Gençliğe hitabe mi, olgunluğa hitabe mi?

ŞU “Gençliğe Hitabe” tartışmasına daha geniş ve daha mesafeli bir açıdan bakalım.

Haberin Devamı

HAYAT akıyor. Dolayısıyla hiçbir şey kendi ortamından soyutlanarak açıklanamaz.
Ve yukarıdaki ilke bilhassa siyasi ve sosyal gelişmeler için geçerlidir.
Şöyle ifade edelim: Geçmişteki olaylar o dönem hüküm süren “zamanın ruhu”ndan ve o coğrafyaya damga vuran mekânın bütünlüğünden arındırılarak değerlendirilemez!

***

NİTEKİM birinci olarak, şayet şu an benimsediğimiz kıstas ve değerlerle maziyi kesinkes mahkûm edersek anakronik denilen türden gerçeklik ötesi bir tahlil yapmış oluruz.
Tarihin bazı olay ve aktörlerini haksız yere suçlarız. Hatta öç almak ihtirasına kapılırız
Fakat derhal ikinci olarak, zıt tavrı benimsersek daha da vahim mecralara sürükleniriz.
Yani geçmişteki o kıstas ve değerleri şimdi hâlâ onaylıyor ve hâlâ dokunulmazlıkla donatıyorsak, sütten çıkmış ak kaşık olmayan tarihin kara sayfalarını da aklamaya kalkışırız.
Artı, dünden ders çıkartamadığımız için bugün de doğru rota tutturamayız.  
O halde tekrarlıyorum, tarihi gelişmeler ancak kendi kontekstlerinde değerlendirilebilir
Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”si gibi!

***

Haberin Devamı

ÖYLE, zira bu “Hitabet” muzaffer komutanın diğer aktör ve olayları ya silerek, ya da eleştirerek sırf kendi açısından yazdığı ve ilk ve temel resmi tarih olan “Nutuk”ta yer alıyor.
Cumhuriyet Halk Fırkası kürsüsünden okunduğu yıl 1927’dir!
Talim ve Terbiye Heyeti emriyle okullara pirinç levhayla kazınması ise ertesi senedir.
Yani ulus-devletin ve ulus kimliğinin doğuş sürecinde en hayati anlar yaşanmaktadır.
Üstelik de yine her ulus-devletin ürettiği türden bir “kurucu efsane”ye ihtiyaç vardır.
Dolayısıyla “Ebedi Şef”in “Nutuk”u o günün ortamında doğal bir gelişmedir.

***

ÖTE yandan, söz konusu yıllar yalnız demokrasiye inancın dünya sathında hızla gerilediği ve otoriter ve totaliter rejimlerin de yine hızla yükselişe geçtiği çağ değildir.
Buna paralel olarak hem “tek adamlık” rejimleri öne çıkmaktadır, hem de “jönizm” denilen ve gençliği kutsallaştıran doktrinler bütün bir döneme damga vurmaktadır.
Hadi Moskova Stalin’ini, Roma Mussolini’sini ve Berlin’e yürüyen Hitler’i geçelim.
Fakat düşünün ki, Yahya Kemal en hür Avrupa ülkelerinden biri olan Çekoslovakya’ya gittiğinde devlet kurucusu Edvard Beneş’e tapınmanın vardığı raddeyi eleştirirken başkent Prag’ı “Bir şehr idi güneşsiz/ Görmedim tek semtini Beneş’siz” diye hicvedecektir.
Aynı şekilde diğer tapınma, yani o “jönizm” de öylesine modadır (!) ki, İtalyan Faşist Partisi milli marşı dahi yine gençlik anlamına gelen “Giovinezza” marşıyla değiştirecektir.
Keza SSCB ve bilumum komünist partileri; tırmanan Nazi akım; Romanya, İspanya veya Macaristan’daki otokrat eğilimler, hepsi devasa bir “gençlik yüceltisi”nden mustariptir.
Dolayısıyla da gerek “Nutuk”taki “Gençliğe Hitabe”nin içeriğini, gerekse onun pirinç levha amentüsünü yukarıdaki “zamanın ruhu” çerçevesine oturtmak gerekmektedir.  

***

Haberin Devamı

TAMAM, söz konusu dönem için işte oturttuk da seksenbeş yıl sonra oturmuyor!
Artı, Ebedi Şef kutsallığı da, “bulutlarda Atatürk fotoğrafları” sergisi de oturmuyor!
Çünkü bin şükür, ulus-devletimiz de, ulus kimliğimiz de çoktan yerine o-t-u-r-d-u!
Dolayısıyla, nasıl ki tarihi bugünkü kıstaslarımızla yargılamak gerçekle bağdaşmıyor, aksi yönde “Hitabet”i dokunulmaz tabu olarak fetişleştirmek de o gerçekle hiç bağdaşmıyor.
Şu kesin, gençlik bocalamalarını çoktan aşmış modern Türkiye artık bir “olgunluk hitabesi”ne ihtiyaç duyuyor ki, bunu pirinç levhalara değil tarih bilincine kazımak gerekiyor!

Yazarın Tüm Yazıları