Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Filmler... Anneler...

Tren garları sinematografik ve dramaya yatkın mekânlardır. Neden tren garlarından uzak durduğumu bulmaya çalıştım, hızlı trenin Konya Garı’ndan hareket etmesini beklerken

"Sen Aydınlatırsın Geceyi’ Onur Ünlü’nün son filmi. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film de dahil 4 dalda ödül alarak dikkat çekti. Meraklıları biliyor, bilmeyenler için yinelemekte fayda var: Onur Ünlü filmini dağıtıma vermeyip kendi imkânlarıyla seyirciyle buluşturma kararı aldı. Biz oyuncular da Onur’la dayanışma içinde şehir şehir gezip gösterim sonrası söyleşilerde seyirciyle buluşuyoruz. Bir tiyatro grubu gibi. Yorucu ama heyecan verici bir turneye dönüştü süreç. Bu hafta Onur ve Nadir’le (Sarıbacak) Konya ve Ankara’ya gittik. Sonra Ali Atay ve Serkan Keskin, Onur’a katıldı, birlikte Eskişehir’e geçtiler. Filmin bizi götürdüğü her yeni şehirde, genç insanlarla yüz yüze filmi konuşuyor ve bu sayede memleketin hali, insanlarımız ve gündemle ilgili dağarcığımızdaki birçok bilgi ve gözlemi tazeleme imkânı buluyoruz.   

Birçok şehirde, birçok üniversitenin salonunda yüzlerce üniversiteliyle oturumlara katıldım. Sinema, olağanüstü bir ortak payda. Günlük hayatta görünen görünmeyen farklılıklar nedeniyle yan yana göremeyeceğiniz farklı kesimlerden insanı bir arada görmek, dinlemek paha biçilmez bir fırsattı. Bu sıradışı turne tamamlandığında heybemizde biriken izlenimler başlı başına bir yazı konusu olacak. Ama şimdiden açık bir tespite dönüşen bir gözlemimi paylaşmayı borç biliyorum. Bu ülkede; hangi gelenekle yetişmiş olursa olsun, hangi inanca mensup olursa olsun, sınıfsal farklılıkları ne denli derin olursa olsun, mütedeyyin ya da değil, etnik ve siyasal aidiyet farklılıkları da dahil her türden genç insan, barış ve demokrasi istiyor. Kahir çoğunluk makul bir tartışma atmosferinde soğukkanlılığını koruyarak birbiriyle iletişim kurma çabası içerisinde. Kimse kimseyi kırmak, diz çöktürmek, rencide etmek peşinde değil. Sözde yetişkinlerin dillerine doladıkları ama pratikte içselleştiremedikleri ‘empati kurma’ konusunda onlara ders verebilecek düzeyde iştahlılar. Bu ülkenin üniversite gençliği görüş ayrılıklarını dünyanın sonu gibi görmeyen bir tartışma kültürünü edinmiş durumdalar. Darısı onları açık ara geriden takip eden Meclis’teki vekillerinin başına!..

KARA TREN GECİKİR BELKİ HİÇ GELMEZ   

Konya’dan Ankara’ya hızlı trenle geçtik. Hızlı trende ikinci yolculuğum. Daha önce Ankara-Eskişehir hattını kat etmiş ve 90 dakikada Eskişehir’e ulaşınca, Avrupa’daki hızlı tren yolculuklarımla kıyaslayarak aynı rahatlığı memleketimde yaşamaktan sevinç duymuştum. Aynı duyguyu 5 saatlik karayolu çilesini 100 dakikalık konforlu bir seyahate çeviren Konya-Ankara hızlı tren hattında da yaşadım. Bütün yurdu demir ağlarla örme ülküsünün yeniden canlanmasını dilerim. Demiryolu taşımacılığı ülke ekonomisine, yurttaşların aldığı hizmetin kalitesine ve kişisel ekonomiye büyük katkı ve karayollarında yaşanan kazalarda sönen binlerce hayata “Dur” demek açısından büyük kazanım. Darısı tüm demiryollarının ve yenilerinin başına. Yapan edene teşekkürler.
 
TREN YOLCULUĞUNU  SEVMEZDİM BEN

Konservatuvarın birinci sınıfında gözlem yeteneğimi geliştirmek için kalabalık yerlere gidip saatlerce insanları seyrederdim. Yolculuk hali insanları tipikleştirir. Atalar der ya; “İnsanları yolculukta ve yemek sofrasında daha iyi tanırsın.” Gözlem seanslarım için Ankara Ulus’taki Tren Garı’na değil de daha çok eski adıyla AŞOT’a, yani Beşevler’de şimdi yıkılmış olan Otobüs Garı’na konuşlanırdım. Oysa tren garları çok daha sinematografik ve dramaya yatkın mekânlardır. Neden tren garlarından uzak durduğumu bulmaya çalıştım o gün, hızlı trenin Konya Garı’ndan hareket etmesini beklerken. Trene kalkıştan 15 dakika önce yerleştim. Pencereden bakıyordum. Genç bir kadına değdi gözüm. Birini yolcu ediyordu, tenha kompartımana göz atarak kadının baktığı yolcuyu buldum. 12-13 yaşlarında bir kıza kilitlenmişti bakışları. Bir süre yaşlı gözlerini ele vermemek için yüzüne yerleştirdiği zoraki gülümsemeyi seyrettim soğukkanlı oyuncu merakıyla. Kız birkaç koltuk önümde yüzünü kısmen görebildiğim bir açıda annesine bakmadan elindeki bir şeyle uğraşıyor gibiydi. Tren hareket etti. Kadın trenle yürümeye, sonra koşmaya başladı, içine akıttığı gözyaşları yanaklarından süzüldü, el sallamıyor kızını biraz daha görmeye çalışıyordu sadece. Kıza “Dışarı baksana” diye seslenmemek için kendimi zor tuttum… Tren hızlandı, kadın yitti, kız hiç geriye bakmadı.

Bir süre yol aldık. Sonra annesine bakmayan kız kalktı, döndü, ağlamaktan kızarmış gözlerini saklamaya çalışarak, mahcup edasıyla yanımdan geçip belki de yüzünü toplamaya gitti…

Anladım. Treni ve tren garlarını neden sevmediğimi anladım. Az önce yanımdan süzülüp geçen çocukluğumdu. Yılda bir iki hafta görüşmemize izin verilen anamla, tren garlarında vedalaştık hep. Anam hep trenlerin peşinden koştu. Ben hiç dışarıya bakmadım. Hep göz göze gelmemeye dikkat ettim anamla, daha çok üzülmemek için, daha çok üzülmesin diye…

Yarın Anneler Günü… Annemi kaybedeli çok zaman olmadı ama onu asırlardır özlüyor gibiyim. Yaşıyorsa annenizin gözlerine bakın. Yaşamıyorsa gözlerini hatırlayın. Gözlerini unutmadıkça onu kimse sizden alamaz…

Trenler, tren garları güzeldir…

X