GeriAta Nirun Burcunuza göre beslenme
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Burcunuza göre beslenme

KOÇ
Neler yararlı olur; 
Adrenalinsiz kalmayın. Sofranızda sık sık sarımsak, soğan ve hardalotu bulundurun. Enerjisiz kalmamak için olabildiğinde veya fırsat bulduğunuzda güneşe çıkın ve sıcaklığı özümseyin. Masaj yaptırın ve fiziksel terapilere mümkün olduğunca önem verin. Potasyum fosfat sizin için önemlidir. Koç, geleneksel olarak aşkın parlaklığını ve savaşın ihtişamını simgeler. Gürültülü yerler, telaş içindeki insanların koşuşturduğu restoranlar onun için uygundur. Yüksek metabolizma düzeyi ve çabuk yemek yemeği sevmesi yüzünden çoğu zaman lezzetin ayrıntılarına inemez. Aslında onun için en uygun çevre, görkemle yanan bir ateşin önünde yediğinin tadını çıkarmaktır. 

BOĞA
Neler yararlı olur;
Cildinize iyi bakın, bakım yaptıramıyorsanız gereken özeni gösterin, yağlanmasını ve gözeneklerin tıkanmasını engelleyin. Çıban, ur ve tümörlere karşı bol bol narenciye alın. Mısır ve ilgili tüm yiyecekler size yararlı olacaktır. Larenjit ve tümboğaz hastalıklarına karşı soğuk içeceklerden kaçının, ıhlamur ve tarçın kullanın. Ünlü İranlı Astrolog El Biruni'nin 11. Yüzyıl'da yazdığına göre, Boğa'nın yemeğe olan aşkı, tüm burçların üstündedir. Boğa, kırsal bir tiptir; meyve bahçeleri, çayırlar, buğday ve mısır tarlaları, ambarlar ve tahıl depoları; işte onun sevdiği yerler. Boğa için, bir köy lokantası sağlıklı beslenmek için çok uygun bir yerdir. Buna karşın rahatı sever, sofrasında en güzel servisleri görmekten hoşlanır yani önce hayallerini doyurur.

İKİZLER
Neler yararlı olur;
Öncelikle potasyum Klorid; bu şekilde kan hücreleri ve dokuları takviye edilebilir. Akciğerler ve bronşlar hassas olduğundan bu mineralin yararı çoktur. Özellikle, ıspanak, yeşil fasulye, domates, kereviz, havuç, kuşkonmaz, portakal, şeftali, erik, armut ve pirinç bu yönden yararlıdır. Sinirsel gerilimleri dengelemesi açısından greyfurt, badem, balık, üzüm suyu, elma ve kuru üzüm etkindir. Kalsiyum gereksinimlerini süt, tereyağı ve köy peynirlerinden alabilirsiniz. Yerken konuşmayı çok sevdiği için fazla gürültüyü sevmez. Ama okurken veya tv izlerken atıştırmayı da çok sever. Bir İkizler'in sıradan bir istasyon büfesinde dahi keyifle birşeyler yediğini görebilirsiniz.  İkizler, insanları görkemli sofralardan pek hoslanmazlar çünkü onlar için önemli olan pratikliktir. Bir an evvel yemelidirler.  Sebzelerden şalgam, rezene, kuzu kulağı, anason onlar için uygundur.

YENGEÇ
Neler yararlı olur;
Kalsiyum fosfat, kalsiyum tuzu, çeşitli meyveler, mısır, bol kabak ve marul veya yeşil salata yararlıdır. Doğadan uzak kalmamak Yengeç insanı için yararlıdır ama özellikle de su önemlidir, hele deniz suyu çok daha etkin ve yatıştırıcı sonuçlar getirir. Sık protein alınmalıdır, kolestrola dikkat etmek kaydıyla tüm kabuklu deniz ürünleri yararlıdırlar. Yengeç, doğal olarak analığı ve evi simgeler elbette ki sofrası da aynı derecede öncelik taşır. Duygusallığını ve ekonomik tutumluluğunu mutfağına en iyi yansıtan burç Yengeç'tir. Yengeç, burcu pirinç, şeker, lahana, şalgam, adaçayı ve dereotu üzerinde etkindir. Bunları su ile bütünleştirerek yengeç, pavurya, ıstakoz, karides, midye ve salyangoz türü kabuklularla beraber değerlendirir. Ay'ın yönettiği tüm yiyecekler de bu burçta geçerlidirler.

ASLAN
Neler yararlı olur; 
Magnezyum fosfat önemlidir ve bal; tüm Aslanlar baldan yoksun kalmamalıdır. Ayrıca et ve et ürünleri yanısırada ıspanak, ebegümeci ve semizotu yararlıdırlar. Magnezyum fosfat, çavdar ve buğday ürünlerinde, badem, ceviz, incir, limon, elma, şeftali, pirinç, deniz ürünleri ve yumurta sarısında bolca bulunur. Taze meyve, yaşil salata, peynir, süt ve yoğurt et ürünlerinin yanında dengeli olarak alınmalıdır. Erik, armut ve portakal özellikle kalp sağlığı yönünden öncelikli meyveler olarak önerilebilirler. Görkemli, tantanalı ve ihtişamlı yerler onun doğal ortamı sayılırlar. Aslan yemekleri bol masraflı, zengin ve mükemmeldir. Temel olarak, fırın yemekleri, barbeküler listenin başında yer alırlar, rengarenk zengin soslar onun zevkini ve damağını okşar. Et yemekleri Aslan'ın kalbinde yer alır, yanısıra da havuç, ısırgan, defne, nane türü sebzeler bu et tutkusunun vazgeçilmez aksesuarlarıdırlar.

BAŞAK
Neler yararlı olur; 
Başak insanı mide hastalıklarına yatkındır, bu nedenle dengeli beslenmelidir. Sebze yemekleri ön planda olmalıdır.Aslında bu insan bir hastalık hastası olduğu için yediğine, içtiğine özen gösterir ve hatta herkese öğüt verir. Midelerinin yanısıra barsaklarını da iyi korumalıdırlar. Gözlerini kuvvetlendirici besinler almalarında da yarar vardır. Alerjik yapıları nedeniyle dikkatli olmalıdırlar, örneğin egzema onlar için ciddi birsorun olabilirbir tehlikedir. Tuzu ve fosforu sürekli almalıdırlar. Günümüzün yapay katkı maddeleri ve doğallığın yapaylıkla kirletilmesi bir Başak için dayanılmazdır. Bunun yerine ev yapımı yiyecekleri tercih eder, imkan bulduğunda kendi ekmeğini dahi yaptığı görülür çünkü o bir Başaktır yani ana maddesi un ve ekmektir. Ayrıca tüm hububat, kekler ve hamur işleri onun için önemlidir. Bunlarla sebzeleri bütünleştirmekten hoşlanır.

TERAZİ
Neler yararlı olur; 
Öncelikle tahıllar tabii ki; buğday, arpa, yulaf ve çavdar. Bütün bunlar Terazi'nin hassas hormonal dengesini düzenleyecektir. Özellikle Corn Flakes veya yulaf çorbası türü sabah kahvaltıları etkilidir. Bol meyve desteği de önemlidir yani üzüm, çilek ve muz gibi... Açık va temiz havadan bol bol yararlanılmalıdır. Ayrıca hassas sinir sistemini dengelemek için, deşarj olmaya öncelik vermelidir. Bunun en iyi yolu da hobisel alışkanlıklara önem ve öncelik verilmesidir.  Terazi insanı için yemek yenecek ortam sessiz, barış dolu, huzurlu ve çok iyi bir dekore edilmiş olmalıdır. Pastaneler, şekerciler ve tatlıcılar ideal Teraziler'in kolay avlandıkları yerlerdirler. Terazi Burcu, yüksek irtifalardaki ekin alanlarını ve meyve bahçelerini yöneten bir burçtur. Terazi insanının tatlıya olan düşkünlüğü, kek merakı ve şeker tutkusu çok ünlüdür. İdeal bir Terazi, hafif ve hazmı kolay yiyecekleri seçer.

AKREP
Neler yararlı olur; 
Kalsiyum Sülfat özellikle çok önemlidir. Tüm deniz ürünleri ve bilhassa balık sık yenmelidir. Seksüel dürtü sağlayan yiyeceklerden ve baharatlardan tad alma dışında kaçınılmalıdır. Sinirsel gerilim ortamları ve tabii ki yoğun stresler Akrep insanlarında yüksek düzeyde psikolojik şoklara neden olabilir, bu durumlarda dönemsel çevre değişimleri ve su terapileri yararlı olacaktır. Akrep burcu bahçeleri, çiçek tarhlarını, üzüm bağların, su kenarlarını ve yeraltı mekanlarını yönetir. Akrepler gizem kokan çevrelerden çok hoşlanırlar ve genelde barışçı, sessiz ve karanlık yerleri tercih ederler. Akrep, bir su burcudur, tüm su canlılarını ve özellikle de kurbağa ve salyangozları yönetir. Fermante yiyeceklere yakındır, balık soslarına ve karides pateye bayılır. Ayrıca, av hayvanlarına ve bilhassa kuş etlerine önem verir,

YAY
Neler yararlı olur;
Yay, zodyağın hareketli bir burcudur. Bu işaretin altında doğan insanlar nehrin orta yerinde yön değiştirme konusunda ünlüdürler. Genelde uygar insanlardırlar ve 11.Yüzyıl'da Araplar onların yemek ve içmek için özel olduklarını belirtmişlerdi. Yay burcu sıcak, kuru ve erkeksi bir ateş burcudur. Yay, evler, ahırlar, evlerin üstlerindeki odalar, meyva ağaçları, tepeler ve dağlık yerleri etkiler. Canlı bir atmosferi tercih eder. Özellikle giriş ve çıkışları gözlenebilen işlek bir yeri. Uzun seyahatlere çıkılan tüm yerler ve hava alanları bu burca özgün yerlerdirler. Yay, burcu kuşlara düşkündür. Meyvaları sever ve genellikle güvercinotu, zerdeçal, safran, sarımsak, karakafes, turp, soğan ve pancar gibi sebzeleri eker. Yay Burcu insanlarının çabuk yemeleri sabırsızlıklarını ve arzularını tatmin eder ya da yerken, başka işlerle uğraşabilir. Bu nedenle kızartılmış, ızgarası yapılmış, fırında pişirilmiş ya da çevrilmiş yiyecekler ona daha uygundur. Hazır yemekleri daha çok tercih eder.

OĞLAK
Neler yararlı olur;
Kalsiyum fosfat tüm Oğlaklar için gereklidir. Oğlak, geleneklerin simgesidir. Dünyasal değerlere ve maddi sağlığa öncelik verir. Elbette ki tüm Oğlaklar'ın tutucu olduklarını söylemek istemiyoruz. Ama onların güç kaynağı temel inançlarıdır. Doğal yapılarında, refah ile yoksulluğu ayırt edebilme içgüdüsü vardır. Oğlak, bir çiftlikte mutludur. Çevresinde inek boynuzları, koyun sesleri, varsa mutludur. Basit ama geleneksel eşyalarla döşenmiş ortamlar onu rahatlatır.  Oğlaklar, sağlığın geleneksel beslenme metodlarına bağlı olduğuna inanırlar. Oğlak, zengin ve etkin bitkilere öncelik tanır, tadla sağlığı bütünleştirir. Kızarmış nane soslu bir kuzu veya ustaca pişirilmiş bir hindi onun önünde değer kazanır. Tüm bitkiler, bitki sosları, meyveler, böğürtlenler yani vahşi ürünler onun için uygundur. Kemik yani jelatin onun için önemli bir güç kaynağıdır. 

KOVA
Neler yararlı olur;
Kova, paradokslar burcudur, bağımsızlık için yaşarlar ve bireycidirler. Bu arada Kova'nın bir gurme olduğunu du unutmayalım.  Serinletici, erkeksi hava burcu Kova, barları, pubları, tavernaları, şarap evlerini, balık çifitliklerini, değirmenleri, hanları ve küçük motelleri sever. Akan sular onun simgesidir. Kovalar, kalabalıklardan uzak olmayı tercih ederler. Kova, bir uzmandır, yemek yediği tabağa önem verir, modern ya da egzotik hangisi olursa olsun, kendisine özgün bir parça bulur. 1960'larda Kovalar beslenme ve yiyecek konusunda önemli adımlar atmışlar ve devrime neden olmuşlardı. Seksenli yıllarda onları, sağlıklı beslenme tutkunları olarak gördük. Kova insanı tüm kuşlara yani ördek ve kaza hayrandır, Bir tuz ve kimyon delisidir, bu burç aynı zamanda da homeopatik tıbba meraklıdır.

BALIK
Neler yararlı olur;
Balık, tüm burçların içinde en duyarlısı, sempatiğidir. Soğuk görünüşleri, duygularını çok derinlerde saklamalarındandır. Mutluluğu yanında bulunanlara bağlıdır. Balık, suyla ilgili tüm çevreyi ve herşeyi simgeler. Tipik balıklar nerede olurlarsa olsunlar suyu gören bir yerde olmalıdırlar yani su görmelidirler. Balık insanı, barışa, sessizliğe, yumuşak ışığa, derinlerden gelen bir müziğe, itinalı bir servise ve romantik bir atmosfere önem verir. Düzensizlikten nefret eder. Bir zaman sonra ya vejeteryan olur, ya da diete başlar. Balık Burcu, tüm deniz kuşlarını ve balıkları (özellikle alabalık, somon ve ton balığı) simgeler. Enginar, lahana, kabak ve şalgam onun için önemlidir. Alkolle arası iyidir, iyi içer ve iyi bir konuşmacıdır. Şarap soslu tüm balıklar onun için idealdir. Hassas cildi için su kadar önemli bir diğer mineral demir fosfattır.

X

Ata Nirun'la söyleşiler

Ata Nirun ile 2012 söyleşiler ve sohbetler, her Pazar günü saat 16:00'da Living Room'da...

4 Mart 2012 : Feleceğe Dönüş "Jules Verne Sineması"

11 Mart 2012 : Bilinmeyen Anadolu

18 Mart 2012: İstanbul Gizemleri

25 Mart 2012: Tanrî'nın Resim Galerisi

  

 

 

Yazının Devamını Oku

Yaşam Anahtarları

Yıldız haritaları bir Yaşam Çarkı'nı sunarlar ve bir dairedir.

Astroloji ile, dünyasal olaylardan korkmamayı öğrenebilir, ruhlarımızın önemini anlarız. Bilgi bizi asla terk etmez, öğrenmeye, kabul etmeye ve öğrendiklerimizi ebediyen saklamaya ihtiyacımız vardır, yaşamınızı astroloji aracılığı ile öğrenmeniz mümkündür ve bu bilgi bizimle gerçek arasındaki ince tülü kaldırır. Horoskop bizim yaşam haritamızdır, bize nasıl alacağımızı, nerede neyi isteyeceğimizi ve bu yaşamda nasıl davranacağımızı öğretir. Eğer horoskopa dikkat edersek, yolumuz üzerindeki yol işaretlerini görebilir ve zaman içinde güvenle yolumuza devam edebiliriz. Dolambaçlı yollara sapmaz, ruhsal öğrenimi tamamlayarak evrensel bilgiye ulaşabiliriz. Ama bütün bunlar astro-metafizik olarak düşünülmelidir. Bunun ötesinde uzun zamandan beri üzerinde calışılan 3D Astroloji kavramı bize yepyeni ufuklar getirecektir…   

 Yaşamın anahtarları vardır ve bunlar sayılarla ifade edilirler. Bu karmaşık konuyu astrolojik sembollerle belirlemek ya da anlatmaya çalışmak için sadece astrolog olmak yeterli değildir. Daha birçok konuda destek ve bilgi gerekmektedir. Bu nedenle konuyu olabildiğince özetlemeye çalışacağım. Yaşam Çarkı veya astrolojik yaşam haritası bize yaşamın aşamalarını gösterirken yanısıra da hangi zamanlarda nerelerde nasıl sorunların olabileceğini temel yasalara göre anlatır. Aslında sanıldığı gibi 12 sayısının katları temel değer değildir, konu çok daha ayrıntılıdır ve bunun için bireye yönelik çok sayıda bilgi gerekir. Yaşamsal Anahtarlar dediğimiz bu kavramı, ayrıntılara girmeden doğumdan başlayarak 84 yaşa kadar kısaca şöyle tanımlayabiliriz… 

 0-12 yaş arası : OLUŞUM - Uyanış, korunma, keşif dönemi…

12-18 yaş arası : ÖĞRENME - Ergenlik, romantizm, kimlik arayışı, ideallerin oluşumu dönemi…

18-24 yaş arası : AYRILIŞ - Evden ayrılış, bireysel ruhsal ve fiziksel yolculukların başlangıcı, özgürlük oluşumu dönemi…

24-30 yaş arası : DENEYİM - Profesyonelliğin oluşumu, ilişkiler, aşk, maksimum fizik performans ve yaşama veya ölme kararının verildiği dönem…

30-36 yaş arası : YERLEŞME - Yaşam enerjisinin en üst noktası, krizlere karşı direnme sistemlerinin en üst düzeyi, hakları savunma ve iddialaşma dönemi…

36-42 yaş arası : İLİŞKİLER - Yaşamın dönüm zamanı, yaşam stilini değiştirme zamanı, eş krizleri, karakter oluşumunun bitişi…

Yazının Devamını Oku

Burç gruplarına göre aşk ilişkileri

Hep burçları okuyorsunuz ama burçların ait oldukları gruplar da özellikle ilişkilerde çok önemlidir ve size sandığınızdan çok daha fazla yön verebilirler. “Ve siz aşk yolunu yönlendirebileceğinizi zannetmeyim, çünkü aşk, sizi buna layık görürse, sizin yolunuzu yönlendirir. “Kahlil Gibran”

Ateş Burçları: Koç – Aslan – YayToprak Burçları: Boğa – Başak – Oğlak  Hava Burçları: İkizler – Terazi - KovaSu Burçları: Yengeç – Akrep - Balık

Ateş/Ateş   

Koç, Yay ve Aslan, kolay ve sık aşık olurlar ve çabuk bıkarlar. Gerçekte, aşktan yoksun bir hayat, ateş burçları için iç karartıcıdır. Koç ve Yay’ın,  yeni maceraların çoşku ve heyecanına olan ihtiyacı, daha durgun olan ve sürekliliklerden hoşlanan Aslan'dan daha çoktur. Ateş/ateş bileşimi cinsel açıdan heyecan verici olabilir çünkü ikisi de, güçlü ve yaratıcı bir yaklaşımı paylaşırlar ama ani etkilenmeler ve sonuçtaki kıskançlıklar ve kuşkular ilişkiyi yıkabilir. Ateş/ateş ilişkilerinin olumsuz yönlerinden biri de, her ikisinin şöför koltuğunu tercih etmesidir, böylece daha az egemen olan, onu sürekli engelleyen daha önemsiz bir role itilir. Sonuç olarak, bu kişi, genellikle muhteşem bir tabak fırlatma sahnesinden sonra, bir başkasını bulup eşini terkeder. Ateşin daima iyi bir bakıma ihtiyacı vardır, aksi halde söner ama yakıtı fazla olursa, kontrolden çıkacaktır.

Ateş/Toprak

Ateş ve toprak fiziksel ve sembolik anlamlarda çatışan iki maddedir. Fazla toprak ateşi söndürür ve fazla ateş ise toprağı kovurur. Ama ateş ve toprak birliği, üzerinde biraz düşünülürse, o kadar da anlamsız bir şey değildir. Yargıları ve davranışları çok farklı olsa da, ikisi de diğerinin yeteneklerinden yararlanır. Olumsuz yönde, ateşin şimdiki zamanı yaşama tercihi ve kısıtlamalara karşı kayıtsızlığı, toprağın geleneksel bağlılığıyla çatışabilir. Böylece, Koç Oğlak’ın, Aslan Boğa’nın ve Yay Başak’ın etkisindedir çünkü benzer niteliklerin zıt cazibesi bir mıknatıs gibi çeker. Bazen, ateş ve toprağın cinsel etkileşimi zorluklar yaratabilir. En azından başlangıçtaki enerjik cazibe bir yana toprak, ateşi biraz saldırgan ve geleneklere karşıt görebilir ve ateş ise toprağı aşk ve olağandışı ortamlarda sıkıcı ve yetersiz bulabilir. Toprak, onun iyi niyetini anlamalı ve alıştığı güven ortamında kalmaktansa, doğal olmalı ve ara sıra riske girmelidir. Her ikisi de, yaklaşımlarının tek doğru olduğuna inandığı ve diğerini değiştirmeyi başaramadığı takdirde birbirlerinden uzaklaşacaklar, ateş soğuyacak ve toprak daha hırçın olacaktır. Ama bu ikili daha yüksek bir yolu benimsediklerinde, toprak/ateş birliği, karşılıklı destek ve başarıyı getirebilir. Fakat, emek, bilinçlik ve ödün gerekecektir.

Ateş/Hava

Ateş ve hava, iyi bir birlik kurarlar. Her ikisi de kötümserlikten ve tedbirden hoşlanmazlar, toplumsal etkileşimi, eğlenceyi ve yeni düşünceleri severler. Hava, ateşin davranışlarının sonucunu, onun coşkusunu ezmeden inceleyebilir ama hava herşeye hafif değindiği ve ateş de oldukça ağır elli olduğu için çelişki oluşabilir. Hava her zamanki tarafsızlığı ile zorluklar ortaya çıkaracak, ateşi sonuçlarla başbaşa bırakacaktır. Hava birkaç olanak arasında kalıp, bir karara varmak için ateşin onu tahrik etmesine gerek duyduğu anda, ateş, onu harekete geçirmek için teşvik etmelidir. Zıtlıklar astrolojide hep mevcuttur ve Jung'un ifade ettiği gibi, her düşüncenin zıddının tohumunu taşıdığı ilkesini içerirler. Böylece, her kahraman Koç’un arkasında becerikli bir Terazi