Geç de olsa

MAALESEF Fatih Hoca’nın bazı takıntıları bu maçın başlama kadrosunda da kendini gösterdi.

Mutlak bir şeyler yapıyor. Mesela İbrahim Kaş. Senin elinde kendi takımında son zamanlarda mükemmel oynayan Gökhan Gönül var. Onu da bırakın kendi takımında bile daha henüz oynamayan İbrahim Kaş’la başladın. Ama Allah herhalde yukarıdan dedi ki, "Ya Fatih kardeşim sen bir türlü akıllanmayacaksın. Bari son defa sana bir kıyak yapayım." İbrahim Kaş sakatlandı, Gökhan girdi. Ondan sonra takım normale döndü. Bizim bu maçtaki en büyük avantajımız, beraberliğin Norveç’e yetmesiydi. O psikoloji altında ezildiler. Aslında aydan gelen toptan gol yedik. Norveç bir hata yaptı. Hep Carew’in üzerine oynadılar. Kenarlara fazla inmediler. Biz de oyunu Gökhan girdikten sonra ortaya iyi sıkıştırdık. Nihat, Hamit ve Emre boş top kullanmayınca, Norveçliler rahatsız olmaya başladılar. Ayağa top yaptığımız zaman oyundan düşüyorlardı. İlk 30 dakika çabuk çıkamadık. Bir türlü karar veremiyorduk.

Koskoca 2 yıl kaybettik

Aslında bu maçtan evvel maçtan fazla ümidim yoktu. Sebebi, biz son zamanlarda takım olma hüviyetimizi kaybetmiştik. Teknik direktörün gazetecilerle mücadelesi, kendi takımlarında oynamayan bazı futbolcuların ayrıcalıkları varmış gibi iyi de olmasalar kadroya alınıp oynatılmaları benim bütün ümidimi kırdı. Ama herhalde Futbol Federasyonu’nun son aldığı kararla yetki biçimlerinin sınırlanması, görev bölümünün yaptırılması ya da bazı futbolculardan vazgeçilmesi tekrar doğruya dönmemizi sağladı.

Milli takım bugün çıkan kadroya yakınını kurmaya Ersun Yanal döneminde iki sene önce başlamıştı. Ne yazık ki, Yanal’dan sonra tekrar yanlış yapılmaya başlandı. Koca bir iki sene kaybettik.

Bazı şeyler gözden geçmeli

Şunu çok net söylüyorum. İyi olduğumuz zaman pembe bulutların üzerine çıkmayalım. Fatih Terim, yardımcıları ve futbolcular her şeyi iyice gözden geçirmeliler. Eğer iki yıldır yaptıkları inanılmaz hataları görüp vazgeçerlerse tamam. Yoksa hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmamalı. Markus Merk’in herhalde son uluslararası maçı. Ona da fazla iş düşmedi. Bence lehimize çalmadığı elle oynama penaltıydı. İkinci yarı Emre’nin adama basması da tartışılır.

Bosna Hersek maçı bitmeden hiçbir şey garanti değil. Futbol Federasyonu’nun ve Fatih Terim’in Avrupa Şampiyonası finallerine gitsek dahi bazı şeyleri gözden geçirmeleri gerekir. Takım mı olacağız, yoksa yaz boz tahtası mı? "Ben yaptım oldu mu?" yoksa "Aklın yolu bir mi?" Hep birlikte göreceğiz.
X

Hakem böyle istedi

MAÇIN neticesine bakıp ve gollerin atılan dakikalarına bakıp ‘Amma maç olmuş’ demeyin.

Maalesef ama maalesef son zamanlarda hakemlik alemi benim hakemliğe başlama zamanıma döndü. Eğer Zafer Yıldırım, ey Turgay Ciner, siz istediğiniz kadar gidin çok güzel tesisler yapın. İyi futbolcular alın, güzel takım kurmaya çalışın. Eğer Türkiye’deki yıllardır süregelen bu rezil zinciri kıramazsanız eğer dün geceki gibi hakemlerin ellerinde ve ya büyük güçlerin ellerinde figüran olursunuz.
Maçta güzel hareketler var mı? Ferdi olarak var. Takım oyunu olarak Kasımpaşa, Fenerbahçe’ye göre daha derli toplu. Ama futbolcu olarak gücünüz bir yere kadar yetiyor.

Tadı tuzu yok

Gözüken genel görüntü şu: Beşiktaş’ı şampiyonlukta tek başına bırakmazlar. Fenerbahçe ve Galatasaray, bu şampiyonluk yarışında muhakkak olmalılar. Çünkü birileri para kazanacak. Onun için de bazıları başrol oyuncusu olacaklar, bazıları ise figüran, dün Kasımpaşa’nın olduğu gibi. İngiltere Ligi, şu anda dünyanın en fazla seyredilen ligi. Sebebi, yedi-sekiz takımın şampiyonluğa gidiyor olması. Orada da hatalar oluyor. Ama dün geceki gibi seyirciyi bu kadar aptal yerine koymuyorlar. Evvelsi günkü Beşiktaş’ı seyrettikten sonra dün geceki Fenerbahçe, bana tatsız bir tuzsuz yemek gibi geldi.
Sarı lacivertliler, maçı kazandık diye sakın kendilerini aldatmasınlar. Çok dağınık futbol oynuyorlar ve inanılmaz hatalar yapıyorlar. Birkaç tane hakem var. Sezon sonuna kadar bütün maçlarını onlar idare ederse şampiyonluktan kopmazlar. Yoksa işleri zor. Kasımpaşalılara da şu cümleyi söyleyebiliriz: Türkiye’de futbol böyle oynanıyor. Yani yersen.

MAÇIN İYİSİ

CANER: Çok mücadele etti. Defansta biraz aksadı.

MAÇIN KÖTÜSÜ

Yazının Devamını Oku

Siyah beyaz mahalle baskısı

Teşekkürler Beşiktaş!... Lig başlayalı bir ay oldu koskoca Türkiye Ligi’nde ilk defa düzgün futbol oynayan bir takım seyrettim.

Yardımlaşma dersen var, teknik dersen var, rakibe pres yapma var, oyuna çabuk çıkma var, yani varoğlu var...
Beşiktaş takımında kim kötü oynuyor derseniz, yok! Kötü mücadele yok ama Almeida’nın yerine daha çabuk, ikili mücadelelerde darbe yediği zaman hüngür hüngür ağlamayan bir santrafor daha iyi olur. Bursaspor kötü bir takım değil. Ancak Beşiktaş onu oynatmadı. Hem oynatmadı hem kendi oynadı ve de oyundan hiç düşmedi. Defansa geliyorlardı Bursaspor’dan hep üç veya dört fazla; hücüma çıkıyorlardı en az Bursalılar kadar hatta zaman zaman daha fazla adamla... Bakmayın maçın 3-0 olduğuna. Hakem avantaj kuralını iyi uygulasa, penaltıları görse çok daha farklı olurdu. Maç 3-0 olunca 3 gol atanın lehine penaltı verilmez diye bir kanun yok. O seni ilgilendirmiyor. Yarın bir gün lig averaja kalırsa ne olur? Bakınız, Beşiktaş yaptığı mücadele ve oynadığı oyunla hakemin hatalı kararlarını bile gölgede bırakıyor. Maç 0-0 bitse bu pozisyonlar sabaha kadar oynatılır!..

F.Bahçe ve G.Saray şımarık zenginler

Bazı şeyler tesadüfi değil. Fener ile Galatasaray’a bakıyorsunuz mahallenin zengin çocukları gibi! Çok olayda şımarık hareketler, laubali davranışlar ve rakipleri küçük görmeler... Şu anda Beşiktaş takımında bunların hiçbiri yok, inşallah da olmaz. Ama sebebi basit: “At sahibine göre kişner” demişler...
Fikret Orman’ın haddini aşan rakiplerle alay eden küstah cümlelerini hiç duymadım. Geldiğinden bu yana teknik direktör Bilic de başka takımlarla, gazetecilerle veya kendi takımındaki oyuncularla saçma sapan işler yaptığı da görmedik. O zaman ne oluyor? Hani bir cümle var ‘mahalle baskısı’ diye.. biz onu genişletelim kamuoyu baskısı, toplum baskısı Beşiktaş’ın lehine gelişiyor. Beşiktaş’ın oynadığı futbol hocayı, kulüp idaresi ve başkanları kamuoyuna sempatik geliyorlar. Ve buradan da mutlak bir mahalle baskısı çıkacaktır.

MAÇIN İYİSİ

Beşiktaş takımının oyun anlayışı ve yardımlaşması.

MAÇIN KÖTÜSÜ

Yazının Devamını Oku

Hasret kalmıştık

BAŞTA , Fatih Terim ve bütün futbolcuları tebrik ederim. Uzun zamandır seyrettiğim en iyi mücadele eden Milli Takım.

Bakın en iyi oynayan Milli Takım demiyorum! Oynayan bütün futbocular hiç bir şekilde futbol sahtekârlığı yapmadılar. Takım olmak bu. En ileri uçta oynayandan pres başlayınca bütün takım rahat ediyor. Gol pozisyonuna girersin atarsın, kaçırırsın veya yersin... futbolda bunların hepsi var. Futbolda şansızlık da var. Bu mücadeleyi eden Milli Takım’ımız dün berabere kalsaydı şansızlık olurdu.

İnsanlar için en tehlikeli şey şudur: Kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar; bir de kazanmasam da olur, beraberlik bana yeter psikolojisine girmek. Dün gece ikisini de net bir biçimde yaşadık. Zaman zaman ferdi pozisyon hataları yaptık ama kim hata yaparsa yapsın en yakın arkadaşı onun hatasını kapatmaya koştu.

Hatayı yapanı tribünlere jurnallemedi.

DAN DUN OYNAMADIK, TOPA BASTIK

Topa dan dun vurmadık. O vurduğumuz toplar da tenis topu gibi bize gelmedi. Topa bastık boşa çıktık, iyi pas yaptık. Böyle oynayınca Romen takımının sinirleri gerildi. Önce sinirlendiler, sonra birbirlerine kızdılar. Zaten bu görüntünün en belirgin özelliği yedek kulübesindeki Romen teknik direktörüydü. Bir teknik direktör o görüntüleri veriyorsa, o takım yanlış demektir.

Burak, kolayını kaçırdı, zorunu attı. Umut’un da payı büyüktü. Umut, defansı dağıttı Burak da işi bitirdi. Fatih Hoca’nın oyuncu değişiklikleri de yerindeydi. Umut, daha fazla pres yaptığı için Burak’ı aldı. Orta sahayı Olcay Şahan ile takviye edip topu takımda daha fazla tutmaya çalıştı. Arda, iyi futbol oynadı, bunun yanında iyi de liderlik yaptı. Ama aldığı sarı kartta Avrupa’da çok az hakem bu kıyağı yapar! Çünkü yaptığı hareket kırmızılıktı... Eğer atılsaydı sonuç ne olurdu bir düşünsün.

Tribünde bir avuç Türk seyirci var. Bağırdılar mı bağırdılar, takımlarını desteklediler. Ancak üzerlerindeki forma renklerine itirazım var. Bu milli bir maç, kulüp maçı değil. Hep beraber kıpkırmızı formalarla Milli Takım’ı desteklemek lazım. Bu konuda da dünyada seyrettiğim iki ülke var, onlara bayılıyorum: Birisi Hollanda diğeri Danimarka... Tribünde bile topyekün olduğumuzu, bir idealde birleştiğimizi anlatamıyoruz. Sakın bana çeşitli formaları giyenler tribünde dostluk mesajı veriyor demesinler. Çünkü sahada oynayan Türk Milli Takımı. Gerisi hikaye...

MAÇIN İYİSİ

Yazının Devamını Oku

Ameliyat lazım

BU kadar gol var... Bunlar atıldı mı, yenildi mi? Şimdi diyeceksiniz ki hatalar olmazsa gol olmaz.

İyi güzel de sahaya çıkan insanlar tepeden tırnağa bu kadar hata yaparlarsa, sonra Avrupa’ya çıkınca rezil oluruz. Fenerbahçe taraftarı haklı olarak anormal bir ruh halinde. Ne yapacağını şaşırmış durumda. Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık. Birilerine sallayacaklar, ok kendilerine dönüyor. Karşıya sallayacaklar, adamların günahı yok. Federasyona sallayacaklar, federasyon onlardan yana. Hakeme sallayacaklar o zaman da Allah çarpacak!.. Böyle bir atmosferde Fenerbahçeli futbolcu ne yapsın. İthal futbolcular bilmezler ama yerliler onlara şunu söyleyebilirler: “Benim adım Hıdır elimden gelen budur.”
Önümüzdeki iki yıl Fenerbahçe’nin maçları böyle geçecek. Türk futbolu ne olur derseniz, Türkiye’de futbolun temel taşlarından biri olan Fenerbahçe böyle olursa, var olun gerisini de siz düşünün. Bakınız, teknik, taktik, ev sahibi, misafir, tam saha baskı, yarım saha markaj... Hiç birinden bahsetmiyoruz. Çünkü, Türk futbolu şu anda yıkılmış, yerle bir olmuş durumda. Bunu toparlamak için hala daha ameliyat yerine pansuman yapmaya kalkıyorlar. Yedi tane gol oldu. Bana tribünde mutlu olan, yüz üzerinden on kişiyi gösteremezsiniz. Fenerbahçe Türk futbolunun amiral gemilerinden birisidir. Ancak bu gemi büyük bir torpil yiyerek su almaya başladı. Ama biz Fenerbahçe ve Türk futbolunu için hiç bir şey yapmıyoruz.

Obama olurum

Hakemin 90 dakikada verdiği tek doğru karar Alves’in attığı gol. Faul değildi. Fakat, maçın geneline baktığımda ve bu hakemin son iki yıldır idare ettiği maçlara baktığımda eğer bundan hakem olursa ben de ABD’ye Obama olurum.

NOT: Bir hakem maçta topla bir defa çarpışırsa hakem değildir. İki defa çarpışırsa hakemliği bırakmalıdır!.

HAKEM:

Tartışmasız açık ara sahanın en kötüsüydü.

MAÇIN İYİSİ

Yazının Devamını Oku

3-5 kuruş için

Erman Toroğlu, “Hakemlerin dinlenme” tartışmasındaki gerçeği açıklıyor.

OLAY DERİN MEVZU AMA GELİP PARAYA DAYANIYOR. NASIL MI, ANLATALIM...

1-Hakemler maç sonrası kritiklerini kaldıkları otel yerine alelacele statta yapıyor. Çünkü hesap basit.

2-Otele giderlerse, gece uçak bulamayacaklar. Bir gece daha kalacaklar. Oda parasını da cepten ödeyecekler.

HAKEMLİK zamanım... Benimle sıkça yan hakem olarak gelen bir arkadaş, arabasını değiştirip, yenilemek istiyor. Fakat bir türlü değiştiremiyor. “Neden böyle geciktin arabayı değiştirecektin” diyorum. “Erman Hocam” diyor, “Klasman imtihanlarının açıklanmasını bekliyorum.”
‘Arabayla bunun alakası ne’ diye cevap veriyorum. “Abi” diyor, “Eğer yan klasmanda kalırsam, alacağım arabanın taksidini ödeyebilirim. Eğer klasman düşersem arabayı değiştiremem. Onun için imtihanların sonucunu bekliyorum.”
Bir ay evvel, Sapanca’da seminer yapılıyor. Fatih Tanfer, Sapanca’da yapılan seminerde hakemlere diyor ki; “Maçlardan sonra, temsilciler ve gözlemcilerle durum değerlendirmesi yapmayınız. Her türlü tehlike var. Otele gidiniz. Sakin bir şekilde odanıza giriniz. Ve raporlarınızı yazınız, tartışınız.”
Bundan iki sene evvel, Trabzon’da bir maçtan sonra hakem soyunma odasında konuşulanların hepsi dışarıya yansıyor. Buradaki işin ilginç bir yanı da, görevlilerden ikisinin polis kökenli olması...

Yazının Devamını Oku

Gecenin iyisi Fener değil Mert Günok'tu

ÖZET olarak iki takım için şunları söyleyebiliriz... Fenerbahçe kötü değil çok kötü...

Eskişehirspor iyi oynadı ama çok gol kaçırdı. Maçın en iyi adamı Fenerbahçe kalecisi Mert Günok’tu. Maçın hakemi bir kötü, bir iyi iki tane iş yaptı. Kötüsü verdiği penaltıydı. İyisi ise Fenerbahçe lehine oynattığı avantajdan pozisyonun gol olmasıydı.
Peki bu Fenerbahçe ilerisi için iyi sinyaller veriyor mu? Hayır. Çünkü bir oyun şekilleri yok. Bundaki etken her maç ayrı bir kadroyla çıkmaları. Ersun Yanal’ın kafasının rahat olmadığı görüntülerden çok net belli. Bu takıma da tesir etmiş. Futbolcu akıllı adamdır. Hem sahada top oynar hem de teknik direktörle oynar. Hele kulüp başkanının herşeye karıştığı yerde bu üst noktalara ulaşır.

İyi tahammül ediyor

Bu futbola Fenerbahçe seyircisi iyi tahammül ediyor. Nereye kadar ederler bilemem. Ben yeni bir teknik adamın 10 maça kadar kredisi olduğuna inanırım. Ersun’un bu 6’ncı maçı görünürde bırakın seyircinin bankaların bile Fenerbahçe’ye kredi tanıyacak halleri yok.
Zaten Fenerbahçe kalecisinin oyunun en iyi adamı olması maçın yorumunu kestirmeden anlatıyor.

Kafası başka yerde

Necati Ateş tecrübeli oyuncu, iyi de bir futbolcu ama kaçırdığı penaltı ve penaltıdan kolay pozisyondaki auta attığı vuruş maça konsantre olmadığını gösteriyor. Demek ki vücudu maçta kafası başka bir yerdeydi. 3 büyük takımla İstanbul’da oynarken bu pozisyonlar her zaman gelmez. Peki dün akşam nasıl geldi derseniz, 90 dakika boyunca oyun ve maçın direksiyonu Eskişehirspor’un elindeydi. Ama maçı 1-0 Fenerbahçe kazandı. Demek ki futbolda her zaman oynayan kazanmıyormuş.

MAÇIN İYİSİ

Yazının Devamını Oku

Şimdi diyecekler ki...

ŞİMDİ diyecekler ki ‘Zemin çakmaydı.’ Halı saha. İki sene evvel hali saha harika, süper diyenler şimdi ne diyecekler.

Yine diyecekler ki ‘Hakem penaltıyı yanlış verdi.’ İyi de sen hakemi zorlayabildin mi?
Ama şunu diyemeyecekler: ‘Beşiktaş kadrosunu kurmak için şu kadar para verdik, Tromsö’nün kadrosu bu kadar.’
Ve yine diyemeyecekler: ‘Öyle ve ya böyle bu Tromsö’nün bir takım ruhu var, futbol ruhu var.’ Peki, Beşiktaş’ın var mı?
Haksızlık yapmayalım. Hangi Türk takımının bir oyun karakteri var. Hiç birisinin yok. Bir tek 2000’li yıllarda Galatasaray’ın vardı. Zaten o da Avrupa’da Kupa 2’yi aldı. Milli Takım da Kore’de başarılı oldu.
Bahanesi olmaz
Defans demek İngilizce karşılığı ‘def etmek’ demek. Yani tehlikeyi bertaraf edeceksin. Türkçe karşılığı şu: Orası burası oynamayacak. Beşiktaş defansının oynadı, golü yediler. Aynı hatayı rakip defans yaptı. Almeida da dağlara taşlara attı. Sonra da sarı gördü. Aslında kartın rengi kesinlikle kırmızı olmalıydı. O pozisyonda gol yapamıyorsan, rakibin suratının günahı ne! Peki, Beşiktaş bu takımı İstanbul’da eler mi? Kesinlikle elemesi gerekir. Eğer eleyemezse, hiçbir bahanesi olamaz. Çünkü rakip fiziğe dayalı top oynuyor. Kimyası o kadar iyi değil.
1.5 hata yaptı

Yazının Devamını Oku

Masal bitti!

ÜLKE olarak pasta gibi ikiye bölündük. Maalesef bu olay ülkemizde her alanda sıkıntı yaratmaya başladı. Neyse, biz futbolumuza dönelim...

Dünyada toptan hızlı henüz bir futbolcu çıkmadı. Fenerli oyuncular, topu alıyorlar, sürüyorlar Allah Allah!!! Peki neden? Bunun bir sebebi var: Atacak oyuncu bulamıyorlar, boşa çıkan!. Fenerbahçe takımı ne yazık ki sahte futbol oynuyor. Hiçbirisi markaj yapmıyor; rakibe refakat ediyorlar. Arsenal kalecisinin hangi renk kazak giydiğini 25. dakikada gördüm.
Sarı lacivertliler, zaman zaman ama tek tek pres yapmaya kalktılar. Arsenal ise takım olarak bu işi yaparak ders verdi. 42. dakikada Arsenalli hücum oyuncusu kendini aut çizgisinin dışına çıkarak pozisyonu öldürmekten kurtardı. Son Galatasaray maçındaki Burak’ın kulakları çınlasın! Aslında Fenerbahçe, Arsenal’in üzerine gidemedi çünkü gittiği zaman arka tarafının ne olacağını biliyordu. Nitekim ikinci yarı cahil cehaletiyle, Arsenal’e bir yoklama macunu atmaya kalktı iki yumurta golünü kalesinde görüverdi.

Emenike niye yok?

Peki şimdi Ersun Yanal’a soruyorum: Madem Arsenal’in üzerine gidemeyceksin; yani kontra atak oynayacaksın o zaman Emenke ile niye maça başlamıyorsun, veya Emenike’yi niye aldınız? Fenerbahçe takımı, Mehter Takımı gibi: Bir ileri, iki geri gidiyor. Arsenal’in kazandığı penaltı kararı doğru. Sarı kart da doğru. Dün geceki hakeme kimse bir şey diyemez. Daha maç başlamadan Fenerbahçe teknik ekibinin yüzlerine yayıncı kuruluş şöyle bir gösterdi: Dikkatle baktığımızda zaten maçın kaybedileceğini anladık. O yüzler ve gözler, maçtan evvel bir şeylerin olduğunu gösteriyor. Ama şu bir gerçek: Sahadaki takım yönetimin aynasıdır. Üç golü Fenerbahçe takımı değil, Fenerbahçe yönetimi yemiştir!. Ancak onlar hâlâ hakiki Fenerbahçe taraftarını La Fontaine’den Masallar’la uyutuyorlar. Siz masalı sever misiniz, bilmem. Çünkü masal uyumadan önce iyi gelir. Fakat ben hayatım boyunca masalları sevemedim ve onlarla yaşamadım...

HAKEM: ÇOK İYİ

MAÇIN İYİSİ

Gençleriyle anlayışıyla bir futbol takmının nasıl olmasını gösteren Arsenal.

MAÇIN KÖTÜSÜ

Yazının Devamını Oku

Özkahya

BEŞİKTAŞ’ta geçen yıla göre önemli değişiklik şu; Takım olarak defans yapmaya çalışıyorlar.

“Arkadaki adamlar rakiple uğraşsınlar, biz ileri gidelim” zihniyeti kalmamış. Biraz daha birbirlerine alışırlarsa bu sene Beşiktaş geçen yıla oranla daha az gol yiyecek, bu belli. Burada bir sıkıntı var. Topu kaptıkları zaman çok çabuk hücuma çıkmak lazım. Fernandes kitlendiği zaman bütün takım kitleniyor. Bu oyuncuya yardım ederlerse hücum gücü de toparlanacaktır.
Trabzon beklediğim gibi çıkmadı. Daha diri daha agresif bir takım bekliyordum. Özellikle bazı yabancılar hala eski havadalar. Bu kadar yabancısı olan bir takım hala sol defansta Olcan’ı oynatıyorsa bir terslik var demektir. Beşiktaş’ta Olcay biraz kımıldadığında iyi şeyler yapıyor. Mesela ikinci gol.
Bence bu maçın kilit adamı hakem Halis Özkahya’ydı. Colman’ın yaptığı harekette, sarı kart olmaz. Direkt kırmızı. Taammüden adam öldürmek gibi bir şey. Aslında profesyonel olan birisinin meslektaşına yapmaması gereken bir hareket. Bu oyuncu hiç gereksiz yere Avrupa Kupası maçında da atıldı. Yani Colman, Trabzonspor içine yerleştirilmiş bir bomba gibi.

Ters kararlar

İkinci yarı mesela bir pozisyon var Beşiktaş hücumunda, net faul. Ceza sahasının ön çizgisinde başlıyor, içinde bitiyor. Ama hakem es geçiyor. Hakemin bu maçta ikili mücadelelerde verdiği ve vermediği kararlar çok tersti. Sezon başı diyelim, biraz pembe bakalım. Ama Colman’ı bırakın pembeyi kırmızıdan morartmak lazımdı.Yani bu maçın özeti şu. Her şeye rağmen Beşiktaş iyi mücadele etti. Lige iyi hazırlanmış. Eğer aynı tempoda çalışmaya devam ederlerse, bu Beşiktaş ligde heyecan verir. Trabzon için de tek cümle şu olmalı; Aman ha bordo mavililer. Lig uzun ama başlangıç kötü.

MAÇIN İYİSİ

İlk golü atıp, Gökhan’a asist yapan ve çok çalışan Olcay Şahan.

