Gülçin yazıyor

Gülçin TELCİ

Genç kızlar müjde bekaret testiniz yolda

Işılay Saygın hiç evlenmemiş. Çocuğu da yok. Annelik hisleri bu nedenle gelişmemiş. Rahat rahat dünyanın hiçbir yerinde uygulanmayan bekaret kontrolü için ‘‘gerekli’’ diyor. Yani gencecik kızların kontrole giderken geçirecekleri ruhsal bunalımı hiçe sayabiliyor. Bakire olmalarına rağmen bu utancın onları intihara sürüklediğini bile bile. Üstelik ‘‘intihar ediyorsa edecektir’’ diyebilecek kadar da acımasız. Bekaret testinin bütün kızlara uygulanmasını istiyor. Yani anlaşılan her sene kızlarımız geçen sene yaramazlık yaptılar mı diye bir kez teste tabii tutulacaklar. Çocuğa doğruyu anlatmanın anne-baba ve devletin görevi olduğunu söylüyor. Devlet ‘baba’dır diye hepimize ekstradan bir baba hediye ediyor. Devlet baba kızının yaramazlığından da sorumlu...

Işılay Saygın yaramazlık yapan erkeklere karşı da çok katı. ‘‘Tecavüz eden erkeği asmalı’’ diyor. Saygın, zina eden erkeğe de kadına da hapis yolunu açıyor. Herhalde yakında cezaevi koğuşlarında yer kalmayacak!

Hapis cezası karşısında zina olayının azalacağına bunun da AIDS hastalığının yayılmasını engelleyeceğine inanıyor.

SOYTARI KADIN

Saygın en çok Hülya Avşar'ın Küçük İbo'yu kucağına aldığı televizyon programından sonra ‘‘soytarı gibi kadın’’ lafıyla gündeme gelmişti...

Hatta o günlerdeki gelişmelere sinirlenip ‘‘gibi lafı çok fazla’’ demişti... Hülya Avşar'da çevresine ‘‘Çoluğu yok, çocuğu yok nereden aileden sorumlu bakan oluyor’’ diye dert yanmıştı.

Işılay Saygın 1946 yılında Ankara'da doğdu. Mimarlık tahsili yaptı. Yüksel Çakmur'un Buca Belediye Başkanı olduğu yıllarda İmar Müdürlüğü yaptı. 25 yaşında Adalet Partisi'nden Buca'ya belediye başkanı oldu. Daha doğrusu Demirel kendisini aday gösterdi. (Gülay Atığ gibi genç yaşta belediye başkanı oldu). 12 Eylül sonrası en çok İzmirliler tarafından desteklenen MDP'den milletvekili seçilerek meclise girdi. İmren Aykut gibi Turgut Özal tarafından ikna edilerek ANAP'a geçti. Işılay Saygın, hayatta en sevdiği yakın arkadaşı ve politikadaki akıl hocası Yılmaz Hocaoğlu'nu Yafes Öztürk ile birlikte trafik kazasında kaybetmesi yüzünden uzun süre çok sarsıldı. Ama politikadaki çalışma hırsı ile bu üzüntüsünü hafifletti.

YILMAZ'A KARŞIYDI

1991 seçimlerinde Mesut Yılmaz'a karşı olduğu bilinir. Demirel'e her zaman yakın olduğu için onu kırmadı ve önerisi üzerine 1991 seçimlerinde DYP'ye geçti. Tansu Hanım iktidarında Turizm Bakanı ve Aile ve Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı yaptı. RP'nin icraatlarına hep kızdı sonunda dayanamadı istifa etti. Bu davranışı ile özellikle İzmir kamuoyunda çok takdir topladı. İzmir teşkilatına hakimiyeti son Mesut Yılmaz hükümetinde kendisine bakanlık sağladı. ANAP da bu şekilde, DYP'nin eski kalesi İzmir'de kendi varlığını 'şimdilik' ipotek altına almış oldu. Işılay Hanım çok çalışkandır. Gerçekten yıllardır kendini politikaya adadığı ve teşkilatlara çok hakim olduğu için partiler açısından vazgeçilmesi zor bir şahsiyettir...

KA-DER SESSİZ

Gülay Aslıtürk'ün istifasının ardından çıkan olumsuz yazılara karşın bir basın açıklaması yapan KA-DER'cilerden bu konuda tık çıkmaması ise, beni üzdü. Belki çıktı da bana ulaşmadı!

KA-DER'ciler, Aslıtürk'le ilgili görüşlerini basın bildirisi ile duyururken, konuyu bir yerde kadın-erkek eşitsizliğine getirmişlerdi. Yani onlara göre kadın politikacıların hataları hemen göze batmakta, erkeklelerinki ise gözardı edilmekteydi. Özel hayatların basına yansımasını da ayrıca eleştirmeyi ihmal etmemişlerdi...

Herhalde sayıları az olan kadın politikacılarımızı yıpratmamak uğruna Sayın Işılay Saygın'ın bekaret testi uygulaması istemesi gibi çağdışı bir davranışa sesiz kalmaları bu yüzden olmalı diye düşünüyorum...

Bana göre kadın-erkek kamuoyuna mal olmuş kişilerin özel hayatları zaman zaman kurcalanabilir... Kadın diye ayrıcalık yapılamaz... Kadın siyasetcilerin etik olarak yaptıkları yanlışlar en çok hemcinslerini üzmekte ve hareket alanlarını azaltmakta. Tansu hanım ve Gülay hanım yalancılıkları ve kadınlıklarını öne çıkaran davranışları (Özellikle ihmal ettikleri çocuklarını ikide bir anne olarak gündeme getirmeleri) ile politika yapmaları en çok ciddi, tutarlı, kültürlü kadın politikacılarımızı zora soktu. Kadın oylarıyla gelen bu hanımlar kadınları küstürdüler. Politikada kadın arayışına büyük bir darbe vurdular...

Zorla kontrol olmayacak

Devlet Bakanı Işılay Saygın, bekaret kontrolünü ‘ateşli’ biçimde savunurken, Adalet Bakanlığı bu konuda düzenleme yapmak için kolları sıvamıştı. Bakanlığın insan hakları çalışma programına konulan bu düzenlemeye göre, okul, yurt, işyeri gibi yerlerde, yasal yetkisi bulunmayan yöneticilerin disiplin amaçlı olarak, ‘istek dışı’ ve ‘zorla bekaret kontrolü’ yaptırılması engellenecek.

Adalet Bakanı Oltan Sungurlu da bu konudaki görüşünü, ‘‘Bu sadece bize ait birşey de değil. Bizim bakanlık da çalışıyor. Çok ince bir konu. Bazen suç işlendiğinde, kontrol zaruri hale geliyor. Ama insan haysiyetini rencide edici hale de gelebiliyor. İşte o çizgiyi yakalamak önemli. Bana da sorarsanız, rızaya bağlı olmalıdır’’ şeklinde açıklamıştı.

Hazırlıkları süren Bakanlığın çalışmasına göre, bekaret kontrolü ancak Adli Tabib, savcı ya da mahkeme kararı ile yapılabilecek. Yasal yetkisi olmayan okul-yurt müdürleri, anne-babalar ve idarecilerin bekaret kontrolü yaptırmaları engellenecek. Tecavüz suçlarında da bekaret kontrolü savcı ve mahkeme kararı ile istenebilecek.

Gülay Hanım Cannes'da

Yılbaşında eşimi dostumu ararken birden Gülay Aslıtürk'e de iyi yıllar dileyeyim dedim. Verilen tüm telefon numaralarından çıkmadı. Daha sonra kendisinin uzun süreden beri kocasının işleri nedeniyle Cannes'da olduğunu çocukların ise annelerini çok özlediklerini öğrendim. 1-1.5 aydan beri yurdışında olan bayan Aslıtürk de eminim çocuklarını çok özlemiştir. Ama kocası bir yandan şatolarının dekorasyonu ile uğraşmakta bir yandan da Cannes'daki marinasında çalışmalarını sürdürmekteymiş. Tabii bütün bu işler bittikten sonra Gülay Hanım vakit bulursa 1997'nin Şipa hesaplarını Şişli Belediyesine teslim edebilecek. Belediye Meclisi'nde oluşturulan Araştırma Komisyonu'nun 2.5 aydır ne yaptığını merak ediyorum. İçişleri Bakanlığı'ndan gönderilen müfettişlerin de işi ciddiye aldıklarını umuyorum. İnşallah Susurluk Komisyonu'nda olduğu gibi bazı engellere takılmaz! Bir belediyenin hesaplarını eski başkan kaçırtacak ve bu konuda büyüklerimizden hiç bir eleştiri gelmeyecek. Hayret doğrusu!

Kamuoyu temiz toplum diye diye çatlayacak...

Eskiden mühür vuruyorlardı

Varolan sistemde bazı durumlarda polis genç kızları bekaret kontrolüne gönderebiliyor. Geride bırakılan uygulamada ise, savcılar bekaret kontrolü istedikleri kızların kollarına savcılık mühürü vuruyorlardı. Mühür vurmanın amacının, ‘yanlış kıza’ bekaret testi yaptırılıp; tecavüz suçunun kapatılmasının engellenmesi olduğu belirtildi. Şimdi bekaret kontorolü uygulaması ise şu durumlarda yapılıyor:

Yaşı küçük bir kızın kaçırılması halinde ve ailesinin şikayetçi olması halinde, polis kızı Adli Tıp Kurumu'na sevkederek bekaret kontrolü yaptırıyor.

Tecavüze uğrayan kişinin, tecavüze uğradığının belgelenmesi için yine Adli Tıp kurumuna gönderilerek bekaret ve meni kontrolü yaptırılıyor.

Kaçırılan kızların veya tecavüze uğrayan kişilerin reşit değilse velisi, eğer reşitse kendisi, ‘‘Ben kontrol istemiyorum’’ derse kontrol yaptırılmıyor.

Yetiştirme yurdunda veya yatılı okul yurdundan kaçanların, velisi yoksa, reşit de değilse okul müdürünün sorumluluğunda görülüyor. Bu yüzden okul müdürü veya yöneticileri kaçan kızın bekaret kontrolünü yaptırıyor. İşte bu durumun kaldırılması tartışılıyor.

Tecavüz edilip öldürülen kişinin katilinin ortaya çıkarılması için de meni kontrolü yapılıyor. Ancak bu işlem otopsi aşamasında Adli Tıp doktorları tarafından yapılıyor.

Bir de zina iddialarında, zinanın gerçekleşip gerçekleşmediğinin ortaya çıkması için meni kontrolü yapılıyor. Bunu kadın doğum hastanesindeki jinekoloji uzmanı doktorlar yapıyor.



X