GeriBülent BOĞ Erkek gibi vuruyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Erkek gibi vuruyor

Diğer kızlara göre daha erkeksi vuruyor. Kız gibi oynamıyor. Topları daha ağır geliyor. Dünyada ilk 200'ün içinde başka kızlarla da oynadım. Erkek tenisi ile eş değerde oynayabiliyor. Vuruşları çok iyi. Organizasyondan çok memnun, ona kraliçe gibi davranılıyor.

İSTANBUL Cup'ta herkesin gözü Venus Williams'ın üzerinde. Turnuvanın 1 numaralı seribaşı ve dünya sıralamasının eski 1 numarası ABD'li tenisçiye ise Türkiye'nin erkeklerdeki 1 numarası Barış Ergün antrenman yaptırıyor. 30 yaşında Barış, "Vücudum el verdiğince, 3-4 sene daha tenis oynarım" diyor.

Bilgi Üniversitesi Uluslararası Finans 3. sınıf öğrencisi ve şimdi başka bir üniversiteye geçip okulunu bitirmeyi düşünüyor. İstanbul Cup'ta Venus ile o da tenis hayatında ilginç deneyimlerinden birini yaşıyor. "TED Kulübü'nde oynuyorum ve kulübümden büyük destek görüyorum. Sponsorlarım Ellese ve Head'in bana katkıları büyük. Tenisten keyif alıyorum. Keyif bittiğinde herhalde tenis de bitecek. Tenis sayesinde Venus Williams ile de tanışıyorum" diyor Barış ve bakın dünya tenisinin yıldızlarından Venus'u nasıl anlatıyor...

- Venus kişilik olarak nasıl birisi?

- İlk görüşte soğuk zannediyordum. İlk başta biraz resmiydik. Sohbet etmeye başladığınız da sıcak kanlı. Kortun içinde sevimli. Çift elle oynadığımı görünce şaşırdı, şakalaştık. Kortun dışına çıktığı zaman biraz daha ciddi olmak zorunda.

- Tenisçi olarak özelliği ve diğer kızlardan farkı nedir?

- Çok iyi bir fiziğe sahip. 1.85 boyundayım, benden uzun duruyor. Diğer kızlara göre daha erkeksi vuruyor. Topları daha ağır geliyor. Dünyada ilk 200'ün içinde başka kızlarla da oynadım. Erkek tenisi ile eş değerde oynayabiliyor. Vuruşları çok iyi.

- Vuruşlarının ne gibi özelliği var?

- Base line oyunu çok iyi. İyi vuruyor, derin vuruyor. Kız gibi oynamıyor. Genelden farklı. Mesela erkeklerde ilk 10'u bambaşka oynar, 10-50 arası başka, 50 ile 100 başka oynar. 100'den sonra herkes birbirini yenebilir derler. Ama kadınlarda ilk 10 veya 20 ile diğerleri arasında oldukça açık bir fark var demek ki.

- Venus ile diğer tenisçiler arasında davranış açısından bir fark hissediliyor mu?

- Organizasyondan çok memnun. Ben de olsam memnun olurdum, onun için hayat güzel gidiyor, kraliçe gibi davranılıyor. Böyle de davranılması lazım zaten. Çünkü o bir dünya yıldızı, ayrıcalığı olmalı.

- Ne gibi bir ayrıcalık?

- Bütün tenisçilere sorarlar belki ama mesela WTA sorumlusu vardı geçen gün geldi, 'Saat kaçta oynamak istiyorsun' diye sordu.

- Bu farklılık diğer tenisçiler için psikolojik bir baskı unsuru değil mi?

- Onları olumsuz etkileyebilir. Ama bu normal, o 1 numara olmuş bir sporcu. Eğer başka biri de kendi ülkesinde en iyi ise, vatanında düzenlenen turnuvada da o el üstünde tutulur.

- Yeniden dünya sıralamasında 1 numaraya çıkabilir mi?

- Neden olmasın. Teniste her şey olabilir.

- Turnuvadaki favorin kim?

- Umarım Venus Williams kazanır.

Kimseyle oynamadı

Barış: "Pazar gününden beri düzenli çalışıyoruz. Bir gün önceki antrenmanı iptal edince bir daha haberleşemedik. Ertesi sabah 09.00'da korta gelmiş, ama ben yokum. 'Başka oyuncu getirelim demişler' istememiş. Saat 10.00'da geleyim dedim, istemedi. Annesiyle idman yapmış. Biz de öğleden sonra çalıştık. Annesi antrenör gibi. Annesine göre program yapıyoruz."
X

Kanlı zafer

Antalya-Alanya etabının bitimine 500 metre kala yere düşüp yaralanan Daryl Impey, takım arkadaşı Gian Paolo Cheulo’nun yardımıyla finiş çizgisini geçmeyi başardı ve toplamdaki derecesiyle turun şampiyonu oldu. 45. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nu Barloworld takımından Güney Afrikalı Daryl Impey kazandı. Turun dünkü 166 km’lik Antalya-Alanya etabını Alman Sebastian Siedler 3 saat 24 dakika 54 saniyelik derecesi ile birinci bitirirken, finişe 500 metre kala arkasındaki yarışçının çekmesiyle düşen Impey, 29 saat 19 dakika 32 saniye ile turda birinciliği elde etti.

150 binEuro ödül dağıtıldı

160 bisikletçi ile başlayan, 8 etapta 8 gün boyunca 1212 km pedal basılan 150 bin Euro para ödüllü turun dünkü son etabında 112 bisikletçi start aldı. Yüksek tempoda pedal çeviren sporcular arasında 15’li bir grup öne çıktı. Bu grup ile peleton arasındaki fark bir ara 2 dakika 34 saniyeye kadar çıksa da, bitime 4 km kala fark kapandı. Etabın son 500 metresine girilirken sarı mayonun sahibi Dayrl Impey, Rabobank takımından Theo Bos’un kendisini çekmesiyle bariyerlere çarparak feci şekilde yere düştü. Impey’in ardından Bos ve bir bisikletçi daha düştü. Yaklaşık 10 metre sonra ise aralarında Eyüp Karagöbek’in de olduğu 8 bisikletçi düştü. Güçlükle kalkan Impey, takım arkadaşı Gian Paolo Cheulo’nun yardımıyla bisikletine bindi.

Ödül törenine katılamadı

Yine Cheulo’nun yardımıyla pedal basmadan, kafasında kaskı ve boyunluk takılarak bisikletin üstünde yarışın bitiminden 8 dakika 18 saniye sonra finiş noktasını geçen Impey daha sonra hemen hastaneye kaldırıldı. Kurallar gereği bitime 3 km’den az kala düştüğü için, birinci bitiren ile aynı zamanı aldığı kabul edilen Impey, turu kazanan isim oldu. Dişi kırılan, damağı yarılan ve yüzünde kesikler olan Daryl Impey’in, 3 omurunda problem olduğu için bugün Alanya’dan sedye eşliğinde ayrılarak ülkesinin yolunu tutacağı öğrenildi. 166 km’lik etabı son metrelerdeki sprinti ile Vorarlberg takımından Alman Siedler 3 saat 24 dakika 54 saniye ile kazandı. Rabobank’tan Belçikalı van Staeyen ikinciliği, PSK Whirlpool’dan da Alman Schulze üçüncülüğü elde etti. Bisikletçilerimizden Miraç Kal etabı 9., Uğur Marmara da 18. bitirdi.

En iyi takım Barloworld

Impey Cumhurbaşkanlığı 45. Türkiye Turu’nu kazanırken, formasını taşıdığı Barloworld turun en iyi takımı oldu. Dağ performansını temsil eden kırmızı mayo ödülünü Xacobeo Galicia takımındanRabunal, sprinti temsil eden yeşil mayo ödülünü Impey, Türkiye Güzellikleri’ni temsil eden turkuaz mayo ödülünü de Acqua Sapone takımından İtalyan Fantini aldı. Impey hastanede olduğu için, kazandığı turun şampiyonluk ve sprint ödüllerini takım arkadaşları aldı. Bu arada düşen son gruptaki Eyüp Karagöbek’in ise köprücük kemiğinde kırık olduğu belirtildi. Yarış sonrası toplanan teknik kurul, Impey’i çeken Bos’u ihraç etti.
Yazının Devamını Oku

Bir sakatlık var

Hayal kırıklıkları yaşadığımız Beijing 2008’de kimsenin sakatlık problemi olmadığı açıklandı. Ancak yarışan 34 sporcumuzdan 8’i ya ’sakatlığım vardı’ ya da ’sakatlandım’ dedi. TÜRK Olimpiyat Takımı sporcuları, Beijing 2008’e ya sakat geldi, ya idmanda, ya da yarışmada sakatlandı. Sonuçta da madalya konusunda hüsranlar peş peşe geldi. 68 kişilik Türk Olimpiyat Takımı’nda madalya umudu bağladığımız, hatta altın alacağını bile kesin gözüyle baktığımız sporcular tel tel dökülüyor. Yarışmaya çıkan sporcumuz başarılı olamıyor, ardından da ya "sakatım" ya da "sakatlandım" diyor.

Müzmin sıkıntı

Beijing’e sakatlık sorunu ile gelen sporcularımız hem kendilerinden madalya bekleyen Türk halkını, hem de Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nü hayal kırıklığına uğrattı. Bugüne kadar yarışan 34 sporcumuzdan 8’i sakatlıktan sıkıntısını dile getirdi. Kimisi sakatlık bahanesine sığınıp arzulanan mücadeleyi göstermedi, kimisi ise daha ağır sakatlıkları göze alıp sonuna kadar mücadele etmeye çalıştı.

Halterde 6 sporcu ile Beijing’e geldik. Atina 2004 şampiyonu Nurcan Taylan sıfır çekti "Sakattım, mucize beklediler" dedi. Sedat Artuç, sıfır çekince "Sakatlığım vardı" açıklaması yaptı. 4 yıl öncenin olimpiyat şampiyonu Taner Sağır’dan mutlak madalya bekliyor, halterdeki sıkıntıları biraz olsun unuttursun isteniyordu. Belinden müzmin sıkıntısı vardı, ama bu kez yarışmada dirseğinden sakatlandı, o da sıfır çekti. Şu ana kadar yarışan 4 halterciden bir tek gümüş alan Sibel Özkan sağlam çıktı. Halterde yarışan 4 sporcudan 3’ü sakattı.

Judoda Sezer Huysuz, elenirken sakatlağından yakındı. Boksta 5 sporcudan Adem Kılıççı ilk turda, dün Bahram Muzaffer ikinci turda elenirken sakatlıklarının bulunduğunu, bu sorunun gerçek performanslarını göstermesini engellediğini söylediler. Ringe çıkan 4 boksörümüzden 2’si sakatlık kurbanı. Grekoromen minderine 6 sporcumuz çıktı. Şeref Eroğlu Akdeniz anemisi ve ona bir tedavi programı uygulanıyor, elenenler kervanına katıldı. Nazmi Avluca bronz kazandı, ama o da madalyaya uzanırken sakatlanıp, o haliyle mücadele etmeye çalıştı.

Beijing 2008’de bugün atletizm yarışmaları başlıyor. 3 bin metre engellide umutlu olduğumuz Halil Akkaş’ın ayak tabanından hafif bir sakatlığı var. 400 metre engellideki sporcumuz Özgü Güler ise ayağındaki stres kırığı yüzünden sakatlık problemi yaşıyor.
Yazının Devamını Oku

Madalya için 50 milyon YTL

GSGM olimpiyatlara hazırlanan sporcular için yaklaşık 50 milyon YTL’lik bütçe ayırdı. Bir sporcunun maliyeti ise yaklaşık 735 bin YTL. Milyonlarca liranın şu ana kadar karşılığının sadece 1 gümüş madalya olması, 68 kişilik Türk Olimpiyat Takımı’nda büyük bir çöküş olduğunu gözler önüne seriyor. BÜYÜK umutlarla gelinen 29.Yaz Olimpiyat Oyunları Türk Olimpiyat Takımı için tam bir hayal kırıklığı ile sürüyor. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün sadece olimpiyatlara hazırlanan sporcular için bu yıl için yaklaşık 50 milyon YTL’lik bütçe ayırdığı göz önüne alınınca, milyonlarca liranın şu ana kadar karşılığının sadece 1 gümüş madalya olması, 68 kişilik Türk Olimpiyat Takımı’nda büyük bir çöküş olduğunu gözler önüne seriyor. Türk Olimpiyat Takımı’nın Beijing 2008’e hazırlanması için ayrılan bu 50 milyon YTL göz önüne alındığında 68 kişilik kafilemizde sadece bir sporcunun maliyeti yaklaşık 735 bin YTL. Bu rakama bir de sponsorların harcamaları ile federasyonların özel giderlerini ekleyince sadece bir sporcuya yapılan yatırımın karşılığı 1 milyon YTL’ye ulaşıyor.

22’si yarıştı...

Tabii bu sadece 2008 için geçerli. Sporcularımızın 4 yıllık bir çalışmanın ürünü olarak bugüne geldiğini düşündüğümüzde bu rakam katlanarak büyüyor. Bu arada Beijing’e gelen her sporcumuz 47 ABD Dolar’ı harcırah alıyor. Oyunların başından sonuna kadar kalan bir sporcu yaklaşık 1200 dolar alıyor. Yarışması biten isterse hemen, isterse birkaç gün sonra gönderiliyor. Bunun maliyeti için her sporcunun ortalama 10 gün kaldığını göz önüne alsak, yaklaşık 32 bin dolar. Her şey sonunda gelecek rengi ne olursa olsun bir madalya için. Peki Beijing 2008’de bugüne kadar ne elde ettik?

12 spor dalında 68 kişilik sporcu ile geldiğimiz oyunlarda 8 dalda mücadeleye başladık. Bu dallardaki 45 sporcumuzdan 22’si yarıştı. En büyük beklentimiz halterdi. Atina 2004 olimpiyat şampiyonu rekortmenimiz Nurcan Taylan’la sıfır çekerek başladık. Ona Sedat Artuç eklendi ve dün yine bir olimpiyat şampiyonumuz Taner Sağır’ın sıfır çekmesiyle sürdü.

Hedef 15’ti...

Atıcılıktaki tek sporcumuz elemeleri geçemedi. İki okçumuz başarılı olamadı. Boksta ringe çıkan 4 boksörümüzden biri turu geçebildi. Judodaki tek sporcumuz elendi. Güreş minderinde Şeref Eroğlu, Şeref Tüfenk diyorduk, 13 sporcumuzdan 3’ü elendi. Havuzda 11 sporcu ile geldik, 8’i yarışmalarına çıktı elemeleri geçemedi, sonlarda yer aldı. 6 yelkencimiz sıralamalarda gerilerde. Beijing’de geride kalan 5 yarışma gününde sakatlıkların arkasına sığınılan açıklamalar ve 8 dalda 28 sporcudan sadece Sibel Özkan ile kadınlar halterde gelen bir gümüş madalya tesellimiz var. Oysa bu takım Beijing’e görkemli törenler, büyük umutlarla uğurlandı, özel kıyafetler hazırlatıldı. Sakat sporcumuz yok dendi, sonra eskiden de sakatlığım vardı, yarışmadan önce sakatlandım açıklamaları geldi. 5 altın, 5 gümüş, 5 bronz toplam 15 madalya dileğiyle gelinen Beijing 2008’de yarışan takımımızın yarısına yakınının eli boş kaldı. Madalya sıralamasında sadece 1 gümüşle 35. sıradayız. Peki, bizden daha küçük sporcu kafileleriyle gelen ülkeler nerede?

13 sporcuyla gelen Zimbabwe, 34 sporcuyla gelen Gürcistan, 44 sporcu ile gelen Azerbaycan, 25 sporcuyla gelen Ermenistan 3’er madalya ile toplam madalya sıralamasında 16. sırada yer alıyorlar. 20 sporcuyla oyunlarda temsil edilen Kırgızistan, 24 sporcuyla mücadele eden Endonezya 2 madalya ile 23. sıradalar. 4 sporcu, 1 yöneticiyle Beijing’e gelen Togo 1 madalya aldı.
Yazının Devamını Oku

Lejyoner finali

San Antonio ile Detroit, NBA'in en iyi savunma yapan iki takımı. İki ekibin 7 maçlık maratonunda gözler Tim Duncan, Ben Wallace, Rasheed Wallace, Chauncey Billups, Richard Hamilton, Manu Ginobili ve Tony Parker'ın üzerinde olacak. 59. şampiyonu belirleyecek final serisi NBA'de ender yaşanan unsurları da beraberinde getiriyor. 4 galibiyet alanın mutlu sona ulaşacağı, son şampiyon Detroit Pistons ile 2003'ün şampiyonu San Antonio Spurs'un 7 maçlık maratonu, 18 yıl sonra NBA'de bir ilke imza attı. 1987'den bu yana ilk kez son iki yılın şampiyonu finalde karşı karşıya geliyor. En son 18 yıl önce yaşanan böyle bir eşleşmede Los Angeles Lakers, son şampiyonu yenerek mutlu sona ulaştı.

Yine sezon boyunca 34 ülkeden 76 yabancının mücadele ettiği ve her geçen yıl biraz daha dışa açılan NBA'de final serisinde ilk kez ABD dışından 7 basketbolcu yer alıyor. Bunlardan beşi, Tim Duncan (Virgin Adaları), Tony Parker (Fransa), Rasho Nesterovic ve Beno Udrih (Slovenya), Manu Ginobili (Arjantin) San Antonio'da yer alıyor. İkisi ise Darko Milicic (Sırbistan&Karadağ) ve Carlos Arroyo (Porto Riko) Detroit'te.

Horry için rekor

Final serisinin San Antonio'daki Robert Horry ile koç Gregg Popovich için anlamı daha da farklı. Horry, kariyeri boyunca 5 NBA şampiyonluk yüzüğü kazandı. Bunlardan ikisi Houston Rockets, üçü de Los Angeles Lakers'laydı. Horry şimdi 6. şampiyonluğu San Antonio ile kovalıyor. Ve eğer mutlu sona ulaşırlarsa, 34 yaşındaki tecrübeli basketbolcu, Michael Jordan, Scottie Pippen ve Kareem Abdul-Jabbar ile birlikte Boston'la 11 şampiyonluk yaşayan efsane Bill Russell'ın ardından en çok şampiyonluk yaşayan 4 basketbolcudan biri olacak. Bununla da kalmayacak, 1989 ve 90'da Detroit, 1996'da Chicago Bulls, 2000'de LA Lakers ile mutlu sona ulaşan John Salley'in ardından üç farklı takımla şampiyonluk yüzüğü kazanan ikinci basketbolcu unvanı alacak.

Popovich mi? Takımı için mutlu son gerçekleşirse, o da üç kezle NBA'de en çok şampiyonluk yaşayan beşinci koç unvanını alacak. NBA'de bu dalda rekoru 9'ar kezle Red Auerbach ile Phil Jackson elinde bulunduruyor. Bu ikiliyi 5 kezle John Kundla ve 4 kezle Pat Riley izliyor.

Savunmacılar çarpışıyor

Ve finale gelirsek. NBA'de sezonun en iyi savunma yapan takımları arasındaki iki ekibin mücadelesi olacak. Detroit sezon boyu 54 galibiyet, 28 yenilgi aldı. Play-off'ta ise 18 maçta 6 yenilgi yaşadı. San Antonio normal sezondaki 59 galibiyet, 23 yenilgi performansına karşı Play-Off'ta final kapısını 16 maçta açıp, 12 galibiyet aldı. Normal sezonda 93.3 sayı ortalaması ile oynayıp, rakiplerine ortalama 89.5 sayı şansı veren koç Larry Brown'ın Detroit'i, Play-off'ta attığı sayı ortalamasını 91.7'e düşürürken, yediği sayı ortalamasını da 85.9'a çekti. Normal sezonda ortalama 96.2 sayı atıp, 88.4 sayı yiyen San Antonio ise Play-off'ta 102.2 sayı atarken, 95.1 sayı yedi.

İki takım normal sezonda iki kez karşı karşıya geldiler.

Duncan ve iki Wallace

San Antonio 3 Aralık'ta evinde oynadığı maçı 80-77 kazanırken, 20 Mart'ta Detroit'teki maçı, büyük kozu 2003'ün MVP'si Duncan'ın daha ilk dakikalarda sakatlanması sonrası 110-101 kaybetti. Bu arada Duncan'lı San Antonio'nun 1997'den beri Detroit'le yaptığı 15 maçta 11 galibiyet 4 yenilgi aldığını ve o tarihten bu yana evinde yenilmediğini de unutmamak gerek. Duncan bu maçlarda 20.3 sayı, 12.2 ribaund ve 2.3 blok ortalamaları ile oynadı. Ünlü power forvete ile Detroit'in Play-off'ta 9.8 sayı, 11.7 ribaund, 2.1 blok ortalaması ile oynayan yılın en iyi defans oyuncusu Ben Wallace ve 14.7 sayı, 7.4 ribaund ve 1.5 blok ortalamaları ile oynayan Rasheed Wallace'ın mücadeleleri finalin kaderini belirleyecek.

Yine Detroit'te Play-off'ta 18 sayı, 6.6 asistle oynayan point guard Chauncey Billups ile 21.3 sayı, 4.9 asistle oynayan Richard Hamilton ile San Antonio'lu 18.7 sayı, 4.8 asistle oynayan Parker ile 21.8 sayı, 5.8 ribaund, 4.3 asist ortalamalarıyla Ginobili finalin yıldızları olmaya aday. İki takımın arasındaki dev randevuyu 3.1 milyar kişinin izlemesi bekleniyor.

FiNAL PROGRAMI

13 Haziran (04.00)

San Antonio-Detroit

15 Haziran (04.00)

Detroit-San Antonio

17 Haziran (04.00)

Detroit-San Antonio

20 Haziran (04.00)

Detroit-San Antonio *

22 Haziran (04.00)

San Antonio-Detroit*

24 Haziran (04.00)

San Antonio-Detroit*

* Gerekirse oynanacak
Yazının Devamını Oku

Buz hayatını değiştirdi

Artistik patinaj uğruna 8 yıl önce Ankara'dan Kanada'ya giden ve bu ülkede yaşayarak kendini geliştiren Tuğba Karademir, bugün İtalya'daki Avrupa Şampiyonası'nda kısa programla yarışmaya başlıyor. ARTİSTİK patinajda adını Avrupa Şampiyonası'na katılan ilk Türk olarak olarak duyurdu Tuğba Karademir. Aslında o ilk değildi, ancak elemeleri kademe kademe geçip şampiyonaya katılan ve geçen yıl ilk 24'e kalan ilk sporcumuzdu. 2004'te Avrupa Şampiyonası'nda 23'üncülüğü elde eden Tuğba, bugün İtalya'nın Torino kentinde Avrupa Şampiyonası'nda yeniden buz üstünde ülkemizi temsil edecek. 19 yaşındaki Tuğba, bu onura erişen bir elin parmaklarını geçmeyecek sporculardan biri.

6 yaşında başladı

Ülkemizde yeni yeni popülerlik kazanan artistik patinaj için hem Tuğba, hem de ailesi hayatlarını değiştiriyor. Ankara'da yaşayan ve 6 yaşındayken buz pataniyle tanışan Tuğba, zamanla bu sporun büyüsüne iyice kapılıyor. Ancak yıllar ilerledikçe buz pateninin Türkiye'de çok yeni olmasının sıkıntısını yaşıyor. Yeterince buz sahasının olmaması, bu spora karşı ilgisizlik, deneyimli antrenörlerin olmayışı onu yeni bir çıkış arayışına yöneltiyor.

Çaylaklık döneminde Belgrad ve Sofya'daki Balkan Oyunları'nda ikincilik kazanıyor, sürekli üst düzey sporcularla yarışıp motivasyon kazanmak istiyor, ama olmuyor. Türkiye ona yetmiyor. Ve çözüm bulunuyor. Karademir ailesi kızlarının geleceğini göz önüne alarak, başka bir amaç olmadan Kanada'ya göçmen olarak gitme kararı veriyor. Ailesi işini gücünü bırakıyor ve Kanada'ya yerleşiyorlar.

Saat 13.15'te başlıyor

Yaklaşık 8 yıldır Kanada'da yaşayan Tuğba, hem eğitimini, hem de buz üstündeki kariyerini geliştiriyor. Barrie'de antrenör Robert Tebby yönetiminde haftada 16 ile 24 saat arasında değişen çalışma programı uygulayan genç patencimiz bir çok yarışmaya katıldı.

