrum katta yer alan 16 numaralı bağımsız bölüm, dükkanlar arasında en yüksek muhammen bedele sahip satışa konu olacak.

18 dükkanın tümü İstanbul Bakırköy’deki EGS Business Park Blokları’nda yer alıyor. EGS Business Park; CNR Fuar ve Sergi Alanı, Kongre Merkezi ve otelleri de içine alan 500 bin metrekarelik İstanbul Dünya Ticaret Merkezi Projesi kapsamında, 100 bin metrekarelik bir alanı kapsıyor. Ticaret yönünden oldukça talep gören bölgenin doğusunda Ataköy, batısında havaalanı, güneyinde Yeşilyurt - Yeşilköy ve kuzeyinde ise E-5 Karayolu bulunuyor.

Gayrimenkuller, muhammen değerlerinin yüzde 75’inden az olmamak üzere ve satış masraflarını geçmesi şartıyla en çok artırana ihale edilecek. Verilen bedel muhammen değerin yüzde 75’inden az olur ya da hiç alıcı çıkmazsa, ikinci satış 13 Mart'ta gerçekleştirilecek.
Yazının Devamını Oku

Türk usulü önlem

Irak’taki teröristler tarafından kaçırılma korkusu yaşayan Türk şoförler, rehin düşmemek için önlem alıyor. Mehmet Ali adlı Mardinli şoför, Irak sınırından giriş yaparken önce plakasını söktü, sonra da tankerin arkasına Arapça ‘Allah büyüktür’ yazdı. Yan kısımda da şu yazı var: ‘Irak petrolü Iraklı’nındır.’ IRAK’a mal taşıyan Türk kamyon şoförlerinin kaçırılması yüzünden bu ülkedeki faaliyetlerini durduran Türk şirketlerinin sayısı artarken, rehin alınmaktan korkan bir Türk şoför kamyonu üzerinde bir takım değişiklikler yaptı. Fransız haber ajansı AFP’ye göre, Irak sınırından giriş yaparken Türk plakasını söken Mehmet Ali isimli şoför, sprey boya ile de petrol tankerinin hemen arkasına Arapça olarak ‘Allah büyüktür’ yazdı. Tankerin yan kısımlarına yine Arapça olarak ‘Irak petrolü Iraklılar’a aittir’ yazan Mardin doğumlu Türk şoför, Iraklı şoförlerden oluşan konvoylarla yoluna devam ederek kendisini garanti altına almaya çalışıyor.

ÇEKİCİ IRAKLI, DORSE TÜRK

Ancak yine de Bağdat’a kadar gitmekten çekinen 40 yaşındaki Mehmet Ali, yükünü, Musul-Bağdat arasında taşıması için bir Iraklı şoföre teslim etti. Teslim sırasında aralarında şakalaşan Iraklı şoförler, kamyonu göstererek ‘Şuna bakın, çekicisi Iraklı dorsesi Türk’ diye espri yaptılar. Yük teslimi sırasında hazır bulunan Hasan Şeyh Musa isimli bir şoför de ABD koruması altında olmasına karşın iki ay önce şoförlüğünü bıraktığını söyledi. Musa, ‘Sefer başına 700 dolar alıyordum. İki ay önce ABD’nin koruduğu konvoy ile yük taşırken, ateş açıldı. Amerikalıların bizi koruyamayacaklarını anladım ve işi bıraktım’ diye konuştu.
Yazının Devamını Oku

Devlerin galası: 86-79

Koç Bogdan Tanjeviç’li yeni takımımız ilk maçında mücadelesiyle tam not aldı. Avrupa Şampiyonası’na hazırlanan 12 Dev Adam’da 41 sayıya imza atan İbrahim (21) ve Okur (20) gecenin yıldızı oldu. 12 Dev Adam, Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu maçları öncesi, Atina Olimpiyat Oyunları’nda mücadele edecek Yeni Zelanda ile yaptığı ilk hazırlık maçını 86-79 kazandı. Yeni koç Bogdan Tanjeviç’in ilk sınavında genç oyunculara şans vermesi takdirle karşılandı, ilerisi için ümit verdi.

İlk yarı ribauntta aksamamıza rağmen çember altında Mehmet’le sayı bulan takımımız, Hidayet ve İbrahim’in basketleri sonrası devreyi 40-38 önde kapadı. İkinci yarıda Yeni Zelanda eşitliği sağlamasına rağmen Serkan’ın üçlükleri ibreyi bizim lehimize çevirdi. Devler Fatih’in etkili oyunuyla 3. periyodu 64-54 önde tamamladı. Son periyotta Mehmet Okur, İbrahim ve Hidayet ile basketler bulan milliler sahadan 86-79 galip ayrıldı.

Elektrikler kesildi

Maçın bitimine 37.5 saniye kala elektrikler kesildi. Jeneratörler hemen devreye girerken, 20 dakikalık aradan sonra karşılaşmaya devam edildi.

TÜRKİYE-YENİ ZELANDA

l SALON: Abdi İpekçi

l HAKEMLER: Engin Kennerman (***), Dallas Pickering (***)

TÜRKİYE: Ender (**), İbrahim (***) 21, Hidayet (***) 10, Kerem Gönlüm (***) 6, Mehmet (***) 20, Fatih (***) 10, Kerem Tunçeri (***) 2, Serkan (***) 11, Cevher (**) 2, Valentin (**), Semih 4 (***)

YENİ ZELANDA: Dickel (**) 7, Penney (***) 16, Jones (**) 8, Cameron (**) 8, Marks (**) 10, Book (**) 6, Olson (***) 17, Henare (**), Boucher (*), Bradshaw (**) 6, Winitana (*) 1

l
1. PERİYOT: 22-18 l İLK YARI: 40-38 (Türkiye) l 3. PERİYOT: 64-54

l 5 FAUL ALAN: Dk. 39.27 Book

Devlerimiz Y.Zelanda karşısında

2005 Avrupa Şampiyonası eleme grubu maçları hazırlıklarını sürdüren A Milli Basketbol Takımımız, bugün Yeni Zelanda ile bir kez daha karşılaşacak. Abdi İpekçi Spor Salonu’nda saat 20.30’da başlayacak maçı NTV canlı olarak ekranlara getirecek.
Yazının Devamını Oku

Vergide düzensizlik kamudan başlıyor

<B>MALİYE</B>e Bakanlığı, vergi borcu bulunan kişi ve kuruluşların isimlerini açıkladı. Her yıl ağustos ayında vergi borcu bulunanlar listesi açıklanınca görüyoruz ki, en büyük vergi borcu bulunan kuruluşlar, Devlete ait kurumlar!

Tekel, Devlet Demir Yolları gibi kamu kurumları ile belediyeler ve belediyelere ait İETT gibi kurumlar, devlete vergi borçlarını ödeyemiyorlar. Bu kurumlar, sosyal güvenlik primlerini de ödemiyorlar.

Zaten devlet de bu tür kurumlardan aldığı ve kendi kurumlarından aldığı mal ve hizmetler nedeniyle, bu kurumlara olan borçlarını ödemiyor. Tekel'e aldırdığı ve yaktırdığı tütünlerin parasını, DDY'ye yaptırdığı hizmetin parasını, belediyelerden aldığı suyun elektriğin, Telekom'dan aldığı telefon görüşmelerinin parasını ödemiyor. Devlette bunları ödeyecek para yok. Bu kurumlarda da kendi borçlarını ödeyecek para. Ve bir kör dövüşüdür, gidiyor.

SÜRÜNMENİN NEDENİ

Bu durum yeni değil, yıllardır böyle. Şimdilerde iyice kronik hale geldi. Borçlar katlanarak büyüyor. Devletin kurumlara, kurumların devlete olan borçları ödenmezse, üretim nasıl sürdürülür, yatırımlar nasıl yapılır, hizmet nasıl görülür?

Kamu kurumları sosyal güvenlik primlerini de ödemiyorlar ama, emeklilik sırası gelenler emekli edilip maaşlarını alıyorlar. Prim tahsil edilmeden sadece beyan vermekle emekli maaşı ödenemez ki! Bu nedenle de emekli maaşları insanları süründüren miktarlarda kalıyor.

Devlet; okulların elektrik, su, ısınma, temizlik giderlerini de ödemiyor. Başınızın çaresine bakın diyor. Eğitim güya parasız. Fakat kayıt sırasında velilerden zorla alınan, zorla alındığı inkar edenler tarafından da bilinen paralarla okulların giderleri karşılanıyor. Toplanan paralardan Milli Eğitim organizasyonunun giderleri de karşılanıyor. Bu durumlar hem yasal değil. Yasal olmaması nedeniyle de denetimi doğru düzgün değil ve adil değil.

Uyum yasaları çıkartarak Avrupa Birliği'ne (AB) girmek mümkün mü? Böyle bir ekonomik ve sosyal yapı ile AB'ye girmek mümkün değil. Keşke yasa çıkartarak bir şeyleri düzeltmek mümkün olsaydı!
Yazının Devamını Oku

Vergi Yasası ortada kaldı

<B>BİLİNDİĞİ</B> gibi Zekeriya Temizel döneminde Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikler ile getirilen bazı hükümlerin uygulaması, daha sonra çıkarılan geçici 56.madde ile 2002 yılı sonuna kadar ertelenmişti. Yıl sonuna kadar kanun yolu ile yeni bir düzenleme yapılmazsa, ertelenen değişiklikler 2003 yılı başından itibaren otomatikman yürürlüğe girecek.

Bu hükümlerin, üç yıl önce yapıldığı gibi bir yıl daha ertelenmesine imkan verecek ve esas düzenlemenin yapılmasını yeni meclise bırakacak bir önerge, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Bütçe Plan Komisyonunda tartışmalara neden oldu ve yeni düzenleme engellendi.

Halen yürürlükte olan ve yıl sonunda sona erecek olan hükümlere göre, '2002 yılı sonuna kadar elde edilecek ve kesinti sureti ile vergilendirilmiş bulunan banka mevduat faizleri, repo gelirleri ve yatırım fonu gelirleri için gerçek kişiler ayrıca gelir vergisi beyannamesi vermeyecekler ve kesinti dışında bir vergi ödemeyecekler.'

Bu uygulama faiz türü gelirlerden vergi alınmaması anlamına gelmiyor. Tam tersine; arındırma yapmadan, yüzde yirmilere varan oranlarda ve yıl sonunu beklemeden elde edildiği anda kesinti yolu ile vergilenmeyi sağlıyor. Ayrıca küçük büyük her miktarda paranın banka sisteminde kayıt içine çekilmesine yararı oluyor. Ve bu tasarrufların dövize çevrilerek yastık altında saklanmasını da bir ölçüde önlüyor. Yürürlülük süresinin uzatılmaması, vatandaşların en tabii hakları olan beş ay sonraki vergilendirme rejimini bilmelerini de engelliyor.

NEREDEN BULDUN?

Gelelim, yersiz bir şekilde 'nereden buldun' adı verilmesi nedeniyle yandaş ve karşıtlarını yaratan Gelir Vergisi Kanunu'nun 1'nci maddesine. Burada tartışma konusu, 'gelir' tanımının belirsizliği olmalı.

Halen yürürlükte olan maddeye göre, Gelir, 'Bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı' şeklinde tanımlanıyor. Daha sonra da ticari kazanç, zirai kazanç, ücret, serbest meslek kazancı, gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı, sair kazanç ve irat olarak kaynaklarına göre sıralanıyor.

Ertelenen ve yıl başında yürürlüğe girecek maddede ise Gelir, 'Bir gerçek kişinin bir takvim yılında elde ettiği, tasarruf veya harcamasına kaynak teşkil eden her türlü kazanç ve irat' olarak tanımlanıyor. Bu tanım, belirsizlikler içeriyor. Bu gün vergi kaçırıldığını idare ispat etmesi gerekirken, gelecek uygulamada vergi kaçırmadığını vatandaş ispat etmek zorunda kalacak.

