Laz beyninden evladiyelik hayat dersi

O benim hem arkadaşım hem ablam, nadir zamanlarda kardeşim, ara sıra da annem. Ama en çok da öğretmenim. İlk annelik okulum çünkü. Geçen hafta Laz beynine yerleşen tümörü büyük bir ustalıkla defetti. Ve bize yine bir hayat dersi verdi

Bundan tam dokuz sene önce Hürriyet’e geldiğim ilk gün oturdum karşısına. Bir daha da çıkamadım çekim alanından. Şermin. Siz onu Terzi soyadıyla tanırsınız. İsminin anlamı utangaç olmasına rağmen tanıdığım en utanmaz insandır. Bu yüzden iyi gazetecidir. Sormaktan çekineceği soru, girmekten tırsacağı delik yoktur. Merakının sonu da, çılgınlığının sınırı da kestirilemez haliyle...
Nev-i şahsına münhasırların sultanıdır. Trabzonludur, pek tabii ki sıyrıktır.
Dokuz sene önce 3 yaşında bir çocuktu kızı Nisan. Şimdi 12 yaşında bir genç kız. Gözümün önünde büyüttü, olgunlaştırdı, kendi gibi enteresanlaştırdı yavrusunu. Nisan, “Atatürk’le sevişmek istiyorum” dediğinde yaşadığı paniği de paylaştım, veli toplantısından çıkıp geldiği zaman yaşadığı gurura da tanık oldum. Sonra sonra alıştık, öğretmenlerin Nisan için “sınıfın en farklı öğrenci, bambaşka” demelerine...
Niso, ışık hızıyla büyüdüğü için erken ergenlik kelimesini ilk Şermin’den duydum ben. Annelikle arkadaşlık arasındaki o önemli dengenin nasıl tutturulacağını; ne zaman mutlaka anne gibi ne zaman arkadaş gibi davranılacağını ondan öğrendim.

13. CUMA

Ocak’ın 13’üne denk gelen o lanet cuma gününde öğrendi bir gözünün yüzde 90 görme kaybı yaşadığını. Cumartesi emar, pazartesi sonuç: Kafasında, göz sinirlerine baskı yapan, ceviz büyüklüğünde bir kitle... Ne yaptık? Sonucu bize telefonda okur okumaz yanında bittik. İki saat sonrası için bir beyin cerrahından randevu alınmıştı bile.
Oturduk bir rakı masasına, iki saatin geçmesini, iki kadeh parlatarak bekledik. Yemin ediyorum güle oynaya! “Ben bunu da atlatacağım, göreceksiniz” diye de kafa tutuyordu. O kadar keyfi yerindeydi ki aksini aklımıza getirmemizi bile mümkün kılmıyordu.
Getirmedik. Sayesinde doktorun odasına da keyfimiz pek yerinde girdik. Ağzımızın payını alarak çıktık. Resmen duvara çarptık. Profesör pek bir eli maşalıydı. Resmen “hanım hanım bana baksana sen” edasıyla Şermin’i haşladı. Her an ve ebediyen kör olabileceğinden girdi, ameliyat masasından kalkamama ihtimalinden çıktı.
Bu tavır ve bu denyo jargon sonrasında Şermin’in morali kaç dakika bozuk kaldı biliyor musunuz: 25! 25 dakika sonra unutmuştu bile adamın söylediklerini. Şişkin egosuna, üslup bilmezliğine ve olmamışlığına bağlamıştık, geçmişti. İkinci randevu ertesi sabah 08.30’da alındı.

ALLAH KALBİNE GÖRE VERDİ

Bu noktada, Allah kalbine göre verdi cümlesini büyük harflerle yazmak istiyorum. Ertesi günkü doktor dünya tatlısı çıktı. Açık yüreklilikle bu ameliyatın uzmanlık alanına girmediğini ama aynı hastanede bu konunun ustasının çalıştığını söyledi, yarım saat sonrası için bize ondan randevu aldı.
Ve Şermin ile beyaz neşterli prensi o noktada tanıştı: Prof. Dr. Ali Çetin Sarıoğlu. Bildiğiniz bütün olumlu sıfatları fazlasıyla hak eden bir hekim. Güven veren, bir hasta nasıl rahatlatır konusunun piri olmuş bir profesyonel. Kısa süreli görüşme sonrasında birbirlerini o kadar iyi hissedip anladılar ki Şermin ertesi gün 12.30’da ameliyata girdi.
Nasıl mı? Tabii ki güle oynaya. Bize resmen stand-up yaptı. Ağlamadı, surat asmadı, ağlatmadı. Hastane personelinin gözdesi oldu. Hemşireler “Keşke her hasta sizin gibi pozitif olsa” deyip deyip durdu.
Odasının kapısına koca puntolarla “DİKKAT LAZ BEYNİ” diye yazdırdı. Bazı kokoş hanımların yazanı salgın bir hastalık zannedip, kapının önünden koşar adım geçmeleriyle çok eğlendi.
Odasını evi gibi dekore etti. Evden en sevdiği resimleri getirdi. Ortalığı sandal ağacı kokuttu, mumlarını yaktı ama asla derdine yanmadı.
İşte ben bu yazıyı bunun için yazdım. Bir ameliyata girerken, moralli girmenin önemini vurgulamak için. Biz avantajlarını fersah fersah yaşadık. Her şey o kadar yolunda gitti ki, o kadar olur.
Ameliyattan çıktığında prensesler gibi güzeldi. Sonrasında da hızla toparladı, toparlıyor. Yedi gün hastanede kalması gerekirken beşinci günde postaladılar. Şimdi evinde dinleniyor. Yine hayattan, tutkularından, dostlarından ve Nisan’dan besleniyor.
Bugünlerde tıp camiasında çok popüler olan bir yöntem var: Hipnoz. Özellikle kadın doğum uzmanları kullanıyor. Doğum öncesi kısa süreli hipnoz yaparak hastayı rahatlatıyor. Bu sayede özellikle normal doğumların çok daha ağrısız ve az kanamalı geçtiğini söylüyorlar. Bunu Şermin’in ameliyatından iki gün sonra öğrendim. Ve anladım ki bizim kız farkında olarak ya da olmayarak kendini de bizi de hipnoza soktu. Her şeyi olumladı ve sonuç harika oldu.

X

Keşke gerçek pop starlarımız da Alya gibi olsa

Dolunay dizisinde bir şarkıcıyı canlandıran Türkü Turan’ı izlediniz mi? Karakterin ismi Alya. Dört bir yanı müzik ile çevrili karakter, gece canlı müzik mekanlarında şarkı söylüyor.

Üstelik Türkü Turan bütün şarkıları kendi sesi ile söylüyor.
Sesine uygun şarkıları seçmeyi de, orkestrası ile uyum içinde icra etmeyi de çok iyi biliyor. Ben en çok tarzına vuruldum.
İlk bölümden bu yana alıcı değil yazıcı gözüyle bakıyorum. Bir stil yanlışı yapar mı diye de baktım ama bütünlüğünü hiç bozmadı. Bu hafta hakkını, daha doğrusu stilisti Aslı Parlak’ın hakkını teslim etmek istiyorum, Alya’nın harika bir tarzı var.
Sadece sahnede değil, günlük hayatında giydiği kıyafetler de bütünün birer parçası.
Cool, seksi, rock ve şık...


Yazının Devamını Oku

Bensu Soral damgayı niye vurdu, nasıl vurdu?

Geçen hafta Türkiye’nin büyük bir kısmı “İçerde”ydi. İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda özel bir gece yapıldı ve oyuncular son bölümü davetliler ve hayranlarıyla birlikte izledi. Gecenin en şıkı kimdi?

Bensu Soral damgayı niye vurdu, nasıl vurdu?

Gazetelerde “Gala gecesine Bensu Soral damga vurdu” başlıklı haberler okuduk. Gerçekten de vurdu. Vurdu ama niye vurdu, nasıl vurdu, izniniz olursa ben onu yazmak istiyorum.
Bensu Soral geceye, dizideki karakteri Melek’ten çok farklı bir stille katılmadı. Mesela iki parça, belini açıkta bırakan bir kıyafet tercih ederek kesinlikle Melek’e selam veriyordu. (İzleyenler hatırlayacaktır, bir avukatı canlandıran Melek’i göbeği kapalı halde çok az gördük) Daha doğru bir renk tercih edilemezdi. Dizide öldürülen ve gerçekten melek olan Bensu Soral beyazlar içindeydi.
Makyajı doğal ama çarpıcıydı. Topuzu öyle evde kendi iki dakikada kıvırmış gibiydi ki hiç gözümüze batmadı. Kıyafetinin kod adı “Tuvana Büyükçınar yine döktürmüş” asıl adı yani markası ise Tuvanam. Beğenenler için iki farklı fiyat opsiyonu var. Eğer etekler şifon olsun derseniz 6900 TL, ipek-şifon olsun derseniz ise 8900 TL.


 

“Gasteci kız”, kırmızılı kadın oldu

Dizinin polis muhabiri, sevgilisi Mert yani Umut’un deyimiyle “Gasteci Kız Eylem”in gala gecesinde dizideki stilinin biraz dışına çıktığını söylemeliyim.

Yazının Devamını Oku

Evleniyoruz, mutluyuz!

Altınlarınız hazır mı? Çünkü düğün sezonuna resmen girmiş bulunuyoruz. Peki bu sene gideceğimiz düğünlerde ne mi göreceğiz? Renklerden lokasyona, davetiyeden gelinliğe, damatlığa, müzikten fotoğraflara hepimizi çok şaşırtacak düğünler bizi bekliyor.

FABRİKA DÜĞÜNLERİNE HAZIR MISINIZ?

LAVİN EVENT’TEN Neslihan Hoşcan 

Ülkemiz, düğüne elverişli birbirinden farklı çok alternatif sunuyor. İster salonda, ister kırda, ister deniz kenarında... Bu sene düğünlerde ‘endüstriyel’ tasarımlar ön planda. Yüksek tavan, rustik dekor arayışları çiftleri kundura, bira fabrikası gibi yerlere yönlendiriyor.

Palmiyeler, zeytinler, başaklar...

Artık her düğünün bir teması var. Bu sene; bulunduğu her yere doğallık ve nefis bir hava katan yeşil tonları, büyük palmiye yaprakları, zeytin ağaçları, odunlar, yeşil bitkiler, lavanta, başak, modern camlar hem dekorasyonda hem de masa süslemelerinde kendini gösteriyor. Nikâh şekeri yerineyse vakıflara yapılan bağışlar, doğaya sahip çıkmak için verilen tohumlar, çiçek soğanları tercih ediliyor.

BENİMLE EVLENİR MİSİN AMY?

MAKYÖR Fezi Altun

Yazının Devamını Oku

Kimin bu kazaklar?

Başlıktaki soru Kalben’in “Kimin bu saçlar” şarkısındaki gibi dramatik değil elbet ama yine de şahsım adına merak uyandırıcıydı. Son dönemin en popüler dizilerinin kadın oyuncularının üzerlerinden çıkarmadığı kazakların markasını sonunda buldum.

Açıkçası dizi oyuncularının kazak hele ki kalın boğazlı kazak giymesi pek alıştığımız bir durum değil. Ama son dönemlerde durum değişti.
Fahriye Evcen’den Hazar Ergüçlü’ye, Hande Erçel’den Alina Boz’a birbirinden ünlü dizi oyuncuları, kamera karşısına kazakla geçmeye başladı. Haliyle ben de nereden çıktı bu kazaklar diye merak ettim. Hepsinin altından aynı isim çıkmasına da çok şaşırdım. İşte o isim; Natalie Kolyozyan... Profesyonel resim eğitimi aldıktan sonra 2013 yılında kendi markasını kuran tasarımcı, yüne, transparan kumaşlara ve deriye özel ilgi duyuyor. Kazaklarının büyük bölümü de el örgüsü.



Fahriye Evcen, yeni başlayan “Ölene Kadar” adlı dizisinde şimdiye kadar iki farklı Natalie Kolyozyan kazağı giydi. Lacivert boğazlı kazağın fiyatı 375 TL, sağ omuzu püskül detaylı siyah-beyaz kazağın fiyatı 435 TL.
Alina Boz’un giydiği bordo kazak ise 420 TL.
Dizi oyuncuları dışında bir de Burcu Esmersoy’un giydiği beyaz sırt dekolteli kazaktan bahsetmek istiyorum.

Yazının Devamını Oku

Bir elbiseyi kaç ünlünün üzerinde görmek istiyoruz?

Açıkçası başlıktaki soruya benim cevabım en fazla iki. Durum piştinin üzerine çıkınca, elbise kabak tadı vermeye başlıyor. Bu hafta dizilerde gördüğümüz elbiseleri daha önce üç, hatta bazılarını dört ünlünün üzerinde görmüştük. Hâl böyle olunca durum “Görüntü var, ses yok” gibi oluyor. İlgililerin dikkatine...

Bir gelinliği bir kız ister, üç kız giyer
Aslında elbise, gelinlik değil. Malum “Cesur ve Güzel”de Sühan ve Cesur yıldırım nikahı ile evlenince, Cesur eline geçen ilk beyaz elbiseyi Sühan’a, “Belki hayalindeki gelinlik değil ama, sen benim hayalimdeki gelinsin” notu ile yolladı.
Kıvanç Tatlıtuğ dizide elbiseyi gerçek hayattaki eşi Başak Dizer’in mağazası Room+Rumours’dan seçti. Ama gerçekte Gizia Gate’den alınmış. Markası Lugvonsiga. Gül Ağış’ın harika tasarımlarından biri. Şu an indirime girmiş. 1350 TL’den 945 TL’ye düşmüş.
Üzerine girdiği beyaz paltonun markası da Gizia. Fiyatı 597 TL.
Dönelim konumuza... Aynı elbisenin 2016’nın eylül ayında sosyetenin tanınmış simalarından Feryal Gülman, kasım ayında ise Eliz Sakuçoğlu tarafından giyildiğini biliyor muydunuz?
Hatta Eliz, beyaz elbiseyi çağrışımından dolayı Instagram’ında Marilyn Monroe’nun bir sözü ile paylaşmıştı. Ben en çok Eliz’e yakıştırdım. Botları ve boynuna taktığı aksesuvarı elbiseyi daha da cool bir havaya sokmuştu.

 

Kumaşlar aynı modeller farklı

Yazının Devamını Oku

Haftanın piştileri kimi şişirdi, kimi pişirdi?

Değerli dizi modası okuyucuları, öyle bir durumla karşı karşıyayız ki Özge Ulusoy’un giydiği elbiseyi Leyla Lydia Tuğutlu, Meryem Uzerli’nin giydiği gelinliği Hande Erçel, Tuğba Büyüküstün’ün giydiği paltoyu Burcu Biricik girdi. Peki hangisi kime daha çok yakıştı?

Meryem’in finalde giydiği gelinliğini tekrar kullanmak ne kadar doğru?      

Gecenin Kraliçesi’nin final bölümünü hatırlarsınız. Murat Yıldırım ile Meryem Uzerli’nin evliliği ile bitiyordu. Uzerli’nin gelinliğini uzun uzun yazmış, değerlendirmiştik. Bohem ve nostaljik bir gelinlikti.
Duygu Alptekin ve Ahsen Uğurlu’nun birlikte tasarladığı Ju İstanbul markasına aitti. “Kumaşı özel dokunmuş ve işlenmiş. Püskül, file ve hafif payet detaylarını çok sevdim. Belden altının oturması iyi olurdu. Fazla bol hatta salaş duruyor” diye yazmıştım. Aynı gelinlik bu hafta Aşk Laftan Anlamaz adlı dizide Hande Erçel’in üzerinde karşımıza çıktı. Eleştirim yine aynı noktaya. Gelinliğin belden yukarısı nefis, belden aşağısı fazla bol ve uzun. Bir de Hande Erçel’in duvağı çok yetersiz kalmıştı.
Arkadaki topuza minnacık bir tül eğreti bir şekilde yerleştirilmişti. Keşke hiç olmasaydı. Bir de piyasada gelinlik mi bitti arkadaşlar? Herkesin hafızasına bu denli kazınmış bir gelinliği tekrar kullanmak ne kadar doğru? Gelinlik: Ju İstanbul, 4500 TL

Sarı yaka, uzun palto piştisi 

Siz söylemeden ben söyleyeyim, Sühan ve Hülya’nın paltoları birebir aynı değil. Ama ne kadar benzediği ortada. İkisi de uzun, biri büyük gri kırçıllı, diğeri küçük gri kırçıllı. İkisinin de sarı büyük yakaları var. Zaten markaları da aynı.

Yazının Devamını Oku

Çocukluk gökyüzünden kaçmayın, kaçamazsınız zira…

2012 yılıydı. Murathan Mungan’la büyüdüğü şehri Mardin’e gidip, şehrin büyülü sokaklarından dolaşırken çocukluk, ergenlik, ilk gençlik anılarını dinlemiştim. Tüylerim diken diken, gözlerim dolu dolu.

Demişti ki bana: “Şehirlerin anlamı herkes için farklıdır. Yaşadığın şehir seni biçimlendirir. Mesela Mardin’deki mimari, gözlerimi terbiye etti. Işığın gölgesini içime taşıdım. Belki sen şiirimi okurken o ışık ve gölgeyi görmezsin ama o şiiri var eden ışık ve gölge Mardin’den süzülmüştür. Her şehir sana bir şeyler vermeye hazırdır ama önemli olan senin ne kadar aldığın…”

Edip Cansever’in o sevilen dizesine bağlamıştı lafı sonra: “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, nereye gitsen gitmiyor.” Mardin benim çocukluk gökyüzüm deyip, devam etmişti: “Yıldızları ilk saydığım yer, yıldızlarla birlikte uykuya daldığım yer. Bu kadar gökyüzüne yakın bir yerde oturmak, insanı kainat konusunda daha dikkatli, daha duyarlı yapıyor. Bu nedenle kainatın seslerini dinlemeye daha açık oldu kulaklarım. Ruhi arınmaya belki bu yüzden kıymet verdim. İçinde büyüdüğüm coğrafya hep çok sert, hep çok çetindi; bana dünyanın hiç kolay bir yer olmadığını erken öğretti. Bu size bir iç güç kazandırıyor. Hayatta çeşitli örselenmelerde o iç gücü size çok yardımcı oluyor. Ben Mardin’e her zaman aşkla bağlıyım. 50 yaşını geçmiş bir insan hâlâ memleketinden, ailesinden, köklerinden, babasından bahsederken gözleri nemlenebiliyorsa o hâlâ kalbini büyütememiş demektir. Aklın ne kadar büyürse büyüsün kalbin çocuk kalmasıdır, insanı sanatçı yapan.”

Benim şehrimin, ülkemin topraklarında birbiri ardına bombalar patlıyor, birbiri ardına masum insanlar ölüyor. Geriye kalanların kimisi kabuğuna kapanıyor, kimisi çekip gitmekten bahsediyor.

Gidemem ki ben! İstanbul da benim çocukluk gökyüzüm. Gitsem de kaçamam ki. Neyi bırakayım? Her baktığımda bana bu şehirde doğdum için dünyanın en şanslı insanı olduğumu hissettiren tarihi yarımadayı mı? Çığlık çığlığa sevinebilme özgürlüğümün anahtarını daha çocukken boynuma takan martıları mı? En nefessiz kaldığım an suni teneffüsün kralını yapan boğaz havasını mı, ara sokaklarına daldıkça Alice Harikalar Diyarı da neymiş diye dalga geçtiğim Beyoğlu’nu mu? Sokak simidini nasıl bırakayım siz söyleyin? Var mı dünyanın herhangi bir ülkesinde bu kadar ucuza bir ziyafet. Peki ya bir daha şehir hatları vapuruna binmeden geçer mi bu ömürlük ziyaret? Çayı özlerim ben… Beşiktaş’ta oturduğum balıkçı da “Sizin ki haşlama oluyor abi, yandaki kahveden alıver” dediğimde beni kırmadan getiren esnaf kardeşimin elinden olacak ama.  Beşiktaş demişken Kara Kartal’ı ne yapacağız be! “Gücüne güç katmaya geldik, formanda ter olmaya geldik” diye uzaktan bağırsak tüm Çarşı mabadıyla gülmez mi bize?  

Bu şehirde doğdum, elimde bavulum Haydarpaşa’ya inip, “Seni yeneceğim İstanbul” diye diklenmedim hiç. Ama ne gerek var ki dillendirmeye. Hepimiz kim bilir kaç kere kafa tutuyoruz İstanbul’a. Ama dayılana dayılana söylenirken, bayıla bayıla yaşıyoruz işte. Öyle bir ilişki bizim ki.  Beni ben yapıyor İstanbul. Hamurumu yoğuruyor, her gün büyütüyor, vidalarımı sıkıyor, bazen contalarımı gevşetiyor. Kaya gibi sert isem de onun sayesinde, dal gibi kırılgansam da aynı. İnandım da İstanbul’dan, söke söke alma mücadelem de. Gidemem yani, mümkün değil. Gitmediğim gibi inadına da yaşarım.

İstanbul, İzmir, Urfa, Konya, Trabzon, Ankara, Antalya fark etmez, kimse gitmesin gözünü seveyim, herkes şehrini, çocukluk gökyüzünü inadına yaşasın, benim gibi bu şehri neden sevdiğinizi sıralayın belki işe yarar. Son bir gaz lazım ise onu da Konstantinos Kavafis abiden rica ettim. Buyrun arkadaşlar:

'Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim', dedin

Yazının Devamını Oku

Hiçbir şey için asla geç ve imkânsız değildir! Herkes rüyasını gerçekleştirebilir

Büyük dedesi Atatürk’ün yaveri Hüsrev Gerede. Annesi sinemacı Canan Gerede, babası BM’de başhekim Selçuk Gerede... Kökleri Türkiye’ye böylesi bağlı fotoğraf sanatçısı, dört çocuk annesi Bennu Gerede bu yaz ani bir kararla 10 gün içinde dört oğluyla Bali’ye taşındı. Bu bir B planı mı? Endonezya’ya bağlanıyoruz...

Hiç tanımadığın bir ülkeye yerleşmek gibi radikal bir karar verdin... İlk günleri merak ediyorum. Pişman oldun mu, nasıl alıştın?

- Bali, ilk ayak bastığım andan beri beni kabul edip sevgi ile kucakladı. Hiç yadırgamadım ve yadırganmadım. Sanki hep burada hayatımı geçirmişim. İnsanları bana hiçbir zaman bir turist olarak bakmadı. Anında uyum sağladım. Bali’ye yerleşmeden önce, annem ve bir önaraştırma yapmaya geldik. Âşık olduk ve “Burası çocukların ve bizim hayatımıza inanılmaz bir tecrübe katar” dedik. Türkiye’de bir çarkın içindeydik, sanki bir çıkmaz yol, bir kısırdöngü. Bu monoton durumu kırmak gerekiyordu.  Şu anki okullarında çok daha az öğrenci var, hocaları birebir çocuklarım ile ilgileniyor ve bu benim için inanılmaz bir lüks! Motor ile okula gidebiliyorlar, her gün o tropik doğanın içinden geçiyorlar, yollardaki manzaraların her biri bir hayat hikâyesi anlatıyor. Bir tablo gibi... Bu anılar ve görüntüler hayat boyu akıllarına işlenmiş olacak.

İkinci hayat mı bu? Sen nasıl tanımlıyorsun?

- Belki üçüncü olabilir. Çocuklarımdan önce New York’taki yaşantım, sonra çocuklarım ile İstanbul’da yaşantım, ondan sonra da Bali’deki yeni ve üçüncü hayatımız, çocuklar ve ben! Onlar ile yaşadığım her an o kadar değerli ve yoğun ki! Burada daha da yakınlaştım çocuklarıma, birbirimizi farklı yönden tanımaya başladık.

Nasıl bir coğrafya orası?

- Yağmur yağıyor, birdenbire güneş açıyor, iklim her zaman sıcak sayılır, şimdi mesela kış, ama 27 derece, serin de olabiliyor, ama insan hiçbir zaman üşümüyor. Bitkisi ve doğası tropik ve görseli inanılmaz zengin. Meyveleri de muhteşem ve tabii ki en cazip yanı ucuz olması. İnsanları olağanüstü, güleryüzlü, yardımsever, kendi hallerindeler. Hedonistik bir hayat yaşamak istiyorsanız burası bir cennet! 

İyi mi insanlar orda? Empati gücü yüksek mi bireylerin?  Ötekileştirme diye bir şey var mı mesela?

- Burada yerel halkın yüzde 80’i Hindu ve yüzde 13’ü Müslüman; geri kalan da Budist ve Hıristiyan. Benim gördüğüm kadarıyla herkes ahenk içinde yaşıyor. Trafikte bile korna sesi duymak mümkün değil, inanılmaz bir eşzamanlılık var insanların arasında. Politik tansiyonu düşük bir ada burası ve halk oldukça mutlu, gözlerinden sevgi ve sükûnet akıyor.  İnsanın içinde huzur ve sevgi varsa empati ve saygı gücü doğal olarak yüksek oluyor. Buraya yerleşmemin sebeplerinden biri de her bireyin şahsi yaşamına saygı duyulması ve önyargı kavramının yokluğu.

Yazının Devamını Oku

Dizi Ajanı dizilerin “en”lerini seçti

Sizce 2016’nın en iyi giyinen kadın karakteri kim, peki en uyumlu çift hangisi, hangi oyuncu en asi? 2017 gelmeden, 2016’nın “en”lerini seçtim.

EN İYİ ERKEK STİLİ
Birkan Sokullu

“Hayat Şarkısı”nın başrol oyuncusu Birkan Sokullu, takım elbise-jöle kafa “erkek jön” klişesine son verdi.
Stilist Fatoş Suda, Türk televizyonlarında daha önce denenmemiş bir tarz uyguladı. Karakterin Almanya’da okumuş olması cool ve salaş bir stil yaratmasını kolaylaştırdı.
Saçlar doğal dalgasında, kıyafetler iki beden büyük gibi. Çok maskülen, bir o kadar rahat... Fatoş Suda, birçok kıyafetini, özellikle şalvar ve tişörtlerini kendi kesip biçiyor, geri kalanını da Beyoğlu butiklerinden topluyor.

EN UYUMLU ÇİFT

Yazının Devamını Oku

Ördürüp ördürüp pişti oldular

Hep kılık kıyafet yazıyorum ama bu hafta saçlar radarıma takıldı.

Evet örgü bu kış çok moda. Kimi saçının tek tarafını ördürüyor kimi de tamamını.
Hâl böyle olunca set kuaförleri de oyuncuların saçını örmeye başladı. Geçen hafta “Poyraz Karayel”den Burçin Terzioğlu, “Bana Sevmeyi Anlat” dizisinden Dolunay Soysert ve Seda Bakan aynı tip örgüyle karşımıza çıktı.
Önden arkaya doğru gevşek bir şekilde örülmüş ve toplanmış romantik saç modeli üçüne de çok yakışmıştı.

Pelin Öztekin’in değişimi

“Hayat Şarkısı”nda Zeynep’i canlandıran Pelin Öztekin’in değişimine tanık oluyor musunuz?
Ünlü oyuncu zayıfladıkça tarzı daha da kuvvetleniyor.

Yazının Devamını Oku

Hamilelik maskülenligi

Diziyi takip edenler biliyordur, “Hayat Şarkısı”nın Hülya’sı yani Burcu Biricik dizide hamile kaldı.

 Hatta son bölümde bir kız bebek beklediği anlaşıldı. Hamilelikle birlikte Hülya’nın stilinde farklılaşmalar gözlemledim. Stilettolarını ayağından çıkarmayan, feminen detaylardan hoşlanan Hülya karakteri hamile kalınca her kadın gibi birinci önceliğini rahatlığa verdi. Tarzı da biraz maskülenleşti. 

Son bölümden iki kombine dair detay vereceğim. Birincisi Cem’in Hülya’ya tecavüz etmeye kalkıştığı, harala gürele geçen sahnede giydiği tulumlu kombin. Tuluma da paltosuna da bayıldım. Stilist Fatoş Suda, “Tulum hamile kadınların çok tercih ettiği bir giysi. Bence hamilelere çok da yakışıyor. Bu yüzden giydirmek istedim” dedi.
İkinci kombin ise Filiz’in yanına hastaneye gittiği, hastanede üzerine beyaz önlük geçirip hemşire kılığına girdiğinde giydiği pantolon ve kazak. Siyah beyaz kazağı Beşiktaş maçlarında giymek için satın almak istiyorum,
çok beğendim.

Kazak: Network 239 TLPantolon: Network 329 TLAyakkabı: Adidas 357 TL

Tulum: Koton 129 TLGömlek: Koton 59 TLPalto: Jaquette by Elvan Tığlıoğlu 2800 TL

Yazının Devamını Oku

Dünya tanıdı sıra bizde

Hindistan’da ürettiklerini New York’ta satan, Türkiye’de ürettiklerini Paris’te sergileyen göçebe bir tasarımcı Ilgın Utin. Hiç para harcamamasına rağmen fırsat kapıları önünde bir bir açılmış ve dünya onu tanımaya başlamış.Şimdi sıra Türkiye’de. UTIN markası bundan böyle İstanbul’da Room + Rumours’da satılacak.

"Hikâyem, ben farkında olmadan bir göçebeye dönüşürken başladı... Çin, Milano, Hindistan, New York, Paris ve İstanbul arası sürekli gidip geliyorum, ‘Nerede yaşıyorsun’ sorusuna verebilecek net bir cevabım yoktu. Sadece bir yere bağlı yaşamanın ve çalışmanın bana göre olmadığını biliyordum. Bir de kıyafet tasarlamak istediğimi... Hal böyle olunca seyyar bir marka ortaya çıktı.”

 

Kendini anlatmaya bu sözlerle başlıyor Ilgın Utin (26). Kendini İpek Yolu’ndaki kervanlara benzetiyor. Yaptığı tasarımları uzun yolculuklar yapıp başka yerlere götürmek çıkış noktası olmuş: “İlk denemem, Hindistan gezim esnasında yerel zanaatkârlarla yaptığım oryantal kıyafetler oldu. Beklemediğim gibi bir ilgi görünce, hızımı alamayıp koleksiyonu ve kendimi New York’ta buldum. Hindistan’dan getirdiğim kıyafetler sayesinde orada yaşamak ve çalışmak için sanatçı vizesi almaya hak kazandım ve UTIN’i global bir marka yapmak için çalışmaya başladım.”

 

SEKSİ DANTELLER

 

Hâlâ çok seyehat ediyor, hâlâ göçebe koleksiyonlarını üç sezondur Paris Moda Haftası’nda defile yaparak tanıtıyor. Peki gencecik bir tasarımcı olarak bunu nasıl başarıyor? “Kendimi sınırlamıyorum, kapamıyorum, açıyorum ve başıma müthiş şeyler geliyor” diye cevaplıyor. Abartmıyor, gerçekten de çok şanslı. Hiçbir bütçesi olmamasına rağmen her defilesi için en az 35 yaratıcı insanla işbirliği yapıyormuş. Örnek veriyor: “Mesela 2016 Yaz defilesi için İlhan Erşahin ve Louis Vuitton’un müziklerini yapan Gaspar Claus doğaçlama yaptılar, 2016 Kış defilesinde hayran olduğum ünlü grup Moriarty canlı performans yaptı. Tanınmış sanatçılarla işbirliği yapmak, üstelik benden hiç para talep etmemeleri müthiş heyecan veriyor.” 

 

Yazının Devamını Oku

Charlie Chaplin Hülya

Burcu Biricik’in “Hayat Şarkısı”nda canlandırdığı Hülya karakterinin kendi içindeki değişimini çok seviyorum.

Biliyorsunuz gizlenmek için sürekli kılık değiştiriyor. Bir gün sarışın oluyor, bir gün kafasına şallar doluyor.
Stil danışmanı Fatoş Suda son bölümde Cem ile buluşmaya giderken onu şapka ile gizlemeyi tercih etti. Bana da telefonda “Kadın güzel ne yapsam yakışıyor, şapka ile de çok tatlı oldu” dedi. Açıkçası ben de çok beğendim.
Burcu kolay forma girmesi için saçlarını da kestirmiş. Şapkanın altından çıkan lüle saçlar bana biraz Charlie Chaplin’i hatırlattı.


Kazak Mudo 99,95 TL
Şal Mudo 60 TL
Pantolon Mavi 139 TL

Yazının Devamını Oku

Bu kış mutlaka sahip olmanız gereken 3 Ayşegül kıyafeti

Kışlık alışverişinizi tamamlamadıysanız bir dizi karakterinin dolabından yola çıkarak size bu kış mutlaka almanız gereken üç parçayı sıralayacağım.

Üçü de sezon modasına uygun, üçünü de neredeyse üzerinizden çıkarmayacağınız garanti.
Öncelikle karakterimizin kim olduğunu açıklayalım. Esas kız, ilk bölümünden beri stilini çok sevdiğim Dr. Ayşegül yani Burçin Terzioğlu...
“Poyraz Karayel”in son bölümünde giydiği yeşil trençkotu bir numaraya koyuyorum. Mevsimlik, zarif ve renginden kaynaklı olarak da çok trendy.
İkinci önerim desenli, yün ve tiftikli mini etek. Kış soğuklarında sizi hem sıcak tutacak hem de seksi gösterecektir.
Üçüncüsü ise sezonun en moda giysisi olan yelek... Etek ve yeleğin markası Stefanel.

 

Etek: Stefanel

Yazının Devamını Oku

Stil ikonu Ayşegül

“Poyraz Karayel”de Burçin Terzioğlu’nun canlandırdığı Ayşegül karakterinin sezon trendlerini birebir uygulamasına bayılıyorum.

Misal bu kış diz üstü çizme çok moda, son bölümde gri diz üstü çizme giydi. Desenli volanlı bir elbiseyle tamamladı. Gerçekten çok beğendim.
Karakter, bir stil ikonu olma yolunda hızla ilerliyor.

Elbise: Forever New (269 TL)
Çizme: Nine West (521 TL)

950 TL’lik yeşil çanta

“Aşk Laftan Anlamaz ki”nin son bölümünde Hande Erçel’in taktığı yeşil yılan derisi görünümlü çanta bu hafta çok dikkat çekti.Markasını en az 10 kişi sordu. Hemen açıklıyorum. Marka My name is O.Fiyatı 950 TL.

Yazının Devamını Oku

Böyle olur Kerim Cevher’in resmiyeti

Siz hiç üniversitede ders vermeye giderken panço giyen öğretim görevlisi gördünüz mü?

Kanal D’nin en sevilen dizilerinden “Hayat Şarkısı”nda Birkan Sokullu, dizideki adıyla Kerim Cevher son bölümde giydi.
Yine aynı bölümde senaryo gereği Toplum Gönüllüleri Vakfı ile gerçekleştirdikleri (TOG) bir sosyal sorumluluk projesi için kravat taktı. Ama kravatın üstüne kolye taktı, sırtına da deri ceketini geçirdi. Altında her zamanki rahat pantolon ve botlarından vardı.
Kerim, Türk dizilerinde görmeye alışık olduğumuz jöle kafa, çizgili takım elbiseli, janti ve ağır abilerden değil. İlk günden beri rahat, salaş ve cool bir stil benimsiyor. Son bölümde kendini aştı, panço ve kravat üstü kolye hamlesi ile beni çok şaşırttı.



Gömlek: Zara (99 TL)

Yazının Devamını Oku

Yüksek topuklarla dans

Öyle bir danstan bahsediyoruz ki, deneyen her kadın diva, her kadın seks bombasına dönüşüyor.

Vücut dimdik, kalçalar hiç olmadığı kadar çıkık, gözler “Bana bakın, ben kadınım ve böyle güzelim” diye bağırıyor. Dans eğitmeni Çisil Sıkı, ‘Topuklu Ayakkabı ile Dans’ eğitiminin iyi dans etme becerisinden çok, kadına kadınlığını ve özgüvenini verdiğini söylüyor. İstanbul’un Anadolu yakasındaki ilk eğitime katılıp ince topuklarımın üzerinde kadınlığımı bulmaya çalıştım.

 

Baştan söyleyeyim, çok hatalı bir ayakkabı ile gitmişim. Bu eğitimi almaya yeni başlıyorsanız, bileği saran kalın topuklu bir ayakkabı, tercihen bot giymeniz öneriliyor. İnce topuk, çok ileri seviye işi. Nitekim hareketleri yaparken çok zorlandım.  “Kalın topuklarla başlıyoruz ve yüksekliğini yavaş yavaş artırıyoruz. Yüksek topuk, kadınlıkla barışmak için bir araç.

 

Yüksek topuklarla dans ederken olması gereken ilk şey, kendine güven. İkincisi, eğlenmek. Üçüncüsü, kadın olduğunun farkına varmak. Dördüncüsü, bu kadınlığı tüm duygularla serbest bırakmak. Bol bol pratikle topuklu ayakkabıların üzerinde rahat durabilirsiniz. 

 

“İlk derste yaptırdığım en önemli şey, kendinize dokunmanız. ‘Aynada sadece kendinize bakarak dans edin ve vücudunuza dokunun’ diyorum. Benimle göz teması bile kuramıyorken, bu istediğim onlara soğuk terler döktürüyor. O kadar zorlanıyorlar ki, ışıkları kapatıyorum. Karanlıktan aldıkları güçle ellerini vücutlarının üzerinde gezdirebiliyorlar. Işıkları açtığımda herkes rahatlamış oluyor. Ne kadar tuhaf değil mi? Kadınız ve kendimize dokunmaktan bile çekiniyoruz. Ama ben öğrencilerimin içindeki iddiayı dışarı çıkarıyorum” diyor Çisil Hoca.  Çisil Sıkı, 26 yaşında ve 20 senedir dans ediyor. Pek çok türü denedikten sonra uluslararası Latin dans eğitimine yoğunlaştı. 15 yaşında Türkiye şampiyonu oldu, 18 yaşında Eskişehir’den İstanbul’a taşındı.

Yazının Devamını Oku

Tasmasız çıkmıyorlar

Bu yılın en moda aksesuvarı choker. Türkçe gerdanlık anlamına geliyor ama biz bu modele halk arasında tasma diyoruz.

Dizi piyasasında tasma son zamanlarda çok popüler. Kullanmayan, takmayan kalmadı desem yeridir. Son takandan başlayayım.  “Kiralık Aşk”ın Defne’si Elçin Sangu, dizinin son bölümünde aralarında uçurum gibi fiyat farkı olan iki farklı choker taktı.

Birincisi ucundan melek figürünün sallandığı gerçek altın ve pırlantalı bir modeldi. Markası Devon Diamonds. Fiyatı 2000 TL. İkincisi ise Urban Queen markasına ait. Üzerinde yaprak figürü olan rose gold choker’ın fiyatı ise 69 TL. 

“İçerde”de Melek karakterine, yani Bensu Soral’a bayılıyorum. Bir mafya avukatını canlandıran Soral oyunculuğu kadar stiliyle de göz dolduruyor.Son bölümde o da iki ayrı model choker yani tasma taktı ve çok yakıştı.

Tasmaların ikisinin de markası Bendis.Şerit tasma plaka şeklinde olan 159 TL. V şeklinde sallantılı ve taşlı olan ise 154 TL. 

Erkek adam turuncu gömlek giyer mi? 

Yazının Devamını Oku

Bomber’sız ekrana çıkmıyorlar

Hafif kabarık, beli ve kolları lastikli ceket diye tanımladığımız bomber’lar bu sezon çok moda.

Sokakları etkileyen bu akım, dizileri de esir almış durumda.
Geçen hafta yayınlanan üç farklı dizide üç oyuncu bomber ceket giyerek kameraların karşısına geçti. En beğendiğimden başlayayım...
“Kara Sevda” dizisinin Nihan’ı Neslihan Atagül’ün giydiği sırtı çiçek işlemeli bomber’a bayıldım. Markası Koton, fiyatı 79.99 TL.
İkinci beğendiğim bomber ceketi, “Bana Sevmeyi Anlat” isimli dizide Seda Bakan’ın üzerinde gördüm. Göğüs bölümleri çiçek işlemeli ceketin markası Forever New Türkiye, fiyatı 329 TL.
Üçüncü ceketi ise “Kiralık Aşk”ta Defne yani Elçin Sangu giydi. İşlemesiz siyah ceket tasarımcı Begüm Baccal’a ait. Fiyatı 750 TL.


Yazının Devamını Oku

İstanbul Moda Haftası nasıl magazin haftasına dönüştü?

Bir moda haftasını daha geride bıraktık.

 Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul, geçen haftaya damgasını vurdu. Evet, her geçen yıl daha iyiye giden bir moda haftamız var, Türkiye’nin önde gelen moda markaları fazla katılım göstermese de her sezon yeni çizgiler yaratmaya çalışan moda tasarımcılarımız da var. Peki sizce İstanbul Moda Haftası’nda neden modadan çok magazin konuşuluyor? Neden DB Berdan’ın cinsiyet ayrımcılığına son dediği şahane defilesinden çok Demet Kutluay’ın boşanma açıklamasından hemen sonra podyumda yaptığı dans gündemin ilk sırasına oturuyor? Çünkü burası Türkiye!

 

 

Tarih: 12 Ekim Çarşamba, saat 21.30 suları. Yer: Zorlu Performans Sanatları Merkezi. Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul’un sekizinci sezonunda Özgür Masur defilesini izleyeceğiz. Başlamasına dakikalar var. Davetliler salondaki yerlerine oturmaya çalışırken zorlanıyor. Çünkü magazin kameralarından oluşturulmuş ışıklı barikatlar ön sıralardaki ünlü ve sosyetik isimlerden görüntü almanın ve moda dışında her şeyle ilgili konuşmanın peşinde. Gündem üç ana soru etrafında dönüyor: “Nasıl zayıfladınız?”, “Ne zaman evleneceksiniz?” ya da evliyse “Boşanacağınız yönünde çıkan dedikodular doğru mu?” Yanımda oturan gazeteci Ayşe Brav sinirleniyor: “Böyle bir görüntü dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Neden bir moda defilesi öncesi magazin ordusu podyum kenarına barikat kuruyor ki? Kim var orada canım?” diye kafasını uzatıyor. Ve evli mutlu hamile şarkıcı Gülşen’i görüyor.

 

KENDİNİ GÖSTERME ÇABASI

 

Yazının Devamını Oku