Geçen yıl Avusturya'nın başkenti Viyana'daki Karl Schafer Memorial Yarışması'nda uluslararası en iyi derecesi olan dördüncülük elde etti. Son 2 yılda 2 de Dünya Şampiyonası'nda piste çıktı Tuğba. Genç patencimiz, bugün 4. kez katılacağı Avrupa Şampiyonası'na saat 13.15'te başlayacak kısa programla iyi bir giriş yapmayı ve geçmiş yıllardan daha iyi bir derece elde etmeyi hedefliyor.


KİM KİMDİR


TUĞBA KARADEMİR

Doğum Yeri : Ankara

Doğum tarihi : 17.03.1985

Boyu : 1.62

Kilosu : 65

Yaşadığı Yer : Barrie,Kanada

Hobileri : Müzik,okumak,paten



Dereceleri: Dünya Şampiyonası 2003'te 30., 2004'te 35., Avrupa Şampiyonası, 2002 ve 2003'te 27., 2004'te 23., Balkan Oyunları 1996 ve 1997'de 2., Nebelhom Troph 2002'de 11.,

Golden Spin 2002'de 7., 2003'te 17., 2004'te 9., Karl Schafer Memoral 2003'te 9., 2004'te 4.
Yazının Devamını Oku

Potaya can verdi

Siyah beyazlı kulüp, oluşturduğu iddialı kadro, Türk sporuna kazandırdığı BJK Akatlar Spor ve Kültür Merkezi ile büyük bir hamle yaptı. Spor kulüplerinin ekonomik sıkıntı nedeniyle müessese kulüplerine bıraktığı Türk basketbolunda yeniden ‘Ben de varım’ dedi ve bugün zirveye oynuyor.

TÜRKİYE Basketbol Ligi bir devrim yaşıyor. Beşiktaş ile Fenerbahçe tabuları birer birer yıkıyor. Son dönemde bir gelenek vardı; Efes Pilsen ile Ülker rakiplerinden kopar, sezonu başabaş götürür, sonunda da biri şampiyon olurdu. Ancak geçen yıldan bu yana TBL değişmeye başladı. Bu değişimin başrolünü de Beşiktaş üstlendi. Beşiktaş, Türk basketboluna yeni bir soluk ve yeni bir canlılık getirdi. Spor kulüplerinin ekonomik sıkıntı nedeniyle müessese kulüplerine bıraktığı Türk basketbolunda yeniden ‘Ben de varım’ dedi ve bugün zirveye oynuyor.

Büyük hamle

Beşiktaş eski başkanı Serdar Bilgili’nin, menajer Zeki Can’la basketbol şubesinde geçen yıl başlattığı atılıma, siyah beyazlı kulüpte başkanlık koltuğunun yeni sahibi Yıldırım Demirerön, şube sorumlusu Kemal Gencer’le birlikte büyük destek verdi. Amatör şubelerine kilit vurma noktasına gelen üç büyükler içinde geçen yıl Beşiktaş en çarpıcı kararı alıp, basketbola yeni yatırımlar yaptı. Güçlü bir kadro oluşturdu. Geçen yıl spor kulübü olarak TBL’nin en göze batan takımı oldu, iki müessese kulübüne kafa tuttu. En büyük hamleyi de BJK Akatlar Spor ve Kültür Merkezi’ni hem kulübe hem de Türk sporuna kazandırarak yaptı.

Spor şöleni

Önceki gün Akatlar Spor ve Kültür Merkezi’nde Beşiktaş voleybol ve basketbol takımlarının maçları sırasında dolu tribünler önünde büyük bir spor şölenine imza atıldı. Bu maçlarda Beşiktaş rakiplerini yenerken en anlamlı galibiyeti erkek basketbol takımı aldı. Beşiktaş, Ülkerspor gibi son döneme damga vuran bir müessese takımı karşısında aldığı galibiyetle, neler yapabileceğini gözler önüne serdi.

Beşiktaş bugün, TBL’de kendisiyle aynı puana sahip lider Efes Pilsen’in ardından sadece 2 yenilgi ve averajla ikinci sırada. 13 haftalık ligin ilk yarısı sonunda lider Efes Pilsen’in de, üçüncü sıradaki Ülkerspor’un da 2’şer yenilgileri var. Bu tablo Beşiktaş’ın basketbolda geldiği nokta ve yakaladığı başarının bir kanıtı.

Neler kazandırdı?

İşte Beşiktaş’ın basketbol hamlesi ve hem kendine hem de Türk basketboluna kazandırdıklarının özeti...

1- Lige çekişme, heyecan geldi.

2- Rekabet kaliteyi yükseltti.

3- Yeni salon kazanıldı.

4- Tribünler dolmaya başladı ve renklendi.

5- Sporseverlerin basketbola ilgisi arttı.

6- TV ve reklam geliri yükseldi.

Gurur tablosu

Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’i hasta yatağından basketbol heyecanı kaldırdı. Doktoru tarafından evinde 1 hafta dinlenmesi ön görülen Demirören, önceki gün eşi Revna ve çocuklarını yanına alarak Akatlar Spor Kompleksi’ne geldi. Yıldırım Demirören, Ülker galibiyeti sonrası menajer Zeki Can, antrenör İhsan Bayülken ve basketbolcuların sevincine ortak oldu. Demirören, ‘Basketbol takımı ile gurur duyuyorum’ dedi.
Yazının Devamını Oku

Potaya can verdi

Siyah beyazlı kulüp, oluşturduğu iddialı kadro, Türk sporuna kazandırdığı BJK Akatlar Spor ve Kültür Merkezi ile büyük bir hamle yaptı.Spor kulüplerinin ekonomik sıkıntı nedeniyle müessese kulüplerine bıraktığı Türk basketbolunda yeniden ‘Ben de varım’ dedi ve bugün zirveye oynuyor.TÜRKİYE Basketbol Ligi bir devrim yaşıyor. Beşiktaş ile Fenerbahçe tabuları birer birer yıkıyor. Son dönemde bir gelenek vardı; Efes Pilsen ile Ülker rakiplerinden kopar, sezonu başabaş götürür, sonunda da biri şampiyon olurdu. Ancak geçen yıldan bu yana TBL değişmeye başladı. Bu değişimin başrolünü de Beşiktaş üstlendi. Beşiktaş, Türk basketboluna yeni bir soluk ve yeni bir canlılık getirdi. Spor kulüplerinin ekonomik sıkıntı nedeniyle müessese kulüplerine bıraktığı Türk basketbolunda yeniden ‘Ben de varım’ dedi ve bugün zirveye oynuyor.Büyük hamleBeşiktaş eski başkanı Serdar Bilgili’nin, menajer Zeki Can’la basketbol şubesinde geçen yıl başlattığı atılıma, siyah beyazlı kulüpte başkanlık koltuğunun yeni sahibi Yıldırım Demirerön, şube sorumlusu Kemal Gencer’le birlikte büyük destek verdi. Amatör şubelerine kilit vurma noktasına gelen üç büyükler içinde geçen yıl Beşiktaş en çarpıcı kararı alıp, basketbola yeni yatırımlar yaptı. Güçlü bir kadro oluşturdu. Geçen yıl spor kulübü olarak TBL’nin en göze batan takımı oldu, iki müessese kulübüne kafa tuttu. En büyük hamleyi de BJK Akatlar Spor ve Kültür Merkezi’ni hem kulübe hem de Türk sporuna kazandırarak yaptı.Spor şöleniÖnceki gün Akatlar Spor ve Kültür Merkezi’nde Beşiktaş voleybol ve basketbol takımlarının maçları sırasında dolu tribünler önünde büyük bir spor şölenine imza atıldı. Bu maçlarda Beşiktaş rakiplerini yenerken en anlamlı galibiyeti erkek basketbol takımı aldı. Beşiktaş, Ülkerspor gibi son döneme damga vuran bir müessese takımı karşısında aldığı galibiyetle, neler yapabileceğini gözler önüne serdi.Beşiktaş bugün, TBL’de kendisiyle aynı puana sahip lider Efes Pilsen’in ardından sadece 2 yenilgi ve averajla ikinci sırada. 13 haftalık ligin ilk yarısı sonunda lider Efes Pilsen’in de, üçüncü sıradaki Ülkerspor’un da 2’şer yenilgileri var. Bu tablo Beşiktaş’ın basketbolda geldiği nokta ve yakaladığı başarının bir kanıtı. Neler kazandırdı?İşte Beşiktaş’ın basketbol hamlesi ve hem kendine hem de Türk basketboluna kazandırdıklarının özeti...1- Lige çekişme, heyecan geldi.2- Rekabet kaliteyi yükseltti. 3- Yeni salon kazanıldı.4- Tribünler dolmaya başladı ve renklendi.5- Sporseverlerin basketbola ilgisi arttı.6- TV ve reklam geliri yükseldi.Gurur tablosuBeşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’i hasta yatağından basketbol heyecanı kaldırdı. Doktoru tarafından evinde 1 hafta dinlenmesi ön görülen Demirören, önceki gün eşi Revna ve çocuklarını yanına alarak Akatlar Spor Kompleksi’ne geldi. Yıldırım Demirören, Ülker galibiyeti sonrası menajer Zeki Can, antrenör İhsan Bayülken ve basketbolcuların sevincine ortak oldu. Demirören, ‘Basketbol takımı ile gurur duyuyorum’ dedi.
Yazının Devamını Oku

Brezilya dizisi

<B>DÜNYA </B>Kupası öncesi aday kadro açıklandı. Takımın en büyük gol silahı olarak görülen futbolcu kadroda yok. Bunun sonucunda ne olabilir, tabii ki eleştiri bombardımanı. Ülke spor gündeminde de yer yerinden oynadı. Gazeteler sayfalarını o yıldızın niye kadroda olmadığına ayırdı. Teknik adamla futbolcu arasındaki sürtüşmeler gündeme getirildi. Ama teknik adamın açıklaması basitti: ‘Teknik ve taktik anlayışıma uymuyor.’ Mayıs 2002’de Brezilya Milli Takımı’nın Dünya Kupası aday kadrosu açıklandığında ülke karıştı. Takımın başında olan ‘Big Phil’ lakaplı Luiz Felipe Scolari, son 10 yıla damgasını vuran büyük golcü Romario de Souza’yı aday kadroya almadı.

Emeklilik zamanı

O Romario ki, sadece ülkesinde değil, Hollanda ve İspanya’da da kariyeri boyunca büyük büyük başarılara imza atıp, gol krallıkları yaşadı. FIFA tarafından ‘Dünyada Yılın Futbolcusu’ seçildi. Kariyeri boyunca oynadığı kulüplerde neredeyse maç başına 1 gol ortalamasına ulaştı. Kadroya alınmadığı sezon bile, 36 yaşında Fluminense’de 26 maçta 17 gol attı. Sonuçta Brezilya, Scolari’nin ‘Taktik ve teknik tercih’ diyerek kesip attığı Romario’suz gittiği ve bizim de katıldığımız, hatta 2 kez karşılaştığımız kadrosuyla 2002’de Dünya Kupası’nı kucakladı. Romario’ya ne mi oldu? Geçen yıl bu zamanlar sakatlıklardan da çok çektiğini belirterek, ‘Artık futboldan emeklilik zamanı geldi galiba’ dedi.

Yetki sende

2 yıl öncenin Brezilya yapımı filmi, baş rollerdeki iki ismi değişik, aynı senaryo ile bu kez Türkiye’de çekiliyor. Dileyelim ki bu filmin sonu Milli Takımımız için aynı, Hakan Şükür için ise farklı biter. O, futbol için sonbahar sayılacak dönemde yeni başarılara imza atar. Ortada bir gerçek var.

Bu Milli Takım’ın başına bir teknik direktör getirildi ve ‘Bu kadroyu sen yapacaksın. Takımı sen hazırlayıp, yöneteceksin. Milli Takım üzerindeki yetki sende’ dendi. Artık, (İki taraf da yok demelerine rağmen, aralarında bir problem olabileceği iddiaları gündeme getirilse de) Ersun Yanal’ın işine karışmak, yetkileriyle oynamaya çalışmak kimsenin görevi değil.

Kısa bir süre öncesine kadar kadroda revizyon gerekli, artık yeni isimler ve yeni bir anlayışla Milli Takım’ın ivme kazanması şart deniliyordu, bugün attığı her adımda Yanal’ın karşısında bir duvar örülmeye çalışılıyor. Peki, Yanal istediği ve bizi mutlu edebilecek Milli Takım’ı nasıl yaratacak!
Yazının Devamını Oku

NCAA’de tesettür krizi

Müslümanlığı seçen 22 yaşındaki Amerikalı Andrea Armstrong, Güney Florida Üniversitesi Basketbol Takımı’nda dini kurallara göre giyinerek sahaya çıkmak isteyince büyük tartışmalara yol açtı. MÜSLÜMANLIĞI seçen ABD’li Andrea Armstrong, Güney Florida Üniversitesi’nin (USF) kadın basketbol takımında türbanla sahaya çıkmak isteyince krize yol açtı. Andrea önce okulundan ve bursundan oldu. Amerikan-Müslüman İlişkileri Konseyi devreye girince yeniden takıma dönen Andrea, bu kez gelen baskılar yüzünden kendisi ayrıldı.

Aslında bir katolik olan Andrea’nın kısa süre önce müslüman olmasıyla hayatı değişti. Andrea, takımın koçu Jose Fernandez’e haziran ayında dini gereği, başını kapatması, kollarını ve ayaklarını örtmek için uzun kollu tişört ile eşofman giymesi gerektiğini, antrenman ve maçlara bu şekilde çıkmak istediğini belirtti. Fernandez, Amerikalı basketbolcuya bu şekilde kendileriyle seyahat edebileceğini, ama antrenman ve maçlarda buna izin vermeyeceğini söyledi. Yaz sonunda okula gelen Andrea kararında diretince de ipler koptu.

Bursuna bloke

Fernandez
önce dolabını boşalttırıp, kitaplarını iade ettirdi. Andrea daha sonra burs çekini almaya gittiğinde de Fernandez’in onayı olmadan bunun verilmeyeceğini öğrendi ve hem takımdan, hem bursundan oldu. Ancak Fernandez, genç basketbolcuya o kıyafetle takımda yer alamayacağını söyleyince kendisinin okuldan ayrıldığını ve kendisinin onu takımdan çıkarmadığını dile getirdi.

Tampa’da yaşanan bu gelişmeler üzerine Amerikan-Müslüman İlişkileri Konseyi devreye girdi. Konseyin girişimleri sonucunda USF, Andrea’nın takıma dönmesini kabul etti. Ayrıca Andrea’nın tesettür kıyafetiyle sahada yer almasını sağlamak amacıyla NCAA’den de izin alınmasına çalışacağını açıkladı. Bunun üzerine Andrea takıma döndü.

Mektupla veda

Bu arada konu kamuoyunun genelinde tartışılmaya başlandı. 22 yaşındaki sporcu, kendisini destekleyenler yanında, sert tepkileriyle de karşılaştı. Tehditkar çirkin e-mailler alan Andrea, scooterı ile evine giderken, kendisini arabayla takip eden bir adamın elindeki gazeteyi gösterip kendisini korkuttuğunu belirtti. Çevresindekilerin baskısına dayanamayan Andrea, bu kez Fernandez’e ‘Bu konunun daha fazla deliliğe yol açmasını istemiyorum’ diyerek bir mektupla takıma dönüşünden 1 gün sonra ayrıldığını bildirdi.

Tamir Goodman yarmulke giymişti

Aslında Andrea Armstrong’unki gibi bir durumla ABD ilk kez karşılaşmıyor. Bir kaç yıl önce Maryland’deki Towson Üniversitesi takımında da Yahudi Tamir Goodman’la buna benzer bir olay yaşandı. Goodman, sahada ‘yarmulke’ adı verilen Yahudilere özgü takke ile mücadele etti, dini tatil günlerinde de maça çıkmadı. Atina Olimpiyat Oyunları’nda da Bahreynli Rakia al-Gassra ve bazı atletler türbanla yarıştı.
Yazının Devamını Oku

Macaristan'da köşe kapmaca

Eşref Apak’ın 4. olduğu çekiç atmada şampiyonluğa ulaşan Macar Annus, evine kadar gelen yetkililere doping örneğini vermedi. Annus’un madalyası elinden alınırsa, Apak bronz kazanacak. ATİNA-2004’te, erkekler çekiç atmada 4. olan Eşref Apak’a bronz madalya umudu doğdu. Bu dalda şampiyon olan Macar atlet Adrian Annus, kendisine tanınan süre içinde doping kontrolüne gelmediği için madalyası tehlikeye girdi. Eğer Uluslararası Olimpiyat Komitesi, Annus’un madalyasını geri alırsa, sıralama değişecek ve Eşref Apak, bronz madalya kazanacak.

Yarışma sonrası doping testine giren ve sonucu negatif çıkan Adrian Annus, altın madalyasını da alıp Atina’dan ayrılmıştı. Ancak, Macar sporcuların birbiri ardına dopingli çıkması Annus’un birinciliği gölgelendi.

Japonlar bastırdı

Çekiç atmada sporcuları Koji Murofuski ikinci olan Japon kafilesi, Annus’un yeniden teste alınmasını istedi. Bunun üzerine Dopingle Mücadele Ajansı (WADA), Macar atletten ikinci kez teste girmesini istedi. Annus WADA’nın bu açıklaması üzerine şok bir açıklama yaparak, sporu bıraktığını ve WADA yetkililerini evinde beklediğini söyledi. WADA’yı eleştiren Annus, ‘Eğer başka bir test örneği verirsem, onun sonucunun gerçek olacağını kim garanti eder? Verdiğim örneği manipule etmelerine izin vermeyeceğim’ dedi.

WADA yetkilileri dün Annus’un Macaristan’daki evine gitmelerine karşın kendisine kendisine ulaşamadılar. Evin çevresinde toplanan Annus taraftarı Macarlar, doping kontrol görevlilerine karşı slogan atmaya başlayınca, yetkililer polis eşliğinde evi terketmek zorunda kaldılar.

WADA, Macaristan Olimpiyat Komitesi’ne gönderdiği resmi yazıda, Annus’un dün TSİ 17.00’ye dek Szombathely ile Avusturya arasında bulunan Bucsu sınır kapısında WADA’nın Avusturya Temsilcisi Carl Heinz Demel tarafından beklendiğini, idrar örneği vermediği taktirde madalyasının geri alınabileceğini bildirdi. Demel, Annus’u belirlenen saate dek beklediğini, ancak Macar sporcunun kontrole gelmediğini WADA’ya bildirdi.

IOC’nin kararı bugün

Annus
’un antrenörü Joseph Vida ise, sporcusunun aktif sporu bıraktığını, altın madalyayı geri verebileceklerini ve Macar atletin yeniden idrar örneği vermeyeceğini açıkladı.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi, Annus ile ilgili kararını bugün verecek. Altın madalya geri alınırsa, Eşref Apak bronz madalya kazanacak.
Yazının Devamını Oku

Kadınların zaferi

Syndey’de erkek gönüllüler yüzde olarak kadınlara 53-47 üstünlük sağlamıştı. Atina’da ise bunun tam tersi gerçekleşti. Kadınlar erkeklere büyük fark atmayı başardı. ATİNA 2004’te, gönüllüler büyük bir yük taşıyor. 2000 yılında Sydney’de yapılan olimpiyatta 75 bin kişi gönüllü olmak için müracaat etmişti, bunların 47 binine görev verildi. Atina’da ise 160 bin kişi gönüllü olmak için müracaat etti ve bugün bunların 58 bini görevli olarak kullanılıyor.

Gönüllü başvuruları başladığında Yunan gazeteleri ‘60 bin kurban aranıyor, bulabilecekler mi? iddiasında bulunup, ‘İdarecilere 6 bin Euro, işsizler gönüllü’ ifadelerini kullanırken, bugün Atina’da dev bir gönüllü ordusu var.

Müracaat edenlerin 58 bini yabancı ülkelerdendi. (Yabancı ülkelerden müracaat edenlerin yüzde 90’ı da ülkeleri dışında yaşayan Yunanlılar). 160 bin gönüllü adayından 70 bini hiç görüşmeye çağırılmadan başvuruları reddedildi. Kalan 90 bini ise iki kişi tarafından iki ayrı testten geçirildi. İki mülakattan geçenlerin başvuruları kabul edildi. 58 bin gönüllünün 8 bini açılış ve kapanış töreninde özel olarak görev yapacak. Bu yüzden de özel bir eğitimden geçtiler.

Yaşlara göre dağılım

Atina 2004’teki gönüllülerin bir özelliği de kadınların çoğunlukta olması. Syndey’de erkek gönüllüler yüzde olarak kadınlara 53-47 üstünlük sağlamıştı. Bunu göz önüne alan ATHOC, Atina’da da aynı olmasını hedefleyerek gönüllülerin kıyafetlerini de eşit miktarda tuttu. Ancak seçim sonunda kadın gönüllüler erkeklere yüzde olarak 78-22 üstünlük sağladı.

Kadın gönüllülerin yüzde 41’i 18-24, yüzde 35’i 25-34, yüzde 24’ü de 35 yaş ve üzeri. Erkek gönüllülerin ise yüzde 24’ü 18-24, yüzde 52’si 25-34, yüzde 11’i 35-44, yüzde 13’ü de 45 yaş ve üzerinden oluşuyor.

Sporculara, izleyicilere, medyaya yardımcı olmaktan başlayıp, güvenlik, sağlık, tercümanlık, nakliye, çevrecilik ve idari işler gibi bir çok alanda görev alan gönüllüler, ATHOC ile Yunanistan Devleti arasındaki irtibatı da sağlıyor.

Atina kilo alacak

AÇILIŞI
yarın yapılacak olan Atina Olimpiyat Oyunları, 202 ülkeden tam 22 bin 47 sporcu ve idareciyi konuk edecek. Konukların 17 bin 500’ü, 366 binadan oluşan Olimpiyat Köyü’nde konaklayacak.

Oyunların yemek organizasyonu ve temini görevini Yunanistan’ın ünlü Aramarkdasko A.Ş. firması 34 milyon Euro karşılığında üstlendi. Oyunlar sırasında sporcular 800 ton et, 200 ton balık ve 6 milyon şişe meşrubat tüketecek. Olimpiyat Köyü’nde kalacak olan 17 bin 500 kişiye tam 2 bin çeşit yemek çıkarılacak.

ATHOC, Sydney’de yemek firması ile yapılan anlaşmanın oyunlardan 15 gün önce imzalandığına, kendilerinin ise bunu 23 Temmuz 2003’te yani oyunlardan 1 yıl önce gerçekleştirdiğine dikkat çekerek gurur duyuyor.

Zarar edecekler

YAPILAN araştırmalar Barcelona 1992 Olimpiyatı dışında hiçbir ev sahibinin oyunlar için harcadığı parayı karşılayamadığını gösteriyor. Atina’da da böyle olması bekleniyor. Fakat olimpiyat için yapılan yollar, tesisler ve evler kazanç olarak gösteriliyor. Sıfırlanan tek şeyin şimdilik güvenlik harcamaları olduğuna dikkat çekiliyor.

Atinalı tatilde

ATİNA’da birkaç gün öncesine kadar süren sakin atmosfer yerini heyecanlı bir bekleyişe bıraktı. Olimpiyat telaşından korkan pek çok Atinalı kenti terk etti. Yarın yapılacak açılış töreniyle 202 ülkeden 11039 sporcu 17 gün sürecek oyunlarda madalya mücadelesine başlayacak.

10 milyar EURO

2004 Yaz Oyunları’nda sadece güvenlik için 1 milyar 200 milyon Euro harcandığı belirtiliyor. ATHOC, Atina 2004 için yaptığı inşaatlar ve yollar ile ulaşım sistemi için ise 8 milyar Euro harcadı. Olimpiyatları düzenlemek için Atina’ya harcanan rakam 9.2 ile 10 milyar Euro arasında.

İbo meşale taşıyacak

BASKETBOL Milli Takımımız’ın kaptanı İbrahim Kutluay, olimpiyat meşalesini taşımak için bugün Yunanistan’a gidiyor. Basketbol Federasyonu’nun izniyle milli takımın bugünkü Almanya kampı kafilesine katılmayacak olan İbrahim, meşale koşusu için 2 gün Atina’da bulunacak.
Yazının Devamını Oku

Altın bilekler

Biri var ki, onun yeri diğerlerinden farklı. James, saha içinde ve saha dışında gözde. Ama ‘‘NBA'in yeni Michael Jordan'ı’’ beklentilerini henüz gerçeğe dönüştüremedi. Kobe Bryant ise sahada aynı, ama seks skandalıyla halkın gözünde değer kaybetti. NBA'de sezon başlarken şampiyonun kim olacağı yanında merak edilen iki önemli konu vardı. Los Angeles Lakers'ın ünlü guardı Kobe Bryant, yol açtığı seks skandalı sonrası nasıl bir performans sergileyecekti? Cleveland Cavaliers tarafından ilk sırada draft edilen LeBron James, takımına nasıl bir katkı sağlayacaktı? Gerçekten söz edildiği gibi yeni bir Michael Jordan olacak mıydı?

Kobe, mahkemelerdeki duruşmaları nedeniyle Lakers'ın kimi maçına son anda yetişti. Hatta uzun bir aradan sonra ilk 5'te sahaya çıkamadı. Ancak içinde bulunduğu yargı süreci onda çok büyük bir motivasyon eksikliğine yol açtı demek yanlış olur.

Belki, 21 olan sayı ortalamasıyla, son 4 yıldaki performansının altına indi -ki özellikle Kobe geçen yıl zirveye vurmuş ve ortalama 30 sayı ile oynamıştı.- Genel istatistikleri de Kobe'yi neredeyse 1998-99 sezonundaki seviyesine çekti. Ancak bu değerlendirmeyi yaparken, oyunda kaldığı sürenin ve aldığı yükümlülüğün de, Karl Malone, Gary Payton gibi güçlü isimlerin takıma katılmasıyla azaldığını gözardı etmemek gerek. Yani, Kobe'ye eskisi kadar yük düşmüyor.

Yükleri hafifledi

Aynı şey Shaquille O'Neal için de geçerli. Geçen sezon Shaq da 27.5 sayı ortalamasıyla oynuyordu. Bu sezonki ortalaması ise 20.6. Yani ilk bakışta ikisinde de bir düşüş var gibi gözüküyor, ancak bu yanıltıcı. Çünkü geçen yıl maç başına ortalama 100.4 sayı atan Lakers, bu sezon 101.7'ye ulaştı. Yani, yüzde 1'lik bir artış söz konusu. Bu da Lakers'ta geçen yıl Kobe-Shaq ikilisi dışında, ortalamada çift haneli sayı atan 1 oyuncu sayısının bu sezon 3'e çıkmasıyla gerçekleşiyor. Zaten ideal olan da, sadece takımda bir veya iki kişinin skor üretmesi değil, sayı dağılımının oyunculara yayılması.

Yalnız şu gerçeği ise görmezden gelemeyiz. Kobe, halkın gözünde bir değer kaybına uğradı. Bunun en çarpıcı örneği, şubat ayında yapılacak 2004 All-Star maçının kadrosunu belirleyecek NBA'in halk oylaması. Kobe geçen yıl bu oylamada zirvedeydi. Üstelik, sakatlığı nedeniyle uzun süre oynamamış olan Torontolu Vince Carter ile çekişiyordu.

Bu yıl ise 18 Ocak 2004'te sona erecek oylamada geçen hafta itibariyle Carter, 1.134.147 oyla en çok oyu alan basketbolcu oldu. Detroitli Ben Wallace 995.572 oyla ikinci, Kobe ise 936.281 oyla üçüncü sırada. Halkın Kobe'ye bakışı değişmemiş olsa, en azından ikinciliği Wallace'a kaptırmazdı.

James farklı

Gelelim çaylaklara... LeBron James daha 2003 draftında ilk sırada seçilmeden Nike tarafından 90 milyon dolarlık 7 yıllık bir sponsorluk anlaşmasıyla servete boğulmuştu. NBA'in efsanesi Jordan'ın tahtına aday görülüyordu. 18 yaşını bitirmek üzere olan James, bugün NBA'deki çaylaklar arasında en iyisi. Ancak yalnızca o değil, Denver Nuggets'lı Carmelo Anthony ile Miami Heatli Dwyane Wade da diğer çaylaklardan çok farklı. Ancak James'in onlardan apayrı bir özelliği var, o saha dışında da zirvede.

James için Nike özel bir ayakkabı çıkardı ki, bu NBA'de herkese kısmet olmuyor. James Air Zoom Generation, bir kaç hafta önce ABD'de 2225 mağazada satışa sunuldu. Firma yetkilileri özellikle ilk gün satışlarının kendilerini oldukça tatmin ettiğini belirtti. James, NBA'de forma satışlarında da zirvede. Yılın çaylağı yarışında çekiştiği Anthony ise hemen peşinde.

Henüz Jordan olamadı

James,
geçen yılın çaylağı Amare Stoudemire ile tartıya konduğunda ağır basıyor, ancak iş Jordan'ın 1984-85'teki çaylak sezonu performansına geldiğinde biraz hafif kalıyor. James, takımının ilk beşinin değişmez ismi, en iyi sayı, asist ve top çalma istatistiklerine sahip olmasına rağmen Cleveland'ı tek başına taşımaya gücü yetmiyor.

Anthony, Denver'ın en güçlü silahlarından biri ancak çaylaklar arasında James'in gölgesinde kalmaktan henüz kurtulamadı. Şu anda en iyi ikinci çaylak olmasına rağmen, o Nike ile 18 milyon dolara 6 yıllık bir sözleşme yapabilmişti ve henüz bir ayakkabısı da yok. Nike, Anthony için ayakkabıyı gelecek yılın sonuna doğru çıkarma hedefinde. Aynı dönemlerde James'in ise ikinci ayakkabası çıkacak. Anthony'nin James'i geride bırakabilmesi için en azından Denver'ı Play-off'a taşıması gerekiyor.

Bu yıl 7. sırada draft edilen Dwyane Wade ise Miami'de kendisinden beklenenin üstünde bir performans ortaya koyuyor. Wade, 16.8'lik sayı ortalamasıyla Miami'de Eddie Jones'un ardından en skorer basketbolcu.

BÜYÜK KOZLAR

Kobe Bryant, NBA'de sezonun en başarılı takımı görünümündeki Los Angeles Lakers'ın önemli kozlarından birisi. Çaylak LeBron James ise Cleveland Cavaliers'da sergilediği başarılı performansla göz dolduruyor.
Yazının Devamını Oku

Postacı el koydu

40 yaşındaki yıldız, iki süper basketbolcuyla görüştü ve 'Lakers kimin takıımı?' gerginliğe son noktayı koydu. Shaq'ın, <B>‘‘O bir baba gibi’’, Kobe'nin ise ‘‘Benim için önemli biri’’</B> dediği Malone'un önemi bir kez daha ortaya çıktı. NBA'de gözler yine son yıllarda olduğu gibi LA Lakers'ın üzerinde. Sezon başında yaşanan Shaquille O'Neal-Kobe Bryant arasındaki, ‘‘Lakers kimin takımı?’’ kavgasına noktayı NBA'nin 'postacı' lakaplı yıldızı Karl Malone koydu. Bu takım ne Kobe, ne de Shaq'ın, takımın lideri, geride bıraktığımız yaz kadroya katılan emektar Karl Malone.

Kobe-Shaq
kavgasında ikiliyi coach Phil Jackson'ın yatıştırdığı belirtiliyordu, ancak ortamı durultan 40 yaşındaki Malone olmuş. Postacı, ikisiyle de dirsek temasında. Bu tartışma sonrası iki yıldızı da karşısına alıp resti çekmiş. ‘‘Eğer bu takımda oynayacaksam, takım arkadaşlarımın ne olduğunu bilmeliyim. Buraya geldiğimde başıma ne geleceğini biliyordum. Formanın arkasında yazan isim değil, önünde yazan önemli’’ diyen Malone'un takım ruhunu ortaya koyan bu konuşması, gereken etkiyi de göstermiş. İkisi de onu hem seviyor, hem saygı duyuyor. Shaq'ın, ‘‘O bir baba gibi’’, Kobe'nin ise ‘‘Benim için önemli biri’’ sözleri bunun belgesi.

Jordan-Kobe buluşacak

Shaq-Kobe
kavgası şimdilik yatışsa da Kobe'nin sezon sonunda Utah Jazz'dan tutun da San Antonio Spurs'a kadar bir çok takıma gidebileceği iddiaları ortaya atılıp, spekülasyonlar yapılıyor. Bunlardan en ilginci Michael Jordan ile Kobe'nin Miami Heat'de buluşacağı. Jordan'ın başkan olarak varisi ile Miami'de biraraya gelmesi, NBA için büyük sükse olabilir. Ancak Lakers'ın sahibi Jerry Buss, ‘‘Kobe, oğlum gibi. Çocuklar zaman zaman ailede sorunlar yaşarlar, ama bunların üstesinden gelinir. Oğlumu satmam’’ diyor.

Lakers'ta 2006'ya kadar sözleşmesi olmasına rağmen Shaq aldığı para konusunda sıkıntılı. 1999'da takımın başına getirilen coach Jackson'ın da sözleşmesinin son yılına giriliyor. Jackson, yaptığı 5 yıllık sözleşmeyle aldığı 30 milyon dolarla bugün Milwaukee'nin yılda 7 milyon verdiği George Karl ile yıllık 6 milyon dolar yerine 5 milyon dolara Philadelphia'dan Detroit'e giden Larry Brown'dan sonra en çok para ödenen coach. Çeyrek asırdır Lakers'ın başındaki Buss, yeni sözleşmelerle Shaq'ın en çok para alan basketbolcu, Jackson da en çok para alan coach olacağını söylüyor. Yani Lakers'ta şimdilik sular durulsa da gelecekte yeni sıkıntılar yaşanabilir.

Bunlara rağmen Kobe, Shaq gibi iki önemli silaha bu sezon Malone ve Payton gibi iki yıldızı daha ekleyen Lakers, bu sezon şampiyonluğa geçen yıldan daha yakın. Çünkü hem yıldız sayısı çoğaldı, hem de artık bir lideri var. Jerrky West, 1996'da Shaq ve Kobe'yi Lakers'a getiren ve kötü giden takımın kaderini değiştiren ünlü bir genel menajer. Bugün Memphis Grizzlies'da kötü gidişi değiştirmek isteyen West'in şu sözü, NBA'de bir gerçeğin belgesi: Bu ligde kazanmak için yıldızlar gerekli.

Memolu Detroit Atlanta'yı yıktı

Milli basketbolcumuzun 8 sayı attığı maçta Pistons, deplasmanda 10. galibiyetini aldı.

NBA'de Detroit Pistons, Mehmet Okur'un 8 sayı, 4 ribaunt ve 1 asistlik performans gösterdiği karşılaşmada, deplasmanda Atlanta Hawks'ı 5 sayı farkla 94-89 yendi. Oyuna sonradan giren ve 14 dakika forma giyen Okur, 2 sayılık atışlarda 7'de 4 isabet kaydederken, serbest atışlarda kullandığı 3 atıştan sayı üretemedi. 15. maçında 10. galibiyetini alarak Merkez Grubu'nda 3. sıradaki yerini koruyan Detroit Pistons'da, Tayshaun Prince 22 sayı, 8 ribaunt,Chauncey Billups 24 sayı, 3 ribaunt, 4 asistle oynayarak galibiyette önemli rol aldılar.
Yazının Devamını Oku

Memo bereketi

Mehmet Okur, NBA genelinde en çok hücum ribaundu alan yedinci, toplam ribaundda da 27. sırada. 45 yabancı oyuncu arasında da en çok hücum ribaundu alan isim. Yeni coachu Larry Brown, bu yıl Detroit Pistons'a farklı bir çehre getirdi. Brown, Detroit'in savunmadaki etkinliğini hücuma taşımayı amaçlıyor. Bu yolda da önemli bir aşama kaydettiği açık. Takımın geçen sezon 91.4 olan attığı sayı ortalaması, 95.8'e çıktı. Detroit savunmadaki çizgisini yine sürdürüyor, çünkü rakiplerinden yediği sayının ortalamasında değişiklik yok.

Detroit'in bu sayı etkinliğindeki en büyük neden ribaundlarda rakibine üstünlük sağlıyor olması. Geçen sezon 40.6 olan ribaund ortalaması bu sezon 44.3'e çıktı. Ancak çarpıcı olan savunma ribaundu ortalaması 29.8'den 27.8'e gerilerken, 10.8 olan hücum ribaundunun 16.5'e yükselmesi. Bu da geçen yıl 29 takım arasında hücum ribaundunda 26. sırada yer alan Detroit'i bugün bu dalda 1 numara koltuğuna oturttu. (Detroit toplamda en çok ribaund alan 12. takım) Yani, rakip potadan dönen topları toplamakta Detroit'in üstüne yok. Bu da bir hücumda, ikinci veya üçüncü şans demek.

NBA'de son yıllarda ribaund denince akla ilk gelen isim, bu alanda 1 numara olan Ben Wallace. Son iki yılın ribaund kralı Wallace, bu sezon da 14.7 ortalamayla zirvede yer alıyor.

Mehmet'in payı büyük

Ancak Wallace kadar Detroit'in bugün hücum ribaundundaki sıçramasında en büyük pay sahibi Mehmet Okur. Geçen hafta takımının bir çeyrekteki hücum ribaundu rekorunu kıran Mehmet, 4 hücum, 4.8 savunma, toplamda 8.8 ribaund ortalaması ile oynuyor. Geçen yıla göre Mehmet'in hücum, savunma ribaunda geldiği nokta, onu hem takımında, hem de NBA istatistiklerinde önemli bir yere oturtuyor.

Mehmet bugün NBA genelinde en çok hücum ribaundu alan altıncı, toplam ribaundda da yirmiikinci sırada. Ancak daha dikkat çekici olanı Mehmet'in bu devler arenasında forma giyen 45 yabancı arasında en çok hücum ribaundu alan basketbolcu olması. Milli basketbolcumuz yine yabancılar arasında toplam ribaundda San Antonio'nun ünlü pivotu Tim Duncan'ın ardından ikinci sırada.

Wallace’ı devirecek

Mehmet,
NBA'deki ikinci sezonunda büyük işlere imza atıyor. Böyle devam ederse, kısa süre sonra Wallace'ı, NBA'deki tahtından indirebilecek bir yıldızımız olacak. Daha da önemlisi Milli Takımımız, pota altındaki silahını daha da güçlendirecek. Geçen seneye kadar Türkiye'nin uluslararası arenadaki en önemli pivotu Hüseyin Beşok'tu. Bugün Mehmet, bir zamanlar gerisinde kaldığı Hüseyin'in önüne geçti. Milli forma altında da istatistik çizelgesinin ribaund hanelerindeki rakamlarını her geçen gün yükseltiyor.

BEN WALLACE

SEZONTAKIMMSÜRESY3SYSAYHRSRTRABLSO
1996-96Washington345.8.3480.300.711.7.1.24.321.1
1997-98Washington6716.8.5180.3571.73.24.8.3.911.073.1
2002-03Detroit7339.4.481.167.450411.415.41.61.423.156.9
2003-04Detroit640.3790.6155.29.514.722.673.511


MEHMET OKUR

SEZONTAKIMMSÜRESY3SYSAYHRSRTRABLSO
2002/03Detroit7219.426.339.7331.634.71.35.546.9
2003-04Detroit623.7.3860.69044.88.81.7.171.839
Yazının Devamını Oku

O gözle bakmayın!

Hollandalı bayan atletlerin, maddi kaynak yaratarak kariyerlerini geliştirmek amacıyla çıplak fotoğraflarını paralı internet sitesinde yayınlamaları, aslında sponsor-sporcu ilişkisinin en güzel örneği. HOLLANDA Kraliyet Atletizm Birliği'nin sporcuların ödeneklerini kısmasıyla birlikte, ülkenin 6 bayan sporcusu ilginç bir yönteme başvurdu. Gelecekte olimpiyatta kürsüye çıkmak yolunda kendilerine maddi olanak yaratmak isteyen bu öğrenci atletler, önce çıplak olarak objektiflerin karşısına geçti. Ardından çektirdikleri bu fotoğrafları bir internet sitesinde ücretli olarak yayına koydu.

Yani, aylık 19.95 dolar karşılığında abone olunduğunda, bu bayan atletlerin atletizm pistlerinde çekilmiş çıplak fotoğraflarına ulaşılabiliniyor. Sitede yayınlanan fotoğraflara her hafta yenilerinin eklendiği belirtiliyor. 20'li yaşların başındaki bu atletler, siteden elde edecekleri gelirle kendilerine yeni antrenör ve fizyoterapistler tutacaklarını ifade ediyor. Bu internet sitesine abone olmak isteyenler şu sözlerle baştan uyarılıyor: 'Estetik bir çıplaklıktan fazlasını bekliyorsanız, lütfen siteden ayrılın.'

Hollandalı bayan atletler, soyunan ilk sporcular değil, son da olmayacaklar. Ancak bu son örnek bizleri bir kez daha sponsor-sporcu ilişkisi üzerinde yoğunlaştırıyor. Hollandalıların çıplaklığa bakış açısı bizim geleneksel değerlerimize ters gelebilir. Ne var ki, onların da web sitesinde dile getirdikleri gibi soyunma amaçları (İnandırıcılığı tartışılabilir), gönül verdikleri spor dalını yapmak için maddi imkanı sağlamak.

Her sporcu daha 18 yaşında 12.5 milyon dolara Cleveland ile sözleşme imzalayan ve profesyonel olmadan 7 yıl için Nike ile anlaşıp, 90 milyon dolar alan LeBron James kadar şanslı olmuyor. Gerçi James de kısa bir süre sonra başlayacak NBA'deki ilk sezonu öncesi hazırlık maçlarında beklenilen çizgide değil. Ama coachu Paul Silas, onun çaylak olmanın sıkıntısını yaşadığını söylüyor.

Bizdeki sponsorluk anlayışının temelinde parlayan yıldızları cilalamak yattığının en güzel örnekleri Süreyya Ayhan, Milli Futbol Takımımız ve Erkek Basketbol Milli Takımı'ydı. Yani, önce başarı sonra sponsor ilkesi vardı. Son dönemde bu anlayış yavaş yavaş değişmeye başladı. Bayan Voleybol Milli Takımımız’a Avrupa Şampiyonası'ndan kısa süre önce Orkid, ana sponsorluğunda 12 sponsordan destek gördü. Sonuçta da Avrupa Şampiyonası'nda ikincilik geldi.

Daha önce soyunanlar

* Aralarında olimpiyat madalyası sahibi Beckie Scott'un da yer aldığı Kanada Bayan Kayak Kros Takımı bir takvim için yarı çıplak pozlar verdi.

* Avustralya Bayan Futbol Takımı (The Matildas) 2000 yılı takvimi için çıplak olarak objektiflerin karşısına geçti. Takvim çok sattı ancak ağır eleştirilere hedef oldular.

* Lavinia Milosovici, Claudia Presecan, Corina Ungureanu adındaki 3 ünlü olimpiyat ve dünya şampiyonu Rumen cimnastikci, bir kitap için çıplak pozlar verdi. Erotik bir filmde de çıplak cimnastik yaptılar.
Yazının Devamını Oku

Saatli bomba

18 yaşındaki liseli, NBA'de beklenen verimi sağlayamaz veya sakatlanırsa, hem takımını, hem de sponsorunu ateşe atacak. Ama ABD'de sponsorlar bunu göze alıp, marka yaratıyor. Bizdeki sponsorluk kavramı ise ışığı gördüğün yıldızı parlatmak değil, parlayanı cilalamak. NBA'de Play-off kadar gözlerin odaklandığı diğer konu 26 Haziran'daki draft. Draftın ilk sırasında Amerikalıların yeni Michael Jordan gözüyle baktığı ve Cleveland'ın tercih hakkını kullanacağı LeBron James var. İkinci sıra Sırp Darko Milicic (Detroit), üçüncü sıra ise Carmelo Anthony'nin (Denver). Bu üçlü draftın gözdeleri. Onlar aslında drafttan önce sponsorlar arasında bir yarışa yol açıp, kapışıldılar. Milicic AND 1, Anthony, Nike ile anlaştı. Son bombayı ise profesyonelliğe geçiş aşamasındayken en yüksek anlaşmaya imza atan basketbolcu unvanını alan James patlattı. Reebok, Adidas ile çekişen Nike, 7 yıllık sponsorluk anlaşmasıyla James'e 90 milyon dolar (135 trilyon lira) verdi.

Peki, 18 yaşında bir gence 7 yıl için 135 trilyon lira verilir mi? NBA'de veriliyor. Aslında verilmesi de gerekiyor. Eğer sporcuya destek olunacak ve bir yıldız yaratılacaksa bu yapılıyor, yapılmalı da. James, NBA'in yeni markası olacak. O, sezonluk biletleri, formaları sattıracak, TV anlaşmaları yaptıracak. Yani kendisi kazanırken, takımına saha dışında da kazandıracak.

Endişeli bekleyiş

Bunları kazandıracak, ama kaybettirebilecekleri de var. Takımların Genel Menajerlerinin en büyük endişesi, James'in yerine getirilemeyecek isteklerde bulunması. Çok akıl hocasının ve uzlaşılması zor bir ailesinin olması tedirginlik yaratıyor. Ama korkularının en büyüğü, daha NBA vitrinine çıkmadan, büyük bir şöhretin kucağına atılan James'in koçu tarafından disipline edilememe ihtimali.

Yani aslında James bir anlamda piminin çekilmesini bekleyen bir bomba. Olur da istenmedik şekilde bu pim yerinden oynarsa, yaşanacak patlama büyük bir yıkıma yok açabilir. Belki, umulan başarı elde edilemeyecek, takımı ondan yararlanamayacak. Belki, James'in yaşayacağı şanssız sakatlıkla, sponsoru Nike milyonlarca doları ateşe atmış olacak. Ama onlar bunu göze alıyor. Çünkü bir marka yaratılacaksa, bu yıldızı aslında onlar yaratıyor. 2-3 yıldır bir çok menajerin takip ettiği James'i onlar da uzun süredir izliyor. Bu iş için ekipleri var, yatırımı boşuna yapmıyorlar.

Yıldızı cilalamak

Türkiye'de ise durum Amerika'dan çok çok farklı. Bizdeki sponsorluk kavramının altında yatan, ışığı gördüğün yıldızı parlatmak değil, parlayanın üstüne yatırım yaparak cilalamak.

Örneğin Milli Takımımız. 2000 yılında Milli Takımımız'ın, Sport International, GMC, Wrangler, Cacharel, Pınar Su gibi sponsorları vardı. Ama hepsi ürün ve malzeme sponsoru. Ev sahipliği yaptığımız Avrupa Şampiyonası öncesi, 2001'e girerken, Wrangler ve GMC'ye Garanti, AND 1, Altınyıldız dahil oldu.

Bu sponsorlar arasında ikisinin önemi farklı. Garanti, maddi anlamda sponsor. AND 1 ise yaptığı araştırma ve incelemeler sonrası ‘‘Türkiye Avrupa Şampiyonası'nda ilk dörde girer’’ diyor ve 4 yıllık bir anlaşma yapıyor. Neticede, AND 1 tahmininde yanılmadı ve Avrupa ikincisi olduk. Başarının ardından 2002 Dünya Şampiyonası öncesi ise bu sponsorlara Mercedes ve Turkcell eklendi. Turkcell'le Milli Takımımız ikinci bir maddi sponsor kazandı.

Atletizmde Süreyya Ayhan örneği var. Tüm dünya gözünü üzerine çevirene dek sponsor bulamamış, zorluklarla mücadele etmişti. Başarı gelince de hemen sponsoru buldu.

Pırıl pırıl gençler

Basketbol Yıldız Milli Takımımız'da geleceğin 12 Dev Adam'ı olarak görülen Ersan, Cenk, Oğuz, Emre, Yasin gibi gençler var. Geçtiğimiz haftalarda sayın Doğan Hakyemez, çeşitli vaadlerle bu gençlerimiz üzerinden rant sağlamak isteyen menajerleri gündeme getirmişti. Oysa bu gençlerimiz şimdiden kendilerine gerçek anlamda destek elini uzatacak sponsor bulsalar, bundan en kazançlı çıkacak olan Türk basketbolu ve firmalar olur.

Sponsor ile başarının mutlaka doğru orantısı var. Ama gelecek vaadeden büyük yıldızları sponsor desteğiyle yaratmak daha kolay.


Sponsorluğa bizden iki örnek


Süreyya Ayhan

Bayanlar 1500 metredeki atletimiz, geçen yıl Avrupa şampiyonluğu ve iki Golden League birinciliğiyle dikkatleri üzerine çekti. Bunun sonucunda da sponsor buldu.


12 Dev Adam

A Milli Basketbol Takımımızın, 2001 Avrupa Şampiyonası öncesi sponsorları sınırlıydı. Evsahipliği yaptığı bu şampiyonadaki ikincilik sonrası sponsor akınına uğradı.


FIBA kuralları değiştirdi


FIBA, geçen hafta sonu Porto Riko'da yaptığı toplantısı sonucu, 1 Ekim'den geçerli olmak üzere oyun kurallarında 3 önemli değişiklik yaptı. 2006 Dünya Şampiyonası'na katılacak takım sayısını 16'dan 24'e çıkaran FIBA, bu yıl test amacıyla başlayacak kulüpler için Bayanlar Dünya Ligi organizasyonunu düzenlenmesini kararlaştırdı. FIBA'nın kural değişiklikleri şöyle:

24 saniye kuralı: Top havadayken 24 saniyenin dolduğunu belirten uyarı sesi duyulduğunda, top çembere değerse, oyun durdurulmayacak ve devam edecek.

Mola: 5 mola hakkına sahip olan her takım, bunların ikisini ilk yarıda, 3'ünü de ikinci yarıda periyot gözekmeksizin kullanabilecek. Uzatmada ise 1 mola hakkında değişiklik yapılmadı.

Hava atışı: 1 ve 3. periyotlar ile uzatma bölümü hava atışı ile başlayacak. Ancak yeniden hava atışı gerektiren pozisyonlarda bu atış yapılmayacak. Top dönüşümlü olarak el değiştirecek.



Ribaund ve fast-break


MEHMET Okur'un da formasını giydiği Detroit Pistons, NBA'in derin kadrolarından birine sahip olması ve güçlü savunma anlayışıyla Play-off'ta umut veriyordu. Ancak, New Jersey karşısında derin kadro da, takım oyunu anlayışı da çaresiz kaldı. New Jersey Nets'e, Doğu Konferansı finalinde 4-0'lık seriyle NBA finali yolunu açan ribaundlardaki ve fast-breaklerdeki ezici üstünlüğü oldu.

Çemberden dönen topu alamadığınızda rakibe ya hücum, ya da ikinci bir sayı şansı tanıyorsunuz. Detroit'in alamadığı her top, potasında yeni bir sayı şansına dönüştü. New Jersey, hızlı hücumlarla rakibi gafil avladı. İki takım arasındaki serinin ilk maçında ribaundda 48-43 üstünlük sağlayan New Jersey, fast-breakte 28-4'lük bir sayı farkı yakaladı. Yani maç boyu ürettiği 76 sayının yaklaşık yüzde 30'u fast-breaklerden geldi.

San Antonio farklı

İkinci maçta New Jersey'in 51-36 ribaund üstünlüğüne rağmen fast-break sayılarını 15-7'ye çekerek Detroit bir nebze olsun direndi. Ama ilk maçta olduğu gibi son hücum kurbanı oldu. Son iki maçta 50-39 ve 51-27'lik ribaund, 32-4 ve 19-0'lık fast-break sayıları New Jersey'in farklı galibiyetinin anahtarları oldu.

Şimdi 4 Haziran'da başlayacak final serisinde New Jersey, büyük olasılıkla San Antonio Spurs ile karşılaşacak. Dallas karşısında seride 3-1 önde olan San Antonio, hem pota altındaki ribaund yarışında, hem de fast-breaklerde Detroit gibi etkisiz kalacak bir rakip değil.
Yazının Devamını Oku

Kader anları

<B>DETROİT</B> önünde bitime 1.4 saniye kala attığı basketle New Jersey'e 76-74'lük galibiyeti getiren Jason Kidd'e maçtan sonraki röportajlarda en çok sorulan soru, ‘‘Kariyerinin en büyük atışı mıydı?’’ oldu. ‘‘Hayatım boyunca hedefim hep kazandıran basketi atmak’’ diyen Kidd'in ilk iki röportajdaki yanıtı ‘‘Hayır.’’ Üçüncüde ise ‘‘Neden olmasın?’’ Jason bu atışla maçın yıldızı oldu, hem de 19'da 13 atışı kaçırmasına rağmen.

Basketbolda oyunun kader anları vardır. 30 yaşındaki Kidd, kendine güven duygusunun ve kararlılığın eseriyle bu anı çok iyi kullandı ve kendisinden yaklaşık 20 cm uzun Mehmet Okur'un üzerinden müthiş bir atış yaptı. Aslında iki tip yıldız var. Birincisi, onlara sürekli yıldız (Michael Jordan, Shaquille O'Neal gibi) dersiniz. Gözünüz, hep onun üzerindedir. Sayılarıyla, smaçlarıyla oyunun itici gücü olur, maçı yönlendirir. Bir de kader anlarındaki becerileriyle oyuna ağırlıklarını hissettiren anlık yıldızlar vardır. Kidd her zaman yıldız. Detroit'i yıkan Kidd'in son saniye basketi kadar, onun ateşlediği fast-breaklerde New Jersey'in 28-4'lük sayı üstünlüğü önemli bir faktördü.

Şans ellerine geldi

Detroit'te yıldız olma şansı Mehmet'in de ellerine geldi. Maçın üç kader anı ve üçünde de Mehmet vardı. İlk periyotun son 2.5 dakikasına oyuna girdiğinde takımı 18-6 gerideydi. Ardarda bir üç sayı attı, 2 serbest atış ve yine üçlükle bir anda fast-breaklerden, o ana kadar 10 sayı yiyen takımı için büyük bir itici güç oldu. Mehmet'in gayretiyle Detroit skoru 22-16'ya getirip farkın açılmasını ve belki de oyunun kopmasını engelledi.

Oyunun diğer iki kader anı son 1.4 saniyeye sıkıştı. Mehmet, önce Kidd'in o kendisini kahraman yapan son sayısını kesemedi. Ardından Detroit'in 1.4 saniyede sonuçlandırmak zorunda kaldığı ve kenardan oyuna soktuğu topta son hücumu iki kez değerlendiremedi. Mehmet'in son topta yaşadığı başarısızlık, şanssızlık da, tecrübesizlik de olabilir. Ancak, Mehmet'in yerine o pozisyonda daha güçlü biri, bir Shaq veya Tim Duncan olsa, o top ilk tipte sayıya dönüşebilirdi.

Fizik gücü yetmedi

Yıldız olmak için kader anında yeteneklerini konuşturmak kadar atletik bir yapıya da sahip olmak gerekiyor. Mehmet, henüz NBA temposunu tam anlamıyla kaldıracak fizik güçte değil. Ancak onun gelecekte Detroit'in en büyük yıldızı olacağı kesin. Rick Carlisle de bunun farkında ki, oyunun en kritik anlarında çaylak olmasına rağmen Mehmet oyundaydı.

Peki, Kidd zoru başarırken, 3 kader anındaki Mehmet niye New Jersey'in yıldızının yaptığını yapamadı. İşte iki ustanın bu konudaki yorumları:

YALÇIN GRANİT

Mehmet, Detroit için büyük şans

New Jersey'de Jason Kidd'in kendisine aşırı güven hissetmesi için herşey mevcut. İki takım arasındaki fast-break farkı önemli. Her topu Kidd'e veriyorlar. O takımın lideri, kralı. Onda müthiş bir özgüven var. Son attığı çok güç bir sayıydı, ama özgüven sayesinde sayıya çevirebildi ve bunda şans faktörü de onun lehineydi.

Mehmet'e gelince... Önü çok açık. Neden mi? Maçı seyrederken fark etmiyorsun ama, sonra sonra algılıyorsun ki, herkes siyah. Sahada ondan başka beyaz olarak sadece dansçı kızlar var. Detroit, NBA takımlarının bulamadığı bir şansı yakaladı. Mehmet'le NBA'deki siyah tabloya beyazla renk katacak.

Ne var ki, Detroit Mehmet'e ilk senesinde, kendisine özgüven sağlayacak imkanı tanımıyor. Takım oyunu oynuyoruz diyorlar, ama herkesi durdurup, çaylak Tayshaun Prince ile Corliss Williamson'a abartılı birebir oynama şansını tanıyorlar. Mehmet'in ise yetkisi yok. Bu takımda Mehmet'e göre hazırlanmış oyun yok. Mehmet oradaki gücünü kendi gayretiyle elde ediyor. Bu gücü yavaş yavaş alıyor. Üç sayılık atışları, Amerikalılar içinde bile en iyisi. Onun gibi üç sayı atan Dirk Nowitzki var. Dallas'ta bütün oyun Nowitzki'nin üzerine kurulmuş. Mehmet'in üzerindeki kısıtlama kalkmalı, ona insiyatif verilmeli. Bu gerçeği gelecek sezon teknik kadronun görmesi ve yerine getirmesi çok muhtemel.

Nowitzki örneği

Maçın son saniyesine gelirsek. Kenar yönetimin her saniyeye göre hazırlanmış oyun planları vardır. Bitime 4-5 saniye olsa, o son oyunu yapmayacaklardı. Ancak son 1 saniyede pas yapmadan sayı şansı gerekiyordu.

Guarda verseler topu sürecek ve büyük ihtimalle şut atmaya vakit kalmayacaktı. Son çare olarak kenar oyununu alley-hoopla tamamlama girişimine yöneldiler. Mehmet topa daha eline dokunur dokunmaz sayı şansı oldu. Bu oyun onların iyi hazırlandıklarını gösteriyor, ancak Detroit bu fırsatı değerlendiremedi. Kidd için ne söylediysek Mehmet için aksini söylemek lazım. Şansı da yoktu, özgüveni de. Seneye oyun onun üzerine kurulursa, bu pozisyonlarda topu çemberin içine vurur. Mehmet'in önünde Nowitzki örneği var. Nowitzki'nin yolunda gitme ve star olma şansı çok fazla.

ESAT YILMAER

Hücumda etkin rol almalı

Maçın kader anlarında birbirinden farklı iki isim vardı. Bunlardan birincisi kurt ve lider oyuncu tipi diyebileceğimiz Jason Kidd. Kidd, tipik bir tecrübeli oyuncu gibi son topu son derece yürekli ve kararlılıkla kullandı. Bu anlarda deneyimli oyuncunun sorumluluk almasının ne demek olduğunu herkese gösterdi.

Mehmet ise NBA'de ilk yılı olmasına karşın maçın önemli bölümlerinde sahneye çıktı. Detroit'in sıkıntı çektiği anlarda oyuna girip peşpeşe bulduğu sayılarla takımını yeniden maça ortak eden Mehmet'e şans kader topunu da getirdi. Belki o pozisyon Mehmet için hazırlanmış bir oyun sonucunda o noktaya gelmedi. Ancak Detroit'li oyuncular 1.4 saniye kala çaresizlikle bir alley-hoop pas denediler. Topu biraz dengesiz alan Mehmet'in tiplemesi sayıya dönüşmeyince, Detroit ilk maçı yitirdi.

Şans faktörü

Şimdi burada Mehmet'in çaylaklığı değil biraz şanssızlığı vardı. Çünkü o topu son derece dengesiz yakaladı. Haliyle de iki tiplemesi de istediği gibi olmadı. Ancak Detroit takımında Mehmet'e olan güven, onun önünün çok açık olduğunun kanıtı. Yeter ki, Mehmet tüm çaylakların çektiği figüran oyuncu pozisyonundan daha fazla sorumluluk alan oyuncu statüsüne geçsin. Gün geçtikce gelişen Mehmet fizik direncini artırıp, hücumda daha etkin rol aldıkca Detroit'in gücü de artacaktır.
Yazının Devamını Oku

Muhteşem ikili

Yapılan bir ankette konferans yarı finallerine kalan takımlar arasında kimin şampiyon olacağı soruluyor. Kobe-Shaq ikilisine güvenden yüzde 29 oyla Lakers yanıtı çıkıyor. REAL Madrid bugün dünyanın en pahalı ve en gözde futbolcularını kadrosunda bulunduruyor. Bir Ronaldo, bir Zidane, bir Figo, bir Roberto Carlos, her takımın kadrosunda görmek isteyeceği, dünya futbolunun en gözde yıldızları. Hangi takım bu futbolcular elinde olsa kendini banko şampiyon gibi görmez. Real yabancılar ve yıldızlar üzerine kurulu bir takım, ama beklenen uyum ve açık ara başarı yok. NBA'de ise durum farklı. Özellikle Los Angeles Lakers için söylenecek tek şey var; onların yaptığının benzeri yok. Çünkü sadece Kobe Bryant ve Shaquille O'Neal üzerine kurulu bu takım, ‘‘Başarı takım oyunuyla gelir’’ olgusunu çürütüyor. Lakers'ın San Antonio'yu 99-95 yendiği önceki geceki serinin 4. maçında yaklaşık 18 dakika takımlarında bu ikiliden başka kimse sayı üretemedi. Ama Lakers Kobe-Shaq ikilisiyle oyundan kopmadı. Sonuçta bu ikili 99 sayının yaklaşık yüzde 64'üne imza attıkları bu maçı Lakers'a kazandırıp, konferans finali yolunda umutları taze tuttular.

Başarının garantileri

İnternette yapılan bir ankette konferans yarı finaline kalan takımlar arasında kimin şampiyon olacağı soruluyor. Sonuçta, seride önce 2-0 yenik duruma düşmesine rağmen oyların yüzde 29'unu alan Lakers, yine en büyük favori. İkinci sırada yüzde 20 ile Sacramento, üçüncü sırada da yüzde 19'la San Antonio yer alıyor. Yani, şu anda skoru 2-2 yapan Lakers gerideyken bile herkesin bu takıma, daha doğrusu Kobe-Shaq ikilisine olan güveni yüksek. NBA'de geçen hafta Kobe'nin Minnesota'nın yıldızı Kevin Garnett'a Şubat ayındaki All-Star maçı sırasında Lakers'a gelmesi önerisinde bulunduğu gündeme geldi. Ancak gelecek sezon sonuna kadar Minnesota ile sözleşmesi olan All-Star'ın MVP'si ünlü forvet bu teklifi kabul etmemiş. Bir de kabul etmiş olsa, herhalde Lakers'ın karşısında kimse duramaz.

Sırp istilası

NBA,
son yıllarda yabancı oyunculara yöneldi. Bu sezon 34 ülkeden 65 yabancı forma giydi. Ağırlık 8 basketbolcu ile Sırbistan-Karadağ'lılardaydı (Eski adıyla Yugoslavya). Amerika basketbolda ekol olan bu ülkenin sporcularını birer birer NBA'e getiriyor. Sırbistan-Karadağ Milli Takımı'nın da yıldızları olan Vlade Divac, Predrag Drobnjak, Marko Jaric, Zeljko Rebraca, Peja Stojakovic gibi isimler NBA takımlarının kadrosunda.

NBA'de bir yanda Play-off heyecanı yaşanırken, gözlerin çevrildiği diğer nokta da 26 Haziran'daki 2003 Draftı. Drafttaki listesindeki aday 58 basketbolcunun, 14'ü Avrupa, 3'ü Güney Amerika'dan. Avrupalılar için de yine çoğunluk 5 basketbolcuyla Sırbistan-Karadağlılar’da. Slavko Vranes, Blagoto Sekulic, Aleksander Pavlovic, Zarko Cabarkapa ve en önemlisi Darko Milicic drafttaki Sırplar. Ancak bu adaylar arasında birisi var ki, o da Milicic, hepsinin önüne geçiyor. O, ABD'lilerin bu sezon hayranlık duyduğu ve merakla beklediği LeBron James'in ardından draft listesinde 2. sırada. Henüz 17 yaşında. NBA, bu basketbolcuyu öyle istiyor ki, draft için geçerli olan yabancı oyuncunun yaşının 18 olması şartı bile masaya yatırıldı. Drafttan 6 gün önce 18'ine girecek Hemofarm Vrsac'ta oynayan Milicic, 2.13 boyunda ve takımında pivot olarak oynatılıyor. Ancak o, NBA için mükemmel bir power forvet ve small forvet olarak görülüyor.

Garnett gibi

Uzun kollarıyla Garnett'ın bir benzeri. O da zaten kendisinin Garnett ile kıyaslanmasından hoşlanıyor. Small forvetlere göre güçlü ve uzun, power forvetlere göre ise uzun ve hızlı. Potaya yüzü dönük oyunda oldukça etkili. Sol elini kullanıyor, ama sağ eli de aynı verimlilikte. Fast-breaklerde, driblinglerde göz kamaştırıyor ve mükemmel smaç yapıyor. 10 yaşındayken basketbola başlayan Milicic, 15'inde Hemofarm ile sözleşme imzalamış. Milicic'in bu yıl 100 bin dolar kazandığı söyleniyor, ancak draftta 3 yıllık garantiyle 11 milyon dolarlık sözleşme yapması bekleniyor.

Draftta birinci sıradaki James Denver, Milicic Cleveland, üçüncü sıradaki, NCAA'de Syracuse'u şampiyonluğa taşıyan Carmelo Anthony 3. sırada Toronto için öngörülüyor. Ancak üç takım arasındaki sıralama bugün değişebilir.

NBA'de bir maç sırasında nabız yoklamışlar ve ‘‘Darko Milicic kim?’’ diye sormuşlar. Herkesten farklı yanıt çıkmış. 25 kişiden ancak biri basketbolcu diyebilmiş. Ancak hepsi LeBron James'i tanımış. Gelecek sezon herkes Milicic ismini daha yakından tanıyacak.
Yazının Devamını Oku

Sevimli hırsız

O hiçbir zaman bir Michael Jordan, bir Karl Malone, bir Shaquille O'Neal gibi popüler olmadı. 41 yaşında, 19 yıl formasını giydiği Utah'taki kariyerini asist ve top çalma istatistiklerinde rekorlarla noktaladı. Her maçta yıldız yaratan özverisiyle kraldı. NBA Play-off'unda ilk turun ardından konferans yarı finallerindeki tabloya baktığımızda geçen sezondan çok farklı olmadığını görüyoruz. Hele Batı Konferansı'nda, takımlar yanında yarı final eşleşmeleri bile aynı. Doğu Konferansı'ndaki iki fark ise, yarı final eşleşmeleri ile geçen sezonki New Orleans Hornets (Charlotte Hornets) yerine Philadelphia'nın New Jersey, Boston ve Detroit ile birlikte turu geçmesi.

Doğu ile devam edelim. Geçen yıl konferans finalinde eşleşen Boston ile New Jersey bu kez yarı finalde kozlarını paylaşacak. New Jersey geçen yıl konferans finalinde 4-2 ile geçtiği Boston'a bu sezon da lig maratonunda yaptıkları 4 maçta, 3-1 üstünlük sağladı. Jason Kidd, Kenyon Martin gibi önemli silahları olan New Jersey, karşısında Boston Paul Pierce, Antoine Walker ve Tony Delk'e güveniyor. Bu oyuncuların yarı finaldeki performansları eşleşmenin kaderini belirleyecek.

Iverson durdurulursa

Geçen yıl Boston'a yarı finalde elenen Detroit ise bu kez Philadelphia karşısında final yolunu açmaya çalışacak. İlk turda Orlando karşısında Tracy McGrady gibi bir yıldızı susturarak, Play-off'ta 3-1 geriden gelip turu geçen 7. takım olan Detroit, Philadelphia'nın büyük kozu Allen Iverson'ın da hızını kesebilirse, amacına ulaşmada önemli bir avantaj sağlayacak. Başarılı savunma anlayışıyla dikkat çeken, normal sezondaki 4 maçta 2-2'lik skor elde eden iki takım arasındaki çarpıcı bir özellik de Play-off'ta ilk kez karşı karşıya gelmeleri.

Batı Konferansı'nda ise geçen yıl yarı finalde 4-1'le geçtiği Dallas karşısında bu sezon ligde de rakibine 3-1 üstünlük sağlayan Sacramento tura yakın takım olarak görülüyor. Özellikle Portland karşısında çok yıpranan ve 3-0'dan turu kaybetme tehlikesiyle yüzyüze gelen Dallas'ın kaderi Alman yıldızı Dirk Nowitzki ile Steve Nash'in performanslarına bağlı. Hidayet Türkoğlu'nun fazla şans bulamadığı Sacramento'nun kilit isimleri ise Chris Webber ile Peja Stojakovic.

Büyük eşleşme

Batı'da, daha doğrusu NBA'de herkesin üzerine odaklandığı eşleşme ise LA Lakers ile San Antonio arasında. Kobe Bryant ve Shaquille O'Neal'in eşleşmedeki ağırlıklarını hissettirmeleriyle Minnesota engelini önce zorlansa da geçen Lakers, geçen yıl yarı finalde San Antonio'ya 4-1'lik üstünlük sağlamıştı. Bir önceki sezon da konferans finalinde rakibini 4-0'la geçmişti. Her ne kadar, Lakers bu sezon ligde rakibine 4 maçta da yenilse de, bu maçlardan ikisinde Shaq'ın olmadığı gözönüne alınırsa, herşeyin farklı olacağı kesin.

San Antonio-Lakers eşleşmesinin bir çarpıcı özelliği de San Antoino'da David Robinson'ın normal sezonun ‘‘En Değerli Oyuncu’’su seçilen Tim Duncan ile birlikte NBA'in en iyi pivoti Shaq'a karşı son kez mücadele edecek olması. Bu eşleşme, NBA'e veda edecek 39 yaşındaki ‘‘Amiral’’ lakaplı Robinson'ın belki de son Play-off maçları olacak.

40'lık efsaneler

Amiral'in vedası aslında NBA'de bir devrin sonu. Çünkü kariyeri MVP, En Değerli Savunma oyuncusu gibi ödüllerle süslü ünlü pivot, hasta olan ancak basketbola dönme çabalarındaki Hakeem Olajuwon dışında NBA'in 50 En Büyük Oyuncusu listesindeki, kariyeri noktalanmak üzere olan son yıldızı. 50 en büyüğün, NBA'deki son temsilcileri Michael Jordan, Karl Malone ve John Stockton, geçtiğimiz günlerde basketbola veda etti veya bu kararlarını açıkladılar.

Onlar 40 yaşına ulaşmış olmalarına rağmen NBA'deki son sezonlarında performanslarıyla takımlarını başarılara sürükleyen yıldızlardı. Özellikle Stockton, hani ismi fazla ön planda olmayan gözükmeyen, sadece jeneriklerde geçen kahramanlar vardır ya, işte onlardan biriydi. O, 50 büyük arasında yer alsa da hiçbir zaman, bir Jordan, bir Shaq, bir Malone gibi popüler olamadı. Sıra dışı bir yaşamı yoktu. Adı skandallara karışmadı. Saç stili hep aynıydı. Ama o, görev adamıydı. Asistleriyle arkadaşlarını sayı için besler, çaldığı toplarla rakibini yıpratırdı. 41 yaşında NBA'in en yaşlı basketbolcusu olmasına rağmen, bu sezon Malone ile birlikte Utah'ı Play-Off ilk turuna kadar taşıdı.

Rekorlara imza

Stockton geçen hafta Sacramento serisi sonrası basketbola veda kararını birden açıkladığında takım arkadaşları başta herkes şoke oldu. Ancak en büyük şoku yaşayan 18 yıldır asist yaptığı Malone'du. Malone'un, kararını kendisinden bile saklayan Stockton için yaptığı ‘‘Her maçta, arkadaşlarını yıldız yapan bir yıldıza alışmıştım. Artık salonlarda onun gibi biri olmayacak’’ açıklaması Stockton'ın gerçek kimliğinin en büyük belgesi.

Stockton, 15.806 asist, 3.265 top çalma ile NBA tarihinin bu istatistik dallarındaki 1 numarası. Bundan sonra da bu rekorların kolay kolay kırılamayacağı görüşü hakim. O, NBA'e adım attığı Utah'ta 19 yıl forma giyerek -ki 17 sezon her maçta sahaya çıktı- bir takımda en uzun süre forma giyen basketbolcu olarak tarihin sayfaları arasına girdi.

Stockton'ın özverisi

Yetenek yanında basketbolda önemli bir faktör de fiziki gücü kullanabilmek. Jordan, Malone, Stockton ve Robinson gibi yıldızlar NBA'de fizik gücün dengeli kullanılmasıyla 40'lı yaşlarda bile büyük işlerin yapılabileceğini belgelediler.

Utah'ın Stockton ve Malone'un boşluklarını doldurması çok zor. Özellikle Stockton tüm basketbolcular için örnek alınması gereken bir yıldızdı. O makinenin önemli bir dişlisiydi. Atmaktan çok, attırmayı düşünen, özveriyi ön planda tutan bir point-guarddı. NBA'de onun gibisi yok. Belki de kolay kolay gelmeyecek. Türk basketbolu da atmaktan çok attırmayı düşünüp, Stockton'ın topa sahip olma isteğini gösteren, ‘‘Arkadaşlarını yıldız yapan’’ özveride bir yıldıza sahip olduğunda başarı çizgisinin daha da yükseleceği bir gerçek.
Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI