İlk İslami bestseller roman ‘Huzur Sokağı’nı takdimimdir

1960’ların sonu / 70’lerin başında ‘İslamcı / mukaddesatçı / maneviyatçı’ mahallede bir ‘Huzur Sokağı’ fırtınası esti.

/images/100/0x0/55eaeb85f018fbb8f89f260a

O dünyaya kulakları sağır olanların pek fark etmediği bir fırtınaydı bu.
Dilden dile dolaşarak dindar evlere girdi.
Başucu kitabı oldu.
Sattı…
Çok sattı.
Birkaç nesli etkiledi.

İSİMLERİ ÇOCUKLARA VERİLDİ

Bu ‘erken dönem’ hidayet romanı, o denli etkili oldu ki…
Romanın kahramanlarının isimleri, çocuklara verildi:
Bilal’ler, Feyza’lar, Hilal’ler…
Hep o romandan çıktı.
Yazarı Şule Yüksel Şenler şöhret oldu.
Şule Hanım o denli şöhret oldu ki…
Onun gibi baş bağlayanlar çıktı.
Onun gibi baş bağlayanlara ‘Şulebaş’ diye hakaret edenler de çıktı.

YOKSUL İSTANBUL SOKAĞI

Ne vardı romanda?
Şunlar vardı:
- Eski, yoksul bir İstanbul sokağı…
- O sokağın dinine bağlı, iyilik dolu insanları…
- Dindar ve yoksul sokağın gözbebeği üniversiteli Bilal…
- Sokağın dışarıdan gelen bir etkiye maruz kalması…
- Zenginlik sembolü bir apartmanın sokağın ortasına dikilmesi…
- O apartmandaki dejenere hayatın sokağı ufaktan tahribi…
- Apartmandaki güzel ve zengin kız Feyza’nın Bilal’e çengel atması…
- Küskünlükler, öfkeler, teslim olmamalar…
- Temiz bir aşk…
- Hidayete eriş…
- Başların örtülmesi…
Falan…

/images/100/0x0/55eaeb85f018fbb8f89f260c

HİDAYETİ DOĞURAN AŞK

Naif bir öyküdür ‘Huzur Sokağı’nda anlatılan…
Çoğunluğun dejenere edici zalim baskısı karşısında direncini korumaya çalışan yoksul bir İstanbul sokağının öyküsü anlatılır öncelikle…
- Yoksul ama dindar…
- Yoksul ama mutlu…
- Yoksul ama dayanışmacı…
Sadece sokağın öyküsü yoktur romanda…
Yoz hayatlar yaşayan zengin Batılılaşmış tiplerin aşağılamalarına, alaylarına, acımasızlıklarına karşı, “Ben inancımı yaşamak istiyorum” diyenlerin vakur direnişi de vardır.
Aşka da yer verilmiştir.
Hidayeti doğuran aşka…
Ya da…
Aşkı da doğuran hidayete…

HÂLÂ UNUTULMADI

Bütün hidayet romanlarında olduğu gibi ‘Huzur Sokağı’nda da sorunlar vardır:
- Tek katmanlıdır mesela…
- ‘Dindar iyiler / din düşmanı kötüler’ kategorisine yaslanır.
- Maksadı ‘insanlık hallerini’ ortaya dökmek değildir, okuyanları hidayete erdirmektir.
Bütün bu sorunlara rağmen fena halde saf, temiz, alçakgönüllü, iyi niyetli bir romandır. Bunca zaman sonra hâlâ unutulamamasında ‘romanın gücü’nden ziyade bunların payı vardır,

Eski, yoksul bir İstanbul sokağı... Dindar ve yoksul sokağın gözbebeği üniversiteli Bilal... Zenginlik sembolü bir apartmanın sokağın ortasına dikilmesi... Apartmandaki güzel ve zengin kız Feyza’nın Bilal’e çengel atması...  Temiz bir aşk... Hidayete eriş... Başların örtülmesi...

İlk İslami bestseller roman ‘Huzur Sokağı’nı takdimimdir

FİLMİ ÇEKİLMİŞTİ

‘Huzur Sokağı’nın filmini çekmişti Yücel Çakmaklı.
Adına ‘Birleşen Yollar’ demişti.
Türkan Şoray ve Ekrem Bora vardı başrolde…
Romandaki ‘bildiri’ filme tam olarak yansımamıştı ama yine de idare ederdi.
İslamcı / Mukaddesatçı / Maneviyatçı kesimler, menkıbelere bayılır.
O dönem Türkan Şoray’ın oynadığı rolden etkilendiği, gözyaşlarına boğulduğu, yaşadığı hayatı bıraktığı yolunda iddialar menkıbeler, dolaşıyordu küçük, yoksul ve dindar evlerde...

HUZUR SOKAĞI’NDAN BUGÜN DİZİ ÇIKAR MI

ATV kolları sıvamış…
Bilal bulunmuş, Feyza bulunmuş, Hilal bulunmuş…
‘Huzur Sokağı’ dizi oluyormuş.
Keşke yapmasalar…
Keşke vazgeçseler…
Çünkü…
‘Huzur Sokağı’ bugün için ancak ‘eskide kalan güzel günler’ öyküsünden başka bir şey değil.
‘Huzur Sokağı’ diye bir şey yok.
Roller değişti.
Duygular da…
Sınıflar da…

KÖPRÜNÜN ALTINDAN ÇOK SULAR AKTI

O yoksul dindar sokak yok artık…
 O sokağın sakinleri zengin olan oldu, zengin olamayanlar da en azından orta sınıf oldu.
 Apartmanları dejenere Batıcı tipler dikmiyor, muhafazakar müteahhitler dikiyor.
 Bilal’in altında cip var…
 Liberal tezlere bel bağlayan Bilal, muzaffer bir tebessümle gidiyor memleketin en mühim üniversitesine…
 Romanda ‘ezici, baskıcı, Batıcı’ diye lanetlenen adam, ‘gittikçe yoksullaşmış tekaüt bir CHP’li’den başkası değil. Eski gücünden eser bile yok yani…
 Buram buram iyilikle çevrili sokak sakinleri, intikam peşinde: Kendilerine kötülük yapanların defterlerini dürmekle uğraşıyorlar.
Yani demem o ki:
Köprünün altından çok sular aktı.
Eğer ‘Huzur Sokağı’nı dizi yapanlar...
Olaya ‘bir zamanlar böyleydiler’ perspektifiyle yaklaşacaklarsa sorun yok…
Ama hâlâ geçerliliğini koruyan bir öyküye yaklaşır gibi yaklaşacaklarsa…
İşte orada sorunlar başlar…
Çünkü artık ‘Huzur Sokağı’ndan, bugüne dair bir dizi çıkmaz.
Çıksa çıksa ‘belgesel’ çıkar, ‘tarihi film’ çıkar…

Olimpiyatlarda neden başarılı olamıyoruz

- Futbolla yatıp futbolla kalktığımız için… (Gerçi futbolda da halimiz harap ama neyse…)
- Çinlilerdeki azim bizde olmadığı için…
- Başbakan’ın atletlerimize “Hızlı koşun”, güreşçilerimize “Künde atmayı öğrenin”, boksörlerimize “Kontra yumruklara dikkat edin” türü taktiklerine gereken ehemmiyet verilmediği için…
- Tezcanlı olduğumuz için…
- Artistik hareketleri sadece sokaklarda birbirimize karşı yapmaya meyyal olduğumuz için…
- Fileli sporlarda kadın takım oyuncularına ‘peri’, ‘sultan’ türü lakaplar takarak hep abartılı bir gazlama içinde olduğumuz için…
- Başkaları tarafından yetiştirilen sporcuları, son anda ülke vatandaşı yapıp yarışmalara göndermeyi ihmal ettiğimiz için…
- “Hadi aslanım, hadi koçum, kap madalyayı gel” diyerek sporcularda aşırı strese yol açtığımız için...

X

Garo Paylan’a vicdani noktadan bir sesleniş

Sayın Garo Paylan...

Ermenistan, bebekleri katlederken...

HDP milletvekili olarak şöyle dediniz:

*

“Karabağ’da süren savaşta her iki taraf da sivil yerleşim yerlerine saldırılar düzenliyor. Azeri ve Ermeni güçleri, derhal sivil yerleşim yerlerine saldırıları durdurmalıdır”.

*

Sayın Garo Paylan...

Ermenistan’ın, savaş hattının çok uzağındaki Gence kentinde bebekleri katlettiği gecenin sabahında vicdanlı bir siyasetçinin yapacağı açıklama böyle mi olmalıydı?

“İki taraf da yapıyor”

Yazının Devamını Oku

Aranan aday niye Ahmet Necdet Sezer olmasın ki?

“Sustu, sustu, sustu... Işık olayında konuştu” diye bir eleştiri yazdım dün Ahmet Necdet Sezer için.

 

Ağır bir eleştiri değildi ha!

İmbat rüzgârı gibi hafif bir eleştiriydi.

*

Hatta eleştiri bile sayılmazdı yazdıklarım.

Minnacık bir yadırgama denilip geçilecek cinstendi.

*

Öyle bir tepki aldım ki...

Yazının Devamını Oku

Susup susup susup ışık olayında konuşmak

Eski cumhurbaşkanlarımızdan Ahmet Necdet Sezer...

Sel oldu sustu, deprem oldu sustu.

Seçim oldu sustu, referandum oldu sustu.

Darbe oldu sustu, Ergenekon oldu sustu.

Afrin’de sustu, Libya’da sustu.

10 Kasım’lar, 29 Ekim’ler, 30 Ağustos’lar... Sustu.

Düğün oldu sustu, cenaze oldu sustu.

Dirayetli bir susuştu onunki.

Yazının Devamını Oku

Anayasa Mahkemesi palyaçoluk yeri değildir

Gençler pek bilmez:

 

Eskiden darbeler şu iki parolayla “Geliyorum” derdi:

*

- BİR: Genelkurmay’ın ışıkları yanıyor.

*

- İKİ: Genç subaylar rahatsız.

*

Bu

Yazının Devamını Oku

Peki, iyi tamam... Sunmayın halkoyuna

İyi niyetli bir yazı yazdım.

Dedim ki:

*

“İstanbul’da yol kenarlarındaki yeşil peyzajlar, benim hoşuma gidiyordu. Yerine yapılacak olanı da pek sevmedim. Ama bu benim kişisel görüşüm. Belki İstanbul halkı, benden farklı düşünüyor olabilir. Bu konu halkoyuna sunulamaz mı?”

*



Yazının Devamını Oku

Hiç utanmadan üstleniyorlar

Yangınlar çıktı.

- Börtü böcek, kurt kuş yandı.

- Ağaçlar kavruldu, yeşiller gri oldu.

- Doğayı simsiyah bir duman kapladı.

- Evler, ocaklar söndü.

*

“Ateşin Çocukları” adlı PKK’nın alçaklar sürüsü...

Yazının Devamını Oku

Bozulur bu ateşkes

Dikkatinizi çekti mi?

Şu ana kadar...

Şu koca yeryüzünde...

Bir tek kişi bile...

“Ermenistan haklıdır” demedi, diyemedi.

Putin’i, Macron’u, Trump’ı...

Hatta ve hatta Paşinyan’ı bile...

Böyle bir şey demedi, diyemedi.

Yazının Devamını Oku

Uyan da bak ey Denktaş başımıza gelen şu işe!

Rauf Denktaş, bizim açımızdan şu iki şeyi temsil ediyordu:

- BİR: Statükoculuğu...

- İKİ: Çözümü çözümsüzlükte aramayı...



*

Şimdi Rauf Denktaş’ın koltuğunda

Yazının Devamını Oku

Azerbaycan’dan üç kadın portresi

Tarafsız Bölge’de üç Azerbaycan kadınını tanıdım.

Biri sanatçı... Biri bürokrat... Biri siyasetçi...

Üçüne de hayran kaldım.

*

Üçü de bilinçli... Üçü de yürekli... Üçü de kararlı... Üçü de dikkatli... Üçü de ölçülü... Üçü de konuya fazlasıyla hâkim... Üçü de dünyaya açık... Üçü de müthiş hatip... Üçü de çok iyi yetişmiş...

*

Tek tek tanıtmak isterim bu üç Azerbaycan kadınını:

Yazının Devamını Oku

Tarikatçıların devlette görev almasına dair

Bir tarikata ya da bir cemaate gönül vermiş bir insanın devlet kademelerinde görev almasına hiç karşı değildim ben.

Çok yazı yazdım bu konuda. “Ne yani? Adam cemaatçi ya da tarikatçı diye devlet kademelerinde görev alamayacak mı?” falan diye...

*

Ama FETÖ vakasını görünce... Bu yaklaşımım allak bullak oldu.

FETÖ vakası ne demektir? En basit, en yalın, en dört başı mamur bir şekilde şu demektir:

*

Bir cemaate gönül vermiş bir insanın; general, hâkim, savcı, daire başkanı, özel kalem müdürü, müsteşar, Emniyet müdürü olduğunda...

Devlet hiyerarşisini bir tarafa bırakıp bağlı olduğu cemaatin hiyerarşisine tabi olması demektir.

*

Yazının Devamını Oku

GATA’nın meczubuna dair

Adı Ali Edizer...

GATA’da başhekim yardımcısı... Yaptığı paylaşımlar nedeniyle görevden alındı... Adam herkesin dilinde... Ben de şöyle bir baktım paylaşımlarına... Çok ilginç bir portre var karşımızda... Şöyle bir portre:

*

Adam, tam bir magazin düşkünü.

Ajda Pekkan’ın aşklarından falan söz ediyor.

*

Adam, tam kadın öfkesine maruz kalabilecek bir tip.

Eşini aldatan erkeklere, ikinci/üçüncü eş almayı öneriyor.

*

Yazının Devamını Oku

Ayıptır ayıp

Bir sosyal medya hesabı var.

Palavracı bir hesap. Her tarafından pislik akıyor. Küfürler, hakaretler, kabalıklar, çirkinlikler falan.

*

Bu hesabın işi gücü Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’la ilgili yalanlar uydurmak.



“Ali Erbaş şöyle dedi”

Yazının Devamını Oku

Bir Paşinyan ağlıyor gözleri yaşlı

“Paşinyan” sözcüğünü duyunca nedense aklıma ilk gelen şey kafiye uydurmak.

- Mesela “Paşinyan / Perişan” gibi...

- Mesela “Paşinyan / Pişman” gibi...

Küçümsüyorum bu uğraşı ama yine de kendimi alamıyorum kafiye uydurmaktan.



*

Yazının Devamını Oku

300 cihatçı palavrası 300 Spartalı’dan esinlenme mi?

Azerbaycan’a 300 cihatçı gitmiş.

 

Batı basını bunu yazıyor. Macron bunu söylüyor. İçimizden bazıları da buna sarılıyor.

*

“300 cihatçı gitti... Türkiye gönderdi...” deyip duruyorlar.



Yazının Devamını Oku

Hasta sayısı vaka sayısı meselesine dair

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamalarını dikkatle dinledim.

Bakan Fahrettin Koca...

Semptom göstermeyenlerin hasta sayılmayacağını, bu nedenle 28 Temmuz’dan beri günlük veri tablosunda yer almadıklarını söylüyor.

*

Semptom göstermeyenleri “hasta” saymamak mümkün.

Çünkü semptom göstermeyenler hem sağlık sistemimize yük olmuyorlar, hem de gerçekten “hasta” özelliği taşımıyorlar.

Buraya kadar sorun yok.

*

Sorun şurada:

Yazının Devamını Oku

İslam cumhuriyeti değil kolpacılık cumhuriyeti

Ermenistan...

- Haksız.

- İşgalci.

- Saldırgan.

*

Azerbaycan ise...

- Haklı.

- İşgale uğramış.

- Saldırıya cevap veriyor.

Yazının Devamını Oku

‘Orada ne işimiz var’ sorusunun cevapları

Azerbaycan’da şöyle bir işimiz var:

 

Aynı dili konuştuğumuz kardeşlerimizin topraklarına bir saldırı düzenlendi. Kardeşlerimiz vatan savunmasında. Bizim de onların yanında olmak gibi bir insanlık görevimiz var. İşimiz budur.



*

Libya’da şöyle bir işimiz var:

Yazının Devamını Oku

Mazlum Azerbaycan’ın yanındayım

Bir Azerbaycan duyarlılığım yoktu benim eskiden.

 

Bakü’ye son gittiğimde oluştu bu duyarlılık bende.

Dükkânlarında alışveriş yaptım, sokaklarında dolaştım, insanlarıyla konuştum, havasını kokladım.

*

Ve şunu fark ettim:


Yazının Devamını Oku

İki adam ve yapılması gereken iki şey

Birinci adam... Dar paçalı maganda

ÜSTÜ açık arabasını yol kenarına çekmiş. Arabanın önüne oturmuş. Mehter Marşı’nı açmış. Silahı ateşliyor. Silah ateşlenirken de arabada bayrak beliriyor.



*

Bu dar paça pantolonlu magandayla ilgili yapılabilecek iki şey var:

*

Yazının Devamını Oku

Kobani gözaltıları ve iki soru işareti

Kobani olayları dediğimiz olaylarda...

- 37 kişi öldü.

- 761 kişi yaralandı.

- 131 sokak olayı yaşandı.

- 197 okul yakıldı.

- 269 kamu binası tahrip edildi.

- 731 ev ve işyeri yağmalandı.

- 1230 araç kullanılamaz hale getirildi.

*

Yazının Devamını Oku