MAÇIN KÖTÜSÜ

Yazının Devamını Oku

G.Saray Fener'e fark atar

BENİM hiç bir şekilde ve surette, adıma açtığım bir web sitesi, facebook sayfası veya twitter hesabım yok.

Olanların da hepsi çakma! Yalan yanlış şeyler yazıyorlar. Millet de bunlara inanıp haber yapıyor. Diğer siteler de bunları alıp kullanıyor, manşetler atıyor. Bakın arkadaşlar, Hürriyet’te yazan benim, Telegol’de konuşan da. Onun haricindeki hiç birşey benim değil.
Geçen hafta Telegol’de şunları söylemişim...
- Galatasaray, önümüzdeki beş yıl şampiyon olur.
Hiç bir spor adamı veya hiç bir mantıklı insan veyahut futboldan biraz anlayan biri bu cümleyi kurmaz. Böyle bir cümlenin kullanılması için insanın gerizekalı olması lazım. Beş yıl futbolda çok uzun bir süredir. Bırakın beş yılı, bu sene bile kimin şampiyon olacağı belli değil. Çünkü futbolda dengeler çabuk değişir.
Şu anda dünyanın en iyi takımlarından olan Bayern Münih ile Barcelona, dört büyüklerden biriyle karşılaşsa on maçın onunu da alır diye bir kaide yok. Elbette bu futbolda böyle. Ama basketbol için aynı şeyi söyleyemeyiz. Amerika Basketbol Milli Takımı ile Türk Basketbol Milli Takımı 50 defa karşılaşsa, 50’sini de Amerika kazanır. Bunun sebebi basit. Basket elle, futbol ise ayakla oynanır. Elin hassasiyeti, ayakta yoktur. Çemberin çapı 45 santim, topun da 12.3 ancak futbol kalesi 7 metre 32 santime, 2 metre 44 santimdir.
Bir penaltı atılsın ve siz de kaleci olun. İki direğe dönüp bakın “Amma da büyük kale” dersiniz. Gelin bir de kendinizi penaltı atanın yerine koyun. Kalede kaleci olsun siz de topun gerisindesiniz. “Vay anasını, bu kale amma da küçük” dersiniz.
Ben televizyonda şunu söyledim...

Yazının Devamını Oku

Bu maçı kim 120 dakika oynatıyor ?

BÖYLE bir maçı özellikle sezon başında 120 dakika kim oynatıyorsa, ona helal olsun(!).

Oynatırsın 90 dakika.. berabere bitiyorsa penaltı attırırsın.
Bu takımlar Avrupa kupalarında oynuyorlar ve daha lige de hazır değiller. Yorgunluk bir yana, sakatlık olma şansı yüzde 100 fakat bunu düşünecek futbol federasyonu olsaydı zaten, futbolumuz bu hale gelmezdi...

BU KAFAYLA FENER ÇOK EKSİK KALIR

Fenerbahçe, 10 kişi kaldıktan sonra Galatasaray’a mahkum oldu. Yalnız dikkat edin, Fenerbahçe maçların ikinci yarılarında oyundan düşüyor. Daha da önemli bir şey var: Fenerbahçe, bu oyun yorumuyla oynarsa daha çok futbolcu eksilir her maçta. Tabii sahada hakem olursa. Sebebi basit. Ersun Yanal, takımını hücuma çabuk çıkarmak isityor ama Fenerbahçe’nin dönüşü aynı çabuklukta olmuyor. O zaman da taktik faul yaptırıyor hocası. Eğer hakem hakemse her futbolcunun birinci faulde ikaz, ikinci faulde sarı kart yorumuyla karşılaşmayı bitirir ve o zaman da futblocu eksiltir.
Galatasaray biraz daha hazır gibi. Ama Fenerbahçe’yi eksik yakalamışken aynı tempoyu sürdürmediler. Bu da onların hatası. Bir başka gerçek daha var: İki takımın da kalecileri çok iyiydi. Bu cümleden sonra takımları fazla yorumlamaya ve irdelemeye gerek yok.

ALVES’E VERİLEN KIRMIZI DOĞRUYDU

Hakem kötü maç yönetmedi. Ancak hiç bir serbest vuruşta rakip takımın barajını 9.15’e çekemedi. Ya 8 metreden ya da 7.5 metreden attırdı. Bu şu demektir: Hakem otorite olarak zayıftır!.. Türk futbolunun bu konumda olduğu bir yerde hakem zayıf olmuş şişman olmuş bana ne...

Yazının Devamını Oku

FIFA yöneticilerini taşıyan TFF arabalarına ne oldu ?

U-20 Dünya Kupası için federasyona verilen otomobillerle ilgili iddialar bir hayli ilginç...

“TFF’nin planlama ve organizasyon grubu tarafından trafik sigortası yapılmayan araçlardan biri, içinde FIFA yöneticileri varken polis tarafından çevrildi ve trafikten men edildi.”

BUNDAN yaklaşık 2 ay önce, bu sütunlarda Futbol Federasyonu’na 6 tane soru yöneltmiştim. Hiçbirine federasyondan cevap gelmedi. Yalnız aralarından bir tanesi, yani ayda 15 bin lira alan planlama danışmanı Cem Ülkeroğlu, bir açıklama yolladı. Aldığı paradan hiç bahsetmediğine göre ayda 15 kağıdı helâlinden götürüyor demektir.
Ama devamı enteresandı; “Benim için federasyona gitmediğimi yazmışsınız. Halbuki biz bütün federasyon kurulu üyeleri ve bütün birimler sabahlara kadar çalışmaktayız” diye bir açıklama gelmişti.
Ben de kendisine, “Madem sabahlara kadar çalışıyorsunuz, federasyona giriş çıkıştaki el ve yüz kayıtlarının son 3 aylık dilimini gönderin” demiştim.
Ses çıkmadı. Bugünden sonra zaten çıkmayacak. Çünkü bu arkadaş görevden alındı. Bununla beraber, ayda 9 bin lira alan planlama müdürü de görevden alındı.

‘112 ARABAYA, TRAFİK SİGORTASI YOK’

Yazının Devamını Oku

Acıklı bir hikaye

HADİ bakalım köyümüze geri dönelim!.. Asıl acı olan, sen gerekeni yapmadın, başkaları yaptı. Bu şunu gösteriyor.

Biz yavaş yavaş Avrupa’dan kopuyoruz. Bizim mi yoksa onların mı bize ihtiyacı var bu tartışılır. Ama madem UEFA’ya üye olduk, onun şartlarını girerken kabul ettik o zaman onlar ne istiyorsa yapacaksın. Yapmazsan, yaptırırlar...
Şike süreci başladıktan sonra basının ağırlığı yalakalık yapmaya başladı. Kamuoyunu pembe bulutlarla uyutmaya kalktılar. Biz Telegol ekibi olarak programlarımızda bu işleri hicvederek tepkimizi ortaya koyduk. Cacık yaptık, ben büyücü olup suya bakarak Türk futbolunu değerlendirdim. Federasyonun verdiği nihai karardan sonra da hepimiz ağzımızı bantladık ve bir dakika öylece durduk.
Peki ne oldu? Önce Avrupa’dan ses çıkmayınca Yıldırım Demirören çıktı, “Artık bir teşekkürü hak ediyoruz” dedi.
Şöyle bir geriye dönün. “Yapılan işler sahaya yansımamış” denildi, “Şahıslarla kulüpleri ayırmak lazım” dendi, dendi oğlu dendi... Karadeniz şivesiyle söyleyelim, şimdi n’oldi?
Yapılanlar sahaya yansımış, şahıslarla kulüpleri ayıramazsınız prensibiyle önce kulüplere ceza giydirilmiş, şimdi de sırada şahıslar var... Yani milleti uyutmaya çalışan eyyamcıların istekleri olmamış.
Aslında burada zarar gören önce Fenerbahçe, Beşiktaş ve sonra tabii ki Türk futbolu. Yani esas acıklı ve cacıklı olan maalesef Türk futbolu...

2020’Yi Mi KONUŞTUNUZ?

GEÇMİŞE dönüp bir bakın... Fenerbahçeliler önce CAS’a gidiyor ve

Yazının Devamını Oku

UEFA elinde sopayla bekliyor, buyrun bakalım!

Geçen hafta Türkiye Futbol Federasyonu’na yönelttiğim altı sorudan sadece bir tanesine cevap geldi.

Cem Ülkeroğlu açıklamasında, çok faydalı bir eleman olduğundan bir sayfa boyunca bahsediyor. Ama esas sorduğum danışman olarak aldığı 15 bin liradan hiç söz etmiyor! Planlamanın başındaki TFF’ye devamlı giden görevlinin 9 bin lira aldığını yazmıştım.
Ülkeroğlu, devamında “TFF’ye bir gün geliyorsunuz diye yazmışsınız. Ben federasyona her gün gidiyorum” diyor. Sayın Ülkeroğlu, 15 bin lirayı inkâr etmediği için demek ki o kısım doğru... Şimdi kendisinden ikinci bir ricam var. Futbol Federasyonu binasına girişlerde el ve yüz okumaları yapılıyor. Bu belgelerin son üç aylık kısmını bana gönderebilirse memnun olurum. Bu sütunlarda yine yazarız!..

HAKEM BiLGiSAYAR BiLMEZSE NE OLUR?

HAKEMLERİ takip eden gözlemciler, maçtan sonra raporlarını bilgisayar üzerinden göndermek mecburiyetinde... Peki bunlar bilgisayar kullanmayı biliyorlar mıydı? Çünkü biliyorsunuz ki bu raporlar gizlidir. Peki, bir gözlemci bilgisayar kullanmayı bilmiyorsa ne yapacak?
Ya çocuğuna ya halasının kızına ya da amcasının oğluna yazdıracak raporu... Federasyon, herhalde bilgi sızdı ki bunları bilgisayar imtihanına soktu; biliyorlar mı bilmiyorlar mı diye... Federasyonun bünyesinde yer alan temsilciler beş yıldır bu imtihandan geçirilyor. İşte size Futbol Federasyonu’nun önemli kurullarından siyah beyaz görüntüler!...

ALTI HAKEM iŞiNi ADAM GiBi YAPIN

ALTI hakem uygulamasına Kulüpler Birliği’nden ‘Ret’ gelmiş. “Önce PTT 1. Lig’te denensin” diyorlar. “Uygulamayı görelim ondan sonra karar verelim” diye... Görünen köy kılavuz istemez. Bunu zaten UEFA uyguluyor ve başarılı da oluyor. Onların itirazı bu uygulamaya değil, ceplerinden çıkacak paraya!..

Yazının Devamını Oku

Federasyon'a soruyorum

TÜRK futbolu 10 sıra gerileyerek 54. sıraya düştü. Bir zamanlar (Haziran 2004) 5. basamaktaydık!..

Hiç bir yerde sebep aramayalım. Futboldaki en tehlikeli şey şikeydi, bizde patladı.
Irkçılıktı, o da başladı.
Türkiye Futbol Federas-yonu’nu bir geçim kaynağı olarak gördüler bazıları ve o da hala devam ediyor.
Televizyondan soruyorum, bağlanıyorlar ama nereye? Yönetmen Savaş’a... Savaş diyor ki “Sizi yayına bağlayalım”, fakat bağlanmıyorlar.
Ben hem vergisini veren bir Türk vatandaşıyım, -özellikle de askerliğini yapmış- hem de Türkiye Futbol Federasyonu genel kurul üyesiyim.
Şimdi buradan yazılı olarak soruyorum. Bakalım ne cevap gelecek?
Eğer gelirse siz okurlarıma da ileteceğim...

Merak içinde bekleyeceğim...

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe hak etti

ÇOK fazla uzatmadan 90 dakikanın bir özetini çıkaralım ve bakalım.

Fenerbahçe ve Trabzonspor neler yaptı diye sorular yöneltelim. Hangi taraf kazanmalıydı diye tartışalım. Bütün hepsinde dün akşamki maçı Fenerbahçe hak etti çıkar.
İki takım kadrosu açısından görüntüde büyük fark var. Peki Trabzonspor bu kadar eksilere rağmen ne yapabilirdi? Hani o eski Trabzon ruhu olsa tekmeye kafa koyan veya rakibinden iki misli fazla koşan ve yüreği olan, o zaman F.Bahçe’yi bozabilirdi. Böyle olunca Fenerbahçe rahat oynadı ve kazandı.

SAHAYA DÖNMELİ

Aslında sarı lacivertlilere aradaki farkı açmak için ellerine fırsatlar geldi ama faydalanamadılar. İlk yarı 25 dakika F.Bahçe bir direnç yaptı. Trabzon top kullanamadı. Neden? Yine iki kadro arasındaki farktan. Bordo mavililerin artık şike olayını başkalarına bırakıp, bir an önce sahaya dönmeleri gerekir.
Dönelim Fenerbahçe’ye... Hedefleri 3 kupaydı bir tanesini aldılar. Futbolda olur. Ama onların da futbol yapıları ve oyun tarzları çok iyi değil. Mutlak eksik yerlerini seneye tamamlayacaklardır. Tabii bu yıldan ders almışlarsa.

AYDINUS DÜZGÜN YÖNETTİ

Fırat Aydınus düzgün maç yönetti. “Bu maça verilir mi” diyenleri utandırdı. Bütün hakemlere bütün maçları vereceksiniz. O kulüple sorunlu da olsalar. Aydınus özellikle ince hesaplar yapmayan, bunu da kararlarına yansıtmayan bir karaktere sahip hakem tipi. Hiç tanımamama rağmen seyrederken bunu hissediyorum. Kolay kolay da yanılacağımı zannetmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Bileğinin hakkıyla

Galatasaray-Trabzon maçı güzel bir antrenman maçı oldu iki taraf için de.

Trabzonlu oyuncular için sakatlanma riski vardı. Nitekim Giray kupa finalinde oynar mı soru işareti var. Galatasaraylı oyuncuların Fenerbahçe maçında oynadıkları futbol ve yaptıkları mücadele aynen bu maçta devam etti. Hiç bir zaman bırakın beşinci vitesi dördüncü vitese bile oyunun sürati çıkarmadılar. Trabzon zaten galip gelmeye değil maçı bitirmeye gelmiş. İki taraf da birbirlerine centilmenler. Ama Galatasaray taraftarlarının tribüne astıkları pankart bence şık değildi. Tamam, Trabzonspor davasında haklı. Ama böyle bir maçta bunlara gerek yok.

Neden geç başladı
Hakem ilk yarıda oynanmayan süreyi iki dakika gösteriyor. Yani prensipli bir hakem, dakik. Peki maçı neden beş dakika geç başlatıyor. Size daha başka bir olay daha. Maçlara çıkarken iki takımın yanında çocuklar var. Bunların adedi 22 olmalı. 18’inin forması Süper Lig’de oynayan takımların forması, hakemlerin yanında olan dört tanesi de üzerinde milli takım forması olması gerekir. Dün herhalde 30 tane çocuk çıktı. Bir 30 daha yapsaydınız da kale arkasının yerine çocuk yuvası yapsaydınız. Vur deyince öldürüyoruz.

Başkanın payı büyük
Galatasaray üst üste ikinci yıl şampiyon oldu. Eğer Fenerbahçe bu yönetim zihniyetiyle devam ederse ki öyle gözüküyor daha çok şampiyon olurlar. Onun için de Galatasaray’ın seneye kendilerine daha bir dikkatli çeki düzen vermeleri gerekir. Eğer Fenerbahçe’ye bakarak hareket ederlerse hata ederler. Öyle ve ya böyle sarı kırmızılılar bileğinin haklarıyla iki yıl şampiyon oldular. Zaman zaman rakipleri mağdur edebiyatı yaptılar. Peki, sarı kırmızılılar sezon boyunca daha iyi futbol oynayabilir miydi? Kesinlikle evet. Daha az gol yerler miydi? Kesinlikle evet. Muslera’ya bu kadar iş düşmez miydi? Kesinlikle evet. O zaman hataların belli olduğu yerde pansumanı oraya yapıp neşteri oraya vurmak lazım. Tebrikler Galatasaray’a. Bu başarıda öylelikle başkan ve yönetimin de büyük payı vardır. Nasıl kötü olunca hesabı onlardan kesiyorsak iyi olunca da önce onları tebrik etmek lazım.

Yazının Devamını Oku

Bir daha Milli Takım yazmam!

İyi bir hakem, ideal bir hakem az kart gösteren hakemdir.

Eğer operasyonu zamanında yaparsan; çıbanın başını daha çıkarken yakalayıp pasifize edersen kırmızıları da az kullanırsın. Ama futbolcudan korkarsan, sen maçı idare etmeye kalktığında o seni idare etmeye kalkarsa ve sen adaleti dağıtamazsan, futbolcu futbolcuya adalet dağıtmaya kalkar. O zaman da hep beraber dağılırsınız...

NEREDE OLAY ORADA VOLKAN, EMRE VE SABRİ

NEREDE olay var orada Volkan var, Emre var, Sabri var... Bunların üçü de Milli Takım’da. Kamuoyu bıktı. Ancak menajer Okan Buruk olursa, samimi arkadaşı Emre olursa, futbolcu menajeri Ahmet Bulut olursa, bu ekibe Abdullah Avcı da dahil olursa ve bu adamlar bir daha Milli Takım’da oynarlarsa, ben milli maçları yazmama kararı alabilirim!.. Yoldaki adam “Yeter artık” diyor. Haklı da. Orası babanızın çiftliği değil. Benim ve benim gibi vatandaşların vergisiyle bu sakat işleri yapamazsınız. Olay Milli Takım’sa hesabını köküne kadar sorarım.

MEDYADA BEŞİKTAŞ’IN HAKKI YENİYOR

BEŞİKTAŞ Kulübü’nde kavgalar, dövüşler oluyor veya Nouma bir eylem yapıyor. Federasyon Nouma’yı öldürüyor, kulüp içindeki olaylarda da futbolcular gönderiliyorlar. Mesela Ahmet Dursun ve İbrahim Üzülmez... Tribünde yaşanan coplama olayından sonra en önemli yöneticilerinden biri olan Tamer Kıran istifa ediyor. Buna da ‘Beşiktaşlı duruşu’ deniyor. Aynı olaylar Galatasaray’da, Fenerbahçe’de oluyor. Herkes aynı duruşu onlardan da bekliyor ama onlar, Beşiktaş duruşunun örneğini sergileyemiyorlar. Yani Beşiktaş’a hem yazılı basında hem görsel basında hak ettiği değer verilmiyor. Doğrusu ayıp ediliyor...

ÇİKİTA MUZ ELİNİZDE BÖYLE PATLAR İŞTE

BİR kulüp başkanı veya yöneticisi çıkacak bir şey söyleyecek... Ona inanmaya mecburuz. Çünkü o bulunduğu kulübü temsil ediyor. Fakat sen şahit olarak Samet’i gösterip “Söyle Samet” dersen, foto muhabirini çıkarıp şahitlik yaptırmaya kalkarsan, elinde muz gösteren adamla basın toplantısı yaparsan sizlere kim inanır? Sonunda ne oldu, çikita muz bomba gibi elinizde patladı!

Yazının Devamını Oku

Bu futbol değil

Türkiye’de oynanan futbolun futbol değil, bir ilkokul müsameresi olduğunu görüyoruz.

Kötü oynayan kaybediyor. Ama şampiyon oldum diye santraya gidip seviniyor. Maçı kazanan buruk. O da sevinmeye çalışıyor ancak yarım yamalak. Futbola bakıyorsunuz futbol değil. Top oynanıyor...
Fenerbahçe’ye bakalım. Çok mu iyi oynadı, hayır. Biraz yardımlaştılar ancak iyi niyetle mücadele ettiler. Aralarında bir tek sivrilen Webo vardı. Peki şimdi diyeceksiniz ki “Yahu kardeşim bir tek Webo vardı sivrilen, diğerleri de yardımlaştı. Peki rakip hiç mi oynamadı?” Şimdi size soruyorum: Galatasaray takımında sahada hiç olmayan futbolcular? Burak, Hamit, Selçuk, Elmander, Eboue ve Riera... Gökhan Zan, Semih, Melo ve Drogba eh işte! Muslera ise yine 10 numara. Peki bu kadar kötü olan takımın teknik direktörü Fatih Terim’e ne demeli? Kötü değil, çok kötü. Öncelikle sahanın kenarında olmamakla, sonrasında ise sahaya sürdüğü Elmander’den ve onu çıkardığında kaç futbolcunun yeri değiştiyse ondan...

TUZAĞA DÜŞTÜ

Galatasaray maça Elmander ile başlayınca ilk yarının tamamında ortasahaya Fenerbahçe sahip oldu. Fenerbahçeli oyuncular oyunu sinirlendirince de Galatasaray takımı çöktü. Çünkü Fenerbahçe’nin yaptığı psikolojik savaşa fizik olarak G.Saray hazır değildi. Bunun da tek sorumlusu vardır o da Fatih Terim’dir. Bu galibiyet Fener’i aldatmasın çünkü belki de onları seneye yapacakları bazı şeylerden vazgeçirebilir. Hem takım hem de yönetim olarak. Yine de hayırlısı diyelim.

ÇAKIR KÖTÜYDÜ

Gelelim Cüneyt Çakır’a.. O da çok kötü. Ne tarafını tutsam paramparça. Her şeyi bir yana bırakın, ben hayatımda böyle bir taç atışı görmedim. Topu alan oyuncu neredeyse yedek kulübesinin önünde. Tacı atıyor top önce taç çizgisinin takriben yarım metre önüne vuruyor sonra oyun alanına giriyor ama maç devam ediyor! Bunu dünya televizyonları gösterirse fıkra diye kahkahalarla gülerler.
Gökhan’ın yaptığı penaltı net. Kart da doğru. 59’da Topal’ın Selçuk’a yaptığı faulse,

Yazının Devamını Oku

Büyükleri değil, Türk futbolunu düşünün

Küçük kulüpler düzgün idare edilirse eğer futbol federasyonları da onlara sahip çıkarsa Türkiye’de futbol toparlanır.

Ben bunu şuna benzetiyorum ve yılların verdiği tecrübeye dayanarak net bir şekilde şunu söylüyorum: İyi bir teknik adam sahaya çıkardığı 11’le değil yedek kulübesiyle anlaşılır. Sebebi de hiçbir futbolcuyu korkutarak, ceza vererek veya öperek oynatamazsınız. Hani diyorlar ya ‘Şu antrenör takımı çok iyi motive ediyor’ diye, veya ‘Yedek kulübesinde atlıyor, zıplıyor ve takımını hırslandırıyor’ diye… İyi teknik adam, sahada oynayan 11’i yedek kulübesinde oturanlarla tehdit eden adamdır. Çünkü sahada oynayan futbolcu yedek kulübesinde, kendi yerine girecek hazır bir oyuncuyu hissederse elinden gelen her şeyi sahada yerine getirir. Yoksa o kulübeye baktığında ‘Burada benim yerime oynayacak kimse yok, olsa da hazır değil’ derse o teknik adam bitmiştir.
Bu tip bir benzetmeyi kulüpler için de yaparız. Bakın nereden nereye geldik. 3 sene evvel Bursaspor şampiyon olduğunda Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, diğer büyük kulüp başkanlarına çağrı yaptı: “Beyler” dedi “Biz kendi aramızda anlaşma yapmazsak bugün Bursa şampiyon olur öbür gün diğerleri. Bunların isteklerine cevap vermek zorunda kalırız.”

Aziz Yıldırım, büyük kulüpler açısından doğru bir pencereden bakıyordu ama Türk futbolu açısından yanlış. Neden? Çünkü, “Bırakın küçükler de kuvvetli olsun. Onlar kuvvetli olsun ki biz şampiyonluklarda zorlanalım, kendimize çeki düzen verelim, daha doğru işler yapalım” deseydi olay, mantık açısından doğru olurdu. Bakıyorsunuz Türk futbolundaki para dağılımına, bundan 25 sene evvel şampiyon olduğu için kasasına daha fazla para girenler var. Bu şu demek: Benim babam gençken senin babanı döverdi. Peki, şimdi dövebilir mi? Veya dövebiliyor mu...

PANKART SORUNSALI GELİYOR

SON zamanlarda takımların elinde 14 metre uzunluğunda, 1 metre eninde pankartlarla sahaya çıkması moda oldu. Bunları maça çıkarken değil, ısınmaya çıkarken kullanmak lazım. Çünkü taşınmaları bir sorun, kaldırılmaları başka bir sorun. Kesinlikle ıslah edilmesi gereken bir olay. Ayrıca santraya sponsorun logosunu koyuyorsunuz. Şimdi Gençlik Spor da 2020 logosunu koymaya kalkacak. Eee, santraya para vererek logosunu koyan sponsor o zaman ne diyecek?

HAKEMLER RAHATSIZ

HATIRLARSANIZ Cüneyt Çakır, babası ve Süleyman Abay’ın derneğe olan aidat borçlarının 30 bin liraya yakın olduğunu yazmıştım. Cüneyt Çakır’la Süleyman Abay, lütfetmişler en son senenin paralarını yatırmışlar. Ve bu üçlünün borcu 25 bin liraya düşmüş. İşin başka daha ilginç yanı var. Bunları gören diğer hakemler ki adetleri 50’ye varıyor “Biz aptal mıyız? Biz de vermeyiz” demeye başlamışlar. Futbol Federasyonu da seneye yeni bir sisteme geçecekmiş. Eğer doğruysa, derneğe üye olmayabilirsiniz, serbestsiniz. Ama üye olan hakemden vize parası şu kadar, üye olmayan hakemden 10 misli daha fazla derse ne olacak?

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI