Haydin Savaşa

Tekin ARAL
Haberin Devamı

Bir ikisi dışında, ekranlarda spor programı adı altında millete itelenen programların hali malum...

Bir, ‘Hangi futbolcu, hangi mankenin yanağından makas aldı? Şarkıcı Seda hanım Fenerbahçe’nin son maçtaki taktiği konusunda neler söyledi’ vs. abukluğudur gidiyor...

Aklı başında görünen programlarda ise, her hafta üç aşağı beş yukarı aynı arkadaşlar bir masanın etrafına dizilip saatlerce geyik muhabbeti yapıyorlar...

Öyle ki spor, yani futbol gazetecilerimiz, futbol adamlarımız arasında yapılan bu ilmi (!) tartışmalar zaman zaman amigo muhabbetine dahası kavgalara dönüşüyor... Ve bu iş yalnızca televizyonlarda değil gazetelerde de yapılıyor...

Ondan sonra hayatında döner yememiş onaltı yaşındaki delikenlı stada cebine döner bıçağı koyup gidiyor...

Artık iş tribünü falan da aştı sahaya indi... Sahalar savaş alanı gibi, ekranlar birbirini tekmeleyen, yumruklayan, birbirine tüküren futbolcu görüntüleriyle dolu...

Ben televizyonda maç seyrederken bu arada futbolcuların yüz ifadelerine bakıyorum...

Yüzlerinde mutsuzluk ve stres var...

Oysa para da kazandığın spor gibi keyifli bir iş yapıyorsun... Binlerce seyircin var... Her gün gazetelerde resimlerin çıkıyor, şanın şöhretin almış götürmüş... Neden ki bu mutsuzluk.?.

Bu mutsuzluk, basını, yöneticisi, taraftarı ve giderek sporcusu, sporu spor olmaktan, futbolu futbol olmaktan çıkarmamızdan... Neredeyse anlamsız bir kan davasına dönüştürmemizden...

Aslında bu konularda televizyonlardaki spor programlarına çok büyük görevler düşüyor.

Ama o sululuklardan, geyik muhabbetlerinden sıra mı kalıyor ki.!.

CUMHURİYET KEYFİ

Cumhuriyetimizin 75. Yıl kutlamalarını televizyonlarımızda keyifle izledik...

İçlerinde, görüntüleri ekrana gecikmeli getiren, hava durumu vs. gibi sanki Allah’ın emriymiş gibi nedenlerle o güzelim görüntülere limon sıkan kanallar da olsa, böyle coşkulu bir olayda, şu kanal şöyledi, bu kanal böyleydi diye adlı adınca bir ayrım yapmanın anlamı yok...

Ülkede öylesine insanın gözlerini yaşartan görüntüler vardı ki, araya giren ve aslında çok önemli olan uçak kaçırma haberi bile bizi o coşkudan koparamadı...

Televizyonlarımızı o gün için her ne kadar eleştirmeyeceğim dedimse de gene söylenecek bir kaç şey var...

Bunca yıldır Cumhuriyet Bayramları kutluyoruz, 10 Kasımlar’da ATA’yı anıyoruz...

Ama televizyonculuk adına bir türlü yaratıcı olamıyor, Atatürk’ün sevdiği şarkılar programı yapmanın ötesine geçemiyoruz...

Ha, şimdi hakkını yemeyelim, o 29 Ekim gecesi bir kanalda bir yenilik! yapıldı; bu kez bir mutfak dekorunda Atatürk’ün en sevdiği yemek olduğu söylenen Kurufasulye pişirdi... Ve de, ‘Ata kurufasulyenin salçalısını, kıymalısını mı severdi.?.’ benzeri bir de muhabbet yapıldı...

Aslında bu tabii ki iyi niyetle yapılmış bir programdı... Ama olmadı, olamadı...

Niye daha yeni olamıyor, niye daha özenli düşünmüyoruz ki.?.

İBO’NUN ŞOVU

Valla Sezar’ın hakkını Sezar’a, İbo’nun hakkını İbo’ya vermek lazım.

Son seyrettiğim ünlü piyanist Richard Clayderman’lı ‘İbo Show’ da, İbo’nun ‘Showman’ liği şarkılarının, türkülerinin bile önündeydi...

Biraz da cuk oturdu, ardı ardına müthiş espriler yaptı...

Clayderman piyanosunun başından kalkıp gittikten sonra, İbo’nun oturup piyano çalmayı denemesi bir ‘Şarlo’ filmi benzeri gibiydi...

Zaten ben İbo’yu o bıyığı, kaşlarıyla Şarlo’ya müthiş benzetiyorum...

Uzun sözün kısası artık İbo diye bir Showman var... Bilumum Showman’lere talk show’culara duyurulur... İbo bu işi kaptı...



Yazarın Tüm Yazıları