Diş çekimi sonrası alınacak önlemler

Diş çekimi ve cerrahi işlemler sonrası ağız içinde doğabilecek şikâyetleri en aza indirgemek için bazı hususlara dikkat etmek gerekmektedir.

Cerrahi işlemler şayet gömülü diş veya implant gibi kemik üzerinde yapılan bir girişim ise dokunun verdiği cevap diğer basit müdahalelere oranla daha ağır olacaktır. Bu durum yüzde şişlik, ağrı ve ağzı açmada zorluk olarak sıralanabilir.

KANAMA BÖLGESİNE TAMPON

Ağızda yapılacak cerrahi işlem öncesi bölge uyuşturulur. Yeterli anestezi sağlanınca diş çekimi, implant vb. işlemlere başlanır. Çekim sonrası yara iyileşmesini hızlandırıcı ve kanamayı durdurucu ilaçlar çekim boşluğuna yerleştirilebilir. Çekim yapılan bölge üzerine kanamayı durdurmak için tampon uygulanır. Tampon yardımı ile çekim bölgesine yarım saat kadar basınç tatbik edilmelidir. Tükürmek, oluşan pıhtıyı atacağı için olabildiğince tükürülmemelidir. Kanama şüphesi varsa kanama kontrolü için hekim hastayı bir süre klinikte bekletebilir. Doktor, kanamayı tamamen kontrol altına alır.

YÜKSEK YASTIKTA YATILMALI

Ayrıca 24 saat süre ile sıcak, soğuk yiyecek ve içecekler, alkol ve sigara kullanılmamasına özen gösterilmelidir. Çekim sonrasındaki gece, yüksekçe bir yastıkta yatılmalı ve ağrı kesici olarak aspirin gibi kanı sulandıran ilaçlar içilmemelidir. Doktorunuzun size önerdiği reçete edilen ilaçlar kullanılmalıdır. Eğer gömülü bir diş operasyonu veya implant gibi cerrahi girişimler yapıldı ise bölgeye dışarıdan aralıklı olarak buz kompres uygulanmalıdır. Buzun doğrudan cilde temas etmemesine özen gösterilmelidir. Cerrahi işlem yapılan bölgeye dikiş atılmış ise dudak ve yanak çekilerek yara bölgesine bakılmamalıdır.
Diş çekimi sonrasında yüksek ateş, durmayan bir kanama, kötü koku ve ağrılı şişlik varsa doktorunuzla iletişime geçmenizde yarar vardır. Diş çekiminden sonra 5-6 gün içinde tükürük ile karışık kan, ağrı, şişlik ve ağzı açmada zorlanma gibi şikâyetler devam ediyorsa yara bölgesi iltihaplanmış olabilir. Bu durumda doktorunuz bölgeyi temizleyecek ve size ayrıca ilaç önerecektir. Sağlıklı ve aydınlık günler dilerim...

X

Korkuya karşı sedasyon

Bilinçli sedasyon, damar yolundan verilen anestezik ilaçlarla, hastanın solunumunu devam ettirebilmesine olanak verecek şekilde bilinç düzeyinin baskılanmasıdır.

Sedasyon, aşırı diş hekimi ve enjeksiyon (iğne) fobisi olan yetişkinlerde, iletişim kurulamayan veya diş hekimi korkusunu yenemeyen çocuklarda anestezi uzmanı tarafından başarıyla uygulanan alternatif bir anestezi yöntemidir.
Sedasyon esnasında hastanın bilinci açıktır. Anestezi uzmanının yada diş hekiminin söylediklerini duyar ve verilen komutları yerine getirir. Kullanılan ilaçların etkisiyle geçici unutkanlık oluşur. Tedavi sürecinde yaşanan huzursuz edici ses dokunma veya basınç hissini hatırlamaz. Zamanın gerçek anlamda farkında olmadığından, işlemin kısa sürede ve keyifli geçtiği algısı oluşur. Sedasyon hem erişkinde hem de çocuklarda kullanılabilir. Erişkinde damar yolu açılarak uygulanabilirken; küçük yaş çocuklarda meyve suyu içine karıştırılan ilaçlarla sedasyon sağlanabilir. Tedavi öncesi 4-6 saat aç ve susuz kalınması gerekir. İşlem sonrası araba kullanılması sakıncalıdır.
AVANTAJLARI NELER

Hasta açısından konforlu ve güvenli bir ortam sağlar. Korku duygusunu ortadan kaldırır.Hastanın, ağrıyı hissetmesinin önüne geçilir. Diş hekimi korkusu olan çocukların, belleklerinde doğabilecek kötü izlenim ve travmaların oluşmasını engeller. Çocuklarda, sedasyonla yapılan diş tedavisinin en önemli sonucu psikolojik bir travma yaşamalarının önüne geçilmesidir. Kalp ve tansiyon hastalarında uygulanabilir. Ayrıca bulantı sorunu olan, duyarlı kişilerde, sedasyonlu diş tedavisi yapmak, hekim ve hasta için rahatlatıcı bir yoldur. Sedasyonla; kanal tedavisi, diş eti tedavileri, implant ve gömülü diş cerrahisi, protez işlemleri yapılabilir. Bilinçli sedasyon, diş hekimi korkusu olan ve bu nedenle tedavilerini erteleyen hastalar için uygun bir yöntemdir.Sağlıklı ve aydınlık günler dilerim.

Yazının Devamını Oku

ALS hastalarının ağız sağlığı

ALS hastalığı, son zamanlarda sosyal medyanın farkındalık projesi çerçevesinde buz kovası eylemi ile gündem oluşturmuştur.

ALS (amyotrofik lateral skleroz) hastalığı, vücuttaki alt ve üst motor sinirlerin rahatsızlığıdır. Hastalığın adının anlamı omurilik içinde kasları besleyen yan (lateral) sinirlerin işlev görememesi nedeniyle adalelerin katılaşmasıdır. Motor sinirler, beyinden omuriliğe; oradan kaslara giderek hareketlerimizi düzenler. Bu hastalık motor sinirleri etkileyerek kas hareketlerine engel olur. Hastalığın ileri evrelerinde felç gelişir. Buna karşılık genellikle zihinsel yetenekler normaldir.

HASTALIĞIN NEDENİ

Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemektedir. Araştırmacılar, sinirlerin bağlantı yerlerinde glutamat denen bir salgının aşırı miktarda üretildiği, bunun normal sinir iletiyi engellediğini düşünmektedir. Bu enzim fazlalığının nedeni ise henüz bilinmemektedir. Tarım ilaçları ve kurşun gibi bazı çevresel faktörlerin hastalığı tetiklediğinden şüphe duyulmaktadır.
Hastalığın başlangıç belirtileri çok hafif olduğundan çoğu kez fark edilmeyebilir. Hastalık özellikle kol ve bacaklarda olmak üzere kas güçsüzlüğü ile başlar. Konuşma, çiğneme ve nefes alma da zorlanmalar başlar. Yutkunma refleksinin bozulması sonucu, ağızda tükürük birikimi artar ve konuşma zorlaşır. Kol ve bacaklar incelir. Özellikle el ve ayak kaslarında seğirme ve kramplar olabilir. Kişi kol ve bacaklarını iyi kullanamaz. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir. Solunum kaslarının ileriki dönemde etkilenmesi ve buna bağlı solunum güçlüğü; hastalıkta gelinen son aşama olur. Ortalama başlangıç yaşı 45-55 olsa da, son zamanlarda daha genç kişilerde teşhis edildiği gözlenmiştir. Toplumda rastlanma sıklığı 100 bin kişide 4 civarıdır.

HASTALIĞIN TEDAVİSİ

Henüz kesin bir tedavi yoktur. Tedavi planı, hastada istenmeyen etkilerin önlenmesi, rahatlatılması ve mümkün olduğu kadar normal yaşamını sürdürülebilmesi üzerine kurgulanır.
Hastaların el ve kol hareketleri çok yavaşladığı için ağız ve diş bakımlarını kendi yetileriyle başaramayabilirler. Hastanın genel bakımını yapan kişi ağız ve diş temizliğini de dikkat etmelidir. Kişiye özel diş bakım ürünleri(süngerimsi dil fırçaları vb) vardır. Şarjlı otomatik diş fırçaları da bu hasta grupları için uygundur. Ağız hijyeni iyi olan hasta gruplarında, yutkunma güçlüğü probleminin hafiflediği tespit edilmiştir. Sağlıklı ve aydınlık günler dilerim..

Yazının Devamını Oku

Dilinizi fırçalayın

Oruç tutarken yaşanan ağız kokusu, kişiyi ve sosyal çevresini rahatsız edebilir.

Açlığa bağlı oluşan ağız kokusuna; çürük dişler, eskimiş protezler, dişeti rahatsızlıklarının da eşlik etmesi durumunda, koku dayanılmaz boyutlara ulaşabilir. Oysa ki basit önlemler alarak ağız kokusunu önlemek mümkündür.
Ramazan ayında beslenme düzeninin değişmesi, gün içinde öğün sayısının ikiye inmesi, özellikle yaz aylarında sahur ve iftar arasındaki sürenin uzunluğu gibi etkenler; ağız sağlığı için tehlikeler oluşturabilir. Oruç tutulan günlerde, uzun zaman yeme-içme işlevi yapılmadığı için tükürük salgısı azalır. Tükürüğün, doğal temizleme kapasitesi zayıflar. Bu durum, ağızda bakterilerin üremesine ve diş çürüğü oluşumuna uygun ortam sağlar.

GÖMÜLÜ DİŞLER ÇEKİLMELİ

Sahur ve iftardan sonra dişler ve dil fırçalanmalı, diş ipi kullanılmalı; takma dişler çok iyi temizlenmelidir. Antiseptik gargaralar, ağız kokusunu gidermeye yardımcı olur. Soğan, sarımsak, pastırma gibi baharatlı yiyecekler yerine; elma, domates, maydanoz gibi gıdalar tercih edilmelidir. Lokmaların uzun süre çiğneyerek yutulması, tükürük salgısını artırarak ağız kokusunu azaltır. Oruçluyken, macun kullanılmasa bile, gün içinde dişler fırçalanmalıdır. Sigara alışkanlığı minimuma indirilmelidir. İftarda ve sahurda yeterli miktarda su ve ayran tüketilmelidir. Ramazan ayından önce diş hekimi kontrollerine gidilmeli; diş ve dişetleri sağlıklı duruma getirilmelidir. Ağızdaki bütün diş çürükleri, kırık dolgu ya da kron-köprüler tedavi edilmeli, gömülü dişler çekilmelidir. Su ve kanı yutmadığınız takdirde, oruç tutarken de diş tedavisi yapılabilir.

YARDIMCI GIDALAR

Limon: Limon ağız kokusunun giderilmesinde etkili bir yiyecektir. Limonu keserek emebileceğiniz gibi; su veya sodanın içine sıkarak içebilirsiniz.
Maydanoz ve biberiye: Taze maydanozun ve biberiyenin nefesi tazeleme özelliği bulunur. Elma, armut, havuç, turp gibi lifli gıdalar tükürüğü temizler, aynı zamanda damakta hoş bir tat bırakırlar.

Yazının Devamını Oku

Dişler neden sararır

Çağdaş toplumlarda yaşayan bireyler, dişlerinin görünümüne ve estetiğine önem vermektedirler.

Kişilerin genelinde görülen dişlerin sararmasının, pek çok nedeninin olduğunu söylemek mümkündür. Bunların en temelinde yatan nedenler sigara, kahve, çay ve kırmızı şarap kullanımıdır. Ancak bununla birlikte tüketilen besin kaynaklarının içindeki bazı maddeler de dişlerin sararmasına neden olabilir. Ayrıca genetik olarak dişler koyu renkli de olabilir.

SOSYAL İLİŞKİLERDE ÖN PLANA ÇIKAR

Diş sararmasının rahatsızlık verdiği durumlar genel olarak sosyal hayatın içinde ortaya çıkmaktadır. İnsan ilişkileri yoğun olması gereken meslek gruplarında rahatsızlık daha ön plana çıkmaktadır. Sosyal aktiviteler içinde dişlerin sarı olarak dikkat çekmesi kişileri rahatsız etmektedir. Diş sararmasının farklı nedenleri olsa da önüne geçmek için yapılacak metotlar bellidir. Kişilerin şikâyet ettiği bu durumun önüne geçmenin en temel yöntemlerinden biri günde iki kez özenli bir şekilde diş fırçalamaktır. Ayrıca düzenli periyotlarla (6-12 ay) diş taşı temizliği yapılmalıdır. Dişler henüz sararmaya başlamadan önce yapılacak temizlikler sayesinde dişlerin sararmasının önüne geçilebilir. Bazı diş macunlarını kullanarak diş beyazlığını daha uzun süre koruyabilmek mümkündür.

DİŞ BEYAZLATMA (BLEACHİNG) METODU

Diş beyazlatmak için öncelikle detaylı diş taşı temizliği yapılır. Diş etleri özel bir madde ile koruma altına alınır. Dişlerin üzerine beyazlatıcı jel sürülür. Yoğun beyaz ışık altında yaklaşık 30 dakikada dişler beyazlatılır. İlk seanstan hemen sonra dişlerin renk tonu açılır. Beyazlık tatmin edici değilse seans tekrarlanır. Beyazlatma işlemi hamilelikte uygulanmaz. İşlemden sonra belli bir süre sigara, çay, kahve, kırmızı şarap gibi dişleri renklendirici gıdalardan uzak kalınması gerekir. Piyasada satılan diş beyazlatıcı ürün ve jellerin diş eti çekilmelerine, kalıcı diş hassasiyetlerine, dişlerin dış yüzeylerinin bozulmasına ve mine çatlaklıklarına neden olabileceği unutulmamalıdır. Ancak kişisel bakım konusunda diş temizliğine dikkat etmek en vazgeçilmez aktivite olmalıdır. Sağlıklı ve aydınlık günler dilerim.

Yazının Devamını Oku

İmplant dişlerin bakımı

İmplantlar, çene kemiğinde diş kökü işlevi görerek; yemek yiyebilme, gülme ve konuşabilmeyi sağlayacak olan protezlerin yapılmasını sağlar.

İmplant tedavisi (yapay diş kökü ekimi), doğru ve uygun koşullarda yapıldığı zaman yüzde 90 başarılı olur. İmplant tedavisinin başarısı hiç şüphesiz, hekimin bilgi ve birikimine, doğru implant seçimine bağlı olduğu kadar hastanın ağız bakımıyla da yakından ilgilidir. İmplant operasyonundan sonra, ağız temizliği düzgün ve düzenli bir şekilde yapılmalıdır. İmplant ve protezlerin üzerinde birikecek plak ve diş taşları, bölgede iltihaplanmalara neden olabilir. İmplant dişlerin, plak ve taş birikimine verdiği cevap; doğal dişlere göre, daha hızlı ve tehlikelidir. İmplantların yabancı bir cisim olduğu asla unutulmamalıdır. İmplantların temizliği, doğal diş bakımından pek farklılık göstermese de implantların yapay bir organ olmasından ötürü ağız hijyenine daha fazla özen gösterilmelidir. Günde en az iki kez uygun metotla dişler fırçalanmalıdır. Diş arası fırça, diş ipliği, ağız gargaraları ve ağız duşu ile implant dişler dikkatli bir şekilde temizlenmelidir. Tek başına diş fırçalamanın ağız bakımı için yeterli olmadığı unutulmamalıdır.

SİGARA ALIŞKANLIĞINA DİKKAT

Sigara kullanımı, doğal dişlerin düşmanı olduğu kadar implantların da katilidir. Sigara kullanımı ve günlük tüketilme sayısı, implantın başarısını ve ağızda kalma süresini yakından etkiler.
Ağız bakımı, implantın üzerine yapılacak olan protezlerin türüne göre de farklılık gösterebilir. İmplant üstü protezlere uygulanacak bakım ve temizlik işlemi doktorunuz tarafından detaylı olarak anlatılması ve hasta tarafından da düzenli şekilde uygulanması implantın başarısı için çok büyük önem taşımaktadır. Ayrıca ağız bakımı kötü olan hastalarda mutlak suretle iyi bir ağız hijyeni sağlanmadan implant uygulamak yanlış bir yaklaşım olacaktır. Sağlıklı ve aydınlık günler dilerim...

Yazının Devamını Oku

YİRMİ YAŞ DİŞLERİ NEDEN ÇEKİLMELİDİR

Ağızda sürme zamanı gelmiş olmasına karşılık yerine ulaşamamış dişlere gömülü diş denir.

Genellikle en çok gömülü kalan dişler 20 yaş dişleridir. Evrimleşmenin bir sonucu olarak insanoğlunun çenesi zamanla küçülmeye başlamıştır. Bu durum beslenme şeklinin yüzyıllar içinde değişmesinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu evrimleşmeye uyumlu olarak diş sayısında azalma oranı ise daha düşüktür.
Birçok 20 yaş dişi ağızda yeterli yer olmadığı için gömük kalırlar ya da tam süremeyerek yarım çıkmış şekilde ağızda dururlar. Bu dişler çoğunlukla; diş etrafında sızı, şişlik, kulağa vuran ağrı, ağız açmada zorluk gibi şikayetlere neden olur. Ağrıya, bazen kötü bir tat ve akıntı eşlik eder. Antibiyotik, ağrı kesici ve gargara ile genelde problem kontrol altına alınabilir. Lakin çoğunlukla bir süre sonra belirtiler tekrarlar. Bu dişlerin sürmesi oldukça uzun sürer. Etraflarında kistik yapı oluşabilir. Çenenin en arka bölgesinde kaldıkları için hastalar tarafından iyi temizlenemez. Öndeki dişin çürümesine neden olabilirler.

İLTİHAP YAPABİLİR

20 yaş dişlerinin erken yaşlarda çekimi daha uygundur. İleri yaşlarda çene kemiği esnekliğini yitirdiği için çekim daha zor olabilmektedir. Çekim sonrası şişlik, ağrı gibi yakınmalar; nadiren dudakta uyuşukluk ve hissizlik olabilir. Genç yaşlarda, dişin kök gelişimi daha tamamlanmadığı için bu tür olumsuzlukların yaşanma olasılığı düşüktür. Bu nedenle 20’lik dişlerin, 18-22 yaşları arasında çekimi daha kolaydır. 20 yaş dişleri aşağıdaki durumlarda mutlaka çekilmelidir:
Enfeksiyon (İltihap): Diş sürmeye çalışırken burada iltihaplanma meydana gelebilir. Enfeksiyon sonucu diş etinde; kızarıklık, ağrı ve şişlik olur. Ağızda kötü tat ve koku gelişebilir.
Ağrı: Sürmekte olan 20 yaş dişinin yandaki dişe baskısı ve iltihaplanma sonucu ağrı oluşabilir.
Kist: Gömülü 20 yaş dişlerinin etrafında kist oluşabilir. Bu durumda hastanın hiçbir şikayeti olmayabilir. Kist ancak çekilen röntgenlerle ortaya çıkarılır. Kistler kemikte, diş ve diş etlerinde harabiyete neden olur.

Yazının Devamını Oku

Bunamanın çaresi dişleri fırçalamak

Yaşlılığa, kesin bir yıl sınırı koymak mümkün olmasa da birçok batı ülkesinde 65 yaş, geriatrik yaş sınırı olarak kabul edilmektedir.

Bu sınıra ulaşmış bireylerde değişik düzeylerde hastalıklar ve bunların sonucunda gelişen işlevsel kayıplar söz konusu olabilmektedir. Bir kısım yaşlıların hiçbir problemi yokken, diğer bir kesimde ise ciddi sağlık sorunları izlenebilmektedir. Geriatri, yaşlılık yıllarında; kişilerin sağlığının korunması, hastalıklarının önlenmesi, sosyal yaşamlarını rahat sürdürmeleri için, çok yönlü tedaviyi hedef alan bir bilim dalıdır. Demans (bunama), ilerleyici ve ölümcül bir hastalıktır. Hafızada bozukluk, günlük yaşam aktivitelerinde gerileme, çeşitli psikolojik sorunlar ve davranış bozukluklarıyla karakterizedir. Alzheimer hastalığı demansın en sık nedenidir. Amerikan Geriatri Derneği’nin yayınladığı bir makalede; ağızda biriken bakterilerin ve diş taşına bağlı olarak gelişen diş eti rahatsızlıklarının, insanların akıl ve bellek sorunlarını doğrudan etkilediği belirtilmiştir. Yapılan 18 yıllık araştırmalar, diş sağlığı ile bunama arasında çok sıkı bir bağlantı olduğu kanısını güçlendirmiştir. California üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar, dişlerini düzenli olarak fırçalayan yetişkinlerin, alzheimer ve bunama gibi hastalıklara yakalanma risklerinin önemli ölçüde azaldığını ortaya koymuştur.

KALP KRİZİ RİSKİNİ ARTIRIYOR

1992-2010 yılları arasında genellikle emekli ve yaş ortalaması 52 ile 87 arasında değişen yaklaşık 6000 kişi üzerinde yapılan incelemeler sonunda günde bir kere düzenli olarak dişlerini fırçalayanların, bunama risklerini yüzde 65 oranında azalttıkları tespit edilmiştir. Ayrıca dişlerini düzenli olarak fırçalamayan ve diş tedavilerini ihmal eden kişilerin; kalp krizi, felç ve diyabet gibi hastalıklara yakalanma risklerinin arttığı zaten uzun yıllardır bilinmektedir. Çocukluk çağından itibaren kişilerin, ağız sağlığına önem vermeleri ve düzenli diş doktoruna gitmeleri yaşam kalitelerini yükseltecektir. Aydınlık ve sağlıklı günler dilerim...

Yazının Devamını Oku

DİŞ DOSTU GIDA PEYNİR

Tüketilen yiyecek ve içeceklerden sonra şayet dişler fırça ile temizlenmez ise, ağız içi asit miktarında artış olur.

Bu asidik ortam, dişin mine tabakasının bozulmasına ve çürük oluşumuna sebebiyet verir. Yemeklerden sonra peynir tüketilmesi, ağızdaki asit oluşumunu önlemekte ve tükürük salgısını yapılan araştırmalar; peynir tüketiminin, ağız sağlığını yakından etkilediğini ortaya koymuştur. Yatmadan önce ve ara öğünlerden sonra tüketilen peynirin, dişlerin çürüğe karşı direncini arttırmaktadır. Peynirin tükürük salgısını arttırması nedeniyle de çürük oluşumunu önleyici etkisi vardır.

ASİT OLUŞUMUNU ÖNLÜYOR

Bir parça peynir, içeriğinde bulunan kalsiyum, fosfor mineralleri ve suda eriyen B2 maddesi aracılığıyla asit oluşumunu önleyerek, çürümeye karşı dişleri korur. Peynir tüketimini arttırarak, dişlerimizi koruyabilir, çürümeleri önleyebiliriz. Sağlıklı bir ağız, diş ve kemik yapısı için protein, kalsiyum gibi maddeleri içeren besinlerin yeterli alınması gerekir. Peynir, içinde barındırdığı bu maddeler nedeniyle iyi bir diş dostu gıdadır.

ÇOCUKLUKTAN İTİBAREN TÜKETİLMELİ

Kalsiyum, mineral, protein bakımından zengin olan peynir tüketimi, ağız ve diş sağlığını olumlu etkiler. Peynirin, çocuk yaşlardan itibaren düzenli tüketilen besinler arasında mutlaka yer alması gerekmektedir. Gün içinde ve ara öğünlerde tüketilen yiyeceklerden sonra, diş fırçalama olanağı her zaman olmayabilir. Bu durumda bir parça peynir yiyerek, diş çürümesi engellenebilir. Ayrıca peynir, diğer gıdaların sindirilmesine de yardımcı olur. Sağlıklı ve aydınlık günler dilerim.

Yazının Devamını Oku

DİŞ ÇÜRÜĞÜ KALBE VURABİLİR

Bilim dünyasında, diş eti rahatsızlığı ile kalp hastalıkları arasında sıkı bir bağlantı olduğu kanısı gittikçe yaygınlaşmaktadır.

Kalp ve dişeti hastalıklarının gelişim mekanizmaları benzer olup; her iki hastalıkta sigara içen, yüksek tansiyonu olan erkeklerde ve stresli bireylerde daha sık ortaya çıkmaktadır. Yapılan çalışmalar, ağzında iltihap olan kişilerin, sağlıklı bireylere göre; kalp krizi geçirmesi olasılığı, yüzde 30 daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.
Genellikle ağızdaki bakteriler, diş ve diş eti arasındaki ‘cep’ adı verilen bölgeye yerleşir. Bakterilerin bu alana birikmesi sonucu, dişetinde kanama olur. Kanayan dişeti odakları, kan ve lenf dolaşımına bakterilerin girmesi için; açık bir pencere oluşturur. Bakterilerin, kanamalı ve iltihabi dişeti bölgelerinden kan dolaşımına karışması sonucu, endokarditis adı verilen ölümcül kalp hastalığı gelişebilir.

KRİZ RİSKİNİ ARTIRIYOR

Diş ve diş eti iltihaplarına neden olan bakteriler, kan dolaşımı ile vücut geneline yayılır. Özellikle kalp ve böbrek gibi organlarda problemlere neden olur. Son 10 yıldır ABD ve Almanya’da yapılan çalışmalarda, kalp krizi geçiren erkeklerin, kalp dokusu kesitlerinde; diş eti hastalığına neden olan bakterilere rastlanmıştır. Diş çürüğüne yol açan bu tehlikeli bakteriler, kan dolaşımı yoluyla özellikle kalp kasına yerleşir. Hastanın genel durumu da yatkınsa kalp krizi riski artar.

KADINLARDA ERKEN DOĞUM

45-55 yaşları arasında kalp krizi geçiren erkek hastaların yüzde 70’inde, diş eti probleminin var olduğu tespit edilmiştir. Diş çürüğü ve sağlıksız dişetleri, kalp krizine yol açabileceği gibi, bağışıklık sisteminde bozukluğa da neden olabilir. Ağız kaynaklı zararlı bakteriler, ayrıca zatürreye, hamile kadınlarda erken doğumlara ve şeker hastalarının kan şeker değerlerinde bozulmalara neden olabilir. Bireylerin fiziksel sağlığı, ancak vücuttaki tüm organ ve dokuların sağlıklı olmasıyla mümkün olur. Yeni yılınızı kutlar. Sağlıklı ve aydınlık günler dilerim.

Yazının Devamını Oku

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİŞ HEKİMLİĞİ

Diş hekimliğinin tarihi, M.Ö. 3000 yıllarında uygulanan diş tedavi yöntemlerine kadar uzanır.

M.Ö. 2750 yıllarına ait Mısır kalıntılarında, apseli bir dişin oyulduğuna ilişkin ve ilk diş hekimliği ameliyatını tasvir eden bir rapora rastlanmıştır. Diş hekimliğinin bağımsız bir meslek olarak ortaya çıkışı ise 18. yüzyıla rastlar. Ülkemizde bilimsel diş hekimliğinin temelleri 22 Kasım 1908’de atılmış ve 1996 yılında “Diş Hekimleri Günü” olarak kabul edilmiştir.
21-27 Kasım tarihlerini kapsayan Diş hekimliği haftasında; ağız ve diş sağlığının önemi; özellikle çocukluk çağından itibaren verilecek eğitimlerle, fırçalama alışkanlığının yeni nesillere kazandırılabilmesi için, ailelere ve topluma düşen görevler vurgulanır.

II. MAHMUT’UN DİŞ VAKASI

Yeniçeri ocağını ortadan kaldıran II. Mahmut, yaşadığı diş ağrısı yüzünden çaresiz kalmış; padişahın diş tedavisini yapacak hekim aranmaya başlanmıştır. Sonuçta Musevi olan Çelebi Abraham Bivaz bulunmuş ve padişahın dişini çeken Çelebi’ye bir ev ve 1.500 lira aylık bağlanmıştır.

MACUN TÜKETİMİ 110 GRAM

Türkiye, kişi başına düşen yıllık diş macunu tüketimi; 110 gram ile gelişmiş ülkelerin gerisinde bulunmaktadır. Ayrıca kişi başına düşen, yıllık diş fırçası kullanımı da 1 adetten (0,94) azdır. ABD’de ise kişi başına düşen yıllık diş fırçası kullanımı 1,8 adet, macun kullanımı ise yılda 400 gramdır.
ABD’de 2-6 yaş arasındaki çocuklarda diş çürüğü oranı yüzde 19’dur. Oysa ülkemizde diş çürüğü görülme sıklığı altı yaş grubu çocuklarda yüzde 88’dir.

Yazının Devamını Oku

DİŞ İMPLANTINDA MERAK EDİLENLER

Bu yazımda okuyuculardan sıkça gelen bazı soruları yanıtlamaya çalışacağım.

Diş implantı titanyumdan yapılmış yapay bir diş köküdür. Tedavi, yapay diş kökünün kemiğe yerleştirilmesi ve üzerine protez yapılması olmak üzere iki aşamalıdır.
* İmplant kemiğe nasıl tutunur? Bir dağ tırmanıcısının kayaya tutunması gibi implant da kemiğe tutunur. İmplant, üzerindeki yivler vasıtasıyla kemiğe bağlanır. İmplantla kemik arasında bağ oluşması(osteointegrasyon) için belli bir zamana ihtiyaç vardır. Bağlantı için gereken süre ise genellikle 3-6 aydır.
* İmplant dişin avantajları? İmplantın en önemli avantajı, doğal dişlere estetik ve işlevsellik açısından en yakın diş protezinin yapılması olanağını sunmasıdır. Diğer önemli üstünlüğü ise, implant uygulamasında yandaki dişlere herhangi bir müdahale ve inceltme yapılmadan eksik dişlerin tamamlanması olanağıdır. Böylece yandaki dişlerin bütünlülüğü korunacak, dişlere zarar verilmeden estetik görünüş sağlanmış olacaktır. Hareketli protez kullanan kişilerin yaşadığı; protezin oynaması, vuruklar, çiğneme esnasında oluşan sıkıntılar vb. problemlerden hastanın kurtulması için çözüm yolu gene implant destekli protezlerdir.
* Dikkat edilecek noktalar? Doğuştan bazı kan rahatsızlıkları, kontrol edilemeyen şeker hastalığı, yakın zamanda alınan ışın(şua) tedavisi gibi durumlar değerlendirilmelidir. Aşırı sigara ve içki tüketimi denetim altına alınmalıdır. İyi bir ağız bakımı ve implantların temizliği en önemli kriterdir. Bu hususlar göz ardı edilir ise implantın ömrü ya çok kısa olur veya tedavi başarısızlıkla sonuçlanır.
* Protezimi ne zaman takabilirim? Genellikle 3-6 ay beklenmektedir. Bazı koşullar uygunsa 2 gün içinde geçici bir implant üstü protez yapılabilir. Fakat hasta bu dönem içinde sıvı gıdalarla beslenmek zorundadır. Sert gıdalar tüketilirse tedavide başarısızlık kaçınılmaz olur.
* Tedavi planlaması nasıl yapılır? Öncelikle doktorunuz sizi muayene eder ve bilgilendir; sorularınızı cevaplar. Örnekler gösterir. Daha sonra gerekli röntgen ve tomografi çekimleri yapılır. Kemik ve diş etlerinizin durumu gözden geçirilir. Uygun implant seçimi yapılır.
* Çene kemiğim zayıf ise implant yapılabilir mi? Vakaların çoğunda kemik yetersizliğine rastlanır. Sentetik kemik zerrecikleri ve çenenin başka bölgesinden alınacak kemik bloklar ile implant yapılacak çene bölgesi güçlendirilir. Bu durumlarda süre uzar ve maliyet artar.

Yazının Devamını Oku

PRF ile hızlı tedavi

“Platelet rich plasma” trombosit hücrelerinden zenginleştirilmiş plazma uygulamasına verilen isimdir.

Kök hücreler, vücudumuzdaki tüm organ ve dokuların yapı taşını oluşturur. Kanımızda, kök hücresi vazifesi gören elementler mevcuttur. Kan içinde dolaşan bu hücreler (pıhtılaşma hücreleri), büyüme ve iyileşme sürecine de yardımcı olurlar. Pıhtılaşma hücresinin, bu özelliği ve gücü, estetik cerrahi başta olmak üzere birçok tıp alanında kullanılmaktadır. Bazı ortopedik sorunların(eklem hasarları vb.) çözümünde yararı olduğu gözlenmiştir. Yüz ve boyun bölgelerinde sıklıkla uygulanmaktadır. Diş hekimliği cerrahisinde; implant tedavilerinde, sinüs yükseltme operasyonlarında ve kemik bozukluklarının düzeltilmesinde, hastanın kendi kanından elde edilen plazmadan zengin fibrin (PRF) kullanılması son yıllarda yaygınlaşmıştır. Tedavinin temeli, kişinin işlemden geçirilmiş kendi kan hücrelerinin yara bölgesine enjekte edilmesi esasına dayanır.

PRF MATERYALİ NASIL YAPILIR?

PRF hastanın kendi kanından alınarak elde edildiği için doğal bir iyileştiricidir. PRF materyali yaratmak için öncelikle hastadan kan alınır. Tüpe aktarılan kan, özel bir santrifüj makinesi ile trombosit konsantrasyonu haline dönüştürülür. Bu trombosit konsantrasyonundan; beyaz kan hücreleri ve kan damarı büyütücü etken maddeler açısından zengin yapıların bulunduğu bir zar üretilir. Daha sonra bu zar, hastanın yara bölgesine yerleştirilir. PRF uygulanan operasyon bölgesinde, yaranın iyileşme süresi kısalır. Hastalar daha çabuk sağlıklarına kavuşurlar.

PRF MATERYALİ KULLANMANIN AVANTAJLARI

PRF enjeksiyonu, büyüme faktörleri yoluyla kök hücrelerin uyarılmasına yol açar. PRF’in içinde yara iyileşmesini ve kemik büyümesini hızlandıran birçok madde vardır. Bu yapılar, dokuların hızlı ve düzgün iyileşmesini sağlar. Greftin (suni kemik zerreciklerinin) ve implantın kemiğe daha iyi bağlanmasına yardımcı olur. İmplant cerrahisi yapılan bölgede yaranın iyileşmesi hızlanır. PRF’in herhangi bir toksik(zehirli) etkisi yoktur. Bağışıklık sisteminin reaksiyon göstermesi de söz konusu değildir.

PRF UYGULAMASININ AMACI

Trombosit hücreleri, kanın pıhtılaşmasını sağlayan, vücudumuzdaki hasarlı dokuları onaran ve içeriğinde büyüme faktörleri bulunan hücrelerdir. PRF uygulamasında amaç, içeriğinde çok daha fazla sayıda büyüme faktörleri olan hücreleri kan dolaşımı yoluyla hedef bölgeye ulaştırabilmektir. Sağlıklı ve aydınlık günler dileğiyle..

Yazının Devamını Oku

Reflü, diş çürüğüne neden olabilir

Reflü, genel anlamda bir organ içinde olması gereken sıvı içeriğinin, başka bir bölgeye geçmesine verilen isimdir.

İnsanlarda, yemek borusu ile mide arasında geçişi düzenleyen, karmaşık bir kapak sistemi vardır. Bu kapak, mide içerisinde bulunan gıdaların ve özellikle açlıkta oluşan asit ve safranın yemek borusuna kaçmasını önler.
En önemli belirtisi ağız içine acı su gelmesi olan reflü, diş çürüklerine uygun ortam hazırlar. Ağız içinde asidin yaptığı tahrişe bağlı olarak, diş eti iltihaplanmaları (gingivit), diş minesinde kayıp ve diş çürükleri oluşabilir. Reflü hastalarında diş çürüğü oranı, reflü hastalığı olmayanlardan yüksek bulunmuştur. Bu nedenle reflü belirtileri olup, ağız içi yakınmaları bulunan hastaların diş hekimi tarafından erken dönemde muayenelerinin yapılmasında yarar vardır.
YAŞAM TARZI DEĞİŞTİRİLMELİ Öncelikle hastanın yaşam tarzında düzenleyici önlemler alması ve diyet uygulanması; tedavinin temelini oluşturmaktadır. Şişman hastalar zayıflamalı, öğünler sık aralıklı ve az miktarda tüketilmeli, gıdalar iyi çiğnenmeli, akşam yemeği ile yatma arasındaki süre en az 2-3 saat olmalıdır. Gece reflüsü olanlarda, yatak baş tarafı yükseltilmelidir. İlaç tedavisine cevap vermeyen vakalarda, cerrahi tedavi yoluna gidilmelidir. Günümüzde reflü cerrahisi, laparaskopi denilen kapalı ameliyat yöntemiyle, kısa sürede ve etkin olarak uygulanabilmektedir.
DİŞ DOKUSUNDA MADDE KAYBIReflü, özellikle sabahları ağızda kötü koku ve tat oluşmasına yol açar. İlerleyen dönemde ağızdaki asit miktarının artması nedeniyle dişlerde aşınmalar meydana gelir. Ağızda yapılan cerrahi işlemler sonrasında iyileşme süresi uzar ve enfeksiyon (iltihaplanma) riski artar. Ağız dokularının uzun süre asitli ortama maruz kalması sonucu, diş etlerinde kanama, yanma ve ağızda geçmeyen yaralar oluşur. Hasta dişlerini temizlemek için sert fırça kullanılır ise minedeki aşınma oranı artar. Sabahları dişler, yumuşak diş fırçası ile diş ve dişetlerine fazla baskı uygulamadan fırçalanmalıdır.
İMPLANT TEDAVİSİNE DİKKAT EDİLMELİÖzellikle implant (diş ekimi) yapımı sırasında tek aşamalı cerrahi yerine, iki aşamalı cerrahi yönteminin seçilmesi gerekmektedir. Bu uygulama, hem implantın, hem de diş etinin daha sağlıklı olarak iyileşmesini sağlayacaktır. Reflü hastalığının, tedavisi ihmal edilirse, ağız ortamında oluşabilecek problemlerin yanı sıra; sindirim sisteminin uzun süre tahrişe maruz kalması nedeniyle bu organlarda, kanser oluşumu da gözlenebilir. Sağlıklı ve aydınlık günler dilerim.

Yazının Devamını Oku

Oruçluyken ağız kokusuna dikkat

Ramazan ayında beslenme düzeninin değişmesi, gün içinde öğün sayısının ikiye inmesi, özellikle yaz aylarında sahur ve iftar arasındaki sürenin uzunluğu gibi etkenler; ağız sağlığı için tehlikeler oluşturabilir.

Oruçlu olunan günlerde yeme-içme işlevi yapılmadığı için, tükürük salgısı azalır. Tükürüğün, doğal temizleme kapasitesi zayıflar. Bu durum, ağızda bakterilerin üremesine ve diş çürüğü oluşumuna uygun ortam sağlar.
Oruç tutarken oluşan ağız kokusu, kişiyi ve sosyal çevresini rahatsız eder. Açlığa bağlı oluşan ağız kokusuna; çürük dişler, eskimiş protezler, dişeti rahatsızlıkları da eşlik etmesi durumunda, koku dayanılmaz boyutlara ulaşabilir. Oysa ki basit önlemler alarak ağız kokusu önlenebilir.
DİLİNİZİ FIRÇALAYIN

Sahur ve iftardan sonra dişler ve dil fırçalanmalı; ayrıca diş ipi kullanılmalıdır. Takma dişler çok iyi temizlenmelidir. Antiseptik gargaraların kullanılmasında büyük yarar vardır. Soğan, sarımsak, pastırma gibi baharatlı yiyecekler yerine; elma, domates, maydonoz gibi gıdalar tercih edilmelidir. Lokmaların uzun süre çiğneyerek yutulması, tükürük salgısını artırarak ağız kokusunu azaltır. Oruçluyken, macun kullanılmasa bile, gün içinde dişler fırçalanmalıdır. Sigara alışkanlığı minimuma indirilmelidir. İftarda ve sahurda yeterli miktarda su ve ayran tüketilmelidir. Düzenli olarak diş hekimi kontrollerine gidilmeli; diş ve dişetleri sağlıklı olmalıdır. Su ve kanı yutmadığınız takdirde, oruç tutarken de diş tedavisi yapılabilir.
YARDIMCI GIDALAR

Limon: Limonu keserek emebilirsiniz. Bulunduğunuz ortam bu davranışa uygun değilse, soda-limon içebilirsiniz. Limon ağız kokusunun giderilmesinde etkili bir yiyecektir.
Maydonoz ve biberiye: Taze maydanozun ve biberiyenin nefesi tazeleme özelliği bulunur. Elma, armut, havuç, turp gibi lifli gıdalar tükürüğü temizler, aynı zamanda damakta hoş bir tat bırakırlar.

Yazının Devamını Oku

DİŞ BEYAZLATMA TEDAVİSİ SAĞLIKLI MI?

Yaşlanma süreci, kahve, çay, sigara, gibi gıdaların tüketimi, hamilelik ve bebeklik çağında kullanılan antibiyotikler, süt dişi iltihapları, tedavi amaçlı yapılmış olan dolgular; dişlerimizde istemediğimiz renkleşmelere yol açabilmektedir.

 Bazı durumlarda genetik olarak dişlerin koyu renkte olması da mümkündür. Diş hekimi tarafından yapılacak olan diş beyazlatma uygulaması ile kısa bir sürede beyaz dişlere sahip olabilirsiniz.

DİŞ BEYAZLATMA NASIL YAPILIR

Diş beyazlatma, peroksid içerikli jeller yardımıyla, diş minesinde oluşan renklenmeleri ağartmak için yapılan işlemdir. Beyazlatma işlemine başlamadan önce, detaylı diş taşı temizliği yapılır. Dişetleri koruyucu bir tabakayla kapatılır. Dişlerin üzerine beyazlatma sağlayacak jel sürülür. Yaklaşık 20 dakika beyaz ışık verilir. Yeterli beyazlatma sağlanamazsa işlem birkaç kez tekrarlanır.
Beyazlatma işleminin dişlere zararı var mı? Diş hekimi kontrolünde yapılan beyazlatmanın, dişlere hiçbir zararı yoktur. Dişe zarar vermediğine dair çok sayıda araştırma mevcuttur. Bazı kişilerde beyazlatma tedavisi sonrası sıcak-soğuk hassasiyeti gelişebilir. Akılda bulundurulması gereken en önemli nokta; piyasada denetimsiz olarak satılan, içeriğinde dişlere zararlı maddeler olabilecek ürünlerin kullanılmaması gerektiğidir. Kontrolsüz kullanılan diş beyazlatma ürünleri, diş ve dişetlerinde yapısal bozukluklara neden olabilmektedir.
Kimlere uygulanabilir? Yetişkin herkese uygulanabilir. Ancak 18 yaşından küçüklerde, kanser tedavisi gören hastalarda, ciddi dişeti problemi olanlarda, dişin mine yüzeyinde defekt bulunan hastalarda, uygulanması sakıncalıdır. Hamilelik dönemindeki yapılması tavsiye edilmemektedir.
Tedavi sırasında dikkat edilmesi gereken durumlar nelerdir? Sigara, çay, kahve, kola, kırmızı şarap ve meyve suları gibi asitli ve renklendirici içeceklerden, tedavi boyunca kesinlikle uzak kalınmalıdır.
Beyazlık ne kadar kalıcıdır? Beslenme alışkanlıklarından kaynaklanan renk değişimlerinde kişi aynı diyete devam ederse, beyazlatma işleminden sonra geri dönüş beklenir. Bu durumda tekrar kısa süreli bir beyazlatma işlemi uygulanır. Beyazlatma işlemi yapıldıktan 2 yıl sonra diş renginin tekrar koyulaşması mümkündür. Bu durumda pekiştirme seansları yapılır.

Yazının Devamını Oku

BEYAZ DİŞLER İÇİN ÖNERİLER

Parlak ve sağlıklı dişlere sahip olmak için öncelikle doğru ve etkin bir ağız bakımı uygulamak gerekir. Halk arasında yanlış bilinen bazı söylemlerle doğru ağız bakımının ipuçlarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

Sert diş fırçası daha iyi temizler
İyi bir diş bakımı için belirleyici olan, fırçanın sertliği değil, fırçalama tekniğidir. Genellikle orta sertlikte diş fırçası önerilir. Çok sert fırçalar, diş ve diş etlerini aşındırabilir. Çok yumuşak fırçalar ise dişleri yeterince temizlemeyebilir.
Sert fırçalamak dişleri daha çok beyazlatır
Dişleri ayakkabı fırçalar gibi sert fırçalamak; dişleri temizlemek yerine, ‘fırça çürüğü’ dediğimiz istenmeyen lezyonlara yol açar. Dişlerin mine tabakası aşınır, alttaki dentin katmanı açığa çıkar ve dişler daha sarı gözükür. Ayrıca sert fırçalamak, dişlerde hassasiyete ve diş eti çekilmesine neden olabilir.
Diş macunu miktarı önemlidir
Fırçanın üzerine konulan macunun miktarı ‘mercimek tanesi’ büyüklüğünde olması yeterlidir.
Karbonat ve tuzla fırçalamak dişleri beyazlatır

Yazının Devamını Oku

AKDENİZ ANEMESİ HASTALARINDA DİŞ SAĞLIĞI

Talasemi (Akdeniz Anemisi) Akdeniz ülkelerinde daha sık görülen anne ve babadan çocuklara geçen kalıtsal bir kan hastalığıdır.

Hastalığın ağır tipi Talasemi Majör olarak adlandırılır. Hastalık bazı bireylerde hiçbir belirti vermez. Bu kişiler sadece hastalığı taşırlar.
Talasemi Minör (Taşıyıcı Tip): Bu bireyler sağlıklıdırlar. Eğer her iki ebeveyn Talasemi taşıyıcı ise çocuk, yüzde 25 olasılıkla Talasemi majör hastası olarak doğabilir. Bu nedenle anne ve babaların çocuk sahibi olmadan önce, Talasemi taşıyıcısı olup olmadıklarını bilmeleri gerekmektedir.

AKRABA EVLİLİKLERİNE DİKKAT

Akraba evlilikleri Talasemi gibi genetik geçişli hastalıkların toplumdaki sıklığını arttırır. Türkiye’de her 5 evlilikten biri akraba evliliğidir. Akraba evliliklerinin ülkemizde oldukça yüksek olması ayrıca sosyal bir sorundur.
Talasemi Major (Hasta Tip): Tipik Akdeniz anemisidir. Doğumdan sonra 4 aylıkken başlayan, çok ciddi bir kan hastalığıdır. Bu çocuklarda gerekli bazı kan hücreleri (hemoglobin) yeterli miktarda üretilmez. Karaciğer ve dalak büyümesi sonucu karın şişliği, sık ateşlenme, yüz kemiklerinden başlayarak iskelet sisteminde değişiklikler ortaya çıkar. Bu hastalara hayatları boyunca düzenli olarak kan nakli yapılmak zorundadırlar.
Talasemi majörlü bireylerde göze çarpan ilk bulgu, kemik değişiklikleriyle şekillenen tipik yüz görünümünün yanı sıra çene kapanış bozukluklarının olmasıdır. Özellikle üst çene ön dişlerin ilerde konumlanması nedeniyle dudakların kapanmaması ve ağızdan solunum hastalığın önemli bir bulgusudur.

HASTALIK VE ÇÜRÜK ORANI FAZLA

Demir birikimi tükürük bezlerini etkileyerek salya miktarının azalmasına yol açar. Bu hastalarda diş eti rahatsızlığı ve çürük oranı sağlıklı bireylere göre daha fazladır. Diş tedavi girişimleri esnasında kana iltihap karışma olasılığı ve kanama riski dikkat edilmesi gereken durumlardır.

Yazının Devamını Oku

DİŞ FIRÇASINDAKİ HEPATİT TEHLİKESİ

Karaciğer kanseri ve sirozun en önemli nedeni olan hepatit C günümüzde hızla yayılmaktadır.

Dünyada 300 milyon hepatit B, 170 milyon civarında da hepatit C hastası bulunmaktadır. Ancak güvenli bir aşısı bulunması nedeniyle hepatit B azalırken, hepatit C hızla artmaktadır. Bunun en önemli nedeni henüz C tipine yönelik aşının geliştirilmemiş olmasıdır.

TEDAVİ SÜRESİ BİR YIL

Hastalık kan ve cinsel yolla bulaşır. Tedavisi zor ve uzun zaman (yaklaşık bir yıl) alır. Hepatit C çok sinsi ilerleyen bir hastalıktır. Hastalıkla ilgili şikâyetler, genellikle rahatsızlığın ileri evresinde ortaya çıkar. Bu rahatsızlığa yakalanan hastaların dörtte biri ilerleyen tarihlerde siroz veya karaciğer kanseriyle boğuşmak zorunda kalır. İlaveten deri, böbrek, troid ve göz gibi organlarda harabiyet yapabilir. Şeker rahatsızlığına neden olabilir.

1 MİLYON HEPATİT C VAR

Türkiye’de 1 milyona yakın hepatit C hastası bulunmaktadır. Hastalık kan ve cinsel yol dışında; ortak olarak kullanılan iğne, diş fırçası, tırnak makası ve manikür aletleri vasıtasıyla da bulaşabilir. Ayrıca doğum sırasında anneden çocuğa geçebilir. Steril olmayan aletlerle yapılan tüm cerrahi ve diş tedavi girişimleri sonucunda hepatit hastalığı bulaşabilir.

UYUŞTURUCU BAĞIMLILARIN YARISI

Bulaşma yolu genellikle kandan kana olur. Fırçalama sırasında dişeti kanamasının olması durumunda ortak kullanılan diş fırçaları tehlikeli bir hepatit virüsü taşıyıcısı haline gelebilir. Ayrıca birden fazla kişi aynı iğneyi kullanır ise gene bulaşma gerçekleşebilir. Bunun en yaygın örneği, uyuşturucu bağımlılarıdır. Uyuşturucu kullananların yaklaşık yarısı hepatit hastasıdır.

TIRAŞ BIÇAĞI VE FIRÇAYA DİKKAT

Yazının Devamını Oku

İMPLANT TEDAVİSİNDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR

Bir ya da birden daha fazla diş eksikliğinde veya ağızda hiç diş olmaması durumunda implant (diş ekme) tedavisi rahatlıkla uygulanan bir tedavidir.

Bu uygulama artık dünya çapında olgunluk dönemini yaşamaktadır. Fakat bazı hastalıklarda implant uygulaması yapılamamakta veya önlemler alınarak uygulama gerçekleştirilmektedir. Bu rahatsızlıkları şöyle sıralayabiliriz:
“Kontrol altına alınamayan diabet (şeker rahatsızlığı)
Çok fazla alkol ve sigara kullanımı
Hamilelik
Doğuştan bazı rahatsızlıklar (kan rahatsızlıkları hemofili vb.)”
Ağız bakımı kötü olan hastalarda implant tedavisi sakıncalıdır.
Radyoterapi yani şua tedavisi (5 bin grad üstü) almış kişilerde iki yıl beklenilmelidir.

Çene kemiğim zayıfsa implant yapılabilir mi?

Yazının Devamını Oku