GeriTümer METİN Eyyy Galatasaray yönetimi! Melo'yu derhal gönderin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eyyy Galatasaray yönetimi! Melo'yu derhal gönderin

ÇOK büyük iki camia, ezeli rekabet, ebedi dostluk...

Kazanmanın, kaybetmenin bir etkisi olmadığı anlarda bile, hiçbir zaman derbiliğinden, öneminden bir şey kaybettirmeyen derbi... Doğal olarak gerginlikler, fauller, sarı kartlar hatta kırmızı kart makul karşılanabilir. Ama hepimizin gözleri önünde futbolun kirlenmesini hiçbir şart ve sebeple makul kabul edemem!
Futbolumuzun temiz kalmasını, daha doğrusu temizlenmesini istiyorsak, gerekli cezaları sadece rakibine ‘fiziksel’ faul yapana vermekten vazgeçerek başlamalıyız. Bülent Yıldırım dün akşam Melo’yu atması gerektiği zaman atamadı ama bence G.Saray yönetimi başta olmak üzere Galatasaray camiası Melo’ya ‘gerekli’ cezayı derhal kesmelidir.

O HAREKET YAPILMAZ

3 puan uğruna, anlık kazanımlar uğruna, bir iki maç kazanmak uğruna hatta bir sezon uğruna; ülkemizin futbolunun geleceğini riske etmemeliler!
Yaptığı hareket; ne profesyonelliğe, ne fair play’e, ne de benim bildiğim, öğrendiğim hiçbir anlayışa sığmıyor! Eminim ki o çirkin görüntü, sağduyulu tüm G.Saraylı futbolseverleri de en az benim kadar rahatsız etmiştir.
Eğer son dönemde daha bir sıklıkla dile getirdiğimiz ‘temiz futbol’, ‘futbolun güzellikleri’ kavramlarını hayata geçirmek ve ülke olarak futbolumuzu temizlemek istiyorsak; G.Saray yönetiminin derhal Melo’yu göndermesi gerekir.

TOP, BAŞKAN AYSAL VE YÖNETİMİNDE

İSTERSE Melo, dünyanın en iyi takımlarında ya da Brezilya Milli Takımı’nda oynasın benim için hiçbir değeri yok; benim ülkemin futbolunu kirletmeye hakkı yok! Felipe Melo futbolun çirkin yüzüdür! Ki benim tanıdığım son derece beyefendi Ünal Aysal ve yönetimi ‘uzun vadeli ve sağduyulu’ doğru kararı alacaklardır. Hepimizin artık bıktığı bu zihniyeti kökten değiştirmek, silkelenmek ve örnek olmak adına bir fırsattır bu! Maça dair dip not: Galatasaray’ı tebrik ederim! Sezonu forse eden Fenerbahçe’yi, başlama düdüğünden bitiş düdüğüne kadar sürklase ederek galibiyeti hak ettiler.

X

Bir maden işçisinin oğlu olmak

Soma’da gencecik oğlunun bir ümit canlı çıkmasını bekleyen baba gibi senelerce akşam ezanında bekledim maden işçisi babamı...

Nerede olursam olayım akşam ezanının sesini duyardım mutlaka... Babamın gün ışığına kavuşma anıydı o ses çünkü...
Bugün hâlâ nerede olursam olayım duyarım akşam ezanını... Çocukluktan kalma bir refleks belki de...
Ben Zonguldak Kozlulu’yum. Doğal olarak madenci bir babanın oğluyum. Babam da, amcam da, o coğrafyada yaşayan erkeklerin alın yazısındaki gibi madencilerdi.
Yerin metrelerce altında geçirdi bütün hayatını babam... Diğer bütün şeylerin ötesinde sırf bunun için çok ayrı bir saygı duymuşumdur ona ömrüm boyunca. Madenci bir babanın oğlu olmaktan hep gurur duydum hep de duyacağım.
Her sabah helalleşti
1992 yılında emekli oldu babam... 26 yıl çalıştıktan sonra... 26 yıl her sabah yerin metrelerce altına girmek için evden çıkarken helallik aldı. Onca sene annemden tek bir isteği oldu. Sabahın köründe gün ağarırken evde çıkmasına rağmen; annemin uyanıp onu uğurlamasını isterdi. Her gün helallik almayı... Gidip de dönememek vardı çünkü her yeni başlayan gün... Evde kalan bizler o kadar farkında değildik ama o çok farkındaydı. ‘Orada hayat başka’ derdi. ‘Her insan ölmeden önce mutlaka görmeli’ derdi.
Çok şükür ki babam, amcam hayattalar. Ama bugün hâlâ babam her check-up yaptırdığında endişe duyarım; ‘acaba ciğerlerinde bir şey çıkacak mı, o günlerden bir arıza kaldı mı’ diye...

Yazının Devamını Oku

Zor olur

GEÇEN hafta özel bir nedenden dolayı maç yazısı yazamadığım için öncelikle tebrikle başlamak isterim.

Tüm Fenerbahçe camiasının 19. şampiyonluğunu kutlarım.
Bütün sezonu forse eden Ersun Hoca ve oyuncuları; istek, azim ve istikrarlarıyla şampiyonluğu sonuna kadar hak ettiler.
Hepsini tek tek tebrik ederim...
Elbette önümüzdeki günlerde, bu şampiyonluk öyküsünü, bu öykünün kahramanlarını, sezonun kırılma anlarını geniş kapsamlı bir şekilde analiz edeceğiz. Ama şampiyonun hikayesinden önce, dün akşamki Akhisar maçına dönecek olursak; Şampiyon, Manisa’da ligin en rahat takımının karşısına en az onlar kadar rahat çıktı doğal olarak.
Maç öncesi kadrolara baktığımızda Ersun Hoca’nın hafta içi beyanlarının paralelinde bir kadro oluşturduğunu gördük.
Sezon içerisinde fazla süre bulamayan oyuncular yeşil zemin üzerinde yerini alırken, tüm sezonun yükünü çekenler kulübede ya da tribünde yerlerini almışlardı.

RAHAT GÖZÜKÜR AMA...

MAÇA dair teknik bir analiz yapacak değilim. Ancak yeşil sahadan gelen ve benzer maçlar oynamış biri olarak şu analizi yapabilirim:

Yazının Devamını Oku

İkram yarışı

SON 5-6 haftadır Beşiktaş ve Galatasaray arasında ‘ikram yarışı’ yaşanıyor.

Bir hafta koltuğu ve avantajı yakalayan takım, bir sonraki hafta koltuğu rakibine adeta ikram ediyor. Geçen hafta Sivasspor karşısında alınan mağlubiyetle koltuğu Galatasaray’a bırakan Beşiktaş, dün akşam Kasımpaşa karşısında maça çok etkili ve hızlı başladı.

Fırsat vermediler

SAKAT ve cezalı oyuncuları dönünce Bilic klasik kadrosuna dönmüş. Beşiktaş, ilk 15 dakika o kadar hızlı ve etkili oynadı ki; hem pozisyonlar buldu; hem de orta sahada Veli-Atiba agresifliğiyle rakibin kadife ayaklarına iş yapma imkanı vermedi. Bununla birlikte önce Oğuzhan sonra da Veli ile iki gol üretmeyi de başarıp, devre arasına 2-0 önde girdiler.

Heyecan bitmez

ŞOTA, Beşiktaş’ı ortadan delmeye çalışıp kenarları kullanmayınca, Bilic’in kalabalık orta sahasının ekmeğine yağ sürdü. Skoru eline alan Kartal pozisyon oyununu iyi oynayıp alan daraltarak, bir kulağı TT Arena’da maçı tamamladı.
F.Bahçe’nin ligi bu kadar forse ettiği bir sezonda Beşiktaş, sene başından beri yaşadığı bütün krizlere rağmen ikincilik koltuğu için G.Saray’ın bir puan gerisinde yarışı sürdürüyor.
Bunda Galatasaray’ın sezon başında öngörülen performans istikrarını sergileyememesi, son iki sezonun şampiyonu olmaktan uzak, inişli çıkışlı bir sezon geçirmesi de etken oldu diyebiliriz. Lig şampiyonu sezonun bitimine haftalar kala belli olmasına rağmen, en değerli ikincilik yarışı heyecanı son haftaya kadar devam edecek gibi duruyor.

Yazının Devamını Oku

Hedefi vuramamak

SEZONUN son derbisinde, ligin zirvesini paylaşan iki takım da Olimpiyat Stadı’na kendi hedeflerine kilitlenmiş olarak çıktı.

Fenerbahçe, şampiyonluğunu derbiyle ilan etmek; Beşiktaş ise sezon içinde birkaç kez kaybedip tekrar yakaladığı en değerli ‘ikinciliği’ Galatasaray ile puan farkını dörde çıkararak perçinlemek peşindeydi. Beşiktaş sahaya Bilic’in son haftalarda yakaladığı kadro istikrarıyla çıktı. Ersun Hoca ise klasik düzenine sadık kalırken; hakkaniyetli davranarak, geçen haftanın yıldızı Kadlec’i, Bekir’e tercih etti. Maçın daha kontrollü başlayacağını düşünürken; tempolu ve gergin başladı. 9. dakikada Almeida’nın yakaladığı pozisyondan sonra iki takımda futbol oynamayı hatırladı.
Beşiktaş anlamsız bir şekilde, belki de hiç denemediği tek hat ofsayt taktiğini uyguladı. Sonucunda da doğal olarak defansif zaaflar yaşadı. Oyunu iyi okuyan Kuyt, 23. dakikada muhteşem ara pasını Sow ile buluşturdu. Senegalli, ara pas kadar muhteşem bir bitirişle Fenerbahçe’yi öne geçirirken; en yakın Beşiktaşlı futbolcu ile arasında yaklaşık 7 metre vardı. İlk yarının son dakikalarında oyunun kontrolü elindeyken yakaladığı 4’e 3 kontra atağı cömertçe harcayan Fenerbahçe, dönüşünde Motta’nın ayağından kalesinde golü gördü.

İŞTAHI KABARMADI

İKİNCİ yarısı kontrollü geçen derbide; Beşiktaş’ın 10 kişi kalması bile Fenerbahçe’yi kontrolün dışına çıkartmadığı gibi iştahını da kabartmadı. İkinci yarıya damga vuran pozisyon 88. dakikada Dany’nin pozisyonu oldu. Yaptığı futbolun doğasında kabul edilemez olduğu gibi kuralı aşmaya çalışması açısından da endirekt serbest vuruşla cezalandırıldı. Bu seviyedeki oyuncunun bunu bilmemesi son derece ilginç! Caner’in topu dışarı vurması da son derece enteresan olmakla birlikte centilmenlik çerçevesinde yapılmış bir hareket olarak algılanabilir.
Sonuç olarak sahaya adım atarken kilitlendikleri hedeflerine ulaşamayan iki takım da birer puanla yetinmek zorunda kaldı. Artık 1 puana ihtiyacı olan Fenerbahçe’nin yanı sıra Beşiktaş umarım en değerli ikincilik yarışında dün akşam kaybettiği 2 puanı aramaz!

Yazının Devamını Oku

Galibiyet isteği

YAZIN geldiğinin müjdecisi görünümünde saat 19.00’da başlayan gündüz (!) maçında; daha ısınma hareketleri sırasında, Kadıköy’e takımlarını desteklemeye gelen Fenerbahçe taraftarı da eksiklerine rağmen Fenerbahçeli oyuncular da maça istekli başlayacaklarını hissettirdiler.

Henüz ısınma hareketleri sırasında hissedilen galibiyet isteğiyle, aklımdan geçen; “Şampiyonluk için matematiksel olarak sadece 6 puana ihtiyacı olan Fenerbahçe bu 6 puanın 3’ünü kendi sahasında ve şiddetle puana ihtiyacı olan, can havlindeki Antalyaspor’dan alabilecek mi acaba?” oldu.
Başlama düdüğüyle birlikte Fenerbahçe maça gayet iştahlı başladı. 28 haftadır sergiledikleri oyun anlayışına sadık kalarak, değişen oyuncularla devam ettiler.
Belki çok pozisyon bulamadılar ama uzun maratonda duran topların önemine yakışan bir ilk yarıya tanık olduk. Caner’in müthiş frikiği sezonu taçlandıran güzellikteydi. Golünün güzelliğinin yanında, yeri gelmişken bir küçük eleştirim olacak Caner Kardeşim’e: Her pozisyonda hakeme itiraz edilmez. Kaldı ki; karar senin lehine çıktığında bile elin kolun hep havadaydı dün akşam!

ERSUN HOCA FARKI

1-0’dan sonra Fenerbahçe durdu. Topa sahip olayım derken, Antalya iki frikik kazandı, biri baraja takılırken, Tita’nın adrese ortasında tüm Fenerbahçe defansı uyurken, uyumayan Isaac oldu.
Berabere giden oyun belki Antalya’nın kontra atak anlayışına yatkın olabilirdi ama Fenerbahçe cevap vermekte gecikmedi. Yine bir duran topla, kornerden Alves hedef alınarak yapılan ortaya Kadlec iyi ayak soktu. Takımını soyunma odasına 2-1 önde götürdü.
Maçın ikinci yarısında; kulübedeki tek silahı sakatlıktan yeni çıkan Alper olan Ersun Hoca, dakika 65’te yaptığı oyuncu değişikliğine kadar mümkün mertebe oyunu tuttu.

Yazının Devamını Oku

Gol Tanrısı olmasaydı

BEŞİKTAŞ özellikle ilk yarıda çok baskılı oynadı. İlk 20 dakikadan sonra inanılmaz pozisyon zenginliği ve koordine olmuş ataklarını gördük.

Yalnız kaleci Itandje’ı geçemediler.
Konya adına oyunun hemen başında Hasan Kabze’nin kafa vuruşu iyi bir fırsattı. Ama kaleci Tolga gole izin vermedi. Yine, ilk yarının 20. dakikadan sonraki bölümünde oyun neredeyse tamamen Konya yarı sahasında oynandı.
Sağlı sollu gelişen Beşiktaş atakları, Motta ile İsmail’in hücuma katkısı ve bu oyuncularla bulunan pozisyonlar vardı. Ama baskının karşılığını golle alamadı Beşiktaş... Bunda da Itandje’ın meziyetli kurtarışlarının etkili olduğunu söyleyebilirim.

EKSİKLER ARANMADI

Geçen haftadan farklı olarak sadece Necip’in yerine Atiba’yı sağ bekte oynatmış Bilic... Yine İsmail-Motta soldaydı... Gökhan Töre’nin sakatlığı geçmediği için kulübede olduğu görüldü. Ama Beşiktaş’ta oynayan futbolcular, ‘Eksikleri arattı mı’ dersek hayır aratmadı. Beşiktaş için ilk yarının ikinci bölümü gerçekten baskılı ve pozisyon zenginliği içinde geçildi. Siyah beyazlıların, kurduğu baskıdan ziyade kalesinde pozisyon vermemesi de takım defansı açısından son derece önemliydi.

MEYVEYİ ALDI AMA

İkinci yarıda Bilic, sağ tarafta Motta’yı oynattı. Motta sağ açık gibiydi. Müthiş bir Konya baskısıyla başlayan ikinci yarıda Gekas’la iki net pozisyon kaçtı. Ama ilk yarıdaki Itandje kadar Tolga da kalesinde devleşiyordu. Hem bir kaleci olarak hem de takım kaptanı olarak üzerine düşeni yaptı. Daha sonra Bilic yapabileceği, oyunu çözebilecek tek hamlesini gerçekleştirdi. Motta’yı çıkarıp Gökhan’ı oyuna soktu. Hemen de meyvesini aldı. Jones’la başlayacan atak Gökhan ve Olcay’ın müthiş pas trafiği sonrası Oğuzhan’ın kafa vuruşunda golle taçlandı. Eğer ‘gol tanrısı’ Gekas olmasaydı, Beşiktaş son derece önemli bir 3 puanı alacaktı. Golden önce Jones’a faulü vermeyen Çağatay Şahan, Bilic’in çıldırmasına sebep oldu. Maçtan sonra Bilic’in kulübedeki oturuşu, genel tablonun açık bir özeti gibiydi.

Yazının Devamını Oku

İstedğini aldı

DÜN akşam iki takım da 3 puan isteği ve puan kaybına sıfır tahammülle maça çıktılar.

Beşiktaş kazanıp, Galatasaray-Fenerbahçe derbisini ikincilik koltuğunda izlemek istiyordu. Kayseri ise son 3 haftada aldığı 9 puanın özgüven ve moraliyle Galatasaray’a yaptığını, Beşiktaş karşısında da yapıp; mucizevi yolculuğunda bir büyük engeli daha aşma düşüncesindeydi. Sezon başından beri sakatlıklarla en çok boğuşan iki takım; çimlerin üzerine adım attığında, misafir takım uzun zaman sonra tam kadro ile yerini alırken, Beşiktaş’taki eksiklikler Bilic’i radikal değişikliğe itmiş.
Beşiktaş; İsmail Köybaşı önünde Motta, sağda Olcay, ileride Almeida ve arkalarında üç savaşan orta sahayla çıktı maça. Jones, Atiba, Veli üçlüsü kulübede başlayan Oğuzhan’ı aratacak gibi duruyordu ki; Necip’in talihsiz sakatlığı Bilic’i Oğuzhan’ı sahaya atmaya mecbur etti. Beşiktaş ilk yarıyı cılız ataklar ve üretmekte zorlanarak geçirdi. İlk yarının son dakikasında orta sahada kazanılan topu, Almeida kendisinin isteyeceği türden bir pasla Olcay ile buluşturdu. Olcay da kaleci Sinan’ın zamanlama hatasını nefis bir aşırtma vuruşla ağlara göndermesini bildi ve takımını soyunma odasına rahat bir nefes alarak götürdü.

BRAVO OLCAY
İkinci yarının hemen başında Beşiktaş’ın Olcay, Kayseri’nin Nobre ile bulduğu pozisyonlar maçın ikinci 45 dakikasının daha hareketli geçeceğinin işaretiydi. Ki yanılmadım; maçın ikinci yarısı iki kalede de pozisyon zenginlikleriyle çok hareketli geçti. Ertuğrul Hoca maça Nobre ile başlayıp daha sonra çift forvete dönünce Beşiktaş defansı biraz bocaladı. Kapanan Beşiktaş sezon başından beri en iyi yaptığı iş olan kontra atak futbolunu; baskı yediği, pozisyon verdiği dakikalarda uygulayarak, Oğuzhan ile 68. dakikada ikinci golü buldu ve rahatladı. Oğuzhan’ın golü kadar; Olcay’ın rakibini dağıtan koşusu ve Oğuzhan’a şut imkanı yaratması da çok kıymetliydi. Bravo Olcay!
90+2 de Okay’ın golü maçı 2-1 yapsa da Kayseri’ye yetmedi. Ama golden sonra kalan dakikalarda Beşiktaş takımının telaşı nefesleri kesti. Alınan 3 puanla tüm Beşiktaşlı futbolseverler bu akşamki derbiyi evlerinde ikincilik koltuğunda izleyecekler.

Yazının Devamını Oku

Triptonic

HAFTAYA iki takipçisinin puan kayıplarıyla daha da rahat başladı Fenerbahçe.

Hem bu avantajı hem de haftaya oynanacak derbiyi aklının bir köşesinde tutarak, bir an önce skoru elde etmek için uzun zamandır görmediğim bir baskıyla oynadı ilk 15 dakika.
Bursaspor’un bu baskıyı kaldıramayacağı belliydi. Fenerbahçe’nin forvetlerinin yapamadığını Sestak ve Frey anlaşmazlığı yaptı ve dakika 17’de Kuyt affetmedi!
Gole kadar Fenerbahçe, oynadığı baskın oyunuyla inanılmaz istatistiklere ulaştı.
5’i isabetli 8 şut, 4 korner, 76’sı isabetli 95 pas, 9 top çalma, 14 atak girişimi…
Yanlış anlaşılmasın bu rakamlar devre arası ya da maç sonu rakamları değil sadece gole kadar yani ilk 17 dakikanın rakamlarıydı! Eski bir futbolcu olarak benim gözümden 8 net pozisyona girdi Fenerbahçe 17 dakikada… Bu sıcağa kar dayanmaz!

SOW RAHATLATTI

FENERBAHÇE bu… Triptonic araba gibi… Rakibini sollarken iki vites birden küçültüp, turboya alıyor oyunu… Skoru elde ettikten sonra ‘cruise kontrol’ ile dinleniyor... Sonra yeniden turbo… Golden sonra oyunu cruise kontrole alan Fenerbahçe’de kontrollü oyun ikinci yarıda da devam etti. Hatta biraz uzun sürdü.

Yazının Devamını Oku

Sevgili Bilic!

DÜN akşam Bilic maç öncesi değerlendirmesinde, en zor maçlarından birine çıkacaklarını söyledi.

Gerek takımdaki eksikler, gerek güçlü bir takıma karşı deplasmanda oynayacak olmak, maçı Beşiktaş açısından gerçekten de ‘zor’laştırmıştı.
İki oynatmayan takım arasında kilitlenen oyunda, orta saha savaşıyla geçen bir ilk yarı izledik. Kanatları kullanamayan, şut atamayan, pozisyon üretemeyen Beşiktaş’ta dün akşamki kadro tercihi tartışılır. Atiba ve Jones değişmeli kanat oynadılar gibi gözükebilir kağıt üzerinde ama, sadece oynamaya çalıştılar! Beşiktaş’ın kanat oyuncuları Gökhan Töre ve Holosko sakatken kulübedeki tek kanat oyuncusunu neden oynatmadığını sormak lazım sevgili Slaven Bilic’e!
Bilic’in aradığı çözüm çok daha basitti aslında: Olcay’ı sağ tarafa koyup, Uğur Boral’ı Motta’nın önüne koymak! Olmadı Almeida ile başlayıp, Mustafa ile klasik 4-4-2 oynayabilirdin.

OĞUZHAN SAKATLANINCA

NİTEKİM Oğuzhan sakatlanınca bu sisteme döndü Beşiktaş. Döndü dönmesine ama yine kanadının biri kırıktı. Kim atacaktı ortaları, kafa hakimiyeti iyi olan bu iki adama? İlginçtir; bu ülkenin en iyi orta meziyeti olan oyuncusunu hiç düşünmüyor Bilic! Zordur oynamayan oyuncu için beklemek... Sabırla bekler ama eee bu kadar eksik var, kanatlar yok, neden hala ben oynamıyorum diye de sormaz mı? Hele ki Uğur gibi mazisi parlak, tecrübeli bir oyuncu... Sezon sonu elde edilecek başarıda herkesin payının olması, herkesin mutlu olması, olabilmesi için fırsat maçlarıdır bunlar! Bilic dün akşam, hem maçı hem de Uğur’u kazanabilirdi!

Yazının Devamını Oku

Şampiyonluk gibi ikincilik

Endüstriyelleşen futbolda Beşiktaş, rakiplerinin gerisinde kaldı. Kartal için bu sezonki ikincilik bile çok önemli. Çünkü Devler Ligi’ne direkt gidip 8.5 milyon Euro, ligden de 50 milyon dolar kazanacak.