KUYUDAKİ TAŞ

Ertelemeden yana olanlar, 'kara paracıları savunmakla' suçlanıyor. Halbuki kara para için Kara Para Yasası, çıkar amaçlı suç örgütlerini düzenleyen yasalarımız var. Mali polis, Masak gibi kurumlarımız var. Ayrıca Vergi Usul Kanunu'nun hep yürürlükte olan 30/7 maddesine göre ‘‘Mükellefler, her türlü harcama ve tasarruflarını vergisi ödenmiş veya vergiye tabi olmayan kazançlardan sağladıklarını kanıtlayamazlarsa, bu tutar vergi matrahlarının takdirinde dikkate alınır.’’ Bu madde ile, herkese nereden buldun sorusunu sormak zaten mümkün.

Tam dört yıldır 'kuyuya atılan taşı çıkartmaya' uğraşıyoruz. Çıkartıp çıkartıp yeniden düşürüyoruz.
Yazının Devamını Oku

60 trilyonluk bağışın hepsi vergiye gidebilir

<B>İZMİRLİ</B> ünlü bir ailenin fertleri arasında uzun zamandan beri süren 'servet kavgası' geçen hafta ilginç bir boyuta ulaştı. İşin magazin yanını bir tarafa bırakıp, vergisel yanına bakmak istiyoruz. Önce üç kız kardeş birlikte kavgayı başlatmıştı. Babalarının şirketi yabancı ortağına satmasına karşı çıkarak, satışın iptalini istediler. Buna gerekçe olarak da babalarının hukuki işlem yapmak açısından 'ehliyeti olmadığını' ileri sürüyorlardı. Çünkü kızların, anne ve babalarıyla araları açılmıştı. Şirket kalsa idi, miras yolu ile sahip olacaklardı. Şimdi şirket nakit hale gelince, çeşitli yöntemlerle miras dışında kalabilirlerdi. Babalarının yurt dışına para kaçırdığından tutun da aile içi etik dışı davranışların olduğuna kadar çeşitli iddialar ileri sürdüler.

Anne ve baba ise kızlarına bugüne kadar altmış trilyonluk bağış yaptıklarını ileri sürerek, bu bağışın iptali için 'bağıştan rücu' davası açtılar. Kızlarının gayrimenkul ve diğer kıymetleri üzerine 'tedbir' koyarak, onların bu kıymetler üzerinde tasarruf hakkını önlediler.

Tarafların iddialarını kısaca özetlediğimiz tabloda eğer anne ve babanın dedikleri doğru ise ve kızlarına gerçekten 60 trilyon liralık servet bağışladılar ise, bu bağış intikal vergisinin konusuna girer. Bir trilyonun üzerinde olduğu için intikal vergisinin oranı yüzde 30. Evlatlar için bu oranın yarısı uygulanır. O halde 10 trilyon liraya yakın bir verginin ödenmiş olması gerekir.

HEPSİ GİDEBİLİR

Kızlar diyorlar ki, 'gayrimenkulleri kendimiz aldık, tapular da bizim üzerimize!' Tapuların onların üzerlerine olması bir şey ifade etmez. Gayrimenkul değil, bedeli 'bağış' konusu olabilir. Ayrıca bu iddianın ispatı halinde ise, bunları diyenin karşısına Vergi Usul Kanunu'nun meşhur 30/7 maddesi çıkıverir. 'Yapılan incelemeler sırasında mükellefler, her türlü harcama ve tasarruflarını vergisi ödenmiş veya vergiye tabi olmayan kazançlardan sağladıklarını kanıtlayamazlarsa, o tutar, vergisi ödenmemiş kazanç olarak kabul edilir ve dönemin vergi matrahına eklenir' Bu durumda da o 60 trilyonun tamamı gelir vergisi ve fer'ileri olarak elden uçuverir.

O nedenle başta mankenler olmak üzere 'güzellik' veya 'para'larından başka bir şeylere sahip olmayanların kamu oyunda ekonomik olayları anlatırken mutlaka 'vergi uzmanları'na ihtiyaçları var. Yoksa 'şecaat arzederken', 'sirkat' ortaya çıkıveriyor.
Yazının Devamını Oku

60 trilyonluk bağışın hepsi vergiye gidebilir

İZMİRLİ ünlü bir ailenin fertleri arasında uzun zamandan beri süren 'servet kavgası' geçen hafta ilginç bir boyuta ulaştı. İşin magazin yanını bir tarafa bırakıp, vergisel yanına bakmak istiyoruz.Önce üç kız kardeş birlikte kavgayı başlatmıştı. Babalarının şirketi yabancı ortağına satmasına karşı çıkarak, satışın iptalini istediler. Buna gerekçe olarak da babalarının hukuki işlem yapmak açısından 'ehliyeti olmadığını' ileri sürüyorlardı. Çünkü kızların, anne ve babalarıyla araları açılmıştı. Şirket kalsa idi, miras yolu ile sahip olacaklardı. Şimdi şirket nakit hale gelince, çeşitli yöntemlerle miras dışında kalabilirlerdi. Babalarının yurt dışına para kaçırdığından tutun da aile içi etik dışı davranışların olduğuna kadar çeşitli iddialar ileri sürdüler.Anne ve baba ise kızlarına bugüne kadar altmış trilyonluk bağış yaptıklarını ileri sürerek, bu bağışın iptali için 'bağıştan rücu' davası açtılar. Kızlarının gayrimenkul ve diğer kıymetleri üzerine 'tedbir' koyarak, onların bu kıymetler üzerinde tasarruf hakkını önlediler.Tarafların iddialarını kısaca özetlediğimiz tabloda eğer anne ve babanın dedikleri doğru ise ve kızlarına gerçekten 60 trilyon liralık servet bağışladılar ise, bu bağış intikal vergisinin konusuna girer. Bir trilyonun üzerinde olduğu için intikal vergisinin oranı yüzde 30. Evlatlar için bu oranın yarısı uygulanır. O halde 10 trilyon liraya yakın bir verginin ödenmiş olması gerekir.HEPSİ GİDEBİLİRKızlar diyorlar ki, 'gayrimenkulleri kendimiz aldık, tapular da bizim üzerimize!' Tapuların onların üzerlerine olması bir şey ifade etmez. Gayrimenkul değil, bedeli 'bağış' konusu olabilir. Ayrıca bu iddianın ispatı halinde ise, bunları diyenin karşısına Vergi Usul Kanunu'nun meşhur 30/7 maddesi çıkıverir. 'Yapılan incelemeler sırasında mükellefler, her türlü harcama ve tasarruflarını vergisi ödenmiş veya vergiye tabi olmayan kazançlardan sağladıklarını kanıtlayamazlarsa, o tutar, vergisi ödenmemiş kazanç olarak kabul edilir ve dönemin vergi matrahına eklenir' Bu durumda da o 60 trilyonun tamamı gelir vergisi ve fer'ileri olarak elden uçuverir.O nedenle başta mankenler olmak üzere 'güzellik' veya 'para'larından başka bir şeylere sahip olmayanların kamu oyunda ekonomik olayları anlatırken mutlaka 'vergi uzmanları'na ihtiyaçları var. Yoksa 'şecaat arzederken', 'sirkat' ortaya çıkıveriyor.
Yazının Devamını Oku

Kesintiler vergiler ve dümenciler

<B>DAHA</B> önce 222 milyon lira olan asgari ücret, 1 Temmuz'dan itibaren brüt 250 milyon 875 bin lira oldu. Asgari ücretle çalışanın eline net 184 milyon lira geçecek. Açlık sınırı 334 milyon lira. Yoksulluk sınırı ise 1 milyar lira... Yani 334 milyonun altında geliri olanlar aç... 1 milyar liranın altında geliri olanlar yoksul! Bu verilere göre ülkemiz, ‘aç ve yoksul insanlar’ ülkesi.

Çalışanın eline 184 milyon lira geçmesi için, işverenin cebinden 332 milyon lira çıkıyor. 148 milyon lirayı ise devlet, vergi ve SSK primi olarak alıyor. Bu 148 milyon lira ödenemez bir yük. Fakat bu fahiş kesintiler olmasa SSK emeklilerine maaş ödeyemeyecek, ayrıca vergi gelirleri de azalacak. Ülkenin önemli ikilemi! Böyle kesinti olmaz, kesilmese de olmaz.

Devlet, bankaları ve ciddi şirketleri aslında elde etmedikleri fiktif kárlar üzerinden, gerçekte kár varmış gibi yıllardır vergilendiriyor. Bankalar ve şirketler kár varmış gibi kárları üzerinden değil, öz kaynaklarından vergi ödüyorlar. Ödedikçe kan kaybediyorlar, çıkmaza giriyorlar.

Bu sefer devlet, şirketlere, ‘yeni kaynak bul, sermaye koy, rasyoları düzelt’ diyor. Bulan, bulup koyuyor. Sonra o koyduğu da gidiyor. Devletin bu uygulaması haksız. Ama devlet de çaresiz. Böyle vergi almasa kendi batacak, alsa verenler batıyor. Hortumcular, şirketlerini kendileri hortumluyor. Dürüst şirketleri ise yıllardır devlet hortumluyor. Onlara yüzde 35'le devlet tahvili satıp, yüzde 70'le fonlatıp, sonra da ‘‘Yanlış yaptın, battın’’ diyor. İşte bu da ülkenin bir başka ikilemi!

HIK DEYİCİ

Ve bu çaresizlik tablosunun üstüne internetten aldığım bir öyküyü sizlerle paylaşmak istiyorum:

‘‘Türk ve Japonlar arasında bir kürek yarışı düzenleniyor. Eşit şartlarda yapıldığı sanılan yarışı Japonlar, beşyüz metre farkla kazanıyor. Bütün gayretlere rağmen ortaya çıkan bu açık farklı yenilginin sebebini araştırmak üzere bir ‘uluslararası danışmanlık şirketi' ile ‘on milyon dolar artı KDV' ücretle anlaşma yapılıyor. Aylarca süren araştırmadan sonra Japonlar'ın teknesinde sekiz kişinin kürek çektiği, bir kişinin dümenci olduğu anlaşılıyor. Türklerin teknesinde bir kişinin kürek çektiği, sekiz kişinin dümenci olduğu ortaya çıkıyor. Danışmanlık şirketi yeni bir organizasyon istiyor. Bir baş dümenci, üç dümenci, üç dümenci yardımcısı ve kürekçiyi teşvik için her çekişte onu gayrete getirecek ‘hık deyici' şeklinde yeni bir organizasyona gidiliyor. Bu sefer yarışı Japonlar iki misli farkla kazanıyor. Ve bunun üzerine Türkler, kürek çeken adamı tek suçlu ilan ederek işten kovuyor ve dümencilere problemi teşhisleri nedeniyle ikramiye veriyor.’’

Ve hayat sürüyor!
Yazının Devamını Oku

Naylon faturada ‘kasıt’ aranacak

<B>CEZA</B> hukukunun ana ilkelerinden biri de <B>‘‘failin, fiilin oluşturduğu suçtan sorumlu tutulması için kastın mevcudiyetinin gerekmesi, suçun oluşması için fiilin bilerek ve isteyerek işlenmiş olması’’</B>dır. 1998 yılında vergi kanunlarında yapılan değişikler sırasında ‘‘sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge’’ (naylon fatura) kullanımında ‘‘bilerek’’ sözcüğü yasa metninden çıkartılması sonucu; bu tür belgeleri bilmeden kayıtlarına işleyen suçsuz vatandaşlar için ceza mahkemelerinde altı aydan üç yıla kadar hapis istemiyle ceza davaları açılmıştı.

‘‘Bilerek’’ sözcüğünün kanun metninden çıkarılmasının dürüst insanların başına ne işler açacağını daha kanunun tamamı yasalaşmadan 27.6.1998 tarihli Hürriyet'te ‘‘Sahte faturayı bilmeden alan da hapiste’’ başlığı ile duyurmuştuk.

Maliye Bakanlığı, uygulamadaki yanlışlık ve haksızlıkların giderek yoğunlaşması üzerine, nihayet 18.06.2002 tarih ve 306 nolu Vergi Usul K. Tebliği ile yeni ‘‘yorumlar’’ getirdi. Tebliğ özetle şöyle:

‘‘Sahte veya muhteviyatı itibarıyle yanıltıcı belgenin gerek düzenlenmesinin gerekse kullanılmasının kaçakçılık suçunun oluşması yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Sahte veya yanıltıcı belge düzenlenmesi, kastın karinesi olup, bunun ayrıca değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır. Ancak, gerçekte yapılan bir mal veya hizmet alımı karşılığında mal veya hizmeti sağlayan tarafından kendi belgesi yerine bir başka mükellefin belgesi verilebilmektedir. Bu gibi durumlarda sahte belgeyi alan tarafın, satın aldığı malı sağlayan mükellefe ait olmadığını bilip bilmemesi önem taşıyacaktır. Şayet kullanıcının belgenin sahte olduğunu bilmesi gerekiyorsa, yani kasıt varsa burada 359 ncu madde hükmüne göre sahte belge kullanımı söz konusu olacak, aksi takdirde suçun manevi unsuru oluşmadığından durum madde kapsamına girmeyecektir.’’

‘‘Yapılan incelemelerde sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin bilerek, isteyerek kullanılıp kullanılmadığının vergi incelemelerine yetkili olanlarca değerlendirilmesi ve bu belgeleri bilerek kullandığı sonucuna varılan mükellefler için vergi suçu raporları düzenlenmesi, haklarında Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurularında bulunulması ve üç kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekmektedir.’’

‘‘Bu belgeleri bilmeden kullandığı sonucuna varılan mükellefler adına vergi suçu raporları düzenlenmemesi ve haklarında Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurularında bulunulmaması icap etmektedir. Ayrıca bu belgeleri kullanmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde 344 ncu maddenin ikinci fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekmektedir.’’

Bu tebliğ ile kanun hükümlerinin değiştirilmesi mümkün değildir. Ama bu tebliğ, Maliye Bakanlığı'nın olaya bakış açısını dört yıl sonra değiştirdiğinin olumlu bir göstergesidir. Ceza mahkemelerinin kendilerini tebliğ ile bağlı saymamaları ve takdir hakkının denetim elemanlarının insafına bırakılması, tebliği ‘‘uygulanamaz’’ hale getirecektir. Uygulamaları hep birlikte göreceğiz.

Tebliğin son paragrafı, tebliğin lafzı ve ruhu ile çelişki içindedir. Sahte belgeleri bilmeden kullananlar için kasıt unsuru olmaması nedeniyle hapis cezası istenemeyecektir ama vergi ziyaı cezası kesilecektir. Ortada kasıt yoksa cürüm oluşmadığı için hapis hangi nedenle istenemiyorsa, vergi ziayı cezasının da verilmemesi gerekir.
Yazının Devamını Oku

Fuhuşun KDV'si ‘fahiş’ olmamalı!

<B>POLİS</B> Dergisi'nde yayınlanan bir incelemede <B>‘‘Fuhuştan KDV alınması ve serbest meslek sayılarak hayat standardı esasına göre vergilendirilmesi’’</B>nin konu edilmesi, cumartesi günkü Hürriyet'te haber oldu. Başyazarımız Sayın Oktay Ekşi de konuyu başyazısına taşıyıp ‘‘işin uzmanlık isteyen tarafı var’’ diyerek ‘‘vergici’’lere göndermede bulundu.

Polisimiz bir gerçeği iyi kavramış. ‘‘Halkımızın vergicilerden çok korktuğunu’’ görerek fuhuşla mücadelede ‘‘vergici’’leri yardıma davet etmiş. Gerçekten vergicilerden çok korkan bir toplumuz.

Gelelim işin vergisel boyutuna. KDV kanununa göre ‘‘her türlü mal ve hizmet teslimi’’ KDV kapsamında olduğu için hiç bir vergisel düzenlemeye gerek kalmadan ‘‘fuhuş’’tan KDV almak mümkündür hatta yasanın emri gibi gözükmektedir. Olsa olsa hangi sayılı listeden, hangi oranda KDV alınacağı sorunu ortaya çıkar. O da ‘‘diğer listelerde adı geçmeyen mal ve hizmet teslimlerinden genel oran olan yüzde 18 KDV alınacağı ilkesi’’ ile çözülebilir.

Oran konusunda Maliye'nin işi ‘‘havyar ve kürk’’ gibi lüks kabul ederek yüzde 26'lara çekme gayretine bazı çevreler, ‘‘ihtiyaç’’ kabul ederek yüzde 6'lara indirme çabası gösterebilirler.

Ekonomik hayatın krize girdiği zamanlarda otomotiv ve beyaz eşyacıların zaman zaman yaptığı gibi, ‘‘sektörden’’ geçici olarak KDV inderiminde bulunulması talebi gelebilir!

Gelelim işin Gelir Vergisi boyutuna. ‘‘İş’’in serbest meslek sayılabilmesi için, (Gelir V.K.Md.65) ‘‘Sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi ve mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan işlerin işverene bağlı olmaksızın yapılması’’ gerekir. O halde ortada ‘‘bir işverene bağlı olmadan mesleki bilgi ve ihtisasa dayalı olarak’’ yapılan bir iş varsa, bu faaliyetin serbest meslek olarak kabulu mümkündür. Bunun için de ‘‘arızılik’’ değil ‘‘devamlılık’’ şartının oluşması, yani bir hesap döneminde birden fazla icra edilmesi gerekir.

YOKLAMA...

Bir işyerinin açılışında ‘‘hayali’’cilik ve ‘‘naylon’’culuğu önlemek için vergi idaresi, ‘‘yoklama’’ya çok önem vermektedir. İşyeri açılır açılmaz yoklama yapılmaktadır. Bu iş kolunda yoklama, bazı ‘‘teknik sorunlar’’ yaratabilir.

Gelelim belge düzenine. Serbest meslek ödemelerinde serbest meslek makbuzu düzenlenir. Brüt ücret üzerinden KDV hesaplanarak eklenmesi ve brüt ücretten stopaj kesintili belge düzenlemesi oldukça zor ve uzun hesaplamalar gereken bir iştir. Ayrıca bu sektörde genellikle 'takma' isimler kullanılır. Belgeyi düzenleyenin ‘‘takma isim’’le belge düzenlemesi durumunda belge, ‘‘muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge’’ sayılacak ve belgeyi alan ‘‘naylon fatura’’dan içeri girme sorunu ile karşılaşacaktır. Burada da belgeyi ‘‘bilerek’’ alıp almadığı sorunu ortaya çıkacak ve bu konuda yeni çıkan 306 nolu VUK tebliği gereği inceleme elemanının ‘‘kanaati’’ önem kazanacaktır.

Tam tersi ise ‘‘müşteri’’nin çeşitli nedenlerle belgeyi bir başka isim adına düzenletmesi durumunda ‘‘serbest meslek sahibi’’ naylon belge düzenleyen kişi konumunda kalıp, hapis cezası ile cezalandırılması da bir mesleki ‘‘risk’’ doğurmaktadır.
Yazının Devamını Oku

ÖTV'yle verginin vergisi ödenecek

<B>VERGİ</B> sistemimiz içinde yer alması için, uzun zamandan beri yoğun bir çaba sarfedilen Özel Tüketim Vergisi (ÖTV), TBMM'ce kabul edildi. ÖTV NEDİR?

Belirli mal ve ürünler üzerinden maktu veya oransal olarak alınan bir harcama vergisidir.

KDV gibi aynı malın her el değiştirmesinde ÖTV doğmaz. Malın ithal edilmesi veya üretilen malın ilk alıcısına teslimi nedeniyle ÖTV doğar. Motorlu taşıtlarda ise nihai tüketici adına ilk tescili sırasında ÖTV ödemek gerekir.

Verginin mükellefi ithalatçılar ve ilk satıcılar olmaktadır.

Modern ve çağdaş bir vergi olarak bilinen ÖTV aslında, ülkemizde 1950'li yıllardan başlayarak uzun yıllar uygulanan 'İstihsal Vergisi'nden başka bir şey değildir.

ÖTV NEDEN GELDİ?

Avrupa Birliği vergi mevzuatına uyum sağlamak

Gümrük Birliği nedeniyle kaldırılan gümrük vergilerinin neden olduğu gelir kayıplarını telafi etmek

Dağınıklık arzeden on altı çeşit vergi ve fonun kaldırılarak yerine tek bir vergi getirmek suretiyle vergide kolaylık, basitlik sağlamak.

Mükellefinin, kaldırılan vergilerde olduğu gibi milyonlarca alıcı yerine, sınırlı sayıda ithalatcı ve üretici olması nedeniyle, takibini daha kolay hale getirmek, vergi kayıp ve kaçağını azaltmak, vergi toplama giderlerini indirmek.

ÖTV'yle birlikte 60 katrilyonluk vergi gelirleri içinde 15 katrilyonluk payı bulunan 16 çeşit vergi ve fon kaldırılarak 15 katrilyonluk tek bir vergi ÖTV geldi.

VATANDAŞA YÜK OLUR MU?

Maliye Bakanı Oral, ÖTV uygulaması nedeniyle bütçenin vergi gelirlerinde ne bir azalış, ne de bir artış olmayacağını israrla savunuyor. Kaldırılan % 26 ve 40 nispetindeki KDV'nin yerine de ÖTV ve düşük oranlı KDV gelecek. Yük aynı kalacak.

Satışın her safhasında alınan KDV, bir maliyet unsuru değildi ve satış bedeli üzerinden hesaplanır ve beyan edilirken, ödenen KDV'ler hesaplanan KDV'den indirilerek ödeme yapılırdı. Şimdi ilk safhada satış fiyatının içinde ödenen ÖTV, daha ilerki el değiştirmelerde KDV hesaplaması sırasında bir maliyet unsuru olarak yer alacak aynı oranda fakat daha fazla KDV ödenmesine neden olacak.

Oranları belirli sınırlar dahilinde indirmek ve arttırmak Bakanlar Kurulu yetkisinde. Bu yetki, arttırmak suretiyle kullanılırsa vergi yükünün çoğalacağı tabiidir.

İKİNCİ EL TAŞITTA DURUM

Kanunda ikinci el taşıtların satışı ile ilgili özel bir düzenleme yok. Fakat Taşıt alım vergileri ve tescil harçlarının kaldırılarak yerine taşıtların ilk iktisabı sırasında ÖTV gelmesi, dolaylı olarak ikinci el taşıtların da vergisiz tescili sonucu doğuracak.

Şu anda trafikte dolaşan taşıtların kime ait olduklarını ne Emniyet ne de Maliye bilmiyor. Bu da güvenlik ve vergisel açılardan sorun yaratıyor. Vergi nedeniyle taşıtları devralanlar, tescilleri üzerlerine yaptırmıyorlar.

UYGULAMA NASIL OLACAK?

ÖTV, 1 Ağustos 2002'den itibaren yürürlüğe girecek.

I, II, III, IV sayılı listelerdeki maktu vergiler ve oranlar uygulanacak.

Bakanlar Kurulu vergi oranlarını çeşitli sınırlar dahilinde indirmeye ve yükseltmeye yetkili olacak.

Vergiyi beyan ve ödeme zamanı, birer aylık dönemlerdir. I sayılı listedeki mallar(Petrol ürünlerİ) için ayın onunda, diğerleri için onbeşinde beyan ve ödeme yapılır. Taşıtların ilk iktisabında ise tescilden önce beyan edilir ve ödenir.

İSTİSNALARI VAR MI?

Yurt dışında bir müşteriye teslimi yapılan ve gümrük bölgesinden çıkan mallar ÖTV istisnası kapsamındadır.

İhraç edilen malların alış faturaları üzerinde gösterilen ÖTV de ihracatçıya iade edilir.

Türkiye'deki diplomatik temsilciliklerin kendi ihtiyaçları için aldıkları

Silahlı Kuvvetlerin ihtiyacı için aldıkları mallar da ÖTV istisnası kapsamındadır.

İhraç edilmek kaydıyla ihracatcılara teslim edilen malların ÖTV'leri vergi dairelerince tarh ve tahakkuk ettirilir, fakat üç ay içinde ihraç edilmek kaydıyla tecil olunur.
Yazının Devamını Oku

Vatandaşın kolaylıktan haberi olmadı

<B>MÜKELLEFLERİN </B>birikmiş vergi borçlarının tasfiyesi amacıyla taksitle ve düşük faizle ödeme kolaylığı getiren 414 nolu Tahsilat Genel Tebliği'ne göre ilk taksiti 2001 Mart ayında ödenen ve 14 aydır devam eden ve artık sonlarına yaklaşılan ödemelerden bazılarının yerine getirilememesi durumunda ödeme kolaylığı hakkını kaybeden vatandaşların durumuna açıklık getirildi. Maliye Bakanlığı'nın 17.05.2002 tarihli ‘‘Genel Yazısı’’ özetle şöyle:

‘‘Tecil taksitlerinden bazılarını ödeyemeyen, süresinden sonra veya noksan ödeyen, sonradan ilave borç çıkarılınca noksan ödemiş duruma düşen mükellefler, taksit tutarlarını 31.05.2002 tarihine kadar tecil faizi ile birlikte ödemeleri halinde tebliğ ile tanınan ödeme kolaylığından yararlanmaları devam edecektir. Mükellefler her aya ait taksit tutarı veya taksit farkını tebliğdeki düşük faiz oranlarından, taksitin ait olduğu aydan günümüze kadar ise aylık yüzde 6 ve yüzde 5 gibi geçerli oranlardan tecil faizi ile birlikte ödeyecektir.’’

Uzun süredir vergi daireleri ile mükellefler arasında anlaşmazlık konusu olan ve mükelleflerin beklediği bir sorunun çözülmesi çok yerinde olmuştur. Fakat, Bakanlığın ‘‘Genel Yazısı’’ 17.05.2002 tarihlidir. Genel Yazı'lar Resmi Gazete'de yayınlanmaz, haber konusu da olmaz. İç yazışma niteliğindedir. Vergi Daireleri'nin bu uygulamanın esaslarından mayısın son haftasında haberleri olmuştur ve bu durumda olan mükelleflerini haberdar edememişlerdir ve 31 Mayıs olan ödeme süresi sona ermiştir. 20 Mayıs'ta vergi dairelerine başvuran bazı vatandaşların ödeme istekleri de bu uygulamanın bilinmemesi nedeniyle geri çevrilmiştir. Mükelleflerin hergün vergi dairelerinde beklemeleri imkansız olduğu kadar, vergi dairelerini meşgul etmeleri nedeniyle uygun da değildir.

Vergi borçları taksit tarihinde muaccel hale gelmektedir. Mademki iyi niyetli vatandaş, taksit tarihinden itibaren aylık yüzde 5 tecil faizi ile birlikte borcunu ödemek istemektedir. Maliye Bakanlığı da vatandaşlara böyle bir kolaylık gösterme eğilimindedir. O halde elinde parası ile ve taksit tarihinden itibaren aylık yüzde 5 tecil faizi ile borcunu ödemek isteyen vatandaş ne zaman gelirse gelsin, tecil haklarını yitirmeden ödeme yapabilmelidir. Sona eren ve haberi verilemeyen 31 Mayıs tarihinin hiçbir anlamı yoktur.

Piyasalar; bugünkü ekonomik şartlarda borcunu böyle ödeyen borçlu bulsalar heykelini dikecekler. Ama bulamıyorlar. Vergi İdaresi, ‘‘piyasanın bir parçası’’ olduğunu unutmamalıdır.
Yazının Devamını Oku

Emlak değerleri çok arttı, itiraz hakkını kullanın

<B>2002</B> yılına ait Emlak Vergisi'ne esas teşkil edecek cadde ve sokakların vergi değerlerindeki dengesizlikler nedeniyle, çıkarılan bir kanunla bu değerlerin yeniden tespit edilmesi kabul edildi. Belediye ve muhtarların ağırlıkta olduğu değer tespit komisyonlarına verilen bir aylık süre geçtiğimiz günlerde sona erdi. Şimdi bu tespit edilen değerler, Defterdarlıklarda kurulan Üst Komisyonlar'da gözden geçirilecek. Vatandaşların bu dönemde muhtarlık ve belediyelere giderek tespit edilen değerleri son tespitle karşılaştırmalarında yararları var.

Haksızlıkların giderilmesinde özellikle İstanbul Defterdarlığı'nda teşkil edilecek Üst Komisyon'a çok iş düşüyor. Zeytinburnu bölgesindeki Demirciler Sitesi'nden bize başvuran çok sayıda vatandaş, sokak vergi değerlerinin 30 milyon liradan 600 milyon liraya çıkarıldığını ve bunun tam yirmi kat arttırılmak demek olduğunu bildirdiler. Arsa değerinin yirmi kat artması demek, vergi oranının iki kat artması nedeniyle emlak vergisinin tam kırk kat artması anlamını taşıyor. Gerçekte ise buradaki işyerlerinin değerlerinin aslında dörtte bire indiğini ifade ettiler.

Akmerkez'in vergi değeri 900 milyon lira iken, Zeytinburnu Demirciler Sitesi'nin 600 milyon lira olmasında dengesizlik var. Zeytinburnu, Akmerkez'in onda birine herhalde zor ulaşır.

İTO YETKİYİ KULLANMADI

Vergi değerlerindeki dengesizlikler için İstanbul Ticaret Odası'na kanunla yargıya başvurma yetki ve görevi verilmiş iken Oda, bu güne kadar bu yetkisini kullanmak gereğini duymadı. Artık üst komisyonda daha aktif davranarak, özellikle ticaret ve sanayi sitelerindeki değerleri daha iyi izleyip görevini yerine getirmesi gerekiyor.

Vatandaşlar, Emlak Vergilerinin birinci taksitlerini vergi değerleri daha kesinleşmeden avans mahiyetinde mayıs ayının sonuna kadar yatıracaklar. Birinci taksitler, geçen yılki birinci taksitin büyük şehirlerde yaklaşık üç katı olacak. Büyük şehir dışında ise bir buçuk katı.

İkinci taksitler kasım ayında yatırılacak ve yeni tespit edilen değerler üzerinden alınacak. Ayrıca ek olarak birinci taksitten eksik kalan kısmın da ödenmesi gerekecek.

Çevre temizlik vergilerinin de ödemeleri aynı süre içinde yapılacak. Çevre vergileri geçen yıla göre yüzde 26 oranında arttı.

Yalnız, bize ulaşan bilgilere göre bazı belediyeler ‘‘Nasıl olsa fazla artmaz’’ diyerek mükelleflerden Emlak Vergisi'ni toptan alıyor.

Böyle yapan belediyelere kanmayın. Siz sadece ilk taksidi ödeyin. Belediye paranın tamamına kavuşmak için böyle yapıyor. Ancak, bu yöntem kasım ayında gerçek değerler ortaya çıktığı sırada yapılacak işlemlerde karışıklık çıkarabilir.

Dikkat edin...
Yazının Devamını Oku

Devlet memuru nasıl nayloncu oldu?

<B>BUGÜN</B> size; hiçbir ticari faaliyeti bulunmayan, sabah evinden işine, akşam işinden evine gidip gelen, dördün birinden maaş alan devlet memuru Hamdi T'nin, nasıl <B>‘nayloncu’</B> olduğunun ve ağır ceza mahkemesinde hapis istemiyle yargılandığının hikayesini onun kaleminden anlatacağım. ‘‘Devlet memuruyum. Oturduğum apartmanın iki yıldır yöneticiliğini yapıyorum. 48 dairelik apartmanın tadilat ve onarım işleri için zaman zaman çimento, kum, kiremit, kireç ve alçı malzemelerine ihtiyaç duymaktayız. Bu malzemeleri, daha önce yöneticilik yapmış arkadaşlarımın tanıştığı ve fiyatını uygun bulduğumuz zaman alış yaptığımız, parasını veresiye olarak sonradan ödediğimiz bir firmadan almaktayız. Bu kişi ile tanışıklığımz dört yılı geçmektedir. Aldığımız her malın faturaları, irsaliyeleri ile birlikte dosyalarımızda mevcuttur. Bu satıcının karşı inceleme neticesinde faturalarının sahte olduğu gerekçesiyle, apartman yönetici sıfatıyla ben ve benden önceki iki yönetici; sahte fatura aldığımız suçlamasıyla ağır cezada yargılanmaktayız. Sizin köşe yazılarınızı okuyunca bize umut ışığı olacağınızı düşündük. Böyle adalet olur mu? Bu nasıl yasa? Mal alan hangi şahıs, mal aldığı firmaya senin faturaların sahte mi diye sorabilir, bunu nasıl anlayabilir?’’

TEMİZEL NE DEMİŞTİ?

Vergi kanunlarımızdaki 1998 yılındaki değişiklikler sırasında yeni tanımı ile kapsamı genişletilen naylon faturayı; ne siz, ne ben, ne de Maliye Bakanlığı'nın hiç bir yetkilisi anlayamaz. Çünkü bu faturalar Vergi Dairelerine kayıtlı işyerleri olan, vergi daireleri tarafından yoklama yapılarak varlığı tespit edilen firmalar tarafından kesilir. Ayrıca bu faturalar, Defterdarlıklar tarafından yetki verilmiş anlaşmalı matbaalarda bastırılır. Bütün şekil şartları eksiksiz olarak mevcuttur. Bu işlerle, elinde devlet gücü olmasına rağmen başa çıkamayan Devlet, nayloncularla mücadele sorumluluğunu vatandaşa devretmiştir.

1998 yılında Vergi kanunlarındaki değişiklik çalışmaları sürerken çeşitli defalar görüştüğümüz Sayın Bakan Zekeriya Temizel bizi arayarak ‘‘359'ncu maddedeki sahte ve muhteviyatı itibarı ile yanıltıcı belge tanımlarındaki değişiklikleri ve hapis cezalarını sahtekarlar için getirdiklerini, buna karşı çıkılmasının haksızlık olduğunu’’ söyledi. Ben de kendilerine, ‘‘Bu tür düzenlemelerin hep hırsızlar ve dolandırıcılar için yapıldığını, fakat hiç kimsenin onlara hesap sormaya cesaret edemeyeceklerini ve bu ağır cezaların sıradan vatandaşlara uygulanacağını’’ söyledim. Kendileri bana, rahat olmamı bu uygulamanın sadece sahtekarlara yapılacağını ifade etti. Daha o zaman bu değişikliklere karşı yazılar yazarken sadece vergi mükelleflerinin başlarının derde gireceklerini düşünmüştüm, ama sorunun bu boyutlara ulaşacağını doğrusu görememiştim.

Düşününüz, işyeri bulunmayan, vergi mükellefi olmayan bir devlet memuru; yöneticisi olduğu apartımanın tamiri için malzeme satın aldığı gerçekte var olan firmanın nayloncu sayılması nedeniyle, kendisi de nayloncu sayılıyor ve ağır ceza mahkemelerinde sürünüyor.

İşin ilginç yanı ‘dördün birinden maaş alan naylonzede devlet memuru Hamdi T.’ aldığı hapis cezasının yanı sıra ‘sabıkalı’ siciline kaydolacak ve devlet memurluğu görevine son verilecek. Hem işinden, hem ekmeğinden olacak.
Yazının Devamını Oku