Hüzün ve disiplin

Mümtaz SOYSAL
Haberin Devamı

Seyredenler biliyor: Dünya Kupası maçları keyifli başlamadı.

Arjantin, Yugoslavya, hatta Brezilya gibi ünlü takımlar beklenen oyunlarını tutturamıyor. Yıl boyu yabancı kulüplerde top koşturan oyuncuları birkaç haftalık ortak çalışmayla sahaya sürünce başka türlü olabilir miydi?

Buna karşılık, Cezayir, Japonya, İran gibi ülkelerin takımlarında parmak ısırtan bir hırs, beklenmedik bir direniş. Ekran önlerinde şaşıran yüz milyonlarca insana hiç olmazsa iki saat boyunca ülkelerinden söz ettirmiş oluyorlar.

İçinizden, ‘‘Keşke Türkiye de oynasaydı ve birazcık da biz başkalarına parmak ısırtsaydık!’’ demek geçmez mi?

Ama hemen arkasından, iyi hazırlanmadan çıkılmış, laubali oynanıp ruhsuz bitirilmiş eleme maçları aklınıza gelerek üstünüze hüzün çökmüyor mu? Örneğin, 2-1 duruma getirilmiş bir Belçika maçını belki bir beraberliğe, belki de daha iyi bir sonuca vardırmak varken, hakeme tükürüp kendini attırtan bir Sergen?

Hüzünlerden çoğunun gerisinde pişmanlıklar, ihmaller, tembellikler yatar.

Genellikle de disiplinsizlikler.

Siyasetteki kalitesizlik, kural ve hukuk tanımayan savruk bir demokrasinin sonucu değil midir? Yahut, sorunlarını çoktan çözmüş ülkelere özenerek kör piyasa koşullarına terk edilen başıboş bir ekonomiden ne bekleyebilirsiniz? Çalışmak ve düzeltmek yerine satıp savmaktan başka şey bilmeyen, emirlerine trilyonluk kurumlar bırakılmış şımarık ‘‘harika çocuklar’’dan?

Ülkenin genelinde bu başıboşluğa, disiplinsizliğe, savrukluğa, kör gidişe, üretmeden tüketme tembelliğine son vermek gerektiği gibi, sporda da gerekiyor.

Başkasını seyretmenin keyfi için yabancı futbolcu almayı ve oynatmayı bu kadar geniş tutmak, ikiyi üçe, üçü dörde çıkarmak doğru mu olmuştur?

Yerli veya yabancı, ün peşinde kayıp gidecek geçici ‘‘yıldız’’lara ödenen çılgın paralarla çok iyi teknik direktör ve antrenörler çağırmak, sürekli ‘‘yetiştiriciler yetiştiren’’ insanlar getirmek daha akıl kârı değil midir?

O paralarla bol altyapı oluşturmak, kulüplere bağlı futbol okullarını çoğaltmak, aynı şeyi yalnız futbolda değil, sporların hepsinde yapmak?

Konuları bütün olarak görüp kaynaklara göre planlayarak disiplinli çalışmaya bağlama yerine aldatıcı parlayışlarla ve transfer ekonomileriyle nereye geldiğimiz ve gelebileceğimiz bellidir. Özalcılık göstermedi mi?

Kaynak deyince, boş olimpiyat hayalleri uğruna akıtılmış milyarları anımsamadan durmak zordur. Hele 2004 yılı da Atina'ya gittikten sonra?

Artık çok uzun bir süre İstanbul söz konusu olamayacağına göre, acaba 1992'den beri lobicilik denen akıl ermez ‘‘sanat’’a ve onun dedikodulu dallarına yasayla aktarılan kaynakları daha ciddi kullanmak gerekmez mi?

Örneğin, olimpiyat ‘‘tezgâhlamak’’ için kurulmuş ‘‘Hazırlık ve Düzenleme Kurulu’’nu köklü, uzun soluklu ve işlek bir mekanizmaya dönüştürmek, şimdi Spor-Loto ve at yarışlarından Milli Piyango'ya, Konut Fonu ve anakent belediye bütçesinden konsolide bütçeye kadar çeşitli yerlerden akan paralarla daha çok disiplin isteyen uzak vadeli çarkları çalıştırmak?

Ekonomide olduğu gibi, sporda da.

Yoksa, her kahır akşamı, hoş geldin hüzün!













Yazarın Tüm Yazıları