TÜRKİYE’de futbol tarihinin evvel ezel değişmeyen bir gerçeğidir: ‘3 Büyükler’ tabiri... Evet, Türk futbolunda 3 büyük takım vardır. Her sene de şampiyonluk yarışı (istisnalar dışında) bu üç büyük takım arasında geçer. Bu üç büyük camianın ikisinde oynamış ve hem içerideki hem dışarıdaki ortamı çok iyi teneffüs etmiş biriyim. Analiz etsem üç takımı da ‘büyük’ yapan benzer ve bir o kadar da farklı nedenler sayabilirim. Birbirlerinden farklı dinamiklere, kendilerine has tarihsel, kültürel genlere sahipler.
Ancak ortada bir de ‘endüstriyel futbol’ gerçeği var. Endüstriyel futbolun getirdiği gerçekse ‘büyük’ takım olmanın yolunun ‘parasal ve sportif başarı’dan geçtiğidir. Artık günümüzde futbolun kurallarını ve sınırlarını ‘para’ belirliyor. Durum böyle olunca elde edilen başarılara; yönetiminden futbolcusuna, hatta taraftarına kadar gözlerde TL, Euro, dolar işaretleriyle bakar olduk.
Her hafta yorumladığımız çerçevenin içinden biraz dışarı çıkıp futbola bu tarafından bakacak olursak; benim de içinde olduğum çok değerli 100. Yıl şampiyonluğu sonrası yani yaklaşık son 10 yıldır Beşiktaş; hem mali hem de sportif anlamda yaşadığı olumsuzluklar ve istikrarsızlıklarla diğer iki ezeli rakibinin gerisinde kaldı, bir anlamda statü kaybına uğradı demek yanlış olmaz. Bu nedenle en kötü şartlarda Beşiktaş yönetimine talip olup, başa geldikleri günden beri, gerek mali sorunlar, gerek stat projesi, gerek yeni sponsorluklar vs... her alanda canla başla çalışan Fikret Orman ve ekibini ben de canı gönülden destekliyorum. Çok zor bir dönemde çok zor bir göreve talip oldular.

Yeni stat da TAKIMIN cazibesini artıracak

TABİİ ki Beşiktaş’ın da G.Saray’ın da matematiksel ihtimalleri devam ettiği sürece hedefleri şampiyonluktur. Kabul ama Türkiye lig tarihinin en değerli ikinciliğinin olduğu bir senede; hafta itibariyle G.Saray’ın bir puan üstüne çıkıp ikincilik koltuğuna oturan ve son viraja avantajlı girmeyi başaran Beşiktaş için bu sene alınacak ikincilik bile çok önemli! Beşiktaş’ın ligi Fenerbahçe’nin arkasında ikinci bitirmesi durumunda olası senaryoya bakalım:
Kasaya ayakbastı parası olarak yaklaşık 8.5 milyon Euro Şampiyonlar Ligi’ne katılım bedeli girecek. Devamında gruplardaki maçlarda galibiyet ve beraberlik primleriyle bu gelir devam edecek.
İkinci olan takım olarak Süper Lig ve performans geliri yaklaşık 50 milyon dolar gibi bir para gelecek. Bütün bu ek gelirlerle birlikte bir de hiçbir devlet yardımı almadan inşaatı tüm hızıyla devam eden stadın da ağustos ayında tamamlanması durumunda Beşiktaş’ı hem mali hem sportif anlamda başarıya ulaşabileceği günler bekliyor diyebiliriz. Dediğim gibi günümüz endüstriyel futbolunun iki kaçınılmaz gerçeği mali tablo ve sportif başarı için çok önemli bir yol kat etmiş olacak Beşiktaş, bu seneyi ikinci bitirirse! Artık ülkemizde dünya starlarını görmek hayal değil!

İpler Beşiktaş’ın elinde

Yazının Devamını Oku

Kalite farkı

VOLKAN’ın ısınma sırasında sakatlanmasıyla Ersun Hoca kaleyi Mert’e teslim etti.

Fenerbahçe iki iyi kaleciye sahip! Mert kendini bir anda kalede bulmasına rağmen, maçın daha başındaki ilk Antep atağında Mustafa Durak’ın köşeye giden şutunu çelerek kaleye geçtiği anda göreve hazır olduğunu gösterdi.
Maç başında bir diğer sürpriz de Alper Potuk’un yedekler arasında olması ve takımın Emre- Mehmet Topal- Meireles, üç defansif orta saha ile başlaması oldu benim için. Ersun Hoca önce kaybetmemek parolası ile çıkarttı takımı sahaya.

EMENİKE DAĞITTI

FENERBAHÇE oyun taktiğini Antep’in iki stoperi Binya ve Stankevicius üzerine kurmuştu. İki stoper de hem ağırlardı hem de pozisyon bilgileri bir o kadar zayıftı. Emmanuel Emenike’nin fiziksel gücü iki stopere de fazlasıyla yetti. Fiziki özelliklerini çok iyi kullanarak futbolunu konuşturan Emenike karşısında iki stoperden futbol zekalarını göstermelerini beklerdim. Ki bunu da tandemin altın kuralı kademeyi uygulayarak gösterebilirlerdi. Ama ne yazık ki ikisi de hatırlayamadı bu altın kuralı! Dolayısıyla Emenike iki stoperin arasından fiziksel gücüyle rahatlıkla sıyrılabildi.
İlk golde Ersun Hoca golün sahibi Emenike’yi değil de Kuyt’ı tebrik etti. Muhtemelen maç taktiğinde iki kısa pastan sonra mutlaka gözü kapalı öne uzun pas istemiş.

YETERSİZ HAMLELER

SERGEN Hoca ikinci yarıya Bekir Ozan ve Muhammed değişikliği ile başlayıp hamlesini yaptı. Ancak bu iki oyuncu değişikliği de, daha sonra oyuna giren İbrahim de; ne oyunu ne de orta sahadaki üstünlüğü ele almak için yeterli olmadı.

Yazının Devamını Oku

Rakamlar

GALATASARAY’ın puan kaybı ve takımın kendi içinde yaşadığı buhran; Beşiktaş’a defalarca gelip-giden ikincilik fırsatını yeniden doğurdu.

