Doping!

<B>SÜPER</B> Lig'de sezona <B>‘‘elveda’’</B> derken, gerçeği artık rahatlıkla açıklayabilirim: <B>‘‘Fenerbahçe doping yaptı.. Hem de en başından, sahasındaki son maçının bitimine dek!’’</B>

Ancak bu doping, yakalanabilir türden değil.. Hiçbir doping araştırma merkezi, alınacak numunelerden sonuç çıkaramaz.. Çünkü bu, ekstradan enerji verici şey, Fenerbahçeli futbolcuların vücutlarına doğal şekilde enjekte ediliyor. İlacın formülü ise basit: ‘‘Taraftarın, yani onikinci adamın olağanüstü katkısı.. Tartışılamayacak gücü!’’ Bu muhteşem taraftar olmasaydı, Fenerbahçe bu sezon üçüncü yıldızı formasına kesinlikle takamazdı.

Yıllardır Şükrü Saraçoğlu Stadı'na gider gelirim.. ‘‘Berberimin dostu’’ diye nitelendiririm bu yeri.. Sinekkaydı traşla girdiğim stattan, sakallarım ‘‘perdah’’ yapılacak bir halde ayrılırım çoğunlukla.. Taraftarının kulübüne inanılmaz sevgisi beni duygulandırır, ürpertir, bambaşka dünyalara götürür.. O manzarayı anlatmam olanaksız.. Gelecek, görecek, yaşayacaksın..Yaşamayan bilemez, anlayamaz..

Aklınızdan çıkarmayın

Bugünler, sevginin doruğa çıktığı anlar.. Herşey güzel, herkes mutlu.. Ama, sarı lacivertli futbolcu, teknik adam ve yöneticilerin akıllarından çıkarmaması gereken şeyler de var:

Bu taraftara borcu, sadece şampiyon olmakla ödeyemezsiniz. ‘‘Şampiyon olduk’’ diye gerçekleri unutup devekuşu gibi başınızı kuma gömmemeli, balayı günlerinin çabuk geçtiğini unutmamalısınız..

Transferi akılcı yapıp eksik yerleri takviye etmeli, paraları sokağa saçıp yeniden ‘‘düş kırıklığı’’ yaratmamalısınız.

Üç yıl önce Şampiyonlar Ligi'nde 6 maçta tek puan bile alamamanın lekesini, bu kez en azından gruptan çıkarak mutlaka temizlemelisiniz.

Tanımlama

Çok yoğun duyguların yaşandığı böylesine ‘‘özel’’ bir günde, Malatyaspor karşısında sergilenen oyundan olumlu bahsetmek, ne yazık ki olanaksız..

Fenerbahçe'nin işe ‘‘olmuş- bitmiş’’ gözüyle bakması, öncesinde şampiyonluk kupasını kaldırdığı ve tur attığı bu maça hafta içinde daha sıkı hazırlanması gerekirdi.. İlyas ile Atilla'nın erken golleri, sarı lacivertli taraftarların sevincini kursağında bıraktı. Mkalele, Mithat ve İlyas enfes futbollarıyla orta sahayı tekellerine alırken, ileride Atilla Fenerbahçe defansını tek başına ‘‘darmadağın’’ etti. Bu ciddiyetsizlik, Fenerbahçe'ye hiç mi hiç yakışmadı. Kimsenin, bu kadar anlamlı bir geceyi berbat etmeye hakkı olamaz, olmamalı..

Yazının sonunda, gecikmiş bir borcumuzu da yerine getirelim isterseniz..

Kaleciden forvete kadar her yerde oynayan, maç boyunca çırpınan, susmayan, susturulamayan, takımını şampiyonluğa taşıyan Fenerbahçe taraftarı..

Size övgüler yağdırmak, benim çapımı aşar.. İyisi mi, tanımlamayı Shakespeare yapsın:

‘‘Amaç, sevgi uğruna ölmek değil, uğrunda ölecek sevgi bulmaktır!’’
X

Bitli bakla!

<B>İSTER </B>kızın, ister darılın.. Bu Fenerbahçe, bizim bildiğimiz Fenerbahçe.. Futbol fakiri, sahaya oyun yönünden en ufak şekilde ağırlığını koyamayan, 2-0 galip durumda iken avantajını koruyamayan, transfer yapmamış Çaykur Rizespor karşısında aciz duruma düşen bir ekip..

Hooijdonk’un biri penaltıdan olmak üzere attığı 2 gol dışında, Rizespor kalesi önünde parmakla sayılır tehlike yaratan sarı lacivertli takımda ne yaptığını bilen oyuncu sayısı çok az.. Orta alanın göbeğinde Aurelio, Ümit Özat, biraz da Hooijdonk ve yaptığı bariz hatalara rağmen bir çok golü önleyen Volkan.. Gerisi, sahada geziniyor.. Serkan sadece koşuyor. Luciano, Servet, Fabiano ağır. Mehmet ile Tuncay, kanatsız kanaryanın, kanat oyuncusu göreviyle oyunda tutulan adamları.. Ya o şişirilen Murat Hacıoğlu? O mu bu takımı kurtaracak? F.Bahçe forması biraz ağırdır, zordur onu taşımak!

Silindir gibi ezdiler

Çaykur Rizespor, ikinci yarıda Fenerbahçe’yi silindir gibi ezdi, çaydanlıkta demledi.. Beraberliği yakalamakla kalmadı, çok farklı bir galibiyeti de kaçırdı.. İnanın, Fenerbahçe açısından tarihi bir hezimet olurdu..

‘Bitli baklanın kör alıcısı olur’ demişler.. Fenerbahçe bize yıllardır bitli baklayı yedire yedire ‘Ülser’ yaptı.. Artık, herkesin gözü açıldı. Görmeyeni de ameliyatla tedavi ettirdiler.

Aziz Bey... Basını ‘Günah keçisi’ ilan edeceğine sen önce şu Daum’u bir sigaya çek.. Bu kötü futbolun hesabını sor, rapor iste.. Yoksa, Şampiyonlar Ligi öncesi durum çok vahim.. Takım başarılı olamaz, sahada tel tel dökülürse, sizleri İsmet Paşa dahi kurtaramaz.. Bu, böyle biline!
Yazının Devamını Oku

Görünen köy kılavuz istemez

<B>DAUM’</B>la Fenerbahçe’nin iplerinin kopacak hale gelmesinin başlıca nedeni bence, Alman hocanın muhtemel başarısızlıklara önceden kılıf hazırlamasıdır. Fenerbahçe şampiyon oldu ama, oynadığı futbolla kimseyi tatmin edemedi. Kaldı ki, taraftar sadece Türkiye’de elde edilen başarıyla avunacak durumda değil artık. Tribünleri dolduran o muhteşem seyirci ve Türkiye’deki milyonlarca taraftar, sarı lacivertlilerin Şampiyonlar Ligi’nde başarılı olmasını, en azından gruptan çıkmasını istiyor.

Birinci ve ikinci torbadan kuraya katılamayacak Fenerbahçe’nin devlerle boğuşması, bu kadroyla çok zor. Zaten Daum da bunu çeşitli demeçlerle dile getirdi. Yapılan transferler, Alex dışında dört dörtlük değil. Onun da ne kadar uyum sağlayacağını peşinen bilemeyiz. Daum zaman kazanmaya, çeşitli bahaneler uydurmaya, ‘bu şartlarda bu kadar’ demeye çalışıyor. Çünkü, Şükrü Saracoğlu Stadı’ndaki ilk Şampiyonlar Ligi yenilgisinde, tribünler onun aleyhine döner. Unutmamalı, futbolun gerçeğinde ‘dün’, hiçbir zaman yoktur!
Yazının Devamını Oku

Kişi ve koltuk

<B>OTTO Rehhagel</B>.. Milyonları peşinden sürükleyen ve adına <B>‘futbol’ </B>denilen sihirli oyuna kendini kaptırmışların unutmaması gereken bir isim.. O bir Kasparov, Karpov, Spassky, ya da Bill Gates değil.. Çünkü onlar, bilgilerini, sezilerini, hamlelerini sadece kendilerine saklayan, başkalarının öğrenmesine olanak tanımayan dahiler.. Yaptıkları işin gereği bu..

Otto Rehhagel ise, bildiklerini, gördüklerini, tecrübelerini, beyninin kıvrımlarında yenileşen fikirleri, başkalarının anlayışına sunmak ve onlara bunu en iyi şekilde uygulatmayı başarmak zorunda.. İşindeki becerisini ancak böyle kanıtlayabilecek.. Kısacası, aklını kendisine saklamak özgürlüğü ve kolaylığı, onun için büyük lüks..

Otto Rehhagel.. Sepp Herberger’in ülkesinin en büyük temsilcisi.. Werder Bremen’de 14 yıl teknik direktörlük yapan, 2.Lig’den aldığı ‘Bremen mızıkacılarını’ Alman 1.Lig’i ve Avrupa Kupalarında başarıdan başarıya koşturan adam.. Artık ‘elveda’ demek zamanı geldiğinde, Bremen’i ‘mızıkasız’ bırakan adam..

İşte o Rehhagel, daha sonra büyük paralar karşılığında Bayern München’e transfer oldu. Ama, sezonu tamamlayamadı. Üstelik, takım liderken.. Anlaşılan, ‘İmparator Franz’ takımda iki imparatorun bulunmasına, belki de ikincisinin birincisini yemesine fırsat bırakmamıştı!

Büyük düş kırıklığı içindeki Rehhagel, tam bir maceraya girişti.. 2.Lig’e düşen Kaiserslautern’in başına geçti. Hani, bir zamanlar Feldkamp yönetiminde şampiyonluğu kucaklayan, ligden düştüğü son maçta, başta Kuntz olmak üzere tribünlerde tüm eski yıldızlarının gözyaşı döktüğü Kaiserslautern’in..

Rehhagel, bu takımı da 2.Lig’den tekrar 1.Lig’e yükseltti. Kaiserslautern, çıktığı ilk yıl Alman 1.Liginde liderlik koltuğuna oturdu. Şu anda, ikinci Bayern München’in tam 7 puan önünde, koltukta poz veriyor. Hem de, son maçında Bayern’i 2-0 yenerek.. İmparator Franz’dan alınan intikamın acılığına bakın!

Bu inanılması güç olaylar ‘Grimm’den masallar’ değil, gerçeğin ta kendisi.. Otto Rehhagel’in başarısı, verdiği mesaj yüzünden de anlamlı:

‘Bir antrenör, çalıştırdığı takımda, sıfırdan 100’e kadar bütün değerleri üzerinde taşır.. 100’e kadar verebileni de vardır, sıfır olanı da..’

Ne demiş Machiavelli: ‘Koltuk kişiyi değil, kişi koltuğu yüceltir...’

ÖNEMLİ NOT: Bu yazı, Rehhagel, Yunan Milli Takımı’nın başına geçmeden yıllarca önce 10 Aralık 1997 tarihinde, tarafımdan kaleme alınmıştır. Yazıda, bir virgül değişikliği dahi yoktur. İsteyen, bu yazıyı 7 sene sonra aynen, bugüne uygulasın. (D.S)
Yazının Devamını Oku

Zalim!

<B>YALIN, </B>devre arasında Denizli Stadı’nın hoparlörlerinden son günlerin hit parçasını seslendiriyordu: <B>‘Zalim.. Oyun bozan.. Sen de, bu büyü de yalan.. Gelip de bir tanem olmaya ne hakkın var..’ Fenerbahçe, ligin ikinci yarısında rakiplerine gerçekten çok ‘zalim’ davrandı.. Sekiz puan gerisinden geldiği Beşiktaş’ı yakalamakla kalmadı, 14 puan da geçti.. Trabzonspor’u da saf dışı bırakıp, liglerin bitimine bir hafta kala şampiyon oldu. Üç yıldızı formasına taktırmaya hak kazandı, yeni terfi etmiş çakı gibi bir ‘yüzbaşı’ edasıyla taraftarını selamladı..

Tebrikler şampiyon.. Tebrikler Aziz Yıldırım ve yönetim.. Hepinizi kutlarım.. Başta Hooijdonk, Ümit Özat, Aurelio, Nobre, Tuncay olmak üzere tüm futbolcuları ve de Daum’u...

Cins horoz

‘Cins horoz
yumurtada iken bile öter’ derler.. Bu sözü kanıtlayan, lig dördüncüsü ve sezonun güçlü ekibi Denizlispor karşısında işi garantiye almak isteyen Daum, çift ön liberodan biri olarak, defansif özellikleri ağır basan Selçuk’u tercih etmişti.. Böylelikle Aurelio’nun da yükü hafifleyecek, kanatlarda Serhat ve Tuncay’a daha özgür oynama hakkı doğacaktı..

Üstelik, elinde Ümit Özat gibi bir ‘joker’ varken, bu değişiklik takımı olumsuz yönde de etkilemeyecekti. Nitekim Selçuk, hem Aurelio, hem de orta sahaya nefes aldırdı. Atatürk Olimpiyat Stadı’ndaki 2-2’lik Galatasaray maçından bu yana en olumlu futbolunu oynadı.

Aurelio, bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle her yere koştu, gedikleri kapattı. Ümit, sol bekte de son derece başarılıydı. Savunmada hiç hata yapmadı, üstelik enfes bir kafa golü attı. Ömer Rıza ile Ersen Martin’e soluk aldırmayan Tomas, Luciano ve kaleci Volkan da kusursuzlar arasındaydı. İki golün sahibi Tuncay, maça adını yazdıran adam oldu. İleride Nobre çalışkan, Hooijdonk yararlıydı. ‘Siyah Lale’, ceza sahası dışından nefis bir şutla Fenerbahçe’ye ilk golü ve ‘kendine güvenini’ kazandırdı..

Fenerbahçe’nin bundan sonraki hedefi, Şampiyonlar Ligi.. Artık, elinden ne geliyorsa yapacak, geçmişin Avrupa’daki kötü izlerini silmeye çaba harcayacak.. Bunun için tüm enerjisi ve becerisini gözler önüne serecek.. İnançla, dirençle, taraftarıyla bütünleşerek...

Zalim.. Oyun bozan.. Bunu da başarmaya muktedirsin sen!
Yazının Devamını Oku

Rıhtımlar üstünde

<B>FENERBAHÇE</B> taraftarı, kendisini <B>‘jiletlenmiş’ </B>gibi hissediyor.. Acı, heyecan, zevk, ıstırap, tekmili birden.. Müslüm Gürses’in konserlerine gitseniz, bu kadarını birarada bulamazsınız.. Sigara tüketimi anında artıyor, ‘isordil’ aranan ilaç oluyor.. Hemen hemen her maça 1-0 yenik başlamak, bu muhteşem seyirciyi ‘kalp hastası’ yapmak, adetten midir?

Ankaragücü, ununu elemiş, eleğini asmış bir takım.. Düşme tehlikesi yok, UEFA Kupası’na katılma şansı da.. Oyun düzeni belli, tehlikeli oyuncuları da.. Karşısında koca bir 45 dakika boyunca ne önlem alabiliyor, ne doğru dürüst futbol oynayabiliyorsun.. Diyeceksiniz ki, Yılmaz’ın attığı enfes frikik dışında Ankaragücü’nün Fenerbahçe kalesine şutu yok! Peki, Fenerbahçe’nin ilk yarıda kaç tane? Bu bölümde takım tel tel dökülüyor, yıldızlar ayakta uyuyor.. Eskiden, Nobre, Hooijdonk, Ümit Özat, Tuncay dörtlüsünden ikisinin iyi oynaması maçı erkenden kurtarmaya yeterdi.. Bırakın ikisini, teki bile iyi değil, bu ıstırap dolu dakikalarda..

Yüzmüş yüzmüş, işin kuyruğuna gelmişsin.. Sofra hazır.. Bonfileler, biftekler, pirzolalar emrinde.. Sen diyorsun ki, ‘stresten midem ağrıyor. Ben bu yemeği şimdilik yiyemeyeceğim..’ Hadi canım sen de! Ne stresi? Koskoca profesyonellersiniz.. Milyonlarca doları ceplerinize koyarken, hayal bile edemeyeceğiniz hayatları yaşarken stres duyuyor musunuz?

50 bin rejisör

İkinci yarıya Fenerbahçe, Tuncay’ın yerine Semih’i alarak başlıyor.. Ve o Semih, sahaya adımını attıktan bir dakika sonra Fenerbahçe’yi beraberliğe ulaştıran golü kaydediyor.. Umuda yeniden yolculuk gündemde.. Bu yolculuğun filmini yöneten rejisör, seyirci.. Yani, tam tamına 50 bin rejisör var, 11 tane de aktör.. Aktörlerin içinde Marlon Brando rolüne en fazla yakışan Hooijdonk, akıl dolu frikik ve güzel bir kafa golüyle ‘rıhtımlar üstünde’ filmini unutulmayacak sonla noktalıyor.. İlk 45 dakikası seyirciyi ‘ruh hastası’ yapan, ikinci yarısı zevk ve heyecandan tiril tiril titreten maç, Fenerbahçe’nin şampiyonluk şansını son iki haftaya taşıdığı müsabaka olarak Süper Lig tarihindeki yerini alıyor..

Bu iş, nereye kadar gider? Öyle anlaşılıyor ki, heyecan son maçın 90’ıncı dakikasına dek sürecek.. Fenerbahçe belki şampiyon olacak ama, milyonlarca taraftarın çoğu ya ruhi tedavi görecek, ya da enfaktüs geçirecek.. Kimse palavra atmasın, gerçek böyle!
Yazının Devamını Oku

Bir zamanlar Kartal'dı!

<B>FENERBAHÇE, </B>futbolun defalarca anons edilip de bulunamadığı maçta, Beşiktaş’ı evire çevire yendi. Hem de hiç zorlanmadan.. Karşısında öyle bir rakip vardı ki, formasından başka hiçbir şeyi Beşiktaş’a benzemiyordu..

Süper Lig, futbol açısından belki de en ‘vitrinsiz’ sezonunu yaşıyor. Üç takımın son haftalara dek şampiyonluk mücadelesi yaptığına falan bakmayın. Ortaya konan futbol çok kalitesiz.. Dünya üçüncüsü olmuş bir ülkenin şampiyonlukta iddialı iki ekibinin karşılaşmasını, bu takımları tanımayan biri izlese, kendini ‘mahalle maçında’ sanır.. Hadi Fenerbahçe neyse de, Beşiktaş kocaman bir ‘sıfır..’

Tribünler tıklım tıklım.. Medya, günlerdir bu derbiyi pompalıyor. Herkes heyecanla biraz futbol bekliyor. Ne gezer?

Cordoba bir felaket

Fenerbahçe’de oynamaya fazlaca gönüllü bir kaç futbolcu var.. Bunların başında Luciano geliyor. Hem Tomas’ın zamansız çıkışlarını örtüyor, hem de ilk yarıda Fatih’in hatalarını kontrol ediyor. İlk golün hazırlayıcısı da o.. Cordoba’dan topu kurtardı, Serhat’a ‘al da at’ diye ortaladı. Hoş, bu gole Luciano kadar Cordoba da ortak. Oscar Cordoba tam bir felaket.. Keşke sezon başında bıraksalardı da, İngiltere’ye gitseydi..

Savunmada Fatih ve Ali Güneş’in top kullanımları sınırlı.. Fatih’in hiçbir ortası, arkadaşlarına gitmiyor. Zaten ikinci yarının başında sakatlanarak yerini Selçuk’a bırakıyor. Orta sahada Ümit, ofansif oyunda başarılı. Serhat’a nefis bir gol pası verdi. Defansif oynayan Aurelio, takımın yükünü çekiyor. Tuncay kanatta etkisiz, ortaya gelince bambaşka biri olup çıkıveriyor. Nobre ve Hooijdonk eski günlerini aratıyor. Serhat’ı da maça damgasını vuran adam olarak belirtmek gerekir.

Hayalet gibi

Beşiktaş’a bir haller olmuş.. Bu takım, kısa sürede bu duruma nasıl geldi hayret! Oyuncuların büyük çoğunluğu, sahada hayalet gibi geziniyor. Oscar Cordoba müzelik.. Zago da öyle.. Pancu, Giunti farklı mı? Bunlar, bir zamanlar Türkiye’ye gelen en iyi yabancılardı. İnsan, neredeyse şaşkınlıktan küçük dilini yutacak.. İbrahim, Yasin, Ahmet Yıldırım, Kaan Dobra bu formlarıyla, vasat bir Süper Lig takımında dahi forma giyemez.. Bu takım toptan ‘SARS’ hastalığına yakalansaydı, böylesine düşüş gösteremezdi, inanın.. Hey gidi Lucescu hey.. Sen de bir zamanlar kartaldın!

Son sözümüz, Fair Play ödüllü Başkan Serdar Bilgili’ye.. Basını, statta öyle bir yere oturtmuş ki, vallahi helal olsun.. Kendimi, aslanların ortasına atılmış bir kurban gibi hissettim maç boyunca.. Bravo Bilgili, bravo Hüsnü Güreli.. Birer Fair Play ödülü de benden sizlere.. Bunu tam anlamıyla hak ettiniz!
Yazının Devamını Oku

Aslan'ın midesi!

<B>KİM</B> <B>‘Puan aslanın ağzında’ </B>diye buyurmuşsa, eksik söylemiş.. Bundan sonraki maçlarda ağzında değil, midesinde.. Becerikliysen, heyecanına, stresine hakim olabiliyorsan, elini uzatıp, çaktırmadan o puanı midesinden çalacaksın..

Machiavelli, ‘Aslan tuzaklara, tilki de kurtlara karşı koyamaz. Öyleyse tuzaklara karşı tilki, kurtlara karşı da aslan olunmalıdır’ demiş. Başarı için doğru strateji uygulamak şart.. Rakibini iyi etüd edecek, önlemlerini ona göre alacaksın..

Fenerbahçe, ‘kağıt üzerinde şampiyonluğun en büyük adayı’ titriyle çıktığı Samsunspor karşısında, tuzaklara karşı tilki olamadı.. Aşırı stres yüklüydü.

Çok heyecan çekti, çektirdi.. Üç puanı, elini sokup aslanın midesinden çalamadı..

Daum, sağ kanatta Mehmet Nas ile Celil’in bindirmelerine engel olabilmek amacıyla, Türkiye’nin en çabuk oyuncularından Fatih’i sol beke koymuştu. Top kullanma özürü ağır basan Fatih, sadece çabukluk özelliğiyle gerekli katkıyı sağlayamadı. Aynı şey, Ali Güneş için de geçerli. Kapasiten sınırlıysa, iyi niyet yetmiyor.

F.Bahçe’nin hamalı Aurelio

Orta sahada tüm yük Aurelio’da.. Rakibi ilk planda o karşılıyor. Çünkü, ne Serhat, ne Tuncay, ne de Ümit Özat, defansif anlamda Aurelio’ya yeterli desteği veremiyor. Adamın dört tane ciğeri yok ya.. Gene de bu takımın hamalı o..

Forvette Nobre pres yapıyor, rakibi kovalıyor, ama golcülük hüviyetinden de yavaş yavaş uzaklaşıyor. Hooijdonk bir bakıyorsunuz, savunmadan top çıkarıyor. Ancak, ileride kendisine yardımcı olacak arkadaş bulmakta zorlanıyor. Bu da, son hareketlerde hata payını artırıyor.

Samsunspor, böyle bir rakip karşısında sakin, akıllı, stresten uzaktı. Orta sahada sazı eline aldı, Neşet Ertaş ustalığıyla çaldı, oynadı. İlk yarıda Celil’in şutu üst direğin içine vurup çizginin dışına düşmese, galip de gelebilirdi. Özellikle Mehmet Nas, dört dörtlük oyunuyla maça damgasını vurdu..

Samsunspor beraberliği, Fenerbahçe için şok oldu. Elektrikler bile şoktan etkilendi ve stat bu sezon ilk kez karanlığa gömüldü.. Fenerbahçe’nin aydınlığa çıkabilmesi, kağıt üzerinde büyük ölçüde yitirdiği avantajını tekrar alabilmesi, tümüyle kendisine bağlı.. Bundan sonraki maçlarda sakin olacak, heyecanına gem vuracak, iyi futbol oynayacak.. Yoksa, yandı gülüm keten helva! Futbol, asla hata affetmez.. Hayal dünyasında gezinenlere iletelim, bu köprünün altından çok sular akar!
Yazının Devamını Oku

Samandıralı Daum!

<B>ŞU ‘saygısızlık duruşlarına’, </B>birilerinin artık <B>‘dur’ </B>demesi gerek.. Maçtan önce, <B>Tevfik Lav </B>için 1 dakikalık saygı duruşu yapılıyor. Bırakın 1 dakikayı, 10 saniye bile dayanamıyoruz. Çeşitli sloganlar, rakip takıma küfürler.. Bu sadece Rize’de mi oluyor? Hayır.. Türkiye’nin her yerinde.. Göreceksiniz, diğer maçlarda da aynı ‘saygısızlık’ görüntüleri tekrarlanacak.. Niye, insanlarımıza bu derece saygısızız? Bu kadar insani değerlerden yoksun bir toplum mu olduk? Bunun yanıtı, maalesef evet..

Maç başlıyor, bir futbol saygısızlığı da sahada.. Karşınızdaki takımlardan biri şampiyonluğa oynuyor.. En azından, göze hoş gelen bir futbol bekliyorsunuz.. Bu da sizin en doğal hakkınız.. Bekleyip bekleyip, futbol adına bir şey göremiyorsunuz.. Godot’u beklemek, bundan kolay..

Aman nazar değmesin

Rizespor, F.Bahçe’ye oranla daha aktif ve gole yakın.. Orta sahada etkin.. Özellikle Şener, sağdan harmanladığı her topla tehlike yaratıyor. F.Bahçe savunması, çoğunlukla zor durumlarda kalıyor. Saffet ve Zafer biraz beceriden yana nasibini alabilse, Rizespor için galibiyet, çok daha erken gelecek.. Belki, 87 dakika beklenmeyecek.. Bütün özelliklerini yitirmiş görünen Petkov, solda ağır.. Ortada Luciano da öyle..

Kanatlarda ne Serhat, ne de Tuncay bir şey yapabiliyor. Ümit, renksiz maçlarından birini sergiliyor. İleride Nobre ile Hooijdonk’un da varlığıyla yokluğu belli değil.. Böyle bir F.Bahçe, taraftarını nasıl mutlu edecek? Şampiyon olsa, ne değişecek? Bu soruların yanıtlarını dürüstçe verebilecek kişi var mı? Daum, beni düş kırıklığına uğratmaya başladı.. Bu Alman da, Samandıra’nın havası ve suyundan etkilendi herhalde.. Sakın kendini başarılı filan saymasın.. Ak ile karayı, takım Avrupa’ya çıktığında göreceğiz!

Hakem Cem Papila, son günlerin yükselen değeri.. İlk yarıda Tuncay’ın attığı golün ofsaytla değerlendirilmesi, onun değil, yardımcı hakem Nihat Mızrak’ın hatası.. Luciano’ya gösterdiği sarı kart doğru.. Ufak tefek yanlışları varsa, bunlar kadı kızında da olur.. Aman, çok fazla da övmeyelim.. Sonra, nazar değiverir.. Çünkü, yetenekli insanların birdenbire bozuk para gibi harcandığı bir ülkede yaşıyoruz. Ne yazık ki!

Yılmaz Vural, F.Bahçe’nin başının belası.. Hangi takıma gitse, sarı lacivertlilerin başına çorap örüyor.. Bu kez de yapacağını yaptı, F.Bahçe’nin şampiyonluk şansını zora soktu.. Kısacası hiç kimseden çekmedi F.Bahçe, Yılmaz Vural’dan çektiği kadar!
Yazının Devamını Oku

Doludizgin

<B>YOO,</B> bu iş sandığınız kadar kolay değil.. 50. saniyede 1-0 yenik duruma düşüyorsun.. Ki, Selahattin'e atılan pas öncesi topun taca çıkıp çıkmadığı tartışılır. Bana, dışarıda gibi geldi.. Ardından, Hooijdonk'un attığı nizami gol, ofsayt gerekçesiyle güme gidiyor.. Buna rağmen moralini, konsantrasyonunu yitirmiyor, oyun disiplininden kopmuyorsun.. Topu sahanın her santimetrekaresinde dolaştırıp, pozisyon buluyorsun. Sonra, yüzde 101'lik bir golü kaçırıp, akıl ve beceri dolu goller atıyorsun..

F.Bahçe'nin kötü futbolunu bazen eleştiriyoruz. Ama, maça sonuna dek asılmasını, 90 dakika oyundan kopmamasını takdir etmemiz gerekir. Bu kez F.Bahçe'nin sadece gollerine değil, Akçaabat Sebatspor karşısında özellikle ilk yarıda oynadığı güzel futbola da alkış tutuyoruz.

Sarı lacivertlilerde Tuncay, Nobre ve Hooijdonk, yetenekli oyuncular.. Bir müsabakanın kaderini her an değiştirebilecek kapasitede futbolcular.. Serhat da kendini bulup bunlara katılırsa, F.Bahçe kötü oynadığı maçlara bile damgasını vurur. Serhat, 60 dakika oynadığı G.Birliği kupa maçını saymazsak, uzun bir aradan sonra formasına kavuştuğu karşılaşmada enfes gollere imzasını attı.

O bir lider

Şu Marcio Nobre'yi bir göreceksiniz.. Sahada terinin son damlasını akıtıyor. Pres yapıyor, koşuyor, mücadele ediyor. Hooijdonk, takımın temel direği.. Gol atıyor, arkadaşlarına sayısız pozisyonlar hazırlıyor. Takımını bir lider gibi yönetiyor.

Orta alanda Aurelio, kendisine verilen görevi en iyi şekilde yerine getiriyor. Ümit Özat, durgunluk devresine girdi. Bizi güzel futboluna o kadar alıştırdı ki, ondan her zaman daha iyisini bekliyoruz. Takımı sırtında taşıyan oyunculardan biriydi. Eski günlerine kavuşana dek, biraz da arkadaşları onu sırtında taşıyıversin..

Savunmada Ali Güneş, her geçen gün daha iyiye gidiyor. Sınırlı kapasitesinin tamamını takımının emrine veriyor. Bir ekibi sadece yıldızlar taşıyacak değil ya.. Ali Güneş tipinde görev adamları da elbette olacak.

Şu gerçeği hepimiz kabul etmeliyiz.. Fenerbahçe, 'doludizgin' gidiyor.. Engelleri birer birer aşarak.. Bazen iyi, bazen de kötü oynayarak.. Ama, inancını, kendine güvenini, direncini hiçbir zaman yitirmeyerek.. Böyle devam ederse, zengin kız, fakir oğlanla evlenir, bu film de mutlaka mutlu sonla biter!
Yazının Devamını Oku

Acı gerçekler

<B>TAKIMLARIN </B>biri hafif, diğeri ağır sıklet.. Biri şampiyonluğun en büyük adayı, diğeri küme düşmüş.. Adanaspor, kalesini 17 yaşında bir çocuğa teslim etmiş.. Oyuncuları, aylardır simitle karnını doyuruyor.. F.Bahçe, ‘‘güçlü’’ diye tanımlanan bir ekip.. Futbolcuların beherinin değeri milyon dolarla ifade ediliyor.

İşte böyle bir maçta, F.Bahçe'den rahat galibiyet bekliyorsunuz. Beklemeniz de normal. Çünkü, aralarındaki güç dengesi anormal.. Ama, bir kez daha yanıldığınızı anlıyorsunuz. Sarı lacivertliler, ecel terleri döktüğü karşılaşmada, zor bela 3 puanı alabiliyor.

Adanaspor şok bir golle maça başlıyor. Ümit Ozan, kafa karıştıran bir pozisyonda topu kapıyor, ortalıyor. Murat Özatak hafifçe dokunuyor, Volkan bu yavaş topa hamle yapıyor, hakim olamıyor. Murat Özatak bir kez daha tamamlıyor ve meşin yuvarlağı filelere gönderiyor. Aynı Ümit Ozan, Murat Özatak'la birlikte maç boyunca geniş alanda cirit atıyor, herkes seyrediyor. Mahmut ve önünde oynayan Ümit Özat çok kötü. Luciano ile Tomas uyumsuz, Fatih sık sık hata yapıyor. Selçuk, ayağındaki her topu eziyor. Adanaspor bu arada net gol pozisyonları yakalıyor. Eğer biraz becerikli olabilse, maçı koparıp gidecek.

Bu kadarına da pes!

Tel tel dökülen F.Bahçe, devrenin ortasında Hooijdonk'un frikiğine kafayı yapıştıran Nobre'nin golüyle eşitliği sağlıyor. 36. dakikada Rebrov giriyor, Tomas çıkıyor. Fatih savunmanın ortasına, Ali Güneş sağa, Selçuk orta sahada içeriye alınıyor. Tomas kulübede önce formasını, sonra atletini fırlatıyor. ‘‘Ne yapıyorsun’’ diyen olsa, orada dövüverecek! İkinci yarıda da kulübede gözükmüyor. Eh, disiplinsizliğin bu kadarına da pes!

Adanaspor ikinci devrenin başında Ümit Bilican'ın ayağından iki net pozisyonu heba ediyor. Vallahi bunları atamamak, atmaktan daha zor. Her iki fırsat öncesinde de F.Bahçe savunması ayakta uyuyor. Hele sol kanat, tam bir felaket!

Bu kaçan gollerin ardından, soldan atılan kornerde Nobre iki hamlede topu ağlara yolluyor. F.Bahçe'de ayakta kalan isim, Marcio Nobre.. Koşuyor, yırtınıyor, gol atıyor, takımını sırtlıyor.. ‘‘Helal olsun’’ filan demek, hafif kalır onun için..

Bakın, ben size bir şey anlatayım.. Destansı edebiyatlar, şişirme yazılar, amigo yazarlık devri geride kaldı artık.. Delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu. Maça gelmeyenler de, televizyonlarda her şeyi açık seçik görüyor. F.Bahçe bu futbolla hiç zevk vermiyor, gelecek için ışık saçmıyor. Şampiyon olsa da bu gerçek değişmez!
Yazının Devamını Oku

Talih kuşu

<B>TALİH</B> kuşu adamın başına nadiren konar.. Konduğu zaman paranı iyi değerlendirecek, yaptığın işten tat alacaksın.. Fenerbahçe'ye Milli Piyango'dan büyük ikramiye isabet etti, bir türlü keyfini çıkaramıyor. Kim, bundan iki ay önce durumun böyle olacağını, Beşiktaş'ın tel tel döküleceğini, Fenerbahçe'nin 8 puan farkı kapayıp üstelik açık puan farkıyla liderliğe yükseleceğini tahmin edebilirdi. ‘‘Efendim, ben söyledim’’ diyen varsa, en büyük yalancıdır..

Moralin süper, şartlar olağanüstü, taraftarın mükemmel, stadın tıklım tıklım. Karşındaki rakip, sezonun en formsuz ekiplerinden, tam iki yıldır deplasmanda galip gelemeyen, düşme adayı Bursaspor.. Futbolunu oyna, farka erken git, şampiyonluk biletini bir an önce almanın yollarını ara.. Ne gezer? Tam 85 dakika, seyircini fıtık ediyorsun. Eğer Okan biraz becerikli olabilse, Volkan kalesinde devleşmese, yenilmeyi bir yana bırak, Bursaspor uzun süre sonra ilk deplasman galibiyetini alacaktı belki de..

Görünmeyen kahraman

Fenerbahçe'de görünmeyen bir kahraman var.. Hiçbiri, onun özverisini gösteremiyor şu sıralarda.. ‘‘Ofansif oyunda yok’’ diye, eleştiriye bile uğruyor. Marco Aurelio'nun ne denli boğuştuğu, enerjisiyle rakip takımların orta sahasına bazı maçlarda tek başına kafa tutmaya çalıştığı dikkatlerden kaçıyor. Siz, 78'inci dakikada oyundan alındığına bakmayın. Alınma nedeni, ciğerinin ancak bu kadarına tahammül edebilmesi..

Marco'nun dışında, bir de Volkan'ı sayabiliriz. Biraz da Tuncay.. Geri kalanlar, sadece görevini yapma gayreti içinde.. Ne var ki, bu yeterli değil.. Fenerbahçe büyük takımsa, büyük oyunculara sahip olmalı.. Herşeyi, Tuncay, Nobre, Hooijdonk ve Ümit Özat'tan beklememeli. 4-5 oyuncuya bel bağlayan bir takım, yarın Şampiyonlar Ligi'nde süt dökmüş kediye döner.. Savunma dan-dun oynamayı bırakmalı, orta saha daha iyi top yapmalı.. Her zaman bu denli şanslı olunmaz..

Bursaspor'a yazık oldu.. Beş dakika daha dayanabilse, en azından bir puan çıkarması işten bile değildi. Nejat Biyediç tercihini geç yaptılar. Eğer kümede kalmayı başarabilirlerse, Bursa'nın bir yerine Biyediç'in heykelini diksinler!
Yazının Devamını Oku

G.Birliği gerçeği

<B>G.BİRLİĞİ,</B> Türkiye'nin en iyi takımlarından biri.. Sıralamada rahatlıkla ilk üçe girer.. Mükemmel top yapan, yüksek tempoda top oynayan, kaliteli oyunculardan kurulu bir ekip.. Tek eksiği, karşısında ‘‘büyük’’ diye tanımlamadığı veya o ayarda görmediği rakipler karşısında oyuna bir türlü konsantre olamaması.. UEFA Kupası'ndaki başarısını, büyük takımlar önündeki göze hoş gelen futbolunu diğerleri karşısında tekrarlayamaması, ligde istikrarsız grafik çizmesi ve bekleneni verememesi, bu nedenden ötürü..

G.Birliği diri, etkili, mücadeleci bir futbol sergiledi.. Başa baş, dişe diş ve son derece arzulu oynadı. İlk yarıda ikisi Youla, ikisi Mustafa Özkan'dan olmak üzere dört net pozisyon yakalarken, rakibine fırsat tanımadı. Alan savunmasını hatasız uygularken, Hooijdonk-Nobre ikilisini etkisiz hale getirdi. Oyuna arzulu başlayan Mehmet Yozgatlı'nın 21.dakikada sakatlanması, F.Bahçe adına büyük dezavantaj oldu. Savunmada Luciano ile Tomas, Youla-Mustafa Özkan karşısında zor durumlara düştü. Yenilen ilk golde Kemal çok büyük hata yaparak, topu Ali Tandoğan'a kaptırdı. Onun yerden ortasına ayak koyan Tomas da Recep'i gafil avladı. Kısacası, asist Kemal'den, gol Tomas'tan geldi.

Beyaz bayrak

İkinci yarının başında Skoko'nun enfes golü F.Bahçe'yi şok ederken, hiç kimse kısa bir süre sonra Tuncay'ın buna aynı güzellikte yanıt vereceğini beklemiyordu doğrusu.. Tuncay, harika bir şutla G.Birliği filelerini sarsarken, sahada emekleyen takımına hayat iksiri sundu. Tribünler ateşlendi, F.Bahçeli futbolcular canlandı, G.Birliği bir ara paniğe kapıldı. Ümit Özat'ın bazukası direkten döndü, fırsatlar kaçtı ve Ankara'da F.Bahçe'nin yanında olan ‘‘şans tanrısı’’, Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda saf değiştirdi.. Üstüne üstlük bir de, 80. dakikada Ali Tandoğan'ın Sporting Lizbon'a attığı frikik golünün benzerini filelerinde görünce, ‘‘beyaz bayrağı’’ çekiverdi.. Hooijdonk'un şaheser serbest vuruşu bu acı gerçeği değiştiremezken, Mustafa Özkan G.Birliği adına maça son noktayı koydu.

G.Birliği'ni kutluyor, mucizevi başkan İlhan Cavcav ve teknik direktör Ersun Yanal'a tebriklerimizi sunuyoruz.. Türk futbolunda bir ‘‘İlhan Cavcav gerçeği’’ var ve bunu inkar edecek bir kişi bile çıkabileceğini sanmıyorum!
Yazının Devamını Oku

Hileli zarla düşeş!

<B>F.BAHÇE,</B> <B>'hepyek'</B>e ayarlanmış hileli zarla düşeş attı.. Brezilya dizisini andıran bitip tükenmek bilmeyen seferlerin ardından, <B>Marcio Nobre</B>'yi getirdi.. Adam, Güney Amerika-Avrupa karışımı sanki.. Teknik ve mücadeleci, üstelik de golcü.. Sahanın her yerinde.. Hollanda'nın nadide çiçeği Hooijdonk ile mükemmel bir ikili oluşturdular.. Orta sahada Aurelio, Tuncay iyi, Ümit Özat her zamanki gibi mükemmel, Ali Güneş de sağbekte formayı kapmış göründü..

Sarı lacivertlilerin en önemli sıkıntısı, solbek ve sağ dışta.. Solbekte neredeyse, bir takımın tamamına yakın oyuncu denendi. Dün de burada Kemal oynadı ve nefis ortasıyla Nobre'nin ilk golü atmasını sağladı. Sağ dışta Mehmet Yozgatlı, oyunda bir var, bir yok.. Tam ‘‘iyi’’ diyorsunuz, sizi mahcup ediyor. ‘‘Kötü’’ diyorsunuz, bu kez de enfes hareketler yapıyor. Artık bu kadar deneme-yanılma metodu yeter.. Sevgili Daum, bu takıma lütfen, devamlı oynayacak bir sağ dış oyuncusu ve solbek bul.. Bulduğuna inanıyorsan da, bunlarla devam et.. Takımı, deneme tahtasına çevirme..

Zafer Biryol ve Altan'sız Konyaspor, F.Bahçe'ye erken teslim oldu. Sonradan açıldı ama, iş işten geçmişti. İtiraz ettikleri penaltı pozisyonunda Niyazi, Mehmet Yozgatlı'yı kontrolsüz hareketle yere indirdi. Bunun adına da futbol literatüründe ‘‘penaltı’’ denir.

Cem Papila, sakin ve temiz bir maç yönetti. MHK bu tip hakemleri, korkmadan her önemli maça sürmeli. Sürmeli ki, öküzün altında buzağı arayanların sayısı azalsın.. Zaten, buzağı işine bir girersek, ortalık mezbahaya döner.. Boşboğazı cehenneme atmışlar, ‘‘odun az’’ diye bağırmış.. Onun için, boşboğazlarla filan uğraşmayalım.. Sahadaki başarısızlıklara kılıf aramanın anlamı yok. Biz bu filmi senelerdir izleye izleye bıktık usandık!
Yazının Devamını Oku

Pes vallahi

<B>PES </B>vallahi.. Adam savunmacı mıdır, orta saha mı, yoksa forvet mi? İki kez topu kendi kale çizgisinden çıkardı.. Orta sahaya geldi enfes paslar dağıttı, ileriye gitti gol attı.. ‘‘Değirmenler ülkesinden gelen siyah lale’’ F.Bahçe'ye çok şeyler katıyor, bundan sonra da katkılarına devam edecek.. Bravo sana Hooijdonk.. Seni, haftanın karmasında nereye koyacağız? Lütfen, beğendiğin yeri bize şimdiden bildir de, zahmetten kurtulalım!

Ağır zeminde, Türkiye'nin en iyi üç takımından ikisini karşı karşıya getiren müsabaka, özellikle ilk yarıda hataların ağır bastığı bir maç oldu. Top kontrolü zor, ayakta kalmak ise beceri istiyordu. Bu yarıda en fahiş hatayı yapan da G.Birliği idi. 24. dakikada topu ayakla uzaklaştırmak isteyen Damir'in vuruşu Nobre'ye çarpıp Ümit Bozkurt'un önüne düştü. Ümit meşin yuvarlağı ayağından kaçırınca, sahanın her yerinde bitiveren Hooijdonk çok akıllı bir vuruşla F.Bahçe'yi öne geçirdi. Yalnız, bu golde Ümit Bozkurt'un payı en az Hooijdonk kadardı.

Şans yanlarındaydı

İkinci yarıda kar yağışının durması, zeminin futbol oynamaya nisbeten uygun hale gelmesi, tekniğin de ön plana çıkmasına yol açtı. Bu da doğal olarak teknik kapasitesi daha yüksek G.Birliği'ni oyunda üstün kıldı. Skoru koruma gayreti içinde olan sarı lacivertliler, Veysel'i de oyuna alarak üç forvete dönen G.Birliği karşısında çok zor durumlara düştü. Bu dakikadan sonra adeta ‘‘tek kaleye’’ dönen oyunda, direkler ve şans, hep F.Bahçe'nin yanındaydı.. Ancak, şansın yanı sıra, savunmada Luciano ile Tomas'ın uyumlu oyunları F.Bahçe'yi ayakta tutan başlıca etkendi. Bu ikili, zaman zaman Fatih ile Ali Güneş'in gediklerini de kapattı. Orta sahada Mehmet Yozgatlı ile Marco Aurelio etkisiz, Tuncay eskiye oranla daha başarılı göründü. Orta sahada Ümit, ileride Nobre iyi pres yaptılar ve çok çalıştılar.

Gençler üzülmemeli

G.Birliği, oyunun üstünlüğünü elinde tutmasına rağmen son hareketlerde beceri noksanlığı gösterdi. Hele ilk yarıda Youla'nın iki metreden filelere yollayamadığı bir fırsat var ki, saç-baş yoldurur. Kırmızı siyahlılar her şeye rağmen, Türkiye'nin en iyi futbol oynayan ekiplerinden biri.. Avrupa sahalarında da medar-ı iftiharımız.. Başkent ekibi bu yenilgiye üzülmemeli ve Valencia maçı öncesi moralini bozmamalı.. Galip sayılır bu yolda mağlup!
Yazının Devamını Oku

Kazanan haklıdır

<B>BİR </B>atmosfer, futbolcuyu ateşleyen 50 bini aşkın muhteşem taraftar.. İstanbulspor'un Beşiktaş'ı yenmesiyle, 8 puan geriden gelerek yakalanacak muhtemel bir liderlik.. Hepsinden öte, yüksek bir moral ve üstün form düzeyi.. Karşısındaki rakip ise, şu anda yelesi yolunmuş bir arslan..

Yukarıda belirttiklerimiz, Fenerbahçe adına hiç kimse tarafından inkar edilemeyecek artılardı.. 17. dakikada Tuncay'ın müthiş şutunun üst direkten dönmesinin ardından, Nobre’nin akıl dolu golü geldi.

Bu golden sonra artık herşey Fenerbahçe lehine dönecek denirken, düşünülenin tam tersi gerçekleşti. 1-0 mağlup duruma düşen ve Galatasaray, oyunda dengeyi kurdu. İlk sinyali Prates'in frikiği verirken, sarı lacivertli savunmanın ortaklaşa seyrettiği bir pozisyonda Ömer Erdoğan kafayla eşitliği sağladı.

Artı eksiye dönüştü

Bu kadar artı, birdenbire nasıl eksiye dönüşüverdi hayret.. Yelesi yolunmuş arslan, aniden nasıl kükremeye başladı, o da bir başka muamma.. Ama bunda, Fenerbahçe'nin erken rehavete kapılması ve oyundan düşmesinin önemli rolü vardı.

Fenerbahçe, defansta sağ kanadına bir türlü çözüm bulamıyor. Fatih ile oyuna başlamak hataydı. En azından, Ali Güneş baştan oynatılmalıydı.Rebrov ilk onbirde yer alamıyor, çünkü o zaman formda olan 5 yabancının birinden feragat edeceksin. Zaten, onların da alternatifi yok. Nitekim Rebrov 72. dakikada oyuna girerken, o ana dek takımın iyilerinden Aurelio çıkarılmak zorunda kalındı..

İkinci yarıda ‘‘kördöğüşü’’ devam ederken ve film dramatik sonla noktalanacak diye düşünürken, 85. dakikada Mehmet Yozgatlı'nın golü Fenerbahçe'nin imdadına yetişti. Sarı lacivertliler pek de iyi oynamadığı, beklenen performansı gösteremediği ezeli rekabette Galatasaray'ı devirerek, birkaç hafta önce hayal dahi edemediği liderlik koltuğuna oturdu. ‘‘Kazanan her zaman haklıdır’’ derseniz, söylenecek fazla bir şey yok.

Düşüşünü sürdüren Galatasaray'a, Romalı filozof Seneca'nın şu sözlerini hatırlatmak kafi: ‘‘Bilen birine öğüt vermek gereksizdir, bilmeyen birine ise yetersiz!’’
Yazının Devamını Oku

Vefa borcu!

<B>FUTBOLDA</B> beceriyi tarif etmek için, çocukluğumuzdan beri çeşitli şeyler uydururuz.. ‘‘Kaleciden aldı, önüne geleni çalımladı, rakip kaleciyi geçti. Kale çizgisinde topu durdurdu, yere yattı, kafayla topu filelere bıraktı’’ deriz.. Veya, ‘‘Korner attı, koştu, kendi ortasına kafayı vurdu, golü attı’’ diye, abartılı, espri yüklü cümleler kullanırız.. Öyle ya da böyle.. Ümit Özat, Gaziantepspor karşısında yukarıda kullandığımız ifadelere yakın şeyler yaptı. Harika bir şut attı, Ömer seyretti, yan direkten döndü. İki dakika sonra enfes bir şut ve top filelerde.. Durun, henüz bitmedi.. 27. dakikada olağanüstü bir vuruş ve Fenerbahçe'nin ikinci golü.. İkinci yarıda bir gol daha.. Sadece bunlar mı? Hayır.. Maç boyunca çalıştı, ortalar yaptı, pozisyonlar yarattı ve deyim yerindeyse tek başına maçı kurtardı. Helal sana Ankaralı.. Bu futboluna devam et.. Zamanında seni överken, ‘‘Devrim'in akrabası’’ diye taş atanları da mahcup et!

Fenerbahçe, takım olarak iyi not aldı. Mücadelesi ve performansı üst düzeydeydi. Ama, sorunları tam anlamıyla bitmiş değil.. Fatih, sağbekte dökülüyor. Bülent Bölükbaşı maç boyunca, ‘‘maden bulmuş’’ gibi Fatih'in üzerine gitti. O kanattan birçok tehlike yarattı. Luciano ile Tomas, ilk toplara müdahalede etkili.. Ne var ki, kestikten sonra topu ileriye rasgele atıyorlar. Mahmut Hanefi de beklenen kalitesini bir türlü ortaya koyamıyor. Yalnız kaleci Volkan'ın performansını unutmamak gerek.. İlk yarıda Johnson'un bir metreden kafa vuruşunu çıkarırken, olağanüstüydü.. Her geçen gün kendisine daha çok güveni geliyor. Kısacası, ‘‘Fenerbahçe iyi bir kaleci kazanıyor’’ diyebiliriz..

İsabetli transfer

Orta sahada Tuncay, bir türlü eski Tuncay olamıyor. Zaman zaman parlıyor ve özlem duyduğumuz Tuncay'a dönüş yapıyor. Bir kendine gelebilse, performansını 90 dakikaya yayabilse, takıma çok şey katar. Kemal, oraya buraya koşturup duruyor. Bal yapmayan arı. Saçma sapan bir kart gördü ve cezalı duruma düştü. Hoş, Galatasaray karşısında bu görüntüsüyle oynamasa da birşey farketmez. Aurelio çalışkan, mücadeleci, ancak hücumda yeterince etkili değil. İleride Hooijdonk ve Nobre ise son derece yararlı. Büyük özveriyle oynuyorlar ve her ikisi de gerçek takım oyuncusu.. Fenerbahçe, Nobre'yi alarak büyük iş yaptı.. Transferleri hep eleştirdik.. Bu sefer Sezar'ın hakkını Sezar'a teslim edelim..

Diğer kulüplerin kağıtları, yerlerde sürünürken, çıkardığı hisse senedi bir günde iki kez tavan yapan, en kötü sezonunda bile ortalama 35 bin seyirciye oynayan, milyonların sevgilisi bir kulübün, kendisine gönül verenleri mutlu etmesi bir vefa borcu.. Bu vefa borcunun ödenme günü, belki yarın, belki yarından da yakın!

Söz vefadan açılmışken, tribünleri cayır cayır yakanlar.. Gaziantepspor'u bugünlere getiren başkan Celal Doğan'ı istifaya davet edenler.. Sizin için vefa, sadece eski bir bozacının adı mı?
Yazının Devamını Oku

Bunun adı futbol değil

Dakikalar 45+3’ü gösterirken, Tuncay orta alandan bir top kapıyor. 30 metre sürüyor, vuruyor. Ayağına tam oturmayan aşırtma-şut karışımı vuruşu Konig'i de şaşırtıyor ve meşin yuvarlak Elazığspor ağlarına gidiyor. Bu dakikaya dek ‘‘frikik üstadı’’ Hooijdonk'un üç serbest vuruşunun ikisi direkten dönmüş, birini de Elazığspor kalecisi kurtarmış durumda.

Diyeceksiniz ki, ‘‘Daha ne olsun. Bakalım, şimdi ne diyeceksin?’’ İnanması zor ama, sarı lacivertlilerin maç boyunca bir tek organize atağı yok. Savunma gelen her topu havaya dikiyor, kime attığı belli değil. Orta alanda Ümit'ten başka iyi top kullanan ararsanız, zor bulursunuz. Trabzon maçının kahramanlarından Aurelio, hep yana-geriye oynuyor. Mehmet Yozgatlı'nın sahada göründüğünü kanıtlayan tek hareket, 1. dakikada Elazığsporlu Yunus'a attığı, bu futbolcuyu kaleci Volkan'la karşı karşıya bırakan enfes pas!

F.Bahçe iyi oynamıyor. Kazanıyor, kabul.. Beşiktaş'a yaklaştı, evet.. Şampiyon olabilir mi, yüzde 50 şansı var.. Ancak bunlar, sarı lacivertlilerin göze hoş gelen futbol oynadığını belgelemez..

Dost acı söyler

Ya, Hooijdonk olmasa? Ya, kendisini sol kanatta unutturan Tuncay arada sırada kafasına uyduğu gibi oynayarak, golcülüğünü konuşturamasa? Ya, Ümit Özat formunu devam ettiremese? Bu soruların sonu gelmez.. F.Bahçe bir bütün olarak sahaya güzellik yansıtamazsa, futbolun temel prensiplerini yerine getiremezse, isterse şampiyon olsun bir şey değişmez.. Biz, ön elemeyi geçemediği, geçtiği zaman puan alamadığı Şampiyonlar Ligi maceralarına yakından tanığız! Dost acı söyler.. F.Bahçe'nin şu kadrosunda, Şampiyonlar Ligi'nde üst düzeyde mücadele edebilecek kapasitedeki oyuncu sayısı dördü geçmez.. Savunması, Elazığsporlu Yunus ve Effa karşısında bile aciz durumlara düştü. Son haftaların formda adamı Volkan olmasa, Elazığspor'un sahadan puanla ayrılması işten değildi. Bazen iyi oynamalarına rağmen, Ali Güneş, Tomas, Luciano, İsmail, sıradan oyuncular.. Orta sahada Ümit Özat, yerinde oynatılırsa Tuncay dışındaki diğer futbolcular da.. Varsa yoksa, Hooijdonk.. E be birader, adamın sırtına 150 kilo yük yüklemişsiniz.. Bir gün gelecek, iflas edecek.. Hadi Türkiye'de taşıyor, Avrupa'da da takımı bir başına o mu sırtlayacak? Ki, onda da bu yorgunluğun belirtilerini açıkça hissettik!

Elazığspor, hızla 2.Lig A Kategorisi'ne doğru yol alıyor. Bu seyahate gitmeye niyetli değil ama, durdurmak istediği arabasının freni tutmuyor. Misafirperverliği ile ünlü bu şehrin insanlarını temsil etmeye kesinlikle hakkı olmayan bazı kişilerin, maç sonrası hakemleri tartaklaması ise son derece çirkin bir davranış.. Bordo beyazlılar ‘‘dönülmez akşmın ufkunda’’ artık.. Ne yazık ki, vakit de çok geç!
Yazının Devamını Oku

Yıldızların valsi

<B>DİŞİYLE, </B>tırnağıyla kazıya kazıya bugünlere geldi.. Sezon başında ‘‘ben gidiyorum’’ dese, muhtemelen alacağı yanıt ‘‘sen bilirsin’’ olacaktı.. Yılmadı, çalıştı, mücadele azminden hiçbir şey yitirmedi.. Hakkı olan formayı ‘‘bilek zoruyla’’ aldı.. Takımın sadece kaptanı değil, en iyi oyuncularından biri Ümit Özat.. Futbolu bilen, topu çok iyi kullanan, oyunu geniş alana yayan, takımının ihtiyacı olduğunda her mevkide görev yapan Ümit, Trabzonspor'a karşı enfes bir gole de imzasını attı.. Aferin Ankaralı.. Ahmet San'ın dediği gibi, ‘‘Yolun açık olsun..’’

Marco Aurelio,
Trabzonspor karşısında ‘‘Trabzonlu Aurelio’’ gibiydi.. Top kaptı, çalıştı, Ümit'le birlikte göbeği çok iyi kapattı, hücumda aktif rol oynadı.. İkinci golün pasını da Hooijdonk'a veren oydu..

Hooijdonk, gene takımın temel direklerinden biriydi.. Top alamadığı zaman, orta sahaya kadar gelerek akınlara önderlik etti.. Attığı ikinci gol, Ümit Özat'ın ilk golünü bile kıskandıracak nitelikteydi..

Maziye bir bakıver

F.Bahçe, takım olarak iyi mücadele ediyor. Oyun disiplinine sadık kalıyor. Teknik direktörünün dediklerini sahada harfiyen uyguluyor. Üç-dört yıldızı da performansının üzerinde oyun sergilediği zaman, sorunu yok.. Sorun, takım bir-iki futbolcunun sırtına yüklendiğinde çıkıyor. Çünkü, iyi top kullanan oyuncu sayısı, yarının altında.. Savunma dan-dun oynuyor, bilinçli şekilde ileriye çıkamıyor. Orta sahada Tuncay'ın hali içler acısı.. Selçuk, bir türlü kendini bulamadı. Sarı lacivertliler eğer şampiyon olmak istiyorsa, pas hatalarını asgariye indirmeli, ‘‘yıldızlarım beni nasıl olsa kurtarır’’ havasına asla girmemeli..

Trabzonspor, aralıklarla 10 yıl yazarlığını yaptığım, sahasında Liverpool, Inter, Barcelona zaferlerine tanıklık ettiğim bir ekip.. Efsane takımı, hala belleklerden silinmemiş.. Ancak, önce ‘‘duraklama’’, sonra ‘‘gerileme’’ devrine girdi.. 20 yıldır kan ağlıyor.. Elinde kala kala, Fatih ve Gökdeniz gibi iki yıldızı, Hüseyin tipinde bir-iki tane de görev adamı kaldı.. Karadeniz'in incisi, kupa şampiyonluklarıyla avunur hale geldi.. Hey gidi koca Trabzon hey.. Gel istersen, şu şarkıyı birlikte mırıldanalım seninle:

‘‘Maziye bir bakıver.. Neler neler bıraktık!’’
Yazının Devamını Oku

Cehennem azabı

<B>BUNUN </B>adı, resmen <B>‘‘cehennem azabı..’’ </B>Temkinli oynamak, kötü futbol oynamayı gerektirmez ki.. Bu söylediklerim yalnız F.Bahçe değil, Samsunspor için de geçerli.. Ayıptır.. İnsan hiç olmazsa biraz çaba gösterir. Tribündeki seyirciye, maçı TV'den izleyen milyonlarca kişiye futbol izlettirmeye çalışır. Biri dört gün önce Beşiktaş'a dört gol atmış, diğeri lig ve kupada şampiyon olma iddiasında..

F.Bahçe bu orta sahasıyla, bir şey yapacağa benzemiyor.. Selçuk'u bu kez sağ dışa almışlar. Her topu eziyor. Ya topu rakibine atıyor, ya da kaptırıyor. Aurelio, çalışkanlıkla işi götürmeye çalışıyor ama, ofansif yönü çok zayıf. Nerede, Trabzonspor'daki Aurelio? Ümit maça çok iyi başladı, mükemmel paslar attı. Ancak, o da ‘‘üzüm üzüme baka baka kararır’’ misali, yavaş yavaş arkadaşlarına ayak uydurdu. Tuncay bir garip olmuş.. Tüm iyi niyetini ortaya koymasına rağmen, takımına katkı sağlayamıyor. Gün geçtikçe daha da eziliyor ve kendisine güvenini yitiriyor. Bir yıldız adayının bu duruma düşmesi, futbolumuz açısından hazin bir görüntü..

Siyah Lale de olmasa...

İkinci yarının başında Samsunspor, sağdan Julio Cesar'ın geliştirdiği ataklarla tehlikeli oluyor. F.Bahçe bu anlarda Luciano ile Tomas'ın kontrollü, sakin, akıllı oyunlarıyla ayakta duruyor. Sarı lacivertliler iki eksikle oynamaya devam ederken, Daum inatla Tuncay ve Selçuk için hiçbir işlem yapmıyor. F.Bahçe 60. dakikadan sonra özellikle Hooijdonk'un çabasıyla biraz gayrete geliyor. Hollandalı'nın iki nefis aşırtmasının ilkinde top üst direği sıyırıp auta çıkarken, ikincisi yan direkten dönüyor. Eğer Siyah Lale de olmasa, buna maç demeye bin şahit ister.

Sonuçta, bu ıstırap dolu karşılaşma uzatmalara kalıyor. 105. dakikada, o ana dek sahada gözükmeyen Tuncay'ın golüyle üstünlük sağlayan F.Bahçe, kupada yoluna devam ediyor. Ne kaybeden için üzüntü belirtmek, ne de kazananı tebrik etmek içimizden geçiyor..

F.Bahçe, kötü futbol oynayarak iyi sonuç almayı ‘‘gelenek’’ haline getirdi.. Bu iş nereye kadar gider, vallahi biz de merak ediyoruz!
Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI