İran’a damarlarımda alkolle girdim

Geçen hafta iki gün İran’ın başkenti Tahran’da dolandım. İnsanoğlu İran’a niye gider, diyorsunuz değil mi? Kesinlikle meraktan. İran hakkında her kafadan bir ses çıkıyor, söylenenlerin hangisi doğru kendim karar vermek istedim. Kısmet Lineadecor’un Tahran şubesinin açılışınaymış.

Tahran’a bir grup gazeteci, Hürriyet’ten Nurten Erk, Sabah’tan Leyla Şen, Lineadecor’un kurmayları ile birlikte gittik. THY’nin İstanbul-Tahran seferini yapan uçağında yerimi aldığımda biraz heyecanlıydım. Hafif korku dolu bir heyecan. Nasıl bir ülke bekliyor bizi? Nasıl karşılanacağız? Pasaport kontrolünde nasıl davranacaklar? Heyecanım ve korkularım bu tür soruların yanıtlarını kafamda çözümleyemememden kaynaklanıyordu. Uçak içi sohbetleriyle biraz stresim azaldı, sonra yemek faslı başladı, yemekte içki ikramı da yapılınca biraz tereddüt geçirdim. Sanırdım ki THY İstanbul-Tahran seferinde içki servisi olmaz. Daha ilk dakikadan önyargılar sorun olmaya başladı işte!

Bir an şarap içsem mi diye düşündüm. Kanımda alkolle bir İslam Cumhuriyeti’ne giriş yapmam sorun olur muydu ki? Paranoyaya bakar mısınız? Ne yapayım yalan mı söyleyeyim, öyle bir düşündüm işte. Hem bundan rahatsız olacak ben değil İran’ın mollaları olmalı değil mi? Eğer bir ülkeye ‘Damarlarımda alkol dolaşıyor diye beni içeri atarlar mı’ diye paranoyak davranışlar içinde gidiyorsam, sorumlu ben miyim yani?

Sanki HacıBayram’ı ziyaret ediyorum

Tahran havaalanına indiğimizde saat 02.00 falandı. Hemen söyleyeyim İran bizden birbuçuk saat ileride. Benim sözünü ettiğim de İran saati. Saat yalancıktan gece yarısını geçse bile insan ister istemez havalara girip uykusu gelmiş numaralarına yatıyor. Hemen pasaport kuyruğuna girip yataklara atmak istiyorduk kendimizi. Havaalanı eski bir havaalanı ve daha çok bizdeki kasaba otogarını andıran bir havası var. Bu arada kafiledeki bayan arkadaşların hemen İran’ın resmi kıyafetine büründüklerini de belirteyim. Ancak Tahran havaalanında kısa süre içinde öyle kadın manzaraları gördük ki, İran’da sıkı sıkı kafa örtmenin hiç de gerekli olmadığını kısa sürede anladık. Alın size bir önyargı şoku daha! Onbeş dakika sıra bekledikten sonra kısa sürede işlemlerimiz bitirildi, (kimse alkol testi falan da yapmadı) Tahran’a daldık.

Kapıda kılavuzumuz Roja (nasıl yazılıyor bilmiyorum ama Roya okunuyor, yanlışsa özür) ve bir minibüs bekliyordu. Yarım saat içinde de Homa isimli oteldeydik. Homa Otel şu sıralar Tahran’ın en iyi oteliymiş. Beş yıldızlı. Dışardan o kadar lüks durmuyor ama girdiğinizde beş yıldızlı olduğunu anlıyorsunuz. Türkiye’deki ve Avrupa’daki otellerden tek farkı otel görevlileri. Benim gördüklerimin hepsi erkek, bıyıklı ve daha çok bir hamamda tellak olarak çalışabilecek görüntüdelerdi.

Yine kısa sürede giriş işlemlerimiz yapıldı. Kafilemizdeki bayanlar resepsiyon önünde bekleşirken hallerini görmeliydiniz. Eğreti şekilde örttükleri kafalarıyla Ankara’da Hacıbayram Camii önünde bekleşen kadınları andırıyorlardı. Zaten Tahran’da bulunduğum süre içinde Hacıbayram Camii’ni ziyaret ederken içine girdiğim ruh halinden bir türlü kurtulamadım. Burada sorun bende olabilir. Suçu mollalara atmanın faydası yok.

İkinci kattaki odama girdiğimde biraz şaşırdım. Oda demeyelim de süit daire diyelim. Süit inanılmaz büyüktü. ‘Acem metrekareyi bol bulmuş, gelmiş bu otelin odalarına metrekare eklemiş’ durumu söz konusuydu. Kral dairesi benim süitin yanında halt etmiş. Tek sorun süitin düzenlenmesindeki orantısızlık. Yatak odasında ortada iki kişilik bir yatak, yanlarda büyük boşluk. Bu kadar büyük odada, tam ortadaki oransal olarak küçük yatakta uzanınca insan kendini vallahi de billahi de Şah falan sanıyor.

İran anılarına gelecek hafta da devam edeceğim.

Haliç Park Otel’den yanıt var

Haliç Park Oteli Genel Müdürü Koray Korkmaz, iki hafta önceki yazıma yanıt göndermiş. Korkmaz şöyle diyor:

‘Bugünkü yazınızı okuduğumda gerçekten çok üzüldüm. Otelimizde çalışanların size davranışları konusunda yazdıklarınızı okudukça kan beynime sıçradı diyebilirim. Öncelikle size bu tip yanlış davranışları yapan personelim adına özür dilerim. Ayrıca ben de sizden şahsen özür dilerim ki, bu personelin bunları yapmasında kendimde de suç bulduğum için. Otelimiz gerçekten birinci derecede müşteri memnuniyetine önem vermektedir. Bu turistik tesis hizmet verenleri olarak, tatilini geçirmek için otelimizi tercih eden misafirlerimize kendilerinin tatilde olduklarını tam anlamıyla hissettirmek gerektirdiği bilincindeyiz. En kısa zamanda (hatta bugün) departman sorumlu müdürleri uyarılıp, belirtmiş olduğunuz hususlar başta olmak üzere personelimiz de ayrıca uyarılacak ve tekrar davranış eğitimine alınacaklardır. Bundan emin olabilirsiniz. Dilediğiniz takdirde sizi ve ailenizi en kısa zamanda tekrar hem değişiklikleri görmeniz, hem de Haliç Park Hotel hakkında edinmiş olduğunuz kötü izlenimlerinizi ortadan kaldırmak için ağırlamak isterim.

CUMA İTİRAFI

amandelimine; Cinsiyet: Kadın; Yaş: 21; İl: İstanbul

Dün eczaneye gelen bir müşteri cebinden prezervatif kutusunu çıkartıp, ‘Bundan istiyorum’ dedi. İlaç kutularını getirmelerine alışkınım ama prezervatif kutusunu görünce resmen dumur oldum.

Yorum: Şimdiiii... İtiraf çok ilginç bir itiraf değil ama yine de aklımı kışkırttı. Ya adam kutu getirmeseydi ve ihtiyacını başka şekillerde anlatmaya çalışsaydı, çıkardığı şey kutu olmasaydı ne olurdu acaba? Bazen yatıp kalkıp eldeki duruma şükretmek gerekir değil mi?

CUMA LAKIRDISI

Gerçek gül yetiştirmek zordur. Gidip plastik gül satın alabilirsin. Onlar seni kandırmaz, ama komşularını kandırır. Egonun anlamı da budur (Osho).

CUMA TAKINTISI

İstanbul’un gece hayatında Nevizade Sokağı’nın yeri tartışılmaz. Ben de bu sokağın havasını çok seviyorum. Her Nevizade’ye gittiğimde İstanbul’a bir kez daha hayran oluyorum. Bu hafta Nevizade’de Alem restorana taktım. Alem’de Türk mutfağının zengin meze çeşitleri sıra sıra önünüzden geçiyor. Hepsi de lezzetli. Et ve mevsim balıklarını da her an bulabilmeniz mümkün. Alem’in önemli farkı fasıl! Akşam yemeğinizi keyif içinde arkadaşlarınızda Alem’in daha sessiz mekanlarında yiyebilir, sonra da yukarda fasıl alemine akabilirsiniz. Alem’in bulunduğu bina 250 yıllıkmış biliyor musunuz? Öğrendim, yine çok sevdim İstanbul’u.
(0-212-2496055).
Yazarın Tüm Yazıları