Galibiyetle birlikte uzun zaman sonra puantajdaki yerini değiştirme şansı yakalayan Beşiktaş maça o kadar hızlı başladı ki; daha 10. dakikada tabela 2-0 olmuştu bile.
Slaven Bilic, Gökhan Töre’nin yokluğunda sağ kanatta Holosko’ya görev vererek başladığı kadroda klasik düzenine sadık kaldı. Ayrıca maça geçen haftanın yıldızı Mustafa Pektemek ile başlaması oyuncusuna olan güven kadar, hocanın adaletli oluşunun da bir göstergesiydi. Ki Mustafa’nın Serkan ve Sonko gibi iki kulenin arasında, resmen askıda kalarak yaptığı kafa vuruşu bana kralın gollerini hatırlattı.
Beşiktaş kalabalık ve dirençli orta sahasıyla sonucu erken elde etti. Neredeyse kalesinde pozisyon vermeden ilk yarıyı tamamladı. İlk yarı sonunda Beşiktaş’ın en çok koşan oyuncuları orta sahasıydı: Holosko- Veli-Atiba-Mustafa- Olcay... Topla oynama oranında da yüzde 61’e yüzde 39 gibi bir fark vardı Beşiktaş lehine. Bu istatistikler maçın daha ilk yarısında Beşiktaşlı oyuncuların hem mücadele hem de kalitesini ortaya koyduklarının göstergesiydi.

YARALI KARTAL

İKİNCİ yarı ekonomik oynayan Kartal yine pozisyon zenginliği buldu. Atiba ile buldukları 3. gol duran toptan olsa da ikinci yarıda da isteği ve arzusu yerindeydi Beşiktaş’ın.
İkinci gole imzasını atan, sağ el bileği ve parmağı sarılı, kafası dikişli bir şekilde 4 forma değiştirerek sonuna kadar sahada kalmaya çalışan Mustafa Pektemek kardeşim şanssızlıklar yüzünden maçı tamamlayamasa da tabir-i caizse ‘yaralı kartal’ gibi mücadele etti.

KIYMETLİ İKİNCİLİK

FENERBAHÇE’nin şampiyon olması durumunda, Şampiyonlar Ligi’ne direk katılma şansından dolayı hem ekonomik hem statü anlamında tarihin

Yazının Devamını Oku

Saçını kazıtan kahraman sol bek

Gücünü saçından alan kahraman Caner Erkin, kafasını kazıtsa da futbol çizgisinde ve performansında bir bozulma olmadı. Yaptığı ortaların kalitesi Avrupa’da baş üstü takımların oyuncularından bile daha iyi.

BU sene iki solak lige büyük renk kattılar: Caner ve Olcan! Bir solak olarak beni mutlu ettiği kadar, eminim Fatih Hoca’yı da mutlu ediyordur bu durum.
Gücünü saçından alan kahraman Caner Erkin, saçlarını kestirmesine (ki bence bu model daha çok yakıştı kendisine) rağmen, çizgisi ve performansını hiç bozmadı. Caner’in skora etkisi bir tarafa, istikrarı da çok etkili uzun lig maratonunda. İddia ediyorum, ‘orta kalitesi’ olarak şu anda Avrupa’da baş üstü takımlarının oyuncuları dahil hiçbir kanat oyuncusunda olmadığı kadar iyi. Ayrıca bu sene Caner’in transfer senesi! Kafası karışsın istemem, en sağlıklı kararı ailesiyle birlikte verecektir. Ama kendisine gelecek yurtdışı teklifleri gibi aynı zamanda iç transferde de eli çok kuvvetli Caner Erkin’in!
Her hafta üstüne koyarak oynayan Olcan Adın kardeşim ise, takımının skor yükünü çekmesi bir tarafa, oynadığından keyif alır oldu.
Evet, belki kendi bildiği gibi oynuyor; belki Milli Takım’da hocasını daha çok dinlemeli ve sisteme ayak uydurmalı ancak ne olursa olsun, bu kadar çalkantılı bir sezon geçiren Karadeniz’in fırtınalı takımında Onur ile beraber lige damga vurdular. DEVAM OLCAN!

En istikrarsız hakem sezonu

NE yazık ki genel olarak hakemler istikrarsız bir sezon geçiriyor. Futbolun doğası içinde ‘makul’ sayılabilecek hatalardan ziyade, ‘bariz’ hatalar silsilesinin içinde kayboldular. İstisnasız bütün takımlara, gidişata, ligin kaderine etki eden hatalar yapıldı. Beşiktaş ve Kayserispor bu listede başı çeken, en çok canı yanan takımlar oldu. Beşiktaş için çalınan düdükler Galatasaray ve Fenerbahçe’ye oranla daha rahat çalınıyor nedense!

Görünen köy kılavuz istemez

UZUN

Yazının Devamını Oku

Bu Chelsea-Drogba maçı değildi

Dün akşam hepimiz bir umut “Galatasaray her daim gösterdiği Avrupa reaksiyonunu gösterir mi acaba?” dedik.

Maç başlamadan önce aklımdan geçenler: “Drogba duygusallıktan kurtulup acaba bu maçın formasını giydiği takım için ne kadar önemli olduğunu hatırlar mı? Birileri çıkıp bu maç Chelsea-Drogba maçı değil de Chelsea-Galatasaray maçı diye arkadaşlarını ve Drogba’yı da silkeler mi?” idi.
Maçın başlama düdüğü ile gördük ki maalesef umut ettiğimiz şeyler sadece güzel ve uzak bir ihtimalmiş. Sahada görünen tabloda sanki herkes rüya aleminde herkes başka bir diyardaydı. Zaten karşında duvar gibi çok iyi duran bir takım var. Keza ilk maçta da öylelerdi. Girdikleri her atağı bitirmeyi çok iyi biliyorlar. Nitekim daha ilk yarıda alınan 2-0’lık skorla da bunu gördük.
Mancini ikinci yarı Melo’yu Chedjou ile Semih’in arkasına atarak liberolu sisteme döndü. Üzgünüm Sinyor, kimilerine göre üçlü sistem denilebilir ama bana bu seviyede sanki defansif bir önlem almışsın gibi geldi. Çözüm oldu mu? Hayır olmadı tabii yine yürüye yürüye geldiler. 90. dakikada Drogba ile bulduğumuz en net pozisyon bile O’nun maçta olmadığının göstergesiydi.

En kötü Galatasaray

Kalite farkını, bu seviyede oynama alışkanlığını, iç saha avantajını, deplasman fobisini vs. anlarım. Ama birileri Mancini’ye özellikle dışarıdaki maçlar için; Galatasaray genlerinde rakibinin oyununu kabul etmenin, mahkum oynamanın olmadığını anlatmalı! Kaldı ki içerde de takım genleri ile kazanıyor.
Birçok futbolcu için üzüldüm maçı izlerken. Çünkü özel bir akşam geçirdiler. Sonuç ne olursa olsun oynamanın keyfini yaşayamamak üzüntü verici olmuştur. Maç kaybedilebilir, bu ne ilk mağlubiyet Galatasaray için ne de son mağlubiyet olacak. Ama ben bu sene Galatasaray’ı hiç bu kadar kötü görmemiştim. Yine söylüyorum; ülke olarak elde ettiğimiz bütün başarıları inceleyin. Hepsinde sahada tek yumruk olunmuştur. Herkes bir amaç etrafında kenetlenmiş tek yürek tek vücut olmuştur. O kimya bozulmuşsa eğer, bu seviyede tutunman ne büyük isimle ne büyük transferler ne de yetenekle mümkün!

Yazının Devamını Oku

Hababam ruhu

DÜN akşam bir tarafta, son 5 maçta 4 galibiyet yapmış, maşallah leblebi gibi goller atan Edinho gibi bir golcü bulmuş, Hikmet Hoca ile çehresi değişmiş ve havası yerine gelmiş ama yine de can havlinde olan Kayserri Erciyes; diğer tarafta ise galip gelirse en yakın rakibiyle puan farkını 8’e (Trabzon maçı sonucunun onanmasıyla) çıkartacak olan Fenerbahçe vardı.

Tempolu başlayan maçta ilk çeyrekte F.Bahçe klasik Kadıköy baskısını kuramadı. Erciyes ise donanımlı, sakin, ne oynadığını bilen takım hüviyetindeydi. Bu tempoyu F.Bahçe’nin Kuyt ile bulduğu muhteşem gole kadar da sürdürdüler. Hollandalı 33’te kalitesini ortaya koyan muhteşem bir şut çıkarttı. Hep söylerim kaliteli takımsanız ve kadronuz skoru değiştirebilecek oyuncularla donatılmışsa 0-0 giden oyun sizin için avantajdır.

GÖKHAN FARKI ÖNLEDİ

Çağatay Şahan ilk yarıda Mangane’nin Emre’ye yaptığı harekete kırmızı kart çıkartmalıydı.
Erciyes ikinci yarıda penaltıyla beraberliği yakalamasına rağmen bir dakika geçmeden tekrar geriye düştü. Gol atan-yiyen takımlar için hemen akabindeki birkaç dakika konsantrasyon için çok önemlidir. Direnç ve isyan düşer; rehavet tavan yapar bu dakikalarda... Erciyes’te bu üçlemenin sonucu olarak gol sevincini yaşayamadan kalesinde golü buldu.
F.Bahçe içeride istediği gibi tempo yapıyor. 2. vitesten direk beşe gerekirse de boşa atan araba gibi... 2-1’den sonra da tempoyu düşürmediler ve sayısız gol fırsatı kaçırdılar. Gökhan performansıyla farkın açılmasını engelledi.
Gecenin en güzel görüntüsü; çok güzel bir vefa örneğiyle maça davet edilen Hababam Sınıfı oyuncularını tribünde, Hababam ruhunu da gol sevincinde ve tribünlerde görmek oldu.

ŞAMPİ…

F.Bahçe dün akşamki galibiyetle kalan 9 hafta için cebine iki mağlubiyet bir beraberlik veya 4 beraberlik kredisi koymuş oldu. Arena ve Olimpiyat’a gidecek olmasına rağmen uzun maratonun son düzlüğüne cebinde çok büyük bir krediyle giren F.Bahçe’nin tünelin ucundaki şampi.. ışığını görmeye başladığını söyleyebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Kolunu kanadını arzusunu kırdılar

HEM Şampiyonlar Ligi yarışı hem de küme düşme mücadelesi açısından, iki takım içinde son derede önemli, belki de ligin en kritik maçlarından biriydi dün akşamki mücadele...

Beşiktaş maça inanılmaz iyi başladı. Mustafa Pektemek ile ilk golü de bulup erken dakikalarda öne geçti. Ancak ardı ardına çalınan penaltılar Beşiktaş’ın deplasmanda kazanma arzusunu da, kolunu da, kanadını da kırdı.
İkinci penaltı için bir şey diyemem ama ilk penaltı benim için hiçbir açıdan penaltı değildi kesinlikle.
İlk yarıya 2-1 geride giren Beşiktaş’ta moraller bozuldu doğal olarak. Buna rağmen ikinci yarıya fırtına gibi başlayan Beşiktaş bütün oyun hakimiyetini elinde tuttu.
Maçın tamamında her açıdan üstünlük siyah beyazlıların elindeydi. Çaykur Rizespor’un ikinci yarıda Beşiktaş kalesine bir şutu bile yok!
Mustafa Pektemek ile beraberlik golünü de yakalayan Beşiktaş eline geçirdiği diğer fırsatları ise değerlendiremedi.

SİSTEM DEĞİŞİR
MUSTAFA Pektemek için bir parantez açmak gerekiyor. Kendisine verilen görevi başarıyla yaptı dün akşam. Kendisine verilen şansı da çok iyi değerlendirdi. Ki kendisi inandığım oyunculardan biridir.

Yazının Devamını Oku

Çok belliydi

MAÇIN daha 1. dakikasında başlayan olayları dün akşam “Maraton” yayını öncesi üzüntüyle izlerken, Şansal Ağabey, Markus Merk’e; “Almanya’da olsa bu şartlarda bu maçı oynatır mıydınız?” diye sordu.

