Hissetmek gerek yaşamak için.

Güleryüzle çaldığım her kalp, açtı kapısını bana.

Haberin Devamı

Geçtiğimiz aylarda bir arkadaşımın skolyoz röportajı sayesinde tanıdım Fulya Küçükaksoy'u ve kısa zamanda “iyi ki tanımışım” dediğim insanlardan oldu. Onun yaşıtları günlerini gün etme peşindeyken Fulya Küçükaksoy kendisini sanata ve gönüllülük işlerine adamış. Adamış demem size abartı gelmesin, www.fulyakucukaksoy.com'u ziyaret edin ve kendi gözlerinizle görün. Ülkemizde böylesine gönül vermiş insanları bulmak zor, ben o zor bulunanlardan birini buldum ve sizlerle de tanıştırmak istedim.

Hadi, hep birlikte Fulya Küçükaksoy'un dünyasına ufak bir gezintiye gidiyoruz.

1) Sevgili Fulya Küçükaksoy, bize kısaca kendinden bahsedermisin?

Merhaba, öncelikle bu samimi röportaj için çok teşekkür ederim. 1988 Eylül doğumluyum. Doğduğum yer olan Kırklareli’den hemen ayrılıp, Kocaeli Değirmendere’ye yerleşmişiz ve o günden beri bu küçük, sakin ve huzurlu sahil kasabasında yaşıyorum. İşletme ve Konservatuar mezuniyetimden sonra girdiğim iş yerimde, Vehbi Koç Vakfı Ford Otosan Gölcük Kültür ve Sosyal Yaşam Merkezi’nde 5 yıldır çalışmaktayım. Kültür sanat, organizasyon, sosyal sorumluluk projeleri yapıp, aynı zamanda aşık olduğum müziğime de devam etmekteyim. Bunun yanı sıra çeşitli klüplerde gönüllü olarak yer alıp, yapılan projeleri tüm Türkiye’ye duyurma gibi bir misyonla yaşıyorum diyebilirim. Aynı zamanda sürekli farklı yerleri gezip, oradaki kültürü ve sanatı bilmeyenlerle paylaşıyorum. Kısacası hayattan zevk almayı biraz erken yaşta yakalayabilenlerdenim.

Haberin Devamı

2) Seni tanıdığım ve takip ettiğim kadarıyla sanat senin hayatında önemli bir yer kaplıyor. Sana göre sanat nedir? Sanat dediğimiz kültürel olgu toplumumuzda hak ettiği değeri görüyor mu sence?

Mezun olduğum okul ve akabinde çalıştığım şirketteki görevim sayesinde sanat hayatımın tüm alanını kaplıyor diyebilirim. Sanat denince akan sular duruyor bende. Sanat benim için nefes demek! O varsa nefes alıyorum, nefes alıyorsam muhakkak bir yerlerde O var. Hakettiği değeri görüyor mu diye sorduğunuzda hak ettiği değeri görse de görmese de daha çok üzerine eğilmemiz gerektiği düşüncesindeyim. Politik bir cevap vermeye çalışmadım, yanlış anlamayın ￿ Sanat bitmek tükenmez, sonsuz bir hayat bana göre. Asla “Evet bu sondur! Bitmiştir, sanatı öğrendim.” diyemez insan, doğal olarak hiçbir zaman hakettiği yerde olmadığı düşünülür. Bence bunu düşüneceğimize, çocuklara sanatı aşılamalı, sanatla henüz tanışmayanları bir eserle, bir oyunla ya da bir sanatçı ile tanıştırmalı, onların bakış açısını tamamen değiştirmeliyiz. Emin olun gözlerindeki ışığı görünce “O an”; sanatın onlar için hakettiği yere birgün geleceğine inandığınız an olacak.

Haberin Devamı


3) Sanat yönetmeni olduğunu söyledin. Ülkemizde bu mesleği icra etmenin avantajları ve dezavantajları nelerdir?

5 senedir bu mesleği yapan biri olarak hiçbir dezavantajını gördüğümü söyleyemem. Küçük bir kasabada büyüdüm ben. Haliyle üniversiteye ve mezun olana kadar burada olanlar ve imkanlar dahilinde sanatla içli dışlı olabildim. Yani şimdi burada yaşayan çocuk/gençler gibi sanata/sanatsal her türlü aktiviteye açtım. Tiyatro, konser gibi organizasyonlar vardı fakat yeterli gelmiyordu belki de. Şimdiki gibi bu tarz organizasyonların yapıldığı illere ya da ülkelere gitmek bu denli kolay da değildi haliyle. Sanırım bu duygu beni sanat yönetmenliğine itti. Asistan olarak başladığım bu yolda, birçok sanatçı ile tanıştım, yoluma ışık tutanlar sayesinde sanatın bilinmeyen her yönünü öğrendim, fikirlerimi açıkça söyleyebilme gücünü kazandım ve bugün bu mesleğin avantajları sayesinde gururla çalışıyorum. Mesleğimin dezavantajını yaşamadım bugüne kadar. Avantajları ise yukarda da belirttiğim gibi saymakla bitmez aslında. Sanatla dokunduğunuz, sanat kokusu aldığınız hiçbirşeyde de dezavantaj olacağını sanmıyorum. Tabi sanat anlayışına göre ülkemizde bu değişiklik gösteriyor.

4) Aynı zamanda bloggersın. Gezdiğin, gördüğün, deneyimlediğin her şeyi bloğundan insanlarla paylaşıyorsun. Nasıl geri dönüşler alıyorsun?

Blogumu ilk açtığım zamanlarda sadece annem, babam ve bir tane arkadaşım takip ediyordu beni. Çok üzülüyordum o zamanlar, yalan yok. Ama pes etmedim. Kendimi duyurma gibi bir çaba içerisine girmedim. Ne zamanki blogumu küçükken yazdığım gibi günlük yazıyor gibi hissettim, o zaman takipçilerim sırayla benim sayfama geldiler. Çünkü çok içtendim.. Ne hissediyorsam onu yazdım. Gezmeyi çok seviyorum. Kendimi bildim bileli geziyorum. Fazla gidilmeyen yerlere gitmeyi çok seviyorum özellikle. Küçüklüğümden beri para biriktirip bunu sadece seyahate harcamış biri duruyor karşınızda. Haliyle bunu anlatmayı, bilmeyene oralardan bahsetmeyi çok seviyorum. Bunun için internet gibi güçlü bir ilaç var elimde. Türkiye’yi ve Dünya’yı doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine gezip, bunları hem yazı hem fotoğrafla blogumda paylaşıyorum. Harika geri dönüşler alıyorum. Yazılarım sayesinde tatil planlarını değiştirenler bile var Tavsiye ettiğim yerlere gidip oralardan bana mailler atıp mutluluklarını dile getirenler beni daha çok yazı yazmaya şevk ediyor diyebilirim. Birtek seyahat anlamında değil, yaptığım sosyal sorumluluk projelerine de blogum sayesinde birçok kişi destek oluyor. Bu sayede daha güçlü bir şekilde projeleri gerçekleştiriyoruz. Projelerimin içerisinde kanserli çocuklar, kimsesiz çocuklar, engel(siz) dostlarım olduğundan yazılarım sayesinde bana ulaşan sayısız gönüllü oluyor. Bu da bu projeleri güçlü bir şekilde gerçekleştirmemi sağlıyor. Blogun yanı sıra yazdıklarımın bazen yetmediğini, canlı yayın istediklerini söyleyen okuyucularım için de Youtube üzerinden yazılarımın videolarını çekiyorum.


5) Konservatuar diploman olduğunu da öğrendim. Neden müzik yerine yazmayı tercih ettin?

Üniversitede hep müzikle insana dokunacağımı düşünürdüm. Müzik dinlemeyen kimse yoktur çünkü. Bunu çok iyi başardığımdan emindim ve bir akşam kendimi müzik eşliğinde yazıyorken buldum. Durduğumda; kafamdaki birçok projeyi yazdığımı, gezdiğim yerleri anlattığımı, sanatı, organizasyonları kaleme döktüğümü gördüm. Kendimle değil de başka birileriyle konuşuyormuşum gibi hissettim ve o akşam yaşadıklarımı yazarak herkese ulaşmak istediğimi anladım. Başarılı da oldum diye düşünüyorum. Yola başladığım sırada 2 kişi (Annemle babam) beni takip ederken, şimdi birçok kişinin parmağının ucuna getiriyorum projelerimi ve organizasyonlarımı. Onları alıp seyahatlerime götürüyorum, birlikte geziyoruz. “Hissetmek gerek yaşamak için.” derler ya; ben yazarken hissediyorum; okuyucular da kalben kendilerini yanımda hissetsinler diye.

6) Yazılarınla kimlere, nasıl bir mesaj vermeye çalışıyorsun? Dünya’ya vermek istediğin mesaj nedir?

Belirli bir kesime hitap etme amacım yok. Kısacası okumayı seven herkese hitap etmek istiyorum yazılarımda ve videolarımda. Artık herkesin elinin altında internet olduğunu düşünüyorum.Bu yüzden yazdığım yazıları da herkes okusun istiyorum. Amacım Doğu’daki bir arkadaşımıza İstanbul’daki sergiyi gezdirmek, Batı’daki bir arkadaşımıza Van’daki köy okullarından bahsetmek ve onlar arasında yıkılmayacak bir köprü kurmak.

7) Sosyal sorumluluk kapsamında yaptığın röportajlar da var. Peki, sosyal sorumluluk dediğimizde önceliği
n hangi alan? Sağlık, çocuklar, hayvanlar, kadınlar vb.

Çocuk! Aslında öncelik olmaması gerektiğini düşünüyorum, öncelik sorduğunuz için aklıma gelen, kalbimden geçen bu. Sağlık herşeyden önce geliyor, farkında olmalı, çevremizdekilerin farkına varması için elimizden geleni yapmalıyız düşüncesi içerisindeyim. Ama çocuk! Yani geleceğimiz. Asıl üzerine düşmemiz gereken bu... Geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklar ile ilgili yapılan her projede yer almaya çalışıyorum. Çünkü ileride sağlığa da, hayvana da, yaşlılara da, kadınlara da hep o çocuklar sahip çıkacak.

8) Ülkemizde aktivist olmak zor. Hiç pes etme noktasına geldiğin oldu mu?

Lisede tanıştığım bir arkadaşım sayesinde aktivist olmaya karar verdim ben. O’nun o yaşına rağmen yazdığı projeler, katıldığı sosyal sorumluluk projeleri sayesinde ne kadar güçlü olduğunu anladım. Amacım hiçbir zaman bulunduğum ya da bulunacağım ortamda parmakla gösterilmek olmadı. Kimse benimle gurur da duymayabilirdi, bu yolumu değiştirmemi sağlamazdı. Ben sadece başarmak istedim. Bunun için de yüzleri güldürmem gerekiyordu. Hayatta hiçbirşeyin tek başına yapılabileceğini sanmam. Sağlık doktorla, eğitim öğretenle, aşk karşı cinsle, iş okulla, saygı ve ahlak aile ile; yüzleri güldürmek ise motivasyonla; yani birlikle beraberlikle. Aktivist olmak beni hiç zor duruma sokmadı. Çünkü ben karşıt düşünce yaratayım değil, karşıt düşünceler içerisinde bir olarak ihtiyacı olanı güldürme çabasındaydım. Güleryüzle çaldığım her kalp, açtı kapısını bana ve ben onlar sayesinde hiçbir zaman pes etme noktasına gelmedim.

9) Hedeflerin nelerdir?

Yazılarımla farkındalığı arttırmak! Herşey için.
Aşk için, sevgi için, kendimizi anlamamız için, gidilmemiş yerlere götürmek için, görülmeyen ne varsa göstermek için, çocuklara sanatı sevdirmek, bir sergiyi bedenen olmasa da bilgisayar başında gezdirmek, anneleri bilinçlendirmek, yaşlıların olduğunu hatırlatmak, hayvan sevgisi ile çocuk büyütmek, hayatta engelin olmadığını anlatmak için farkındalık yaratmak tek hedefim.


10) Son olarak yeni blogger arkadaşlarımıza ve de aktivistlere söylemek istediklerin var mı?


“Bugün hiçbirşey yaşamadım ki, ne yazacağım?” düşüncesi varsa kafanızda hemen sakince oturun ve sizin yerinizde olmak isteyenleri düşünün. Ben hep böyle yapıyorum. İyi bir konumda olmayabilirsiniz ya da çok paranız olmayabilir. Belki diğerlerinden farklısınızdır, belki hayallerinizin gerçekleşmesi için daha çok seneleriniz vardır. Belki sevgilinizden ayrılmışsınızdır, belki en yakın arkadaşınız sizi çok kırmıştır. Ama muhakkak sizi tanımayan birine anlatacak birşeyleriniz vardır. Kendinizden birşeyler anlatmak, içten olmak; yazılarınızı daha okunur kılacaktır. Aktivistler, beni bulun! Hep birlikte olalım, hep birlikte kimsesiz çocuklara gönüllü anne/abla/abi olalım, hep birlikte yaşlıların çocuğu/torunu olalım, engel(siz) dostlarımızla bir olup engelli kalpleri düzeltelim. Unutmayın; farkındalık yaratmak için insana, kalbe dokunmamız şart.

Haberin Devamı

Bu güzel röportaj teklifiniz için çok teşekkür ederim Ayça Hanım. Farkındalık yaratmak, ulaşamadığım her noktaya sizin sayenizde ulaşmak beni daha da güçlü yapacak. Başarılarınızın devamını dilerim.

Sevgiler,

FK

Röportaj : Ayça Akın
www.aycaakin.com

Yazarın Tüm Yazıları