En etkili 20 stres savar

Ekonomik kriz, sağlık sorunu olanları daha çok etkileyecek! Bu durumdan muhtemelen en çok tansiyonu yüksek olanlar zarar görecek!

Kalp hastalarının da dikkatli olmalarında fayda var. Şeker hastalarına strese bağlı kan şekeri oynamalarının sıklaşacağını da hatırlatalım. Bütün bunların nedeni her krizde olduğu gibi bu krizin de ciddi stres reaksiyonları yaratmasıdır.

Stres günümüzün zaten önemli bir sağlık sorunu idi. Önümüzdeki günlerde daha da önemli hale gelecek. Uzun süreceğe benzeyen ekonomik kriz özellikle çalışanları ve iş adamlarını stres yönünden çok hırpalayacak.

Stres esnasında ortaya çıkan hormonlar (adrenalin ve kortizol) vücutta ciddi değişimlere yol açıyor. Bu değişimlerin en çok hissedildiği alanlar tansiyon yükselmeleri, kalp damarlarında spazm ve buna bağlı kalp krizleri ile inmelerdir. Stres şeker hastalarında kan şekerinde de ciddi değişimlere yol açabiliyor. Stresin ruhsal etkileri de var. Yani sorun yalnız bedensel hasara değil, ruhsal yaralanmaya da sebep oluyor.

Stres ekonomik kriz dönemlerinde karamsarlığı iyice artırıyor. Ortaya çıkan iç çatışmalar ve can sıkıntıları bitkinliğe, öfke ve sinir ataklarına yol açıyor. Ben önümüzdeki günlerde ciddi bir stres mücadelesi vermek zorunda kalacağımızı düşünüyorum.

Eğer bu sıkıntılı günleri daha az stresle atlatmayı düşünüyorsanız aşağıdaki önerilerden faydalanabilirsiniz.

BUNLARI YAPIN

n Fazla kahve ve çay içmeyin.

n Çevrenizdeki gürültü düzeyini azaltın.

n Güne mutlaka kahvaltıyla başlayın. Sık ve az yiyin, aç kalmayın.

n Eve iş taşımayın.

n Zamanınızı iyi planlayın.

n Çok gerekli olmadıkça haberleri izlemeyin. Özellikle yatmadan önce haber izlemekten, tartışma programları seyretmekten vazgeçin.

n Yardım istemekten, sorunlarınızı konuşmaktan, çözemediğiniz konularda soru sormaktan çekinmeyin.

n Daha çok fıkra anlatın, dinleyin, gülün, eğlenin. Mizah muhteşem bir stres gidericidir.

n Daha esnek olmaya çalışın.

n Dua edin ve kendinize güvenin.

n Eğer fırsat buluyorsanız yürüyün.

n Dinlendirici müzikler dinleyin.

n Yapabilirseniz yoga ve meditasyon deneyin.

n Olumsuz kişilerden, stresi bulaştıran insanlardan uzak durun.

n Kendinize ve çevrenize iltifat etmeyi ihmal etmeyin.

n İmkánınız ve zamanınız varsa tatile çıkın, birkaç gün dinlenin.

n Sabırlı olmaya gayret edin.

n Ani kararlar vermeyin, düşünmeden hareket etmeyin.

n Yarışmacı yanınızı bir süre erteleyin.

n Uykunuzdan taviz vermeyin.

Erken ergenlik nedir

Ergenlik dönemi bir çocuğun erişkin olma öncesi vücut ve ruhsal açıdan değişiklikler yaşadığı bir dönemdir. Bu dönemde kaslar ve kemikler hızla gelişir, vücut şekli değişir ve üreme hazırlığı başlar. Normal ergenlik kızlarda 8-16 yaşları arasında, erkeklerde 9-14 yaşları arasında oluşur. Kızlarda erken ergenlik 8 yaş öncesi başlayan ergenliğe denilir. Çoğunlukla sebep bilinmez ama bazen beyindeki enfeksiyonlar, hormon bozuklukları, tümörleri ve beyin anormallikleri veya zedelenmeleri söz konusu olabilir.

Erken ergenlikte doğru sebebi bulmak ve hızla tedaviye geçmek önemlidir. Kızlarda meme gelişimi, ilk adet ve pubis-koltuk altı kılları oluşumu, hızlı büyüme, sivilcelenme erkenden başlar. Beyinden çıkan hormonlar hipofiz bezini uyararak buradan da yumurtalıkları erkenden çalıştıran hormonlar salgılanır, sonuçta östrojen yükselir.

Böbrek üstü bezleri de hormon üretimine katkıda bulunurlar. Sonuçta bedende fiziksel değişimler erkenden başlar. Bazen böbrek üstü bezi tümörleri veya dışardan alınan hormon ilaçları da erken ergenliğe sebep olabilir. Kızlarda büyümenin erken tamamlanması ile kemik gelişimi önce hızlı iken, sonra durduğu için ileride yaşıtlarından kısa kalabilirler; aynı zamanda polikistik over sendromuna yakalanma ihtimalleri artar. Tedavide hormon üretimini uyaran beyin hormonlarına karşı çalışan GnRH analogu dediğimiz ilaçlar, genellikle ayda bir enjeksiyonlar şeklinde uygulanır. Bu tedaviye normal ergenlik yaşına kadar devam edilir. Erken ergenliğe sebep olan hastalıklar bulunursa, bunların da hızla tedavi edilmesi gerekir.

BU BELİRTİLERE DİKKAT

Stres belirtileri son derece farklı olabiliyor. Bununla birlikte sırt ve baş ağrıları, sertleşmiş ya da gergin kaslar, terleme, çarpıntı atakları, baş dönmesi, bayılma veya kulak çınlamaları, mide ağrıları, bağırsaklarda kasılma, gaz, bulantı ve spazm yakınmaları, huzursuzluk, artan yorgunluk ile uyku problemleri stresin uyarı işaretleridir. Çabuk parlama, öfke ve hiddet atakları, bunaltı veya kaygı hali, yalnızlık duygusu, unutkanlık, kararsızlık, yaratıcılık eksikliği, tekrarlayan eleştirel davranışlar gibi işaretlerin de stres yönetiminin bozukluğu anlamına geldiği aklınızda olsun.

Ağız kuruluğu bir işaret olabilir

Ağız kuruluğu sık görülen bir yakınma değil ama bazen çok ciddi bir sistemik hastalığın ilk belirtisi de olabiliyor. Yaş ilerledikçe ağız kuruluğu ile daha sık karşılaşılıyor. Spazm giderici bazı ilaçlar, antihistaminikler, idrar söktürücüler, bazı grip ilaçları ve daha pek çok ilaç ağzın kurumasına yol açabiliyor.

Fazla miktarda kafein tüketenlerde, alkolü fazla kaçıranlarda da ağız kuruluğuna sık rastlanıyor. Tükürük bezi hastalıkları ve tükürük kanalı tıkanmaları da bir başka önemli faktördür.

HDL kolesterol en fazla kaç olmalı

HDL, damarlarda biriken kolesterol çöplerini toplamak ve karaciğere taşımakla görevli kolesteroldür. Bu nedenle de "faydalı kolesterol" ya da "iyi huylu kolesterol" olarak bilinir. HDL’nin yüksekliği değil düşüklüğü bir problemdir. Eğer HDL’niz 50 mg’ın üzerindeyse içiniz rahat etsin. Ancak, 35 mg ve altında ise sağlık risklerinizi, bir uzman eşliğinde yeniden gözden geçirin. 35-45 mg arasındaki değerler sınır değerlerdir. HDL’nizin 50’nin üzerinde olması halinde kolesterol temizleme sisteminizin iyi çalıştığını düşünebilirsiniz. 70 mg’ın üzerinde HDL’niz varsa kendinizi şanslı biri ilan edebilir, 100’ün üzerindeki değerler için genlerinizi tebrik bile edebilirsiniz.

Nasıl yükselteceksiniz

HDL kolesterolü azaltmak da, artırmak da kolay bir iş değildir. Sigara içenlerde, kilo alanlarda, trigliserit yüksekliği olanlarda, hareketsiz bir yaşam sürenlerde HDL düzeyleri düşük olmaktadır. Bununla birlikte, saydığımız bu faktörlerin hiçbiri, genetik nedenler söz konusu olmadıkça HDL’yi 35 mg’ın altına pek indiremez. 35 mg ve altında bir HDL düzeyine sahipseniz bu durumun öncelikle genetik bir şansızlıktan kaynaklanabileceğini düşünmelisiniz.

Düşük düzeydeki HDL’nizi yükseltmek istiyorsanız sağlıklı bir kiloya inmeli, sigarayı bırakmalı ve egzersiz çalışmalarınızı yoğunlaştırmalısınız. Bir B vitamini olan "niacin"in az miktarda da olsa HDL kolesterolü artırabileceği bilinmektedir. Gereğinde mutlaka uzman önerisi ile kullanılmalıdır. Tüm bu önlemlerle de HDL’nizde en fazla 10-15 mg’lık bir artışı başarabileceğinizi anımsatalım. Özetle, HDL kolesterolünüzün seviyesini daha çok genetik mirasınız belirliyor. HDL fazlalılığı bir avantaj sağlıyor, herhangi bir zarar vermiyor.

Yoğurt zayıflatır mı

Yoğurdun doğrudan zayıflamaya yardımcı olabileceğini gösteren birkaç çalışma var. Ama bunların yenileriyle desteklenmesi gerekiyor. Özellikle yarım yağlı veya yağsız yoğurtla yapılan diyetlerin daha başarılı olduğu, ayrıca bu diyetlerin daha kolay kas kazanımı sağladığı belirtiliyor. Yoğurt ağırlıklı diyetlerde gaz, ağız kokusu ve yorgunluk gibi yakınmaların da daha seyrek görüldüğü belirtiliyor.

Bal ve tarçın birlikte daha faydalı

Bal ve tarçın ayrı ayrı kullanıldıklarında farklı sağlık sorunlarının çözümünde önemli faydalar sağlıyor. Bal bağışıklık sistemini güçlendirirken, tarçın kan şekerinin dengelenmesini kolaylaştırıyor. Ceviz büyüklüğünde balı 1/4 fincan ılık su içine koyup, bir çay kaşığı toz tarçın ekleyerek elde edeceğiniz krem benzeri yapıyı ağrılı eklemlerinizin üzerine sürdüğünüzde ekleminizdeki ağrının azaldığını veya aynı karışımı ince bir dilim ekmeğe sürüp yediğinizde hazımsızlık sorunlarınızın azaldığını görebilirsiniz.
X

Acaba ben de mi COVID-19 oldum

Vaka sayılarının artması ve etrafımızdaki COVID-19 halkasının giderek daralması, çoğumuzda “takıntı benzeri” gelişmelere yol açtı.

Herhangi bir yerinde en ufak bir ağrı hisseden, hafif de olsa yorgunluk ve halsizlikten yakınan, ateş, terleme ve benzeri şikâyetleri olan herkesin aklına hemen ve anında “Acaba COVID-19 hastası mı oldum?” sorusu geliveriyor. Haksızlar mı? Hayır! Görünen o ki günün birinde bu tatsız hastalığa herkesin yakalanması mümkün. Peki, hangi verilerin varlığında biz COVID-19’dan daha çok kuşkulanmalıyız? Ve ne zaman “acil durum” ilan edip COVID-19 testi yaptırmalıyız? Merak ettiğinizi çok iyi biliyorum, gecikmeden buyurun...




İYİ BİLGİ
COVID-19 İLE 7 SEMPTOM GRUBU

Yazının Devamını Oku

COVID-19’da ölüm oranları neden düştü

Sadece bizde değil, hemen her ülkede COVID-19’a bağlı ölüm oranlarında fark edilir bir düşme var.

Ama bilelim ki rakamlardaki bu azalma “virüsün ölümcül gücünün” azalması ile bağlantılı değil. YENİ KORONAVİRÜS BUGÜN DE HÂLÂ AYNI DERECEDE TEHLİKELİ VE ÖLÜMCÜL. Ölüm oranlarındaki düşmenin de virüsteki güç azalmasından, virüsün kolunun kanadının kırılmasından ziyade yeni gelişen bazı değişimlere bağlı olduğu kesin. O değişimlerin neler olduğuna gelince. ntv.com.tr’de Ayşegül Engür Dahil, bu konuda güzel bir yazı hazırlamış. Bugün size o yazıdaki çok değerli bulduğum bilgileri özetleyerek aktaracağım. Buyurun... 



İYİ BİLGİ
VAKA SAYILARI ARTIYOR, ÖLÜM ORANLARI DÜŞÜYOR! PEKİ NEDEN

Yazının Devamını Oku

COVID-19 zekâyı da mı etkiliyor

İngiliz ve ABD’li üniversitelerin yaptığı ortak bir çalışmada (Imperial College London, King’s College London, Chicago Üniversitesi) COVID-19’un beyinde oluşturabileceği olumsuz sonuçlar, daha doğrusu hasarlar incelenmiş, hastalığı geçiren ve iyileşenlerden bazılarının beyinlerinin neredeyse 10 yıl kadar yaşlanabileceği saptanmış. Aynı araştırmada hastalığı geçirenlerden bazılarının IQ seviyelerinin de düştüğü anlaşılmış.

IQ seviyesindeki düşüşün, geçirilen hastalığın ağırlığı ile paralel olduğu da tespit edilmiş. Mesela COVID-19’u en ağır atlatanların IQ’larında yaklaşık 8.5 puanlık bir düşüş kaydedilmiş. Haber önemli, anlaşılan o ki yeni koronavirüs ve oluşturduğu COVID-19 enfeksiyonu bizi şaşırtmaya devam edecek.

BANA GÖRE
DENİZ AYNI DENİZ AMA GEMİLER FARKLI
“PANDEMİK hastalıkların önlenmesinde bireysel tedbirler tek başına yeterli olmaz. Bu hastalıklar toplumsal hastalıklardır. Daha doğrusu toplumun farklı kesimlerinden de olsa her bireyini ilgilendiren sorunlardır. Pandemide hepimiz aynı denizdeyiz ama aynı gemide değiliz. Bana göre çabuk ve etkili başarı için bizim öncelikle “Aynı gemideyiz” türü ezber cümlelerden ve bakış açılarından kurtulmamız lazım. Hepimiz hatta tüm dünya aynı denizdeyiz ama artık herkes kendi gemisinde. Gemilerden kimi süreci hafif sarsıntılarla, kimi şiddetli çalkantılarla yaşarken, kimi de batma noktasına varabiliyor. Bazıları limana çok yakın ve daha güvende, bazıları da batmama, yok olmama, var olma, yaşama mücadelesi veriyor. Market sahibi ile pazarda tezgâhı olan, fırıncıyla kahvehane işleten, berberlikle veya simit tezgâhıyla para kazanmaya çalışan pandemiyi aynı şekilde yaşamıyor. Gençler için de aynı farklar söz konusu. Hatta durum aynı evde yaşayanlar, karı-koca açısından bile geçerli olabiliyor. Pandeminin sosyal yükünü kadınların erkeklerden daha çok yüklendikleri kesin. Kısacası herkes kendi gemisinde pandemi fırtınasının boğulanlarından biri olmamaya çalışıyor. Tamam ama bu bilgi de net, açık ve tartışma götürmez: Pandemik hastalıkların önlenmesinde bireysel tedbirler yeterli olmuyor. Bu hastalıklara da diğer toplumsal hastalıklar gibi yaklaşmak gerekiyor.”

Yukarıdaki cümleler bana değil, geçtiğimiz günlerde telefonda sohbet ettiğim deneyimli bir iletişim uzmanı hocamızın saptamaları. Dikkate almakta fayda var. Özeti şudur: Deniz aynı deniz ama gemilerimiz farklı olabilir.

GÜNÜN SORUSU

Yazının Devamını Oku

Bakan müjdeyi verdi... Koronada Çin aşısı aralıkta Türkiye’de

Bakan Koca, koronavirüs için ilk aşamada daha güvenli bulduğu Çin menşeili “CoronaVac” ile işe başlamayı düşünüyor. Bence bu iş bitmiş. 5 milyon doz Çin kökenli koronavirüs aşısı aralıkta devreye girecek. Arkasından da 5’er milyon dozluk yeni uygulamaların başlayacağı anlaşılıyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile önceki gün Bursa’da yaptığım görüşmede salgında son duruma ilişkin farklı konuları etraflıca tartışma fırsatı buldum. Bakan, her zaman olduğu gibi sorularıma net yanıtlar verdi. Görüşmenin beni memnun eden en önemli bölümü ise aşılarla ilgili söyledikleri oldu. Bu gelişmelerden grip aşısına ilişkin notlarımı dün sizlerle paylaştım. Yeniden özetleyeyim: Anlaşılan o ki Sayın Bakan ve ekibi “en az 3 milyon doz grip aşısı” rakamına ulaşmada kararlılar. Eğer sıkıntılı bir durum söz konusu olursa da bu rakamın daha da artabileceği düşüncesindeler. Peki, esas meseleye yani “Korona aşısı ne zaman gelecek?”, “İlk aşamada muhtemelen kaç doz aşı uygulanabilecek?” sorularının yanıtına gelince... Buyurun.




İYİ HABER 1

Yazının Devamını Oku

Ben sordum bakan anlattı... A'dan Z'ye grip aşısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa ziyaretine katıldım, grip aşısıyla ilgili akıllardaki soruları kendisine ilettim. Üretiminden koruma gücüne, ilk aşamada kimlere yapılacağından bu yıl Türkiye’ye kaç doz aşı getirileceğine kadar tüm soruları sabırla yanıtladı...

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa’ya yaptığı inceleme seyahatine katılma fırsatı buldum. Bursa Valisi, belediye başkanı, il sağlık müdürü ve diğer ilgililerle yaptığı toplantıları dikkatle izledim. Önce beni çok rahatlatan şu gözlemimi sizinle de paylaşmak isterim: Son rakamlardan Sayın Bakan da bir hayli tedirgin. Özellikle toplantılar sonrasında yaptığımız baş başa görüşmede İstanbul’daki son rakamların onu ciddi ölçüde endişelendirdiğini fark ettim. İstanbul’daki krizle ilgili düşüncelerini yarın paylaşacağım. Görüşmemizde Sayın Bakan’la pek çok konuyu konuşma ve tartışma fırsatım oldu. Samimi olduğunu düşündüğüm yanıtlarını bugün ve yarın sizinle detaylı olarak paylaşacağım. Bugünün ana konusu olarak “grip aşısı konusundaki son gelişmeler”i seçtim. Ayrıca şu noktaların altını da kalınca çizmem lazım:




Fahrettin Koca hâlâ ilk günkü gibi samimi. İlk günkü kadar heveskâr. İlk günkü gibi gayret ve çalışkanlığını sürdüren bir tavır içerisinde. Ayrıca “eleştirilere açık” bir tutum sergilemeyi de ısrarla sürdürüyor. Grip aşısı ve konuyla ilgili son değerlendirmelere gelince...


Yazının Devamını Oku

İşler iyi gitmiyor

GEÇEN haftada da yazdım, daha doğrusu uyardım: Bu kış zor geçecek. Üzülerek belirteyim, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük vaka rakamları endişemi doğruluyor. Son bir haftada sadece İstanbul ve çevresinden değil, Türkiye genelinden gelen haberler de iç açıcı değil. Özellikle son 3-4 günün rakamları o korkulan “ikinci dalga”ya işaret etmese bile, bilelim ki can sıkıcı yeni ve büyük dalgaların habercisi gibi görünüyor. Kısacası önümüzde bizi bekleyen “karanlık bir kış” var. Peki ne yapmalı?

OSMAN HOCA UYARIYOR
TÜNELDE BİR IŞIK VAR AMA...

SADECE pandemi sürecini yönetenlerin değil, ortaya çıkabilecek olumsuzlukların neticesine katlanacak olan bizlerin de şapkalarımızı önümüze koyup ciddi ciddi düşünmemiz lazım. Bir süre önce varlığına işaret edilen “ışığın” bu karanlık tünelden çıkışımızın değil de hızla üstümüze gelen şiddetli ve büyük yeni dalgaların habercisi olması mümkündür. Aslında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sıkıntıyı aylar önce işaret etti. Daha yaz başında “Gemiyi kıyıya yaklaştırdık ama limana sağ salim ulaşabilmemiz için bazı fedakârlıklar yapmamız lazım. O fedakârlıkları yapmazsak eğer kıyıya çıkmamız uzayabilir!” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama da yaptı. Önerim şu: Gelin hiç olmazsa bu mühim dönemde hata yapmayalım. Gelin bu vurdumduymazlıktan, bu kayıtsızlık ve bıkkınlıktan vazgeçelim. Tedbirleri gevşetmek bir yana, daha da sıkılaştırmanın yollarını bulalım. Sürecin bundan sonrasını “toplumsal bir savaş” olarak algılayalım, planlayalım ve sürdürelim. Yoksa “Osman Hoca demedi!” demeyin, başımızın fena halde belaya gireceği günler yakındır.

İTİRAF EDELİM

GEÇ KALDIK!

GERİYE bakmayı pek sevmem. Zira “hayat hocam ve mentorum” 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel, bana şu öğüdünü adeta ezberletmiştir: “Arkana bakarak önünü göremezsin.” Kesinlikle inandığım ve uyguladığım iyi hayat yaklaşımlarından biridir bu. Ama iyi bilirim ki zaman zaman da geleceği planlarken şöyle bir arkaya dönüp bakmak ve geçmişteki hataları belirleyip, ders alıp o hataları tekrarlamamak da önemlidir. Pandemi sürecinde de bazı hatalar yaptık. İlk hatalarımızdan biri ise daha en baştan maske meselesinin önemini kavrayamamamız oldu. Ben dahil pek çok uzman -aramızda istisnalar olsa da- hijyen ve sosyal mesafe meselesini vurgularken, “Maskesiz olmaz arkadaş” demekte bir hayli geç kaldık. İtiraf edelim ve kabullenelim: Bu geç kalma yanlışını sadece biz değil, yetkililer de yaptı. Ayrıca bu büyük yanlışa sadece biz düşmedik. Hemen her ülke aynı yanlışı yaptı. Ve ne yazık ki bu mühim yanlış herkese pahalıya patladı. Kanaatim o ki pandeminin bu kadar uzaması ve ağırlaşmasında maske takmada geç kalma yanlışımız da çok etkili oldu. Peki, şimdi ne yapmalıyız? “Zararın neresinden dönerseniz kâr sayılır” deyimine sadık kalmalı, maskelerimize sıkı sıkı sarılmalı, “Maskesiz olmaz arkadaş!” cümlesini her gün en az on defa tekrarlamalıyız.

Yazının Devamını Oku

Pandemiye ‘psikolojik zırhta’ ilk 10

Şu kesin: Küresel bir afet yaşıyoruz ve anlaşılan o ki bu ne zaman neticeleneceği meçhul bir afet.

Aşı ve ilaç konusunda olumlu bazı gelişmeler bizi ne kadar umutlandırırsa umutlandırsın, özellikle yaklaşan kış nedeniyle daha dikkatli ve yoğun, eskisinden daha farklı ve ayrıntılı, sosyal yönü daha detaylı yeni bazı pandemi stratejileri oluşturmamız gerekiyor. Bu stratejilerin önemli bir ayağını da çok güçlü bir “psikolojik zırh” oluşturuyor. Ancak o zırh sayesinde ruh sağlığımızı garanti altına alabileceğiz. Peki o zırhı nasıl oluşturacağız? Pandemiye ruhsal bir defans geliştirirken hangi ayrıntılardan faydalanacak, hangi yanlışlardan uzaklaşacağız? Bu sorularının yanıtlarını Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nün hazırladığı bir çalışmada buldum ve sizinle de paylaşmaya karar verdim. Buyurun...



İLK 5
ENDİŞENİZİN DOZUNU ARTTIRMAYIN

1.

Yazının Devamını Oku

Bu kış oldukça zor geçecek

Daha önce de belirttim, bu virüs de benzerleri gibi en çok ortamdaki virüs yüklü görünmez su damlacıklarının solunmasıyla bulaşıyor.

Bu damlacıklar ise ultraviyole ışığının yoğun olduğu, güneşli ortamlarda, hele hele bir de hava kuru ve sıcaksa daha kısa sürede etkisiz hale geliyor. Ben dahil pek çok uzmanın geçtiğimiz yaza umut bağlamamızın nedeni de zaten bu idi. Ama sıcak yaz ayları bile düşündüğümüz faydaları maalesef getirmedi, getiremedi. Kışa gelince... Peşinen ve üzülerek belirtelim: Bu kış çok zor geçecek.




KISA BİLGİ
KIŞI ZORLAŞTIRAN NE?

Yazının Devamını Oku

Streste de ‘doz’ çok önemli

Zor günlerden geçiyoruz. Neredeyse 1 yıla yaklaşan “pandemi baskısı” hepimizi fena halde bunaltıyor.

Neticede de ister istemez ne kadar dirençli, dikkatli, eğitimli olursak olalım, anında “stres meselesi” ve onun yanında sağlık sorunları devreye girmeye başlıyor. Kaçınılmaz olarak da “kaygı sorunu” bir karabasan gibi üzerimize çöküveriyor. Stres de kaygı da önemli. İkisine de önümüzdeki günlerde sık sık değineceğim. İsterseniz gelin, önce en yaygın olanından, stres meselesinden, bir başka deyişle “stres sarmalı”ndan başlayalım. Buyurun...

İYİ BİLGİ
NEDİR BU STRES MESELESİ

STRES sözcüğü sağlık/hastalık literatürüne 1900’lü yıllarda girdi ama stresin var oluşumuzdan beri bizi etkilediği kesindir. Basitçe, “herhangi bir nedenle herhangi bir zamanda ruhumuz ve bedenimize zarar veren her şey ve bunlara karşı beden ve ruhumuzda gelişen istem dışı her türlü değişimi” stres başlığının altına rahatça koyabiliriz. Stresin latince “estrictia” sözcüğünden türetildiği biliniyor. Esas olarak da “sıkıca sarıp sarmalamak, sarmalanmak, sıkıştırmak, sıkıştırılmak” anlamına geliyor. Ama biz günlük yaşamda bu sözcüğü “basınç, sıkışma, dert, keder, gerilim, zorlanma ve daha pek çok durumda” kullanıyoruz. Peki süreç nasıl başlıyor, nasıl gelişiyor?

Yazının Devamını Oku

Trump çabuk mu iyileşti

Trump, COVID-19 teşhisinden sonra gelişebilecek muhtemel bazı sorunlara karşı önlem olarak Walter Reed Hastanesi’ne yatırılarak tedavi edildi.

Başlangıçta başkanın sağlık durumunun ciddi olduğu söylense de tedavi kısa sürdü, Trump birkaç günde taburcu oldu. Ne var ki uygulanan tedaviler hakkında ABD’li uzmanlar arasında hâlâ ciddi görüş ayrılıkları var. Çoğu uzman ortada bir “VIP sendromu” durumu olduğunu ve başkana gereksiz yere çok ağır tedaviler uygulandığını ileri sürüyor. Bazı uzmanlar da tam tersine ortada ciddi bir durumun olmadığı, sürecin siyasi nedenlerle bilerek büyütüldüğü düşüncesindeler. Peki kim haklı? Yapılan tedavilerde gerçekten bir aşırılık (over terapi) söz konusu olabilir mi? Bana göre, hayır! Zira başkan Trump ,“70’i geçen yaşı, kilo fazlalığı, ılımlı düzeyde de olsa yaşadığı hipertansiyon ve şeker hastalığı gibi sorunlar” nedeniyle otomatik olarak risk grubuna alınabilir. Ve doğal olarak da risk grubundaki hastalara neler yapılıyorsa ona da aynı tedaviler uygulanabilir.




KISA BİLGİ
TRUMP’A HANGİ İLAÇLAR VERİLDİ

Yazının Devamını Oku

Hem grip hem korona olur muyuz

Kış yaklaşınca pandemi gündemine bir de grip gündemi eklendi.

Şimdi merak edilen iki mühim soru var. Birincisi grip aşısı yaptırıp yaptırmayacağımız, ikincisi de COVID-19 ve gribe aynı anda yakalanıp yakalanmayacağımız. Birinci sorunun yanıtını daha önce de verdim ama tekrarda yarar var: Özellikle risk grubunda olanların; hamilelerin, yaşlı ve düşkünlerin, kronik hastalığı, organ yetmezliği sorunu yaşayanların ve çocukların öncelikle muhtemel bir grip enfeksiyonuna karşı aşılanmaları gerekiyor. Grip aşısının koruyucu özelliği çok yüksek olmasa da riskli kişiler için ciddi bir antikor savunma hattı oluşturabileceği konusunda benim de hiçbir kuşkum yok. İkinci sorunun cevabına gelince... O sorunun yanıtını bir sonraki bölümde bulacaksınız.


BANA GÖRE
HEM GRİP HEM KORONA OLMA İHTİMALİ ÇOK DÜŞÜK

ÖNCELİKLE şunu bilelim: COVID-19’dan korunmak için kullanacağımız “maske-mesafe-temizlik/hijyen” 3’lüsü bize zaten grip için de ciddi bir savunma gücü sağlayacak. Muhtemelen bu sayede de aynı zamanda gribe yakalanma ihtimalimiz, bu sonbahar ve kış geçen yıla oranla daha düşük olacak. Diğer taraftan aynı anda 2 ayrı viral enfeksiyonun birlikte geçirme ihtimaliniz de oldukça düşük. Zira herhangi bir virüs enfeksiyonuna karşı alarm haline geçen bağışıklık sistemimiz bedenimize ikinci bir virüsün yerleşme ihtimalini minimuma indiriyor. Kısacası, ilk virüs enfeksiyonu sırasında alarma geçen bağışıklık sistemimiz, ikinci bir virüs enfeksiyonuna kolay kolay izin vermiyor.

Yazının Devamını Oku

Yürüyelim mi koşalım mı

Daha önce de yazdım ama tekrarda fayda var:

Ben, “insanların yürüyerek, ceylanların koşarak, balıkların da yüzerek egzersiz yapmalarının daha faydalı olacağına” inananlardanım. Farklı fikirde olanlara da saygı duyarım. Koşmayı değil yürümeyi tercih etmemin sebebi şu: Uzun süreli koşmanın böbrek üstü bezlerimizi aktive ederek stres hormonu kortizolün salgılanmasını arttırabileceği biliniyor. Örneğin, maraton koşucularında ciddi kortizol patlamalarının yaşandığı net ve açık olarak gösterildi. Koşunun bedene verebileceği hasar sadece kortizol yükünü arttırmakla da kalmıyor. Uzun süreli koşular, bedeni paslandıran, bizi daha erken yaşlandıran serbest radikallerin üretimini de arttırabiliyor. Aklınızda olsun, koşmayan birinin de günlük serbest radikal üretim miktarı 1 kilodan fazla. Eğer illaki koşmak istiyorsanız uzun süreli koşmalar yerine kaslarınızı zorlayabilen yüksek yoğunluklu, kısa süreli koşuları deneyin. Bu tür egzersizler hakkında bilgi edinmek istiyorsanız da “yüksek yoğunluklu interval egzersizler” konusunda daha çok bilgilenmeye gayret edin.




İYİ BİLGİ

Yazının Devamını Oku