Işılay, Hülya Türkan, Tansu!

Yavuz GÖKMEN

Başlığa lütfen kulak asmayın. Çünkü ben insanlara, özellikle kadınlara bu şekilde hitap etmeyi sevmem. Ancak Tansu Çiller için, ‘‘Tansu'' diye çok yazmışımdır. Bunun nedenini de daha önceki yazılarımdan birinde açıklamıştım; ‘‘Tansu'' çok hoş bir isim ve ona da çok yakışıyor. Ona bu şekilde hitap etmeyi saygısızlık değil, sadece kulağa hoş gelmesi açısından doğru buluyorum.

Ama burada anlatmak istediğim Tansu Çiller değil, Işılay Saygın'dır. Bu hanımefendi bana iyice garip gelmeye başladı. Bir süredir bana açıkça abuk sabuk gelen birtakım demeçler verdi. Hiç üstüne vazife olmadığı halde Hülya Avşar'la uğraştı. Ve bu tartışma her ikisine de yakışır düzeyde oldu. Böylesi bir düzey medyamızın sevinçle üstüne atlayacağı bir nimet olduğundan uzun süre bu abuklukları baş haber olarak izleyip okuduk.

Işılay Saygın Hanımefendi, arkasından bir de yasa teklifi getirdi. Bu teklif getirilirken hiçbir diyalektik analiz yapmamış olsa da, desteklemeye çalıştım. İyi niyetli davrandığını ve idealist olduğunu düşünmeye çaba gösterdim. Onu bir kadın olarak, kadınlara saygılı bir bakan konumunda zannetmek için kendimi zorladım.

* * *

Heyhat, dün sabah tüm hayallerim başıma yıkıldı. Gazetelerdeki haberlere göre Işılay Saygın Hanımefendi, ‘‘İzmir'e Tansu Çiller yerine Hülya Avşar ya da Türkan Şoray gelse o kadar kalabalığı toplardı'' buyurmuştu.

Bu cümle, üzerinde uzun boylu düşünmeye değmeyecek kadar açıktı. Işılay Hanım, daha önce düşündüğüm gibi sadece Hülya Avşar ve Tansu Çiller'i kıskanmakla kalmıyor, onların yanına Türk sinemasının sultanı ve benim ilk gençlik aşkım Türkan Şoray'ı da ekliyordu. Işılay Saygın'ın bu şecaat arz eden demeci tüm içtenliğini ortaya koyuyor ve Tansu Çiller'in, benim daha önceki bazı yazılarımda iddia ettiğim gibi bir kadın kesimince nasıl kıskanıldığını açıklıyordu.

Oysa benim vurguladığım kadın kesimi dışında kalan çok büyük kadın topluluğu Hülya Avşar ve Türkan Şoray'ı çılgınca seviyorlardı. Bu iki isim birer film oyuncusuydular. Ve benim kastettiğim ezilmiş kadınlar topluluğu, hayallerini onlarda buluyordu. Ezilmiş kadınlar topluluğu, gece rüyalarında onları görüyor, filmlerinde onların yerine kendisini koyuyor ve düşüncesi ancak bu kadarına yetiyordu.

Oysa iş Tansu Çiller'e gelince değişiyordu. O kadın kesimine göre Tansu Çiller artist olabilecek kadar güzel bir kadın olmasına karşın artist değildi. Türkiye'nin garip koşulları içerisinde aniden başbakan olmuş ve az zamanda iyi ya da kötü çok işler yapmış bir siyasetçiydi. Ezik kadınlar topluluğu, siyasete atılmayı, hele başbakan olmayı asla düşünemediği için onu bir türlü, ‘‘Kadın kahraman'' konumuna koyamamıştı.

* * *

Ve işte Tansu, şimdi Işılay Saygın'ın bu kıskançlık ve hayranlık kokan demeciyle, ‘‘Kadın kahraman'' mertebesine yükseliyordu.

Işılay Saygın Hanımefendi'nin Tansu Çiller hakkında daha sonra esip savurduğu sözler de bu savı sadece kuvvetlendiriyordu.

Tansu-Hülya-Türkan üçlüsünün bir arada düşünülmesi ancak bir ‘‘demokrasi soluğu'' olabilirdi.

X

Refah kapatılabilecek mi?

Öncelikle belirteyim ki, bir siyasal partiyi yasal olarak kapatmak, onu toplumsal gerçekliğin dışına itmek anlamına gelmez. Benim tartışmak istediğim, bu noktalardan hem birincisi hem de ikincisidir.

Yavuz GÖKMEN

 

Önce ikinci soruyu yanıtlayayım; çünkü onun yanıtı basit ve kısadır. Refah Partisi'ni kapatmak, onu toplumsal gerçekliğin dışına itmek anlamına gelmeyecektir. RP başka bir isim altında belki de daha da güçlenerek -ki bu güçlenmenin anlam olarak derinliğine tartışılması gerekir- varolacak ve Türkiye siyasal yaşamına damga vuracaktır.

Ancak, şimdi birinci sorunun yanıtına geçmeliyiz. Refah Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılabilecek midir? Bu soruya da iki türlü yanıt aramak gerekir.

1- Anayasa Mahkemesi, RP'yi hukuken kapatabilir mi?

2- Anayasa Mahkemesi, RP'yi siyasal bir kararla kapatabilir mi?

 

İşte mesele bu iki noktada odaklanmaktadır.

Yazının Devamını Oku