Dünyanın en kariyerli hakemlerinden Marcus’un cevabı; “Neyle kıyaslayayım ki, ben hayatımda böyle şeyler yaşamadım ki!” oldu.
Bu cevapla kendimi gerçekten çok kötü hissettim. Marcus’un hayatında yaşamadığı ve dehşetle izlediği sahnelere ne yazık ki biz millet olarak, tam tersi bir o kadar aşina, o kadar alışığız. Görünen o ki, ilk olmadığı gibi yakın gelecekte de son olmayacak Türk futbolunda bu görüntüler.
Önceden tahmin edilen bir atmosfer olmasından dolayı; futbolcuların psikolojik olarak hazırlıklı olması ve böyle atmosferlerde tribünleri daha da fazla tahrik etmemek adına sağduyulu olması gerekir.

UMARIM VE DİLERİM Kİ

Kabul, ancak dün akşam herhangi bir tahrik olmadan maçın başlama düdüğüyle hatta ısınmalardan itibaren başlayan olayları izlerken maçın tamamlanamayacağını futbolseverlerin çoğu tahmin etmişti zaten!
Olaylar; yenen gol, kaybedilen puan ve puanlar, saha içinde yaşanan gerginliklerden değil daha maç başlamadan maçın bitmemesi üzerine kurgulanmıştı ne yazık ki...
Umarım ve dilerim ki; tribünlerin 90 dakika kin nefret ve hınç yerine coşkuyla takımlarına destek olduğu bir gelecekte sadece futbolu ve futbolun güzelliklerini yorumlayıp konuşuruz.

Yazının Devamını Oku

Olimpiyat rüzgarı futbolu bozdu!

ATIBA ve Necip’in cezalı, Almeida ve Fernandes’in sakat olduğu maçta Slaven Bilic; sağ kanata Serdar’ı forvete de Ömer’i koydu.

Ancak rüzgar Olimpiyat Stadı’nda iki takımında futbolunu bozdu. İlk 30 dakikada Gökhan Töre’nin pozisyonu dışında Beşiktaş’ın başka bir pozisyonu olmadı. Bunda Eskişehir’in iyi alan kapatmasının da etkisi vardı hiç şüphesiz.
Eskişehir özellikle göbeği çok adamla iyi kapattı. Olcay, Oğuzhan ve Gökhan da kenara oynamaktansa göbekten aksiyon geliştirmeyi seven oyuncular olarak, rüzgar arkalarında olmasına rağmen ilk yarıda o kalabalık duvarı aşamadılar. Beşiktaşlı oyuncular ilk yarıda rüzgar arkalarındayken daha çok şut tercihi kullanmalıydılar.

GÖKHAN’A İZİN VERMEDİ

SONUÇ olarak hücumsal anlamda çok etkisiz bir Beşiktaş izledik ilk yarıda. Eskişehir kalecisi Boffin de gelen nadir ataklarda üzerine düşeni yaptı. Gökhan Töre ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda doğru yer tutması takımı ve kendi adına pozitif bir görüntüydü.
Motta iyi bindirmeler yaptı dün akşam evet ama bir bek ya da kanat oyuncusu için pozisyonu tamamlamak son derece önemlidir. Motta akınlarını ya etkili bir şut ya da etkili bir pas ile bitirmeli! Buna rağmen Motta’nın sol kanattaki katkısı, sezon başından beri sağ kanatta Serdar’dan alınamıyor. Ben Hilbert’in geçen sene hücum gücünde çok daha etkili olduğuna inanıyorum.

ERSAN HAYAT VERDİ

DÜN akşam rüzgar iki takımı da olumsuz etkiledi. Tabii ki futbolda ‘futbol ve futbolculara’ bağlı olmayan şartlar önemli ama ona göre oynamak daha da önemli! Topu ayağından zamanında çıkarmak, sağlıklı pas tercihini bulmak zorunda bu rüzgarda oyuncular! Avantajı ve dezavantajı iyi kullanmalılar! Ama gel gör ki; iki takım oyuncuları da rüzgara karşı en büyük silah olan şut veya duran top tercihini iyi kullanamadılar. Bununla birlikte bir de topu ayaklarında gereğinden fazla tutarak kendilerini kitlediler.

Yazının Devamını Oku

Şaşırdım

F.BAHÇE uzun bir aradan sonra ideal 11’inden bir eksikle maça başladı.

İlk yarıyı 12 gol girişimiyle tamamlayıp, coşkusunu ve isteğini açıkça ortaya koymasına rağmen golü bulamadı.
Kalesinde verdiği tek bir pozisyon dışında sadece üretmeyi ve golü düşünen bir takım görüntüsündeydi. Açıkçası bu kadar baskılı oynayıp, bu kadar pozisyon bulup, ilk yarı bitimiyle maçın 0-0 olmasına şaşırdım. Ve hatta “Acaba, Elazığ maçı tekrarı olur mu?” diye aklıma takılmadı değil!

DÖVE DÖVE...

İLK yarıda Sow’un sayılmayan golünden önce kart gerektirmeyen bir faul vardı. Sonrasında kaleci Ramazan da sakatlığından dolayı oyundan çıktı zaten.
Gençlerbirliği adeta köşeye sıkışmış boksör gibi sallandı ilk yarıda.
Buna rağmen devre arasına gol yemeden girmeleri kendi adlarına bir şanstı. İkinci yarıda bu şansı değerlendiremediler. Fenerbahçe ilk yarıda bir boksör gibi köşeye sıkıştırdığı Gençlerbirliği’ni ikinci yarıda da pozisyonlar anlamında tabir yerindeyse “döve döve” skora ulaştı.

KAZANMA ARZUSU

HEM pozisyon zenginliği, hem de rakibe pozisyon dahi vermemeleri Fenerbahçe’de moral ve motivasyonun tekrar yükselmesi açısından önemli!..

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI