Cenk fırtına gibi, geceler yıkılıyor

BİR günlüğüne İstanbul’a gittim. O kar ve kışta aslında, ayaklarım tabiri caiz ise hep geri geri gitti.

Ama, yapmam gerekli önemli bir iş görüşmem vardı. Sabah erken saatte rötarsız bir uçuşla Atatürk Havaalanı’ndaydım. Bu arada, Pegasus’u yurt içi uçuşlarda çok da başarılı buluyorum... Dış uçuşlarda, şartlar gereği hep THY ile uçuyorum. O nedenle pek fazla bilgim yok. Neyse uzatmayayım. Aslında işim öğlene doğru bitti. Ama benim sağlam dostlarımdan Bodrum 5 Oda Otel’in işletmecisi, İstanbul Sortie Live By Cenk Eren’in ortağı Ali Sayar bırakmadı. “Kal. Hem yeni yeri bir gör. Cenk’e de sürpriz olur” dedi. Aslında aynı kadroda sevgili Oya Aydoğan’da, benim kıymetlimdir. Bir de Tanyeli var. Kaldım. Ama hazır gelmişken de şöyle bir tur atayım istedim. Öğle sonrası Sultanahmet’e indim. Özellikle Ramazan Ayı’nda, Sultanahmet’te kaldığım bir otel var. Konak Erten. Sahipleri aslında avukat. Cavidan Hanım (Erten) pırlanta. Bir insan bu kadar mı nazik, bilgili, milli duyguları kuvvetli olur. Otelde şapka sergisi vardı. Hazır gelmişken oraya da bir uğradım. Muhteşemdi...Gözlerimi alamadım...

Erten Konak’ta Şapka koleksiyonu

Otelin Genel Müdürü, Murat da sağlam ve temiz bir çocuk. Biraz sohbet ettik. Sonrasında da Cavidan Erten ile konuştum. Bir bilirkişi işinde olduğundan, ancak telefon ile oldu sohbetimiz. 80 tane şapkayı o kadar güzel sergilemişler ki, keyifle izliyorsunuz. Aileden kalmış Cavidan Hanım’a bu merak. “Şapka koleksiyonumu oluşturmam, yaklaşık, yirmi yıl evveline dayanıyor. Onların bende bıraktığı güzellik, zamanla yerini keyfe bıraktı” diyerek bu merakını şöyle anlatıyor;
“Özellikle, evlilik törenlerinde kullanılan, renkli, tüllü, gizemli şapkalar, koleksiyonumu oluşturdu. Genelde bu farklı kültür, ailemde de kullanıldığı için, çocukluğumdan, zihnimde özel bir iz bıraktı. Belki bir özlem, belki de bazen keyif veren, bazen de güzellikleriyle büyüleyen bu şıklığı, kendim için ödül kabul ettim. Ve bu koleksiyonumu oluşturdum. Koleksiyonumuz 1850’lerde kullanılan ve özellikle ülkemizde Cumhuriyet dönemini kapsayan yıllarda örneğin 1930 ve 1940’lardan günümüze kadar gelen örnekler sunuyor.”

İstİnye Park ve Art Emlak


Dönüşte İstinye Park’a uğradım. Masa yine tıklım tıklımdı. Helal olsun. İlk açıldığı yılları biliyorum da... Ama hak ediyorlar. Borsa Restoranları ve Masa’nın patronu olan Rasim Özkanca, oğlu Umut, Masa’nın yıllardır müdürü Orhan, hep aynı mütevazilikte. Allah da veriyor. Sevgili Çetin Kırışgil’in Balıkevi ve Hakan Özkaykı ile ortak oldukları Fishmekan da öyle. Bu arada İstanbul’da, emlak danışmanım olan, Art Limited’den Belin Hanım’a da uğradım. Bakın İstanbul’da bir emlak işiniz olursa çok sağlam bir kuruluş. Yıllardır onlarla çalışıyorum. Telefon: 0.212.352 45.65 bilginiz olsun. Yine kuaförüm Veysel ve Fatih. İkisi de benim için kıymetli. Bu kez uğrayamadım.  


Söhretler Sortie Live By Cenk’de

Oya (Aydoğan), erken saat çıktığı için yetişemedim. Yemeği çok sevdiğim bir dostumla Sarıyer’de, Kahraman’da yedim. Sonrasında Sortie Live By Cenk Eren’e gittim. Burası sevgili büyüğüm Erol Kaynar ve kardeşi Varol’a ait. Bildiğimiz yazlık Kuruçeşme’deki Sortie. Ama Cenk, Ali, Sabi (Totah) harika bir yer yapmışlar. Küçük Maksim. Aylardır ne uğraş verdiklerini ve ne kadar çok çalıştıklarını, yakından bilenlerdenim... O nedenle helal olsun. Ali sahne, sinema, sosyete, iş dünyasından kim varsa, geldiğini söyledi. Fatih Hoca (Terim) ve eşinden, Süreyya Yalçın’dan, Ali Ağaoğlu’ndan, Mehmet Ali Erbil, Demet Akbağ ve eşi Zafer Çika, ünlü televizyoncu Pelin Akad, Ece Kral, Gülay Kamaz, Mehmet Aslan, Saba Tümer, Seren Serengil, Stelyo Pipis, Seda Sayan, Demet Akalın, Fatih Ürek, Tuba Ünsal, İzel, Deniz Seki... Yani yok yok maşallah. Cenk’i, kardeşim gibi gördüğüm için değil. Yıkıp geçiyor. Her telden. Bir bakıyorsunuz ‘Sarı Gelin’ bir bakıyorsunuz Kayahan şarkıları. Herkes ayakta, eller havada. Eğlenmeyen yok. Bu arada gelenleri de sahneye alıyor. Show başlıyor. Ben yemek yemedim. Ama Ali zengin, fakat fiks bir mönü olduğunu söyledi. Soğuk mezelerde, kavun, peynir, cibez otu, barbunya pilaki, tarama, mercimekli köfte, şakşuka, Çerkez tavuğu; ara sıcakta pazı sarma, Arnavut ciğeri ve ana yemekte de üç çeşit alternatif olduğunu söyledi. Kuzu külbastı, terbiyeli et şiş, Edirne usulü ızgara köfte ve mevsim meyveleri. Kişi başı 200-250 TL. çıkıyorsunuz.
Telefon: (0.212) 327.1125

 

Farklı bir alternatif Melek’in Sarraf’ı

 

Bir daha gittiğimde, mutlaka uğrayacağım bir yeri, sizlere alternatif olarak sunuyorum. Bir kere sahibi İzmirli. Bu işi çok iyi biliyor. Yıllardır yiyecek-içecek sektöründe. Bir marka. Melek Boz. Melek, benim de sevdiğim bir iş kadını. Bodrum’da, Türkbükü’nde enfes bir restoranı vardı... Ardından New York’a gitti. Şimdi de Nişantaşı’nda, Venge’nin alt katında, Sarraf Meyhane’yi açmış. Ali ve Cenk, dekorunun çok şık ve modern, mönüsünün de  kaliteli ve lezzetli olduğunu söyledi. Melek bir de Giritlidir. O nedenle, eli de lezzetlidir ve meze, otlar konusunda iddialıdır. Leziz ve özel bir Sarraf Meyhane gecesi, masaya oturduğunuz anda, Melek Boz’un, ünlü nar ekşili yeşil kırma zeytini ve Mardin Midyat’tan özel olarak hazırlattığı minik acur turşusu ile başlıyormuş. Yanında yine Melek Boz usulü, sıcacık sarımsaklı ekmekler servis ediliyormuş.
Şevketi bostan, fava, söğüş dil, biber tarator, ahtapot, tarama, deniz mahsullü pilav, mevsimine göre çeşitli Ege otları...Vallahi onlar anlatırken de yazarken de ağızım sulandı. O yüzden Melek kaçmaz.Nisan ayında gittiğimde ilk işim Sarraf’a uğramak... İlgilenenlere adres ve telefon; Valikonağı Cad. Işık Apt. No: 8-B Nişantaşı / İstanbul.
Tel: (0212) 240 82 46 

Bir Dakika Şık ve butik

Sizlere bir de otel önerim var. The House zincirinin, üçüncü oteli... Bugüne değin, Monica Belluci, Kevin Spacey, Ricky Martin ve Matt Dillon gibi ünlüleri ağırlamış. The House Hotel Bosphorus.  Tarihi Simon Kalfa binasında yer alan The House Café Ortaköy şubesinin üst katında. Mayıs 2011’de hizmete girdi. Tam 7 yıl, Ortaköy’de oturduğum için buraları iyi bilirim. Ortaköy Camii, Çırağan Sarayı gibi birçok Osmanlı Sarayı’nın mimarı olan Balyan Ailesi’nin yapmış olduğu tarihi bina. Autoban Mimarlık tarafından, orijinaline sadık kalınarak, binanın kendi klsik karakterini yansıtacak şekilde, tasarlanmış. The House Hotel Bosphorus, 19’u muhteşem deniz manzaralı, 23 odası, spor salonu, konukların rahatlıkla oturabilecekleri, lobi alanı ve restoranı ile sıcak ve rahat bir havası var. İzmir’den, İstanbul’a gidenler ve otelde kalanlar için hayli keyifli...


 

X

İzmir turizmine ve EXPO 2020’ye Homeopati Derneği’nden büyük katkı

NİSAN geldi. Bahar, İzmir’e mart ayının son günlerinde bütün sıcaklığıyla kendini hissettirdi.

İzmirliler neredeyse günün her saatinde, güneşli havayı görünce kendini sokaklara attı. Eh ben de durur muyum. Aynen. Hafta içi, kankam ve dostum Gülengül Uslu, doktorum ve de dostum Levent Buda ile Diva Dergisi adına, “Reyhan Sohbetleri” için röportaj yapacakmış. Beni de davet etti. Reyhan’ın yeni lezzetlerini tatmam için. Yıkılıyor... Gerçekten Reyhan, İzmir’in gurur duyduğu markalardan. Neyse, röportaj sonrası Levent’in ofisine geçip biraz lafladık. Daha önce de sizlerle paylaştığım gibi Levent, homeopati ile ilgileniyor. Aynı zamanda da Klasik Homeopati Derneği’nin de başkanlığını yürütüyor. Homeopati dünyada 200 yıldan beri en çok kullanılan tamamlayıcı tıp dalı. Pek çok ünlü bu yöntemi sağlık bulmak ya da sağlığını korumak için kullanıyor. İngiltere Kraliçesi ve ailesiyle ile başlayan dünyadaki bu akıma, Hollanda Kraliçesi, Madonna, Tom Cruise ve eşi, Victoria ve David Beckham çifti gibi pek çok ünlü de katılmış durumda. Bizde de Halil Ergün, Cenk Eren, Serap Aksoy gibi pek çok ünlü ismin yanı sıra, işadamı, siyasetçiler de var...

27 Nisan’da gerçekleşecek

Levent sohbet sırasında, hemen kısacık projelerinden bahsetti. Bildiğiniz gibi İzmir, homeopatinin Türkiye’de başlama yeri... Şimdi de İzmir’e olan borcunu ödemek üzere, ‘Dünya Homeopati Günü’nün, dünya kutlaması İzmir’de gerçekleşecek. Levent, bu konuyla ilgili olarak sohbetini şöyle sürdürdü;
“Dünya Homeopati Derneği’nin kurucusu olan Alman hekim Hahnemann, her yıl doğum ayı nisanda, Dünya Homeopati Günü’nü bir ülkede kutlar. Bu yıl da bizim de çabalarımızla, dünya kutlaması için Türkiye seçildi. Dünya Homeopatik Hekimler Birliği ve Avrupa Homeopati Komisyonu ile birlikte, Klasik Homoepati Derneği’nin düzenlediği bir konferans, 27 Nisan 2012’de Hilton Otel’inde gerçekleşecek. Konferansa; Dünya Homeopatik Hekimler Birliği Başkanı Dr. Jose Matuk Kannan Meksika’dan, başkan yardımcısı Dr. Renzo Galassi İtalya’dan ve Avrupa Homeopati Komisyonu Başkanı Dr. Ton Nicolai Hollanda’dan gelecek. Bütünsel bir sağlık sistemi olan homeopati, hem kongre hem de sağlık turizmi açısından da çok önemli bir takipçi topluluğuna sahip. Bu nedenle, İzmir’in EXPO 2020 adaylığına da büyük katkı koyabileceği, kulis çalışmalarına fayda sağlayabileceği kesin.”
Vallahi, bence de çok değerli bir çalışma. Hele hele, İzmir’in gelişimine olacak katkısı da tartışılmaz. Hayırlısı...

BİR ALBÜM

Yeniden doğdu

Pop müziğin unutulmaz sesi sevgili arkadaşım Harun Kolçak, yeni albümü “Yeniden Doğuyorum” ile uzun süren sessizliğini bozdu. Harun, bu albümün kendisi için çok özel bir yere sahip olduğunu söylüyor. Yıllardır biriktirdiği tüm duygularını bu albüme yansıtmış. Altı yıldır albüm çalışması yapmayan Harun, bu albümde özellikle, “Bahanem Yok” şarkısıyla çıkış yapmaya hazırlanıyor. Harun, yeni albümüyle birlikte hayatında da yeni bir döneme girdiğini söylüyor. Yaşadığı kanser illetinden, önce Allah’ın yardımı ve inancı ile kurtulan, sevgili arkadaşım, o nedenle bu albümüne, ‘Yeniden Doğuyorum’ adını verdi. Esen Entertainment etiketiyle çıkan albümde, Harun Kolçak’ın söz ve bestelerinin dışında; Fatih Erdemci, Garo Mafyan, Mert Ekren, Furkan Işıldar gibi müzisyenlerin de imzaları bulunuyor. Düzenlemelerinin Tufan Taş, Mert Ekren ve İskender Paydaş’a ait olduğu albümün, sürprizi ise şarkılardan birinin sözünün, Aysel Gürel’e ait olması...

Yazının Devamını Oku

Akıl almaz şovlar, seks turizmi Bir özgürlükler ülkesi; Tayland

EFENDİM fazla söze gerek yok. Haydi hazırlıklarınızı yapın.

Bu cumartesi Tayland’a, Bangkok ve Pattaya’a uçuyoruz. Yine Lady Travel ve rehberimiz Baydu Oral farkı, titizliği ve başarısıyla. İyi ki, İzmir’de yaptığı hizmet ile dünyaya açılan Lady Travel var. Öncelikle belirteyim. Aman burada, elinize, ayağınıza hakim olun. Çünkü, el ve ayak işaretleri önemli. Bir de sakın yolda gördüğünüz sevimli bir çocuğun başını okşamaya kalkmayın. Baş kutsal. Sıkıntı olur. Bangkok ve Pattaya özgürlükler ülkesi. Fuhuş, uyuşturucu büyük pazar. Hemen her yerde sizi Sawadi diyerek, yani tayca merhaba ile karşılıyorlar. Harika güler yüzlü insanlar. Tayland farklı kültürler, inançlar, tapınaklar, nehir üzerindeki hayat biçimleriyle, farklı alışveriş konseptleri, egzotik yemekleri, thai masajı ile dansı, inanılmaz sessiz ve saygılı insanları ile bambaşka bir dünya...

Milyonlarca insan akıyor

Yalnızca Bangkok ve Pattaya değil, daha önce de üç kez gittiğim için iyi biliyorum. Phuket, Ko Samui gibi doğa cennetleri ve aynı zamanda da eğlence merkezlerine dünyadan milyonlarca insan yağıyor. Tayland; Çin, Hint, Japon kültürlerinin bir sentezi. Biz Tayland’ı ‘Kral ve Ben’ filmiyle tanırız. Kral ve Ben (Kral Mongkut-IV.Rama) Tayland’da yasaklanmış. Tayland’ı küçümsediği ve kralı aşağıladığı için. Yul Brynner siyam kralı, Deborah Kerr, Kral’ın çocuklarını eğiten, Anna Leanowens (öğretmen) rolündeydi. Bir dönemin en ünlü filmlerinden biri haline gelmişti. Bunları dışında siyam ikizleri, siyam kedisi, tay boksu, tay masajıyla da tanıyoruz. Ama Tayland’a gittiğinizde en çok etkileyen, o pırıl pırıl parlayan, inanılmaz tapınaklar... Sadece Bangkok’ta 400’den fazla tapınak var. En meşhurları Wat Pho, UNESCO korumasında, burada yatan buda 15x46 metre uzunluğunda bir devasa heykel.

Süper alışveriş merkezleri

Wat Arun ikinci önemli tapınak. Dış cephe tabakları ile meşhur. Kraliyet sarayının yanından geçen kraliyet caddesi, Ratchadamnoen Klang Road... Önemli bakanlıklar, parlamento binası, aynı zamanda devlet konukevi olarak kullanılıyor ve adeta Bangkok’un Champ Elysee’si gibi. Mutlaka görülmeli. Bunların dışında, son yıllarda açılan inanılmaz alışveriş merkezleri var. Siam Paragon (içinde Ferrari, Maserati bile satılıyor), Central World Plaza, Gaysorn, Naraiphan (alt katı ucuz), yine Emporium ve Outlet Royal Garden Mall önerilerim. Bu arada, MBK ucuz mallar ve elektronik için uygun bir yer. Bir de dört katlı Thai İpekleri’nin satıldığı, Jim Thompson adlı, Amerikalı’nın mağazasına mutlaka gidilmeli.

Eğlencenin her türü var

Biz merkezde süper bir otelde kaldık. Adı Amari. Bir taraf sahil ve eğlence, bir taraf alışveriş. Çevrede harika otel ve çok şık restoranlar var. Zaten bir zincir. Aynı hizada Holiday Inn’in Havana Bar ve Terrazzo Restoran’a gidin. Fiyatlar süper, yemekler harika, çok şık. Yine 100 metre ötesinde, Mark Land Beach ve 22. katındaki restoranı olay. Buradan bir manzara var ki, doyamıyorsunuz. Yemekler de iyi. Bir dolar 30 THB (Bah) ediyor. Yine gece için; Banyan Tree Hotel’in 61. katında Vertigo, 59. katta Pier. Bamboo barda caz dinlemek. State Tower’ın 63. katında Sirocco, 52. katında Breeze, kaliteli gece yaşamı için gidilecek ideal yerler. Aslında sayfalar yetmez anlatmaya... Yaşamak, görmek lazım...

Çakma çantalar; River City

Yazının Devamını Oku

Dostlarla 75 çocuğumuzu Anıtkabir’e gönderdik

Köy Çocukları Kütüphaneleri Oluşturma, Kültür – Sanat, Dayanışma Derneği’nce (Atatürk Çocukları Kütüphaneleri) Ankara’ya Anıtkabir’e, Ata’mızın huzuruna, bir gezi düzenlemişti.

Tam 75 öğrenci seçilmiş, fakat 50 öğrenci için sponsor arayışı vardı. İşte bu devrede, Dernek Başkanı sevgili Mesut Tim, benden yardım rica etti. Yazdığım bir yazı üzerine dostlarım, kardeşlerim, sevgili arkadaşlarım sesimi duydular. Sonunda bu 75 öğrencinin, hayali gerçek oldu. Geziye; Ödemiş Bıçakçı Köyü, Seferihisar - Gödence, Orhanlı Köyleri, Menemen - Alaniçi Köyü, Bayındır - Zeytinova Köyü’nden, en çok kitap okuyan 75 öğrenci katıldı. 24 Mart günü gerçekleştirilen gezi sırasında; Ankara 1. ve 2. Meclisleri ziyaret edildi. Daha sonra, Anıtkabir bir rehber eşliğinde gezildi. Bütün öğrencilere, ‘Meclisi Ziyaret Sertifikası’ verildi. Atatürk Orman Çiftliği’nde İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın yemek ikramının ardından, bütün öğrenciler Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay’la tanıştı. Günay kendilerine, hazırladığı kitap ve CD’den oluşan hediyeleri verdi.

Teşekkürler

Bu gezinin yapılmasına sponsorluk eden İzmir milletvekilleri Ertuğrul Günay ile Hamza Dağ’ın yanı sıra, benim dostlarım, sevgili arkadaşlarım da beni mahcup etmedi. Yazımı okuyan telefona sarılıp, “Biz varız” dediler. O nedenle; Dr. Tayfun Yağcı, Nars Hotel, Metin Caba, Ertan Kayıtken, Mambo Cafe, İbrahim Özuysal Lt Grup, Tansaş Arena, Berkay Eskinazi, Pakize Sükan, Şebnem Bursalı, Erdoğan Tözge ve Sodaş Grup’a sonsuz teşekkürler. İyi ki varsınız. Ayrıca Selçuk Bilgi, Ödemiş Dershaneleri ve Ödemişli gönüllü vatandaşlar da sağ olsunlar, onlar da katkıları ile bir birinden zeki, 75 çocuğu sevindirdiler... Üstelik hayatlarında ilk kez bu çocuklar Ankara’yı gördü. Ata’larının huzuruna çıktı. Ne büyük gurur duyduklarını, hepsinin ağzından yazmaya kalksam, sayfa yetmez...

Her telden

Kesin artık çenenizi

Hafta içi hemen hemen, bütün gazetelerin magazin eklerinde ve köşelerinde, televizyonların magazin programlarında Reyhan İpekel’den boşanan, Lemi Gülman, ayrıldığı eşi İpek Hanım ve bu ayrılığa neden olan sunucu Ece Özbek’in konuşmaları yer aldı. Lemi Bey’in Reyhan Hanım’dan olan boyunca da bir kızı var, Yasmin Gülman. Bu konuşmalara bu genç kız da dahil edildi. Yok efendim, Ece Hanım zina olayını kabul etmiş. Yok efendim, Reyhan Hanım, Lemi Bey’e ağır küfürler ediyormuş. Reyhan Hanım defalarca psikolağa gitmiş. Sanki suç. Öte yanda, Reyhan Hanım, ayrıldığı eşini yerden yere vurdu. Yuvasını Ece Özbek’in dağıttığını söyledi. Kısacası bir kepazelik dir gitti. “Kesin artık sesinizi yahu. Ayıp oluyor. Sizler üstelik mürekkep yalamış, bir de elit dediğimiz kesimden insanlarsınız. Cahil, cühela ne yapsın?” 

Afiyet Olsun

İzmir’in merkezinde farklı bir lezzet; Roof Garden

Yazının Devamını Oku

İzmir eğlenceye doyacak

Güzel İzmirim’de her ne kadar bir İtalyan, Fransız, Çin, Fas, Japon, Beyrut, 29 Sunset, Cahide gibi İstanbul restoranları olmamasına, Kordon’un balıkçı ve birahanelerden geçilmemesine, doğru dürüst bir bar ya da gece kulübü, Şamdan, Sess gibi bu arada Envelo’yu ve otel barlarını, gece kulüplerini, her zaman ayrı tutuyorum; gidilecek yerlerin çok kısıtlı bulunmasına rağmen yine de İzmir’de gece yaşamı hareketli ve dolu dolu geçiyor.

Bunda tiyatroların ve konserlerin önemi büyük. Nisan ayında İzmir daha da coşacak. Ama bu arada Mart’ın son gününde yani bu akşam Serdar Ortaç, Kaya İzmir’de ortalığı yıkacak. İzmir’e konsere en sık gelen isimlerin başında olan Serdar Ortaç, Tansaş Arena konserinde 10 bin kişiye kendini alkışlatmıştı. Bu kez de öyle olacağına eminim. Yine Ege’nin renklerinden Aegean Band ise, aynı gece AKM’de... Sahne ve müzik dünyasının son fenomeni, Halil Sezai de İzmir’in tartışılmaz en büyük eğlence merkezi Tansaş Arena’da...Özellikle gençlerin favori eğlence yerlerinden biri olan Ooze Veneu’de ise 6 Nisan’da popun zirvedeki isimlerinden, Hande Yener ve Yeni Türkü aynı gece Bioss’ta sahne alacak. Yine özel yaşamı ve müzik kariyeri ile her zaman kendinden
söz ettirmesini bilen popun zirvedeki bir başka ismi Demet Akalın ise 13 Nisan’da Oouze Veneu’de sahne alacak...

Ekran yıldızları tiyatro sahnelerinde

Müziğin yanı sıra İzmirliler tiyatroya da doyacaklar. Ekranlardan tanıdığımız, reyting rekorları kıran dizilerde rol almış oyuncular bu kez tiyatroları ile İzmir’de. Dün (30 Mart) İzmir Atatürk Kültür Merkezi’nde sahne alan fakat önümüzdeki günlerde yeniden gelecek olan, ‘Kanlı Nigar’ bunlardan biri. Başrol oyuncusu sevgili arkadaşım Perihan Savaş, Sümer Tilmaç, Soner Arıca, 1 Nisan’da İstanbul Profilo sahnesinde oyunları olduğu için uzatamamışlar. 4 Nisan’da yine özellikle komedi dizilerinden ve sinemadan çok iyi tanıdığımız, Cengiz Küçükayvaz’ın tiyatrosu ‘Bu Para Başka Para’ ile Bostanlı Opera ve Tiyatro Sahnesinde. Benim severek izlediğim ATV’deki ‘Son’ dizisinin komiser Ali’si, Erkan Can, ödüllere doymayan tiyatro oyunu ‘Alevli Günler’ ile 7 Nisan’da Karşıyaka Opera ve Tiyatro Salonu’nda. 8 Nisan’da ise AKM Narlıdere Gürdal Tosun sahnesinde. ‘Alevli Günler’de yine bir ekran starı Cem Dav-
ran başrol oyuncularından biri. Tiyatro dünyasının zirvedeki bir başka ismi Ferhan Şensoy ise tek kişilik oyunu ‘Ferhangi Şeyler’ ile Karşıyaka Opera ve Tiyatro Sahnesi’nde 10 Nisan’da... Kardeşi Bora Severcan ile yeni bir tiyatro kuran, ‘Çocuklar Duymasın’ dizisinin Zero erkeği İzmirli Volkan Severcan’ da ‘Canlı Yayın’ adlı oyunuyla, 14 Nisan’da Sabancı Kültür Merkezi’nde. Oyunda, dizilerden çok iyi tanıdığımız, Melda Gür, Aydan Burhan, Yeliz Şar ve duayen oyuncu Ayşen Gruda gibi ünlü isimler var...

Bir dakika

Deniz Mevlana’ya sığındı

Hafta arası Deniz (Akkaya) aradı. Konya’ya gitmiş. İzmirli bir gurup ile tanışmış. Hemen aklına ben gelmişim. Konya’da nefes terapisi yapmışlar. Konya’yı ve Mevlana’nın türbesini gezmişler. Deniz, “Şenay Ablacığım türbede huzur buldum. Kendime geldim. İçimdeki güzellikleri, sevinci, beyazlığı anlatamam” dedi. Aslında onun söylediklerini ben de yaşadım. Bir Umre, bir de Mevlana ziyaretlerim sırasında. Neyse daha sonra ben Deniz’i aradım. O konuşma sırasında İzmir’e geleceğini söylemiş ama tarih vermemişti. Kendi programımı ayarlama açısından, konuşalım istedim. TV çekimlerindeymiş. Basın Danışmanı Özgür Aras baktı telefonuna. Beyaz TV’ye başlamış. ‘Deniz Akkaya ile İşte Neşe İşte Sağlık’ adında bir sağlık programını sunuyormuş. Sevindim. Kimler şu ekranlarda neler yapmıyor ki? Üstelik Deniz’in başarılı bir ekran geçmişi de var.

Yazının Devamını Oku

Ertan Kayıtken’den halka açık defile

İzmir Fashion Days, İzmir Hilton’da 28-29 Mart 2012 tarihlerinde İzmirlileri şova doyuracak.

Tekstil ve moda sektörünün gelişimine katkıda bulunmak amacıyla, düzenlenen etkinlikte; tasarımcılar, sektörde faaliyet gösteren firmalar, yan sanayi, üniversite ve enstitüler bir araya geliyor. Dört yıldır ve yılda iki kez, Rönesans Ajans tarafından düzenlenen, İzmir Fashion Days’in asıl amacı ise, İzmir’i modanın yeni bir başkenti yapmak... İki gün sürecek, ulusal ve uluslararası katılım ile gerçekleştirilecek, İzmir Fashion Days aracılığıyla, moda severler çok sayıda tasarımcı ve ürününü bir arada tanıma fırsatını yakalayacaklar. Bu arada, İzmir’in gurur duyduğu modacılarından sevgili dostum Ertan da bu etkinlikte tabiri caiz ise, elini yine taşın altına sokanlardan. Ertan, gerçekleştirilecek diğer etkinlikler ile de İzmirlilerin, farklı sanat dallarını izleme olanağına da kavuşacaklarını söylüyor...

Ünlü mankenler podyumda

Elif Ece Uzun, Senem Kuyucuoğlu’nun yanı sıra, İzmirli mankenlerin de yer alacağı, Kuaförler Odası’nın saç ve Terziler Odası’nın özel şovlarının yanı sıra, finalde bir de Ertan Kayıtken defilesi gerçekleşecek. 29 Mart Perşembe saat 21.00’de gerçekleşecek defile halka açık olacak... Ertan’ın daha önce, 50 kişilik özel VIP Grup için, Swissotel Büyük Efes ve Hilton’da verdiği defilelerin, karması olacak... Bence izlenmeli, kaçırılmamalı. Hatta izleyecek olanlar, bana göre daha şanslı. Çünkü, iki özel gösterim, daha zengin şekilde yer alacak...Yine İzmir doğumlu, moda tasarımcısı Dilek Göktaş’ın da 28 Mart saat 21.00’de bir gösterimi olacak.

Afiyet Olsun

Peximet’e yeni kardeş

Sevgİlİ Neslihan, bize, yani bana, ailem ile çevreme Alsancak Peximet’i ve lezzetlerini sevdirdi. Fiyatları ehven. Lezzet süper olunca çok sık gider olduk. Bu arada, annem Yalı’da oturduğu için ona Alsancak’a gelmek biraz zor oluyordu. Cuma günü Neslihan, “Şenay Hanım, Agora, Alsancak ve Sevgi Yolu Peximet’ ten sonra, Göztepe Kulübü’nün içinde de açtık. Ama ben, size seyahatlerinizden dolayı fazla denk gelmediğim için söyleyemedim” dedi. İzmir’de harikalar yaratan Jo Kohen ve başarılı bir patron Mustafa Berberoğlu yine birlikte açmışlar. Yani Peximet’e yeni bir kardeş daha gelmiş. Bu arada Neslihan, alışkanlık yapan Peximet lezzetleri yanında yeni ürünlerden de söz etti. Kağıtta tavuk, ev usulü anne tavuğu, Arabiata spagetti, kestaneli pasta olmak üzere. Pastayı tattım. Enfes... Yine, benim için neredeyse, beş yıldızlı otel kahvaltısı kadar zengin olan, Peximet kahvaltıları da özellikle Göztepe’de, deniz manzarasına karşı, harika oluyormuş. Benim yazımla birlikte haberi olacaklara;  TEL: (0232) 247 34 34

Bir dakika!

İşte Ekselans işte Sakız

Yazının Devamını Oku

Cerrahi müdahale olmadan göz altı torbalarından kurtulun

DOKTOR Tayfur Yağcı, iyi bir arkadaşım olmasının yanı sıra, hekimliğine de güvendiğim bir isim.

Estetik ve güzellik konusunda danışmanım gibidir. Yıllardır spor yaptığımdan ve de doğru beslendiğimden, yalnızca yüzümle ilgili zamanın haince yarattığı çizgileri yok etmek için tabii ki, tıbbın mucizeleriyle ilgilenirim. On yıldır İstanbul’da Dr. Mustafa Karataş’a, mezolift yaptırıyorum. Süper de memnunum. Fakat bir yandan Mustafa’nın yurt dışı seminerleri, öte yandan benim tembelliğim ve İstanbul’daki şiddetli kış, seyahatlerim nedeniyle iki aydır buluşamadık. Sonunda da Dr. Tayfur’un kapısını çaldım. Sohbet ederken bir hanımefendi de bize dahil oldu. Kendisinin ve eşinin, benim köşeyi okuyarak Tayfur’a geldiklerini, bu arada da göz altı torbalarından ameliyatsız nasıl kurtulduklarını anlattı. Böylelikle bana da sizlere ileteceğim bir haber çıktı. Bir taşla iki kuş yani...

Başarı oranı çok yüksek

Tayfur, “Göz altı torbaları ve kaba kırışıklıklar, kadın-erkek çoğu kişinin sorunudur. Yakın zamana kadar maalesef, cerrahi yöntemlerin dışında tedavisi de yoktu.Fakat şimdi bu mümkün” diyerek başladı anlatmaya;
“Göz altı torbalarının tedavisinde İtalya’da geliştirilip, uygulanmaya başlanan bir ilacı, bir yıldan beri kliniğimde uyguluyorum. Sonuçları konusunda artık eminim. Bu ilaç, göz altı torbalarının tedavisinde, kişiden kişiye değişen %60 ile %80 oranında, torbalanmayı azaltıp, tedavi edebiliyor. Yeni geliştirilen, canlandırıcı bir kokteyl olan ilacın içeriğinde, Ruscus (çoban püskülü), yaban mersini, biberiye, hekzapeptid, vitamin C ve antioksidanlar var. Bu ilaç, perioküler (göz çevresi) mikro dolaşımı ve elastikiyeti artırıyor. Ruscus (çoban püskülü), toplar damarlarda, çok etkili, güçlü tonik ve drenaj etkisi var. Yaban mersini; antioksidan asit içeriyor. Dolayısıyla bu bitki dokuları daha elastik hale getiriyor. Vücudu yıpratıcı enzimlerin kollajene zarar vermesini önleyip, doku esnekliğini koruyor. Biberiye ise, doğanın hediyesi olan tonik özelliğiyle ödemi azaltıp, deriyi içten temizliyor. Hekzapeptid’e gelince; 6 aminoasitten oluşan bir madde olarak direkt deriye nüfuz eder ve yüzdeki kasları etkiler. Kırışıklıkları gerer, bağdoku hücrelerinin kısalma, kasılma özelliklerini engeller. Kollajen üzerindeki baskıyı azaltıp, kırışıksız bir ifade sağlar.”
Tayfur, ilacın cilt içine bir hafta aralıklarla dört kez enjekte edildikten sonra, ikişer ay ara ile 2 uygulama daha yapılarak, beş aylık bir sürede 6 uygulama ile tam etkisini gösterdiğini iddia ediyor. Bilginize...

Mezolift yöntemi ile cilt yenileme

Hazır gelmişken, mezolift yöntemi ile de yüzün, anti-aging bakımı konusunda da sizi bilgilendireyim istedim. Dr. Tayfur Yağcı, “Şenaycığım, hiçbir insan kötü bir deri ile doğmaz. Bebeklerin cildi gergin, yumuşak, pürüzsüzdür. Ayrıca deri, sürekli kendisini maksimum seviyede yeniler” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü;

Yazının Devamını Oku

Level 9’da Osmanlı Kültürü

Malumunuz son zamanlarda ekranlarda ve sinemalarda, bir Osmanlı kültürü, tarihi, yaşamı, entrikaları, savaşları, aşkları, yemekleri, kısacası bir Osmanlı İmparatorluğu fırtınası, hüküm sürüyor.

Önce reyting rekorları kıran ve Star ekranlarına transfer olan, ‘Muhteşem Yüzyıl’... Ardından yine son yılların en büyük gişe hasılatı yapan Türk Filmi, 1453 Fetih ve TRT ekranlarında, pazartesi akşamı başlayan, Türkan Sultan’ın ( Şoray), başrolde olduğu, Hatice Sultan’ı canlandırdığı, ‘Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam’... İşte Hilton’un zeki ve Osmanlı tarihi, Türk hayranı müdürü sevgili Todori Kalamaris ile Operasyon-Yiyecek-İçecek Müdürü Sevil Görgülü de bu modaya uyarak ‘Osmanlı Mutfağı’nı Hilton’a taşıdılar...
Kalamaris, “Kültür Festivalleri etkinlikleriyle, dünyanın farklı bölgelerinden, farklı toplumların, zengin, büyüleyici ve özgün kültürlerini, konukları ile bir araya getiren Hilton İzmir, hizmet verdiği toprakların en görkemli ve ihtişamlı son imparatorluğu Osmanlı’nın, tüm zenginliklerini Level 9 Restaurant’a taşıyor. Düzenlediği (Osmanlı Festivali) ile konuklarının beğenisine sunuyor. 23 – 24 Mart 2012 tarihlerinde, gerçekleşecek organizasyon, 3 kıtayı birden çevreleyen, doğu ve batı kültürlerinin sentezi ve merkezi olarak bilinen, Osmanlı Kültürü’nün, tüm lezzetleri, keyifli müzikleri ve zenginlikleri ile Hilton konuklarını bekliyor” dedi.

Lezzetli yemekler ve eğlence

600 yıl boyunca, yaşam tarzı, müziği, mutfağı, el sanatları, ticareti ve kıyafetleri ile kültür öncülüğü yapmış, sahip olduğu toprakların, kültürlerini harmanlamış, Osmanlı İmparatorluğu farkıyla her zaman İzmir’de ayrı bir yeri olan Hilton Oteli’nin kalitesiyle birleşiyor. İzmir Hilton Oteli’nin başaşçısı, mutfak şefi Ahmet Yıldız ve ekibi, Osmanlı Mutfağı’nın, en özel lezzetlerini bir araya getirmiş. Saray usulü dana mahmudiyeden, padişah usulü tavuk yahnisine, dilber dudağından, hünkar salatasına... Birbirinden lezzetli yemeklerin, tatlıların yanı sıra, Osmanlı temasına uygun, canlı müzik grubu, dansçılar da geceye ayrı bir renk katacaklar. Organizasyona özel hazırlanacak dekorasyon ve kıyafetler ile konuklar, kendilerini keyifli Osmanlı eğlence hayatının içinde bulacaklar. Eşsiz bir kültürün sunulacağı, Hilton İzmir’in Osmanlı Gecesi’nin, özel fiyatı 95 lira... İlgilenenler için
Telefon: 0.232.4976060


Biraz da Magazin

Yazının Devamını Oku

Tansaş Arena büyüyor, yeni markalar kapıda

Bana göre İzmir’in gururu. Tansaş Arena. Türkiye’nin belki de en büyük, kültür, sanat ve etkinlik merkezi. Pırıl pırıl üç genç iş adamının, eseri burası.

Fatih, Atilla Alkan ve Levent Piriştina. Bugüne değin, 250 bin kişiyi eğlendirmişler. Türkiye’nin en büyük starları konserler vermiş. Vermeye de devam edecek. Ege Bölgesi’nin en büyük eğlence mekanı. Başka örneği ya da eşi yok. Dev organizasyonlara imza atan, İzmir elitlerinin pek çoğunun, nişan, düğün, tanıtım, çeşitli etkinliklerini de gerçekleştirdiği, yüzlerce insana, ekmek kapısı olan bir yer... Arena’nın en yetkili ismi Fatih Alkan’ı, bu kez getirdim huzurlarınıza. Mega Life’ın haber müdürü, sıkıştığım her noktada bana yardımcı olan pek çok haberimin, röportajımın fotoğrafını çeken, sevgili Volkan Baş’a da bu arada teşekkürler. Çünkü, katkısı büyük...Şimdi buyurun efendim... 

ŞD- Farklı bir sektörde hizmet verirken, bir iş adamı olarak, hayli de başarıya sahipken, eğlence sektörüne niye girdin?FA- Arena, İzmir’deki bir boşluğu doldurmak üzere kuruldu. Bu sektörle ilgili, İstanbul standardında uluslararası bir tesis olmadığı için aynı zamanda İzmirli’nin de hem sosyal hem kültürel hem de yapı olarak böyle bir eğlence anlayışına ihtiyacı olduğu bildiğimiz için, İzmir’e Arena’yı kurduk. 305 metre deniz cephesi olan, denizin kenarında böyle bir tesis yok gibi... Ayrıca, lokasyon olarak da çok başarılı. Karşıyaka’ya, Bornova’ya, Güzelyalı’ya, Alsancak’a, Konak’a ulaşımı çok kolay. Metro bağlantısı var.

ŞD- İstanbul’dan biliyorum. Konser yapmak öyle kolay iş değil. Özellikle de güvenlik açısından. Nasıl sağlıyorsun bu güvenliği?FA- Profesyonel bir güvenlik firmasıyla çalışıyoruz. Bazı konserlerde, 10–15 bin kişi karşılanıyor. Özellikle İzmir Emniyeti’nin ve Bayraklı Belediyesi’nin, bize verdiği yüksek desteği asla inkar edemeyiz. O nedenle, sırası gelmişken, teşekkür etmek isterim. Ama bizim ekibimiz de çok güçlü. Burada büyük bir kavga olmaz. Kimsenin burnu bugüne kadar kanamadı, kanamaz da.

ŞD- Yalnızca konserler değil tabii. Toplantılar, davetler, düğün gibi hizmetler de var. Kapalı, kışlık alan kaç kişiyi alıyor?FA- 2500 kişi. Burası İzmir’in de büyük ihtiyacını giderdi. Özellikle geniş bir çevreye sahip ailelerin, nişan, düğün törenleri, firma toplantıları için Arena, doğru adres oldu. Ayrıca, otopark sorunu yok. Catering hizmeti de veriyoruz.

Yazının Devamını Oku

Olay yaratan film Closer’in olay yaratan oyunu İzmir’de

Kanal D’nin reyting rekorları kıran dizisi ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’nin bahtsız Mesude’si, Nilperi Şahinkaya ile ekranların en yakışıklı ve en başarılı oyucularından Murat Han’ın birlikte rol aldıkları, olaylı tiyatro oyunu 16 Mart’ta İzmir’de...

Sabancı Kültür Sarayı’nda başlıyor. Üç gün sürecek oyunun, striptiz sahneleri çok konuşulmuştu. Nilperi Şahinkaya’nın bu cesaret verici sahneleri, günlerce yazılı ve görsel basında yer almıştı... Genel Sanat Yönetmenliğini Gencay Gürün’ün yaptığı, Tiyatro İstanbul’un çok ses getiren oyunu (Closer) “Yaklaştıkça”, İzmirli, tiyatroseverler tarafından da merakla bekleniyordu. Samimi söylüyorum, çevremde pek çok arkadaşım bana, İzmir’e oyunun ne zaman geleceğini soruyordu...

Sinemada büyük gişe yaptı

Patrick Marber’in, 1997 yılında yazdığı oyun, 2005 yılında sinemaya aktarılmıştı. Başrollerde; Julia Roberts, Jude Law, Natalie Portman, Clive Owen oynamış ve büyük gişe yapmıştı. “Closer” adıyla sinemaya aktarılan, Tiyatro Istanbul’un, yeni oyunu Yaklaştıkça, yani ‘Closer’, Gencay Gürün tarafından, Türkçeye çevrilmiş. Celal Kadri Kınoğlu’nun yönettiği oyunda; Murat Han, Şencan Güleryüz, Nilperi Şahinkaya ve bu oyun için İngiltere’den gelen, Esin Harvey rol alıyor.
Komedi ve dram iç içe

Oyunun konusuna gelince; Günümüz Londra’sında, birbirine yabancı dört insanın tanışmasıyla tesadüfler arka arkaya gelmeye başlar. Birbirlerine duydukları anlık hislerse, aldatmaları beraberinde getirir. İngiliz bir gazeteci olan Dan, mesleğini çok ciddiye alan ve kariyer yapmak isteyen biridir. Ancak, onun görevi, gazetedeki ölüm ilanlarını yazmaktır. Dan, genç bir striptizci olan, Alice’ten etkilenir. Fakat, fotoğrafçı Anna’yla tanışınca, duygularına ve ihtirasına, hakim olamaz. Oyunda, günümüzdeki hızlı ilişki anlayışı, insanların ilişkilere bakışları, aşk ve sevgi anlayışları, ilişkilerdeki yozlaşma gözler önüne seriliyor. Kimi zaman düşündürüp, kimi zaman ise yüzlerde, tebessüm bırakacak...

Biraz da magazin

Yeliz hayranlarına müjde Unutulmayan En İyiler

Yeliz, müzik ve sahne dünyasında, en sevdiğim, dostluğuna da sonuna kadar güvendiğim, inandığım, birkaç isimden biri. Ayrıca Yeliz’in hayatındaki ilk ve tek alaturka uzun çalar olan, ‘Kristal Kadeh’in de prodüktörü, yapımcısı benim. Şimdi burada anlatıp da vaktinizi almayayım. Uzun hikaye. Müzik yönetmenliğini büyük usta, Selami Şahin’in yaptığı bu long play, çok da satmıştı. Arada sırada Yeliz ve basın danışmanı, Özgür Aras ile kaynatırız. Yeliz’in ailesini de özellikle annesi Sevim teyzeyi de çok severim. Neyse... Geçenlerde yine bir konuşma sırasında, Yeliz, ‘En iyileriyle Yeliz’ adını taşıyan, bir best of albüm çıkardığını söyledi. Vallahi haberim yoktu. Çok sevindim. Yeliz’in 70’li yıllardan, bugüne, popülerliğinden hiçbir şey kaybetmeyen, şarkıları yer alıyor bu albümde. Henüz müzik marketlerine, dağıtımı yapılmamıştı. Belki de sizler bu satırları okuduğunuzda albüm müzik marketlerde yerini almış olacak...

Yazının Devamını Oku

İnsan aklının bir mucizesi; Büyülü doğunun rüya ülkesi

Efendim, daha önce söz etmiştim. Bizim kızçelerle, Nuray, Gülay ve Tülay canlarımla Uzakdoğu’ya gittik. Harika bir seyahat oldu.

Yine Lady Travel ve rehberimiz Baydu Oral farkıyla. Verdiğimiz her kuruş helal olsun. Her şey mükemmeldi. Bize 17 bin liraya mal oldu. 12 taksit. Grup 42 kişiydi. Her karakterde insan. Bunlarla ilgilenmek, uğraşmak sabır gerektirir. O nedenle Baydu’yu bir kez daha kutluyorum. İzmir’den direk Singapur’a uçtuk. THY süper. Business kusursuz. THY’nı da kutluyor ve gurur duyuyorum. Bu pazar şöyle keyifle yaslanın koltuklarınıza, gözlerinizi kapayın, yaşayın bu muhteşem ülkeyi... İnsan aklının ve elinin yarattığı bu ülkede, her şey hesap kitap. Hiçbir şey rastlantı değil. Bu arada destan destan yazıp, sizi sıkmama adına, Thai ve Hong Kong ileride. Şimdilik Singapur ile yetinin. Haydi uçuşa geçtik...

Şehrin simgesi; aslan ve balık

Singapur, Güneydoğu Asya’da küçücük bir ada devleti. Fakat dev ekonomisi, ileri teknoloji merkezi, alışveriş ve kumar cenneti olması, etnik çeşitliliği, zengin mutfağı ile turistler için büyük bir cazibe merkezi. Aynı zamanda kongreler, fuarlar, festivaller şehri. Festivaller içinde en ilginç ve canlı olanı ise, “Çin Yeni Yılı”. Tesadüf biz gittiğimizde bu festival vardı. Singapur’a gitmek için en uygun zaman kasım-şubat arası. Aksi takdirde sıcak çekilmez. Malezya ve Endonezya ile komşu. Yarı aslan, yarı balık olan şehrin simgesinin aslan bölümü Singa Pura-Aslan Şehir’i, balık bölümü Temasek-Deniz Şehri’ni temsil ediyor. Çok uluslu, çok dilli bu ülkede, din konusunda da büyük bir hoşgörü hakim. Şehri gezerken, bir sokağın başında Hint tapınağı, diğerinde cami, biraz ilerisinde bir kilise görebilirsiniz. Ülkede okuma yazma oranı, % 95 civarında. Dil çeşitliliğine karşılık eğitim düzeyi yüksek. Ülkede İngilizce yaygın. Singapur’da 1000 kişiye günlük 360 gazete düşüyor. İleri bir teknolojiye sahip olduğu için Malezya, Endonezya gibi çok geri kalmış ülkelerin, petrol gibi zenginliklerini işleyerek büyük bir gelir elde etmiş. Dünyanın ikinci büyük petrol rafinerisine sahip. Elektronik alanında da Güneydoğu Asya’nın silikon vadisi. Dünyanın en önemli liman kenti. Limana, her üç dakikada bir gemi yanaşıyor.

Sakız çiğnemek yasak

Binaların çoğu devletin yaptırdığı sosyal konutlar. Bunlar 99 yıllığına halka satılıyor. Daha fazla gelir sahipleri ise, özel sektörün yaptırdığı, daha lüks evlerde oturuyorlar. Ülkede geçici süre çalışmaya gelenlerin dışında kirada oturan yok. Singapur çok güvenli ve dünyanın en temiz ülkelerinden biri. Kurallar ülkesi. Başta sakız çiğnemek olmak üzere, trafik kurallarına uymamak, çevreyi kirletmek, kapalı yerlerde sigara içmek, hız limitini aşmak, yaya geçitleri dışında karşıdan karşıya geçmek para cezası ile cezalandırılıyor. Uyuşturucu kullanan direk idam ediliyor. O nedenle aman dikkat.

Yemek bir şölen

Dünya mutfağının tüm örnekleri var. Yemek bir şölen. Batı mutfağından; Japonya, Kore, Tayland, Vietnam, Endonezya, Nepal, Çin, Hindistan, Malezya ve Peranaken mutfağının lezzetlerini, deneyebilirsiniz... Orchard Road’un üzerinde, kocaman Takashimaya, Ion Orchard gibi, ultra alışveriş merkezleri var. En güzel tarafı da bunların alt katında, food court’lar, dev yemek salonları, herkesin damak zevkine ve kesesine uygun. Benim tam hoşlandığım ve severek yediğim tatlar hepsi. Döndüğümde üç kilo almışım. Karidesli omletler, deniz mahsüllü çorbalar, satay şişler, acılı yengeçler, noddle’lar, karides, vs. Ne isterseniz.Her biri kendi başına çok doyurucu. Bunun yanında, Singapur Nehri’nin, Marina Körfezi’ne döküldüğü yer, şehrin en canlı bölümü. Nehrin her iki kıyısı, basit ve zarif köprülerle birbirine bağlanıyor. Clark Quay, iki yakası yan yana, şık restoranlardan oluşan kanal üzerinde bir bölge. Geçmişin ticaret, günümüzün ise eğlence merkezi. Mado’nun bile bir standı var burada. Jumbo, deniz ürünleri yiyebileceğiniz, harika bir restoran. Nehir ve çevresinin manzarası özellikle gece ışıkları altında muhteşem bir yer. Kız kardeşim Tülay’ın doğum gününü burada kutladık. Yine rehberimiz Baydu yaptı jestini... Nehrin kıyısında muhteşem masamız hazırdı. Yemekler olağan üstü. Harika bir yer. Rezervasyon kesin şart. Pahalı. Ama şiddetle öneririm.

Biraz da alışveriş

Yazının Devamını Oku

Senaristliğe, yogaya, fotoğrafçılığa meraklı olanlar; TAKSAV İzmir atölyeleri ve eğitmenler sizlerle

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf’ın (TAKSAV), yaptığı işleri çok beğeniyorum. Bilmem biliyor musunuz?

İzmir TAKSAV, henüz yeni... 11 Ocak 2012’de açıldı. Ama kısa sürede de hayli yol aldı. Başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan ve bu uğurda çaba göstermek isteyen herkese kapıları açık. Ben de elimden geldiğince destek vermeye çalışıyorum. Şimdilerde TAKSAV İzmir Şubesi’nde, senaristliğe, yogaya, fotoğrafçılığa, karikatüre, kukla yapımına, bağlama ve ritm çalmaya meraklılar için, 7’den 70’e kurslar açıldı. Üstelik deneyimli eğitmenler tarafından. Ben yıllardır ritm çalmaya meraklıyım. Evimde bir tumba da var. Vallahi ilk fırsatta, kaydımı yaptıracağım. Karikatür Atölyesi Mustafa Yıldız’a teslim. Kendisi biliyorsunuz, Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilcisi, İzmir Karikatür Müzesi kurucularından. Çocukların da katılabileceği kurslar, 3 ay... Bedeli ise aylık 60 TL.
Ritm, saz ve diğerleri

Senaryo Yazarlığı Atölyesi, haftada 3 saat... İlk kur 3 ay, senaryosunu çekmek isteyenler için ise 4 ay. Atölye bedeli aylık 70 TL. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim görevlisi olan Nezaket Hoca ise fotoğrafçılık eğitimi veriyor. İlk kur 3 ay ve bedeli 125 TL aylık. Derslerin hemen tamamına çocuklar da katılabilir. Melek Özderici’nin eğitmenliğini yaptığı Kukla Bebek Atölyesi’nde katılımcılar öncelikle kukla yapımı, ardından oynatım ve seslendirme eğitimi alıyor. Aylık bedeli ise 80 TL. Çekirdekten alaylı olan, yıllarca TRT’de çalışmış, ritim hocası Mustafa Hoca, darbuka, tef, bendir çalmayı öğretiyor. Atölye bedeli aylık 70 TL. Yoga eğitimi de Hindistan’daki Swami Vivekananda, (Yoga Bilimleri) Üniversitesi’nde yetişmiş, Köklen Yıldırım
tarafından veriliyor. Bedeli ise aylık 70 TL İlgilenen-
ler için;
TEL: (0.232) 446.88.60 taksavizmir@gmail.com

Nihayet İzmir’de

Sevgili Cem Özer ve Paşhan Yılmazel’in başrollerini paylaştıkları, Erdem Sakalıbüyük, Lale Başar ve Sevda Dalgıç’ın da rol aldığı, olaylı tiyatro oyunu ‘Oğluma Bi haller Oldu’ İzmir’de. Yarın saat 16.00’da, Atatürk Kültür Merkezi’nde... Vallahi kaçmaz. Cem’in oyunculuğunu, çok beğenirim. Zaten, Sadri Alışık Tiyatrosu’nda sergilenen oyun, İstanbul’da kapalı gişe oynuyor. Oyunun konusuna gelince; Karısıyla kavga ettikten sonra, evini terk edip, okutmak için, bir başka şehre gönderdiği oğlunun, bir eşcinsel olduğunu öğrenen babanın, şaşkınlığı eğlenceli ve komik olaylarla anlatılıyor.

Yazının Devamını Oku

Amerika’dan sonra Türkiye’yi etkiledi kadınların son gözdesi Zumba Fitness

Geçtiğimiz nisan ayında New York’ta biliyorsunuz hayli uzun kaldım. İşte, o sırada bir televizyon programında tanıştım Zumba Fitness ile...

Döndüğümde de araştırdım. İstanbul’da Bahçeşehir’de, yıllarca Amerika’da yaşayan bir fitness eğitmeni tarafından tanıtılmaya çalışıldığını öğrendim. Fakat, pilates ve power jump yaptığım için pek fazla ilgilenmedim. Ama hafta içi aldığım bir mail, yeniden Zumba Fitness merakımı tabiri caiz ise kabarttı. Çünkü, özellikle kadınların, Zumba dansı ile bir veya 1.5 ayda hatırı sayılır kilolar verdiğini, biliyordum. Nursen Akat adlı bir hanımefendinin maili, artık Zumba’nın Türkiye’de ve İzmir’de de belli gruplar arasında, çok moda olduğunu kanıtıydı...

Her yaşta yapılabilir

Nursen Akat, İstanbul’da P&G, JTİ Tobacco’da satış müdürü olarak çalışmış. Fakat eşinin işinden dolayı da İzmir’e gelip, yerleşmişler. 47 yaşında. 
Geldiği günden itibaren İzmir’de ne yapabileceğini düşünen Akat, 9 ve 12 yaşındaki oğullarının da artık kendisine fazla ihtiyaçları olmadığını hissedince New York’ta, Zumba Fitness eğitmeni olan kız kardeşinden yardım istemiş. Yılmamış, derslere katılıp New York ve Hollanda’dan, Zumba eğitmeni olarak sertifikasını almış. Ekim ayından itibaren de Nursen Akat, Zumba’yı, Güzelbahçe’de yüzlerce kadına öğretmeye başlamış. Akat, “Sosyal aktivite projesinde, spor yapmayı sevmeyen, evinden çıkmayan kadınları salona çektim. Şimdi Güzelbahçe’de 20 yaşından 70 yaşına kadar öğrencim var” diyor. Amerika’yı ve İstanbul’u sallayan Zumba’nın daha geniş kitlelere yayılması halinde de pek çok kadına iş olanağı doğacağını söylüyor.

Biraz da magazin
Bengü’nün özlemi kara takıldı

Son jenerasyonun en iyi seslerinden biri de, bana göre Bengü. Albümünü keyifle dinliyorum. Tabiri caiz ise bir de kimsenin etlisine, sütlüsüne karışmıyor. Sansasyondan, dedikodulardan uzak bir hayat yaşıyor. Yalnızca da işi ile ilgileniyor. Bengü’nün, özellikle de son albümünde yer alan, ‘Kalbi Olan Ağlıyor’ şarkısı, çok güzel.  ‘Sevgililer Günü’nde, bu şarkıya çektiği klip de öyle. Hafta arası, Moskova’da bir düğünde, sahne almış ve izleyenleri de büyülemiş. İzmirli olan Bengü’nün en büyük aşkı ve hassasiyeti ise, ailesi ve İzmir. İşi olmadığı an soluğu İzmir’de alıyor. Ama son üç haftadır, çok arzu ettiği halde, bir türlü İzmir’e gelememiş. Kötü hava ve kara yenik düşmüş. Fakat bu hafta sonu kesin İzmir’de olmaya kararlı. Ailesinin yazlığında, şöyle bir üç gün dinlenecek. Uçak olmazsa, tren ya da özel arabası ile yollara düşecekmiş... 

Afiyet olsun

Yazının Devamını Oku

Patron olmak için 20 yıl bekledi Hayaline varını, yoğunu yatırdı...

Kendisini iki yıl önce, İzmir’in hayli popüler olan restoranlarından Lavanta’nın müdürü olarak tanıdım.

Nedense hayli popüler olan bu restoran, daha sonra kapandı. Mami lakabı ile anılan, Muharrem Duran’ın da izini kaybettim. Aralık ayında beni arayarak, yeni bir yer açacağını ve artık işinin patronu olduğunu söyledi. Yine aynı Lavanta gibi, bir zamanlar hayli popüler olan, fakat son yıllarda, tabiri caiz ise sinek avlayan, Küçük Kulüp Alliance’ın işletmesini almış Mami. Baş aşçılık yapan yakın arkadaşı Fikret Yavuz ile... Kendinin, eşinin elinde, avucunda ne varsa buraya yatırmış. Yani geleceğini koymuş, Alliance’a... Birlikte çalıştığı ekip arkadaşlarını da toplamış yanına. Bu zaman da 15 kişiye de iş vermiş. İki kez gittim. İkisinde de tıklım tıklımdı. Mami başarmış kısacası.  

Yıllardır bugünü bekledi

Son gittiğimde, hafta arası olduğundan dertleştik. Bana “Şenay Abla tam 20 yıl ömrüm bu işte geçti” diyerek, başladı anlatmaya;
“Anadolu Üniversitesi Turizm ve Otelcilik mezunuyum. 20 yıl önce Çeşmealtı Karasakal Restoran’da başladım. Antalya’da ve Kuşadası’nda Kervansaray Otel ile bar, X Kulüp, Alize Restoranda çalıştım. 2001 yılında İzmir’e döndüm ve Mask, Fly’ın de çalıştım. Kordon’da Ayşen Ertenü’ün açtığı İtalyan Restoranı’nda, 1.5 yıl çalıştıktan sonra tekrar Çeşme Alaçatı’da Tuna Tango ve Joy Beach Clup’ın içindeki, Mirror Restoran’ın şefliğini yaptım. Yaz bitiminde, Selim Kaptan’ın sahibi olduğu Winstown ve devamında Solemare’de çalıştım. 2004 yılında ne tesadüf, Mustafa Başçı’nın açmış olduğu Alliance Restoran’ın 4 yıl müdürlüğünü yaptım. Daha sonraları Pastarito İzmir şubesinin, Çeşme Yaya’nın ve sizinle tanışmama vesile olan Lavanta’nın müdürlüklerini yaptım. Ama en büyük hayalim, kendi iş yerimi açmaktı. Yıllardır da bugünü bekledim. Allah’a şükürler olsun. Fakat yalnız kendimin değil, eşimin de varını yoğunu buraya yatırdım. Allah mahçup etmesin.”

Her cuma müzik

Alliance bayağı yenilenmiş. Çok da şık olmuş. Servis harika. Hele bir Gülçin var ki, dünya şekeri. Müthiş bir enerjisi var. Öğle yemeklerinde, mönüde, kendi yaptıkları taze makarnalar, odun fırınında pizza, Alliance kebap, Alliance salata, kasap köftesi, en çok tercih edilen çeşitler. Akşam mönüsünde ise, lezzetli başlangıçları mutlaka tadın. Ana yemeklerde ise, benim önerim; Uzun süre odun fırınında pişen dana kaburga, Cafe de Paris soslu, dinlendirilmiş dana antrikot, trüf mantar soslu dil balığı. Tatlılarda da taze mandalina köpüklü ayva tatlısı, kadayıfa sarılı cevizli ve kaymaklı dondurmalı balkabağı tatlısı, klasik çikolata sufle. Akşamüstü şömine karşısında bar keyfi yapmak isteyenler için de Alliance Restoran, iyi bir seçenek. Ayrıca her cuma da canlı müzik var. Keyifli, şık bir yemeğin adresi bence Alliance.
Telefon: (0232) 421.39.70


Yazının Devamını Oku

Atatürk Çocukları Kütüphaneleri’nden bir ilk 75 öğrenci 16-17 Mart’ta Ata’nın huzurunda

Benim köşemin daimi okurları Mesut Tim adını iyi bilirler. Öncelikle benim mahallemin çocuğu. Annesi Firdevs teyze, üstelik de uzaktan akrabamız olur.

Yıllar sonra Mesut’u bir kitabımın imza gününde yeniden tanıdım. 35 yıl aradan sonra Mesut, muhteşem bir projenin mimarı olarak çıktı karşıma... 12 Eylül 2006 yılında, bir avuç gönüllü ile kurduğu ‘Köy Çocukları Kütüphaneleri Oluşturma, Kültür-Sanat ve Dayanışma Derneği’ ile ‘Atatürk Çocukları Kütüphanesi’ adı altında, köy kütüphaneleri açıyor. Mesut’a elimden geldiğince o zamanlar reyting rekorları kıran TV programım ‘Dobra Dobra’da yardımcı oldum. İzmir’e yerleşince de yolumuz yine kesişti. Çarşamba günü Mesut, ‘Benisa’ kitaplarının yazarı, Köy Enstitülerinin son mezunlarından, emekli öğretmen Huriye Saraç ile yollara düştük. Kütüphane ihtiyacı olan birkaç köy ziyaret ettik. Önümüzdeki günlerde size sürprizlerim olabilir...

En fazla kitap okuyan kazanacak

Arabada Mesut, kitap okuyan çocukları ödüllendirmek ve kitap okumaya teşvik için 75 öğrenciyi Anıtkabir’e götüreceklerini, ATAMIZIN huzuruna çıkaracaklarını söyledi. “Kütüphane açtığımız 17 köyden en fazla kitap okuyan 75 öğrenciyi, 16-17 Mart 2012 günleri Ankara’ya götüreceğiz” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü; “Gezide Anıtkabir, Kurtuluş Müzesi ve Gençlik Parkı da gezilecek. Ayrıca öğlen yemeklerimizi, Meclis’te  yiyeceğiz. Kitap okuyarak, yeni dünyaları tanıyan çocuklarımızın, görsel olarak da böyle bir gezi ile eğitim ve öğretimlerine katkıda bulunacağımızı düşünüyoruz. Eminim bu çocuklar gördüklerini, yaşadıklarını ömür boyu unutamayacaklar ve buralarda öğrendiklerini çoğaltacaklar.” Fakat bu arada 75 çocuktan 50’sinin bu geziye katılabilmesi için sponsor desteğine ihtiyaç var. Öğrenci başına 100 TL. Haydi sevgili İzmirliler, arkadaşlar, dostlar, beni mahcup etmeyin. Makbuz karşılığında bu çocukları sevindirin.
İrtibat Tel: (0533) 030 91 00 Mesut TİM

Afiyet Olsun
Ümitköy Balıkçı Meyhanesi’nde süper fasıl ve yemek keyfi kaçmaz

Ümitköy Balıkçısı, diğer adı ile Ümitköy Balıkçı Meyhanesi, sıcacık, çok şirin bir mekan. Sevgili Volkan Sak ve nişanlısı Berrin’i davet ettim. Birlikte gittik. İkisini de çok severim. Çalışkan ve başarılı çocuklar. Buranın işletmecisi de çocukluk arkadaşım, İzmir’in saygın ailelerinden birinin oğlu. Kağan Oğuzbeyoğlu. Taze balıkları ve her gün yapılan 20 çeşit meze ve enfes ara sıcakları ile hizmet veriyor. Öğlenleri 18-20-22 TL’lik, 3 ayrı çeşit set menü, 12.00-15.00 arası İzmirlilerin hizmetinde. Gruplara ve şirketlere, toplu akşam yemekleri ve toplantıları için ise, fiyat kişi başı 45 ile 85 TL. Yani fiyat politikası harika. Üstelik de servis, sunum, lezzet on numara. Cuma ve cumartesi geceleri, canlı müzik var. Grup Nefes ve Bağda sahne alıyor. Önce fasıl, ardından güncel ve nostaljik müzik yapılıyor.Azeri ve Yunan ezgileri de var. İsteyen alakart, isteyen fix mönü. Kişi başı 70 TL. Diğer fahiş fiyat getiren balık lokantalarına göre, vallahi değer. Hafta sonları için, mutlaka rezervasyon yapın.

Yazının Devamını Oku

Turizmin devleri arasında artık o da var

Son günlerde, özellikle Hürriyet okuyucularının, sanırım dikkatini çekmiştir. Bir turizm şirketi, sayfalar dolusu ilanlar veriyor.

Erken rezervasyon için. Tüm Avrupa ve Uzakdoğu’yu kapsayan ve nisan ayından sonra gerçekleşecek olan bu tur programlarında, daha şimdiden yer yok. Çünkü, öylesine güvenilir, öylesine başarılı bir kurum ki, iki yıldır, bende onlarla seyahat ediyorum. Başta patroniçe Nurgün Üçler, çalışanları arasında olan Özlem, Pelin, gittiğim turlarda muhteşem bir rehber olan Baydu Oral ile bana göre yalnızca İzmir’in değil, Türkiye’nin de sayılı turizm firmaları arasında Lady Travel. Ha unutmadan yazayım. Ben ve kardeşlerim, Lady Travel’a, yaptığımız seyahatler karşılığında, neredeyse yerli bir araba markası kadar para ödedik. O nedenle gönlüm, bu yazıyı ve de bu tür yazıları yazarken çooook rahat. Buyurun..

ŞD- Biraz kendinizden söz eder misiniz? Hürriyet okurları sizi tanısın.NÜ- Ben Tire’de doğdum. Ama çocukluğum, babamın görevi nedeniyle, başka yerlerde geçti. Lise yıllarında, tekrar Tire’ye döndüm. Liseyi orada okudum. Üniversite yıllarında ayrıldım. Hukuk Fakültesinde okuduğum yıllarda banka sınavına girmiştim. Kazanınca, bankada çalışmaya başladım. Başarılı bir avukat olabilirdim, ama bankada çalışmak, ekonomik kaygılarla ön plana çıktı. 15 yıldan sonra turizmci olacağım diye istifa ettim ve ayrıldım. 38 yaşında, yeni bir hayata başlamak ve iş hayatına atılmak çılgınca gelmişti herkese... Oğlum beni çok destekledi, bu işe başlamamda. “İnsan dünyaya bir defa geliyor. İstediğin bir şeyi yapmalısın. Başarırsan ne güzel. Başaramazsan da denedim olmadı dersin” demişti. Hiç unutmam.

ŞD- Bankacıyken, turizmle ilginiz nasıl başladı?NÜ- Bankada çalışırken, konut kooperatiflerinde de görev almıştım. O evleri, yurt dışından gelen turistlere kiraya vermek için girişimlerim oldu. Birçok firma ile görüştüm. Ancak sonradan, bu işi kendim yapmaya karar verdim. Boş kalan, sahiplerinin birkaç hafta kullandıktan sonra kapattığı evleri kiralayıp, bunları belli standartlara getirerek, Fransız, Alman ve Danimarkalı turistlere, kiraya vermeye başladım. Ev sahipleri de bu kiralama işinden, para kazanıyordu. Böylece turizme başladım. Tabii, banka işinden ayrıldım. Ama galiba, turizmin en zor işiydi yaptığım. Her şeyden önce yazlık evleri, Avrupalı’nın kullanacağı standartlara getirmek işin en zor yanıydı. Maddi açıdan, çok zorlandım. Özellikle eşyaları alırken. Fakat yazlık sitelerde Türklerle, yabancıların, bir arada yaşadığını görmek, arkadaşlıklarını izlemek de ayrıca mutluluk vericiydi. 6 yıl sonunda, ev kiralama işini bitirmek zorunda kaldım. Çünkü, otel sayıları çok artmıştı ve fiyatlar her şey dahil olarak çok ucuzlamıştı. Talepler otellere kaydı. Ancak devam edebilseydik Türkiye’de, mevcut ve atıl durumdaki ikinci konutların turizme kazandırılması açısından iyi bir iş olabilirdi.

ŞD- Türk turizmi, dünya turizminin neresinde sizce? NÜ- Konaklama tesisleri (özellikle Antalya) ve her yıl artan turizm gelirleri açısından bakınca iyi bir yerde Türk turizmi. Ancak deniz, güneş, kum tatilini, biraz daha genişletip, yılın her ayında turist ağırlayan bir ülke olmamız gerektiği kanaatindeyim. Her şey dahil konaklamalı tatillerde turist, Türkiye’ye mi, yoksa Afrika’ya mı geldi, çok önemsemiyor. Çıkıp etrafı dolaşmıyor. Ne esnafa para kazandırıyor, ne de bulunduğu yerin tarihi veya doğal güzelliklerinin, farkına varabiliyor.

ŞD- Bu güne değin yurt içi ve dışı nerelere gittiniz? Daha doğrusu bir turizm şirketi sahibi olarak, gezmediğiniz yer kaldı mı? NÜ- Uzakdoğu’ya ve Amerika’ya gitmedim. Yurt içinde ve Avrupa’da pek çok yeri gördüm diyebilirim.

ŞD- Lady Travel olarak, İzmir’in zirvedeki turizm firmalarından oldunuz. Ne kadar sürede? Bunun sırrı ne? NÜ- 22 yıldır turizm sektöründe görev yapıyorum. Bu işin her basamağını ve her görevi yaptım diyebilirim. Villa kiralama işinde Fransız, Alman, Danimarkalı firmalarla çalıştım. Kuşadası ve Çeşme’ye, Rusya’dan ilk turist getiren acentalardan biriyim. Yaz aylarında çalışıp, kışın boş oturmak, maddi ve manevi zorluklar getirdiğinden, yurt içi turlar ve yurt içi otel satışlarına da ağırlık verdim. Şimdi yurt dışına da İzmir ve Ege Bölgesi’nde, pek çok kişiyi, İzmir’den aktarmasız, direkt uçuşlarla, seyahat ettiriyorum. Bir ara tatil köyü de işlettim. Dolayısıyla her konuda deneyim sahibiyim. Başarılı olduysam, birinci neden, misafirlerimizin yıllardır firmamıza duyduğu güven ve sektörde, ödemelerinde düzgün olarak tanınmam, diğeri ise hiçbir misafirimizin, üzülüp sıkılmasına mahal vermemeye çalışmak. Yani onların parasını ve zamanını, kendi param ve zamanım gibi düşünmem. Galiba profesyonel olarak çalışmak, ama amatör gibi düşünmek, işin püf noktası. Tabii başarılı olmamda elektronik mühendisi olmasına rağmen, şirkette çalışmaya başlayan oğlum ve ardından yine, elektronik mühendisi gelinimin de çok büyük katkıları var. Onların gelişi ile şirket, tamamen taze kan kazandı ve daha atak ve cesaretli işlere imza atar hale geldi. Şanslıyım yani.

Yazının Devamını Oku

Ertan Kayıtken’in sanatı lösemili çocuklar için

Seyahat dönüşü, ayağımın tozu ile bu kez de sevgili dostlarım, Ertan Kayıtken ve Sinem Sağel ile Kıbrıs Şehitler Caddesi’nde Leman Kültür’de sabah kahvaltısında buluştuk.

Vallahi 40 derece ateş ve de ağır grip geçirmeme rağmen, sohbet o kadar güzel ve etkiliydi ki, pek sızlanmadım. Sinem de ara tatil nedeniyle, kızı Alara ile Amerika’daki kız kardeşi Didem’e gitmişti. İkimiz birlikte, seyahat anılarımız ile Ertan’ı heveslendirdik. Uzun uçak yolculuklarından çok korkan ve cesaret edemeyen Ertan, sonunda bizimle bir New York seyahatinde birlikte olmak istedi. Bu arada, Leman Kültür hayli başarılı. Kısa sürede İzmirlilere kendisini kabul ettirdi. Öğle saatlerinde bile tıklım tıklım. Tabii, keyifli ve ucuz. Özellikle gençliğin tercih ettiği bir yer. Sohbet sırasında Ertan, 7 Mart’ta, Swissotel Büyük Efes’te gerçekleştireceği çok özel defileden söz etti. Biliyorsunuz ilki, 2011 Kasım ayında olmuştu. İzmir elitlerinden yalnızca 50 hanımefendi ve 10 beyefendinin katıldığı bu defile çok konuşulmuştu. Özellikle de davete çağrılmayanlar arasında. Sanırım ikincisi de çok konuşulacak. Çünkü, bu defileye de 50 seçkin hanımefendi ve 10 beyefendi, yine çok özel davetiyelerle çağrılacak...   

Trilyonluk mücevherler yarışacak

Ertan bu kez, Dr. Behçet Uz Çocuk Vakfı Başkanı Dr. Ülkü Karlı ile işbirliği içinde. İzmir elitlerinin beğenerek okuduğu, Diva Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Pakize Sükan’ın da yönetimde olduğu vakıf, özellikle onkoloji konusunda, önemli başarılara imza atıyor. 7 Mart’ta, Swissotel Büyük Efes’te gerçekleştirilecek olan çok özel defilenin sloganı, ‘Şampanya, Soda, Lux Moda’. Özge Ulusoy, Tülin Şahin, Ebru Güzel’in yanı sıra, 5 yabancı manken ile Rönesans Model Ajans mankenlerinin ve 8 erkek mankenin de yer alacağı defile, görsel bir moda show olacak. Konuklar soft jazz müziğiyle karşılanacak. Bu 50 seçkin hanımefendi ve 10 seçkin beyefendi, Laila Kuyumculuk’un patroniçesi Leyla Özakbaş ile Ertan Kayıtken’in, ortak portföyündeki dostları olacak. Moda show sırasında, bir de açık arttırma gerçekleştirilecek. Bu müzayedede, Ertan Kayıtken’in 2 kıyafeti ve Laila Kuyumculuk’un, çok değerli iki takım mücevheri, bu açık arttırmada, konuklar tarafından değerlendirilecek. Ayrıca defilede erkek mankenler, Laila’a ait trilyonluk mücevherleri de konuklara şık bir sunumla gösterecekler. Sağlanan gelir de Dr. Behçet Uz Çocuk Vakfı’na bağışlanacak. Bu show ile ilgili sevgili Ertan ise şöyle konuştu; “50-60’ların koleksiyon sunumu, tüm dünyada moda. Fakat İzmir’de ilk kez benim tarafımdan gerçekleştirilecek. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü anısına, Alpay Tekstil’in hazırladığı hediyeler de ayrıca sunulacak. Alpay Dekorasyon-Tekstil’in ve Sevilen Şarapları’nın katkısı büyük. Swissotel ve salonun süslenmesinde katkısı olacak olan My Wedding House’a da ne kadar teşekkür etsem azdır. Böyle bir yardım organizasyonunda, İzmirli zarif hanımefendi ve beyefendilerin katkısının da büyük olacağına inanıyorum...”

DİKKAT
Sevgililer Günü’ne özel

Efendim 14 Şubat Sevgililer Günü. Hoş İzmir’de pek çok eğlence yeri, bu günün, salı gününe tesadüf etmesi nedeniyle dün itibariyle özel eğlencelerle ünlü şarkıcıların katılımıyla, çok özel konserlerle kutladı ya. Neyse. Zaten benim için marketing bir gün. Ve hiçbir anlam da taşımıyor. Hiç de sevmem. Ama ekonomiye katkıda olduğu ve esnaf satış yaptığı için, tabii ki, iyi ve de olumlu.  Karşıyaka Opera ve Tiyatro Sahnesi’de de Sevgililer Günü için, özel bir konser hazırlanmış. Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından, soprano Esin Talınlı ve eşi tenor Şenol Talınlı ile İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından, soprano Sevinç Sayın ve eşi bariton Cengiz Sayın, opera repertuvarının, aşk ezgilerini, “Yüksek Sesle Aşk Hikâyeleri” konseptiyle seslendirecekler. 14 Şubat 2012 Salı günü saat 20.00’de. Sahne alacak solistlere, Ankara Devlet Opera ve Balesi korrepetitörlerinden, piyanist Esra Poyrazoğlu da eşlik edecek. Müzikseverlere ve meraklıların bilgisine efendim. Daha geniş bilgi için; 
Tel: 0.232.330.64.04

Afiyet olsun

Yazının Devamını Oku

Levent Marina zirveye gidiyor

İlk geçen yaz kız kardeşlerimle gittim ve hayran kaldım.

Ardından aynı zamanda bir dünyalı olan sevgili dostum, ağabeyim, turizmci, işadamı ve Cesar’s Otelleri’nin sahibi Ergun Berksoy ve dostum Ertan Kayıtken ile gittik. Onlar da çok beğendi. Devamında, modanın duayeni, dostum Yıldırım Mayruk, terzi yamağı Barboros Şansal ile La Cigale’de bir akşam yemeğinde buluştuk. Potiri’de ise, can dostlarım Meltem-Hamdi Türkmen çifti ile eğlendik. Geçtiğimiz hafta da ayağımın tozu ile yakın arkadaşlarım, Gülperin-Ali Sertdemir, kızları Nesli ve önemli bir hukukçu olan 35 yıllık dostum, ağabeyim ve eşiyle gittik. Bu kadar detaylı yazmamın nedeni, yani fikir sahibi, dünya görüşü olan ve öyle her gördükleri şeyi, kolay beğenmeyen, gurme kişilerle gezmiş olmamdı... Levent Marina’yı... Yazın, kendinizi Cannes ya da Nice’de sanabilirsiniz bile. Kışın ise ayrı bir güzellikte. Tek sıkıntı, özellikle La Cigale’de yüksek müzik. Ama onun da alıcısı var tabii. Muhteşem yerin fikir babası ve işletmecisi, İzmir eğlence yaşamı için, bana göre, bir nimet... Jo Kohen. Onun sağ kolu Moris’i de unutmamak gerekir. Levent Marina’ya büyük bir ruh, sıcaklık, kalite ve şıklık katmışlar. Her köşesi ayrı bir keyif ve ayrı eğlence, lezzet bence. Son gittiğimde, İzmirlilerin de buranın kıymetini bildiklerini fark ettim...

Fransız, Meksika ve Çin sırada

Farklı tatların ortak limanı olan, Levent Marina’nın patronları, rahmetli babaları, rahmetli babamın yakın dostlarından biri olması nedeniyle, benim de dostum olan Dirinler’i de kutlamak gerekir. İsmini Rumca, küçük rakı kadehinden alan Potiri’ de, mezeler taze, lezzet süper ve eğlence dorukta. Havana Bar, özellikle yazın, tıpkı Jac Bar gibi, popüler olmaya, şimdiden namzet. Tabii herkesin kesesine uygun, Tarasa Nostalji ile yine ekonomik Apropo Cafe, her yaşta, herkesin tercih edeceği yerler. Şimdilerde ise Levent Marina, daha da büyüyor. Yine İzmirli bir işadamı Bülent Alpman, süper projelerle geliyor. Nisan ayında Çin Restoran’ın ardından, bir Fransız restoranı sırada. Üstelik bu Fransız restoranında, çok özel şaraplar yer alacak. Bir de Meksika restoranı ve şarap evi açılacak, Levent Marina’da. Yani sizin anlayacağınız, artık, yabancı konuklarınızı, şöyle göğsünüzü gererek getireceğiniz, balık lokantalarının dışında da, yeni yerlerimiz olacak. İzmirliler olarak... Telefon: (0232) 259 99 66

Bir Dakika
Talep büyük firmalar açıkta

Türkiye’nin ilk gelinlik, damatlık, abiye giyim ihtisas fuarı, If Wedding Fashion İzmir, 6. Gelinlik, Damatlık ve Abiye Giyim Fuarı, 15 Şubat’ta başlıyor. 18 Şubat’ta sona erecek olan fuara, talep büyük. Yüzden fazla firmaya, talep yoğunluğu nedeniyle yer verilememiş. İZFAŞ, Türkiye Moda ve Hazır Giyim Federasyonu ile Ege Giyim Sanayicileri Derneği işbirliği ile düzenlenen fuarın İzmir ekonomisine büyük katkı sağlayacağı kesin. Kadın hazır giyim konusunda bence Paris ve Milano ile yarışacak düzeyde olan, Kemas Giyim’in patronu sevgili Kemal Subaşı, Türk ihracatının ve gelinlik sektörünün gelişimine, fuarın büyük katkı koyduğunu söyledi. Geçen yıl keyifle gezmiştim. Haydi İzmirliler, özellikle de evlenecek gençler, mutlaka gidin ve görün...

Biraz da magazin

Yazının Devamını Oku

Eczacı, şair, yazar, uluslararası rehber Ulukaya’ya göre; Turizmimizi zirveye çıkarmak, alternatif turizme bağlı

Eskişehir’e birlikte gittik. Sevgili dostum Ertan Kayıtken de vardı. Gruba rehberlik etti.

Yalçın Ulukaya. Üç günlük seyahatimiz süresince onun bilgi birikiminden, sohbetlerinden, yararlanmaya çalıştım. Engin bir kültüre sahipti. Özellikle yurdum ile ilgili. Okumadığı kitap yoktu. Özellikle de tarihimizi çok iyi biliyordu. Neredeyse dünyada da gezmediği yer pek kalmamıştı. Edebiyatçıydı aynı zamanda. Şiir kitabı vardı. Asıl mesleği eczacılıktı. Ama o ülkesini, dünyayı tanımak istediğinden, beyaz önlüğünü, elbise dolabına asıp, tıpkı daha önceden tanıdığım, çok başarılı bir rehber olan Elzer gibi, kendini Anadolu’nun zengin kültürüne, tarihe, doğaya, dünya kültürüne, dünyaya adamıştı. Grubun, Ertan’ın ve benim çok başarılı bulduğum Yalçın Ulukaya ile bir röportaj yapıp, sizlere de tanıtmak istedim. Belki de aranızda, çok da tanıyanınız vardır. Neyse, buyurun, okuyun, keyif alacağınıza da eminim...

Eczacılık, gazetecilik ve rehberlik

ŞD- Biraz kendinizden söz eder misiniz?
YU- Düziçi Köy Enstitüsü’nde doğdum. Öğretmen bir ailenin çocuğuyum. Aile kökenim, Selanik ve Kafkasya’ya dayanıyor. Öğrenimimi İzmir, İstanbul, Paris ve Cleveland da tamamladım. Turist rehberi, turizm/eğitim/finans-yatırım danışmanı ve eczacıyım. Gazetecilik de yaptım. Demokrat İzmir ve Somut’ta çalıştım. Üç de şiir/deneme kitabım var... 1986’da ‘Odalar Sağlık Şiir Ödülü’nü aldım.. 

ŞD- Turizmle ilginiz nasıl başladı?
YU- Gezmeyi ve tarihi çok sevdim. Turizmle ilgilendim. Turizmde ne yapıldığına bakarken; eczacılığın, öğretim üyeliği ve eczane açıp, çalıştırmak artık bana  yetmez oldu. Rehberliğe başladım. Sonra turizm danışmanlığı da yapar oldum...

Yazının Devamını Oku

Venedik, Bari, Katakolon Gondollarda aşk şarkıları

Yine canım kadar sevdiğim, kız kardeşlerim ve yeğenlerimle ile çıktım bu seyahate.

Eee, artık biliyorsunuz, haftanın iki günü yazdığım için, daha çok gezebiliyor ve sizlere, yalnız İzmir ve Türkiye’den değil, dünyadan da renkli hayatlardan kesitler verebiliyorum... Kısmetse vermeye de devam edeceğim. Ben üç kez gittim... En son modanın duayeni Yıldırım Mayruk ve terzi yamağı Barboros Şansal ile bir hafta sonu kaçamağı yapmıştık Venedik’e.  Karnaval zamanıydı. 16 Şubat’a kadar süren karnaval, şu günlerde yaklaştığı için de size rehber olur ümidiyle yazıyorum zaten.  Mayruk ve Şansal ile gittiğimde kanal kıyısında, harika bir otelde kalmıştık. Bu kez seyahatimiz feribot ile oldu. O nedenle gecelemeler, şık kamaralarımızdaydı. Ama günümüz, gecemiz yatıncaya kadar hep sokaklarda geçti... Venedik, yeğenlerimin hayal ettiği bir şehir olduğu için biraz da onlar yüzünden gittik. Venedik’i iyi bilirim. Kuzey İtalyalıların, 568’deki işgalinden sonra doğmuş. 118 adet lagün oluşmuştur. Veneto, bölgesinin başkentidir. Dünyanın en güzel meydanlarından, St.Marco, şehrin merkezidir. Gezilecek hayli keyifli ve ilginç yerleri var...

Murano, Burano adaları

Feribotla, çok eskiden beri cam imalatıyla ün yapmış olan Murano Adası’na gittik. Yalnız, buradan aldığım hediyelik eşyaların aynısını daha ucuza, sonradan Eskişehir’de görmem beni hayal kırıklığına uğrattı.
Yeğenler,  bir cam
üfleyicisini çalışırken izlerken, o renklere hayran kaldılar. Ardından, dantelleriyle ünlü Burano Adası’nı gezdik. Samimi söylüyorum, bizde daha güzelleri var. Ama, anı deyip, ufak parçalar alabilirsiniz. Öğle yemeğini, sıradan bir restoranda, San Marco Meydanı’nda pizza yiyerek geçiştirdik. Ardından, Venedik’in, en önemli saraylarından biri olan eski Venedik Duka’larının konutu, o Palazzo Ducale’yi  gezdik. Ama, rehber eşliğinde gezmeniz daha avantajlı. Saray, 1309 yılında inşa edilmeye başlanmış ve 1424 yılında sonlandırılmış.  Ama, 1574 yılında, bir yangın sonucu, tahrip olmuş. Sarayın, yeniden inşa edilme çalışmaları orijinal, Gotik stiline sadık kalınarak, yapılmış. 16. yüzyılda ise, meşhur “Ponte dei Sospiri” hapishanesi ile birleştirilmiş.

Yeme, içme, eğlence ve alışveriş

 Tipik bir Venedik gondoluna binmedikçe, romantik şehir Venedik’e, yapılmış

Yazının Devamını Oku