İsmet Solak: Ateş tüm milleti yaktı!

İsmet SOLAK
Haberin Devamı

Ateş düştüğü yeri yakar, derlerdi. Bu defaki öyle değil... Bu ateş, koca bir ülkeyi kasıp kavurdu. Tüm milleti yakıp, acı ve eleme boğdu.

Allah beterinden saklasın.

Tüm dünya bu acımıza ortak olurken, bizim entel 2. cumhuriyetçiler ile din simsarları el ele verip, ordu ve laik cumhuriyet düşmanlığı yapıyorlar.

Allah sevgisinden yoksun kalmış bu şekilcilere, hakaret bile değmez!

Cumhurbaşkanı Demirel ile İstanbul'a gitmeden önce görüştüm:

‘‘Olayın boyutları tam çıkmadı. Endişem, ölü sayının 25 bine varması.’’

Son yılların deprem dökümlerini inceliyordu:

‘‘1990 İran 35 bin, Ermenistan 25 bin ölü. 1985 Mexico City, şiddeti 8.1 ve 8 bin ölü. 1995 Kobe, Japonya; 7.2 ve 6 bin 500 ölü. Afganistan'da iki ayrı deprem 4 bin 500 artı 3 bin ölü. İtalya, 1980'de 2 bin 755 ölü.’’

Liste uzuyor... Cezayir, Filipinler ve Rusya'da ikişer bini aşkın ölü:

‘‘Halk içinde, 'Evler niçin yıkılıyor?' diye soruluyor; 'Çürük!' Çürük olmayan da yıkılıyor. İşte Japonya. Felaketin şiddeti önce 6.8, sonra 7.3 ve 7.4 diye açıklandı. Şiddeti neyse, buna -tahripkár deprem- denir.’’

Hem de ne tahribat? Bir bölgeyi yakıp yıktı, 62 milyon insanı şoke etti. 17 Ağustos'ta İstanbul'a birlikte dönmüştük. Baba'ya o geceyi sordum:

‘‘Yeşilköy'e 17.00'de indik. Sen oradan Kırklareli'ne gittin, ben evime. Gece yattık, saat 03.00'te ortalık fena sallandı. Kalktık, ama nereye? Işık yok! El yordamıyla salona geçtik. 05.00'te küçük bir radyo buldum... 'Geçmiş olsun, 6.8 şiddetinde bir deprem oldu, evler yıkıldı' diyordu. 'Eyvah, bu bir yeri vurmuştur' dedim. Saat 07.00'den sonra telefon bağlantısı kuruldu.’’

Asıl büyük hasar haberleri akşam üstü gelmeye başlıyor:

‘‘Gölcük'te devir-teslim töreni vardı. Davetliler Orduevi'nde kalmıştı, 100'e yakın ölü, 180 asker. Garnizon gibi şehir de yıkık. Hastane perişan, insanlar açıkta. Yollar kilitli, Tek araç yürümüyor... Tam kıyamet.’’

İki gün içinde, hasar gören tüm yerleşim birimlerini geziyor:

‘‘İkinci gün 15 bin asker, altı generalin idaresinde olaya el koydu. 100 bin ev yıkıldı. Bu tam 10 Erzincan eder. Çok büyük bir facia. Çok tartışma var ama, elden gelen her şey yapılıyor. Çalışanları hırpalamamak lazım.’’

Dışardan gelen ekiplerde insan sayısı 2 bini aştı:

‘‘Dünya dayanışma hadisesi yaşıyor. Türkiye bunun altında ezilmemelidir. Türkiye'nin elemi, ıstırabı çok büyük. Ama, doğusu ile, batısı ile büyük bir beraberlik gösteriyor. Fatura çok ağır ve acı, ama yaraları sararız.’’

Demirel, milyonlarca insanın barınması ve kentlerin yeniden imarı için büyük planlar gerektiğini Başbakan'a ve diğer bakanlara anlatıyor.

Bu yüzden İstanbul'da Rasathane'yi de geziyor:

‘‘Şu işin aslı nedir? Bundan sonrası ne olacak? Hesap nasıl yapılıyor.’’

* * *

Telefonum çalıyor. Kartal Devlet Hastanesi'nden Doktor Tuna Koca:

‘‘İkinci günden itibaren Adapazarı ve İzmit'te idim. Diyabetliler için gerekli insülün ve diğer ihtiyaçları götürdüm. Takviyemiz sürecek.’’

Brüksel'den Alfa Air yetkilisi Turgay Çelikörs ve Aydemir Erman arıyor:

‘‘12 ton ilaç, dezenfekte malzemesi ve seyyar tuvaletleri İzmir üstünden bölgeye ulaştırdık. Doktor ve sağlık ekibi de gitti. 10 ton daha hazır.’’

Hükümet ile bağlantı kurmalarına yardımcı olmuştum. Sevinçten uçtum.

İnsanlık ayakta. Ve Doç. Şükrü Hatun telefonda:

‘‘Kocaeli Üniversitesi Hastanesi'nde diyabetliler için yeterli her türlü ilaç var. Şeker Çocuklar 24 saat, 532-3468006 telefonumdan arayabilirler.’’

Bu da bizim şeker hattı. Türkiye Diyabet Vakfı'nın ilaçları da ulaşmıştı. İşte milli dayanışma... Ben, ‘‘Büyük milletiz’’ derken, bunu söylüyordum.



Yazarın Tüm Yazıları