Kırkından sonra azınca!

Meşhur sözdür, ’Kırkından sonra azanı teneşir paklar’ diye. Önce bu sözü açalım.

Yani 40 yaş artık olgunluk yaşı olmalıdır. Tecrübe ve yılların birikimi kırktan sonra dengeli olmayı gerektirir. Kırk yaşına kadar olan hataları anlarız da (!) ama kırktan sonra olanlara iyi gözle bakmayız.

Peki, kırkından sonra hata yapanı, yanlışlara düşeni ne yapalım? Yapacak bir şey yok artık. O adamın günahla doluşmuş vücudunu ancak teneşir tahtası (ölünün üzerinde yıkandığı sedir) temizler. Sözün özü bu.

Yukarıdaki ifadelere katılıyor muyum? Çoğuna hayır. Niye ve nereye katılmadığımı yazımın sonunda yazacağım ama bu sözün bir anlamda gerçekliğini kabul ediyorum.

* * *

Kırklı yaşlar yalnızlığa doğru giden yıllardır. Çoğumuz bu yaşları geçmişizdir. Bu yaşlarda özellikle 50’li yaşlar sonrasında neler olur? Olan şudur:

1- Bir kısmımız çocuklarını evlendirmiş, eşiyle yalnız kalmıştır. Hele çocuklar uzaklara göçmüşse, torunlarından da mahrumsa iyice yalnızlığa itilir, artık kapıyı çalacak bir misafir beklemeye başlar. Zor yıllardır bu yıllar. Kalabalık bir hayattan yalnızlığa alışmak kolay değildir. Yıllar ilerledikçe bu psikolojik kaos iyice koyulaşır.

2- Bir kısmımız bu yaşlarda değişik hobiler edinir. Bazı alışkanlıklarını devam ettirir veya yenilerini edinir. Kitap okumak, gezmek, dolaşmak, konferanslara katılmak, dost sohbetleri, koleksiyon edinme gibi. Bu da yalnızlığa karşı direncini artırır kişinin. Ona bazı zorlukları aşma yollarını gösterir.

3- Maddi durumu daha da iyi olan bir kısmımız, kendisine güzel bir yazlık yapıp, villasında bahçesiyle meşgul olur. Bu bir anlamda inzivaya çekilme, bir anlamda iç álemiyle yoğunlaşma diğer bir anlamda da hareketli bir hayattan sonra sükûnete koşmaktır. Belki imkán bulsa dünya turuna çıkar, denizlere açılır.

4- Bir kısmımız bu yıllarında hacca ve umreye yönelir. Belki birikimleri ancak o zaman fırsat vermiştir kendisine. Çocuklarını evlendirmiş, emekli maaşını almış ancak bir çıkış kapısı bulmuştur. Veya belki de bu yaşlar daha da manen olgunlaştırmıştır onu. Çünkü artık her şeyin bir sonunun olduğunun farkındadır, hayatı güzel bir ziyaretle anlamlandırmadır.

5- Bir kısmımız ise daha şanslıdır. Çocukları, torunları ve çevresi içinde yukarıda yazdığım her şeyi dengeli, ölçülü, tertemiz bir olgunluk dönemi yaşar. Danışılan, iz bırakan ve ne yaptığının farkında olan bir hayat sürer.

Tabii ki ’bir kısmımız’ diye maddeleştirdiğim hayatlar bunlardan ibaret değildir. Bu maddeleri daha da çoğaltabiliriz. Ama herhalde neyi anlatmaya çalıştığımız anlaşılmıştır. Aslında bu maddelerle, yazının başına aldığım ’kırkından sonra azanı teneşir (tahtası) paklar’ atasözünü kurcalamayı hedefledim.

Doğrudur. Kırkından sonra azmak kötüdür. Doğrudur, hoş değildir. Doğrudur, yakışık kalmaz. Doğrudur, güzel yaşayan gençlere bakılıp ibret alınmalıdır. Doğrudur, bu yaşlar güzel ibret bırakma yaşıdır. İbretlik olma yaşı değildir.

* * *

Bütün bunlar doğrudur da, boşluğa düşmüş, günaha savrulmuş, elleriyle kıyıya tutunamadan dalgalara kapılmış, nefsinin esiri olmuş, şeytanın aldatıcı gülümsemesine aldanıp ona uymuş, ’önünde daha uzun bir ömür var, Allah bağışlar, bir gün tövbe edersin’ diyerek Allah’la aldatmış olan şeytanın tezgáhına gelerek yığınla hata işlemiş kişiye ne yapalım.

Seni ancak gusülhanedeki tahtada hocamızın dökeceği su temizler, yani ölmekle álem senden, sen álemden kurtulursun mu diyeceğiz.

Bunu söylemeye hakkımız var mı? Allah’ın kapatmadığı kapıyı biz kapatabilir miyiz? Bunu yapmakla tövbeye engel koymuş olmaz mıyız? Bence bunu söylememeliyiz. Peki, o zaman ne diyelim. Ne yapalım, olur böyle şeyler mi diyelim.

Aslında biz şunu demek isteriz; kırkından önce de sonra da azılmamalı, yanlış şeyler yapılmamalıdır. Ama ya azılmışsa o zaman bu deyimin bütün anlamlarını anlamakla beraber derim ki: ’Kırkından sonra azanı tövbe temizler, teneşir tahtası değil.’

SORALIM ÖĞRENELİM

Miraç ruhla mı olmuştur. Yoksa rüya mıdır?

Ali Osman KÜRKÇÜ/ORDU

İslam álimlerinin hemen hemen tümüne göre (bazı istisnalar olsa da) miraç olayı ruh ve bedenle olmuştur. Yani Hz. Peygamberimizin (sav) göğe yükselmesi fiziksel olmuştur. Aksi takdirde mucizenin bir anlamı kalmazdı. Mucize olmazdı. Çünkü herkes rüyada miraca çıktığını görebilir. Ruhen miracın da bir anlamı olmaz.

Sevgili hocam. Beş aylık hamileyim. Umre veya hacca gidebilir miyim?

Satı SULTAN/ MANİSA

Hamilelik hac veya umreye engel değildir. Ancak sizin doktorlarla görüşmeniz uygun olur. Doktorlarınız umreye gitmenizi sizin veya doğacak çocuğunuz açısından sakıncalı görüyorlarsa dini anlamda gitmeniz sakıncalı hale gelir. Çünkü bu boyut, daha çok doktorları ilgilendirir.

Umreden gelenlerin avuçlarının içi öpülüyor. Bu doğru mu?

Selahattin UÇAR/ÇANAKKALE

Dinimizde böyle bir emir yoktur. Bu işlem belli bölgelerde görülen bir gelenek olsa gerek. Muhtemelen avuçların içi Hacer-i Esved’e dokunduğu için bu gelenek geliştirilmiştir. Ama alışkın olunan elin içinin değil (saygı amacıyla) arkasının öpülmesidir.

Hocam, çevreyi kirletmek günah değil mi? Mesela bazı resmi dairelerin arabaları motor yağı yakıyor?

Mahir BELCİ/İSTANBUL

Maalesef dediğiniz doğru. Genellikle büyük arabalarda bazen de küçük arabalarda bakımsızlıktan kaynaklanan motor yağı yakma hadiselerine ben de rastlıyorum. Çevre kirlenince kul hakkı çiğnenmiş olur. Çünkü çevreyi temiz tutmak da dini bir gerekliliktir. Káinatı kirletmek, dengeyi bozmak, zulümle haksızca mal almakla aynıdır.

Sperm bankacılığı sakıncalı mı?

Demet CANSIZ/ARTVİN

Aralarında evlilik bağı olan (yani karı-koca) eşler arasında tüp bebek için döllendirme caizdir. Ancak nikáh bağı olmayan herhangi bir kişiden sperm transferi caiz değildir. Bu nedenle de bazı ülkelerde görülen ’sperm bankacılığı’ dinen meşru değildir.
Yazarın Tüm Yazıları