HÜRREM’İ İZLEDİNİZ, BİLİYORSUNUZ… İŞTE BU DA KÖSEM SULTAN’IN HİKAYESİ…

‘Osmanlı Amazonları’nın ekran macerası öyle kolay bitecek gibi görünmüyor. Muhteşem Yüzyıl’dan sonra yine TİMS Production tarafından hayata geçirilecek olan Kösem Sultan dizisi için adaylar arasında kıyasıya bir rekabet başlamış bile... Bakalım Kösem’i dedikleri gibi Hazal Kaya, Beran Saat, Naz Elmas veya Meryem Uzerli’den biri mi canlandıracak ?

Haberin Devamı

İşte Osmanlı’yı yöneten kadınlar arasında en hırslı ve ihtiraslı bir ismin, Kösem Sultan’ın bir masal gibi başlayıp kötü sonla biten akıllara durgunluk veren öyküsü...

Harem deyince genç güzel kadınlar, dans eden rakkaseler, cariyeler, harem ağları ve içeride yaşanan entrikalar gelir aklımıza. Oysa sanılanın aksine Osmanlı’da Harem, padişahlar için kurulmuş bir ‘bakireler havuzu’ değil, başlı başına politik bir kurumdu. Bir aşk mabedinden çok bir üniversiteydi harem ve cariyeler de bu üniversitelerin öğrencileri... Çocuk yaşta hareme alınan genç kızlar öyle bir eğitimden geçiyorlardı ki, zamanı gelince padişahları bile etkileyip koskaca Osmanlı’nın kaderinde rol oynuyorlardı. Hürrem Sultan onlardan sadece biriydi... Şimdi size bir başka Osmanlı Amazon’un, Kösem Sultan’ın öyküsünü anlatacağım. Bakalım Hürrem mi yamanmış, Kösem mi?

Haberin Devamı

Topkapı Sarayı’nın uçsuz bucaksız koridorları onun ayak sesleriyle çınlıyordu. Yüzünde öfkeden çok kararlı bir maske vardı sanki. Onu görenler az önce öz oğlunun ölüm emrini verdiğini ve infazı bizzat seyrettiğini asla anlayamazlardı. Sonunda büyük bir salonun kapısını açtı ve içeri girdi. Annesinin geldiğini gören Sultan İbrahim, olduğu yerde korkuyla büzüldü, gözlerindeki dehşet ifadesini saklamaya çalıştı. Kösem Sultan oğluna baktı ve ilk kez gülümsedi; “Ağabeyin Sultan Murat Han öldü oğlum. Osmanlı tahtı artık senindir...” İbrahim yalvarırcasına konuştu; “Beni denemek istiyorsun ama hevesim yoktur, ben istemem tahtı da tacı da...”

Kösem Sultan onu dinlemedi bile... Yanındaki iri yarı iki Kapı Ağası’na işaret etti. İbrahim’i kollarından tutup Taht Odası’na doğru sürüklerlerken genç sultan hala yalvarıyordu. Bunun üzerine onu, ağabeyi IV. Murat’ın odasına doğru iteklediler. Kösem, henüz cesedi soğumamış diğer oğlu Murat’ı işaret etti ve buz gibi bir sesle konuştu. “Kardeşin öldü. Artık bana karşı çıkamayacak. Onun kaderini paylaşmak istemiyorsan tahtın sahibi olacaksın ve her dediğimi yapacaksın”

Haberin Devamı

Kendi kararlarına uymayan ve giderek ona başkaldıran oğlu IV. Murat’ı cellatlarına boğazlatıp diğer oğlu İbrahim’i tahta çıkaran Kösem Sultan, 48 yıl hüküm sürdü Osmanlı’da. Sultan İbrahim’e gelince onun ne tahtta, ne taçta gözü vardı. Ağabeyinin akıbetini tanık olduğu için ölüm korkusu içinde yaşıyor bu duygular da onu giderek dengesizleştiriyordu.

Bu stres dolu yaşam İbrahim’i iyice bunalıma soktu ve onu iktidarsızlığa sürükledi. Artık kadınlara karşı ilgi duymuyordu. Oysa Kösem’in soyunun iktidarda kalması için İbrahim’in bir erkek evlat sahibi olması gerekiyordu. En güzel cariyeler bile bu konuda yetersiz kalınca Kösem onu bir cinci hocanın ellerine teslim etti. İbrahim sonunda iyice kontrolden çıkmış, Kösem’in de umutları sönmüştü. Osmanlı’nın devamı için İbrahim’in de kellesi gidecekti. Çünkü yerine geçecek yeni bir aday vardı.

Haberin Devamı

Hücresinin kapısına örülen her tuğla, Sultan İbrahim’in canhıraş feryatlarını biraz daha boğuk hale getiriyordu. Daha birkaç saat önce Osmanı tahtında oturan İbrahim, şimdi bir daha hiç çıkmamacasına taş bir hücreye mahkum ediliyordu. Esir-i Azam, Şeyhülislam ve diğer vezirler bu vahşi sahneyi izliyorlardı ama ellerinden bir şey gelmiyordu. Kösem Sultan böyle buyurmuştu çünkü.... Diri diri hücreye gömülen İbrahim’in çığlıkları günlerce sürdü. Sonunda Kösem bile dayanamadı bu feryatlara; ne de olsa o da bir ‘anneydi’… Artık çözüm Cellat Kara Ali’ydi... Hücrenin duvarı kırılırken Kara Ali, urganı hazırlamıştı bile. İçeriye girip İbrahim’in boynuna dolaması ve canını alması sadece birkaç dakika sürdü.

Haberin Devamı

İbrahim, son nefesini verirken Kösem Sultan, Topkapı Sarayı’ndaki bir başka odaya giriyordu. Az ileride kendisine merakla bakan torununa gülümsedi ve “Baban öldü aslanım” dedi, “Taht artık senindir. Büyük annenin sözünden çıkmazsan da hep senin kalacaktır!”

Yeni Padişah V. Mehmet, tahta atının üzerinde sallanırken gülen gözlerle babaannesine bakıyordu ve henüz 6 yaşındaydı…

Kösem Sultan’ın yıldızı, Sultan I. Ahmet’in onu fark etmesiyle parlamıştı. Cildi öylesine pürüssüz ve beyazdı ki, Sultan onu görür görmez “Bunda böyle senin adın Kösem’dir” demiş ve büyük bir sevgiyle bağlanmıştı. O da önce Sultan Ahmet’i avcunun içine, sonra da devletin iplerini eline almıştı. Bu arada Ahmet’ten iki oğlu oldu. Bunlar daha sonra tahta çıkacak olan IV. Murat ve I.İbrahim’di… Bu arada onun bütün planlarını sekteye uğratan bir gelişme yaşandı ve Sultan I. Ahmet’in 28 yaşında ölmesi üzerine tahta onun kardeşi Sultan Mustafa geçti... Ama Kösem yılmadan sırasını bekleyecekti...

Haberin Devamı

Daha sonra tahta I. Ahmet'in oğlu 15 yaşındaki II. Osman çıktı. Genç Osman lakaplı bu padişah, Yeniçeri ağalarının rüşvet çarkını ortaya çıkarıp onların paralarını kesince tarihte ilk kez bir Yeniçeri isyanına neden oldu. Osman, Yedikule zindanlarında boğularak öldürüldüğünde sadece 18 yaşındaydı. Artık söz sırası Kösem Sultan’daydı. Tahta çıkma sırası onun 11 yaşındaki oğlu IV. Murat’a gelmişti. Kısaca Osmanlı denetimi artık tümüyle Kösem’e kalmıştı.

İktidarda kaldığı on yıl içinde Kösem Sultan, padişahların üzerinden gelemeyeceği siyasi sorunları akıl almaz zekasıyla çözmeyi başardı. Sadrazamları, sadrazamlara; klikleri kliklere; düşman devletleri de birbirine kırdırarak… Ama IV. Murat artık büyümüş, annesine başkaldırmaya başlamıştı. Kösem Sultan’ın tavrı ise kesin ve acımasızdı. Onu öldürüp yerine diğer oğlu İbrahim’i geçirmekte hiç tereddüt etmedi. Fakat Sultan İbrahim’in sonu da ağabeyinden farksız oldu. Sıra torunu IV. Mehmet’e gelmişti...

Diğer yanda Osmanlı’daki Amazon kanunu sessizce döndürüyordu çarklarını. IV. Mehmet’in annesi Turhan Sultan, iktidar sırasının artık kendisine geldiğini düşünmeye başlamıştı. Kösem ilk defa ciddi bir rakiple karşı karşıya olduğunu fark etmiş ve tarifsiz bir korkuya kapılmıştı.

‘Korkunun ecele faydası yoktur’ lafının somut örneği Deli Doğancı oldu. Sarayın en acımasız celladı, o gece Turhan Sultan’ın emri ile Kösem’in peşine düştü. O ve üç adamı avcunun içi gibi bildikleri karanlık koridarlarda sessizce ilerlediler.

Kösem Sultan yaklaşan tehlikeyi sezmişti. Yatak odasındaki aynanın arkasında bulunan gizli geçide süzüldü. Burası küçük bir salona açılıyordu. Masanın üzerindeki şamdanı yakarak dua etmeye başladı. Gizli yerini kimsenin bulamayacağından emindi.

Ama yanılıyordu. Deli Doğancı onu nerede bulacağını biliyordu. Doğruca gizli odaya gitti ve kartal pençesini andıran elleriyle Kösem’i yakaladığı gibi yatak odasına sürükledi....

Yalvarması, aman dilemesi fayda etmedi Kösem’in. Deli Doğancı, perdenin ipini koparıp Sultan’ın boğazına doladı. İpi çektiği zaman bir dönem için yalnızca Osmanlı’nın değil, dünyanın en güçlü kadını tarihin tozlu sayfaları arasına karışıyordu.

Yazarın Tüm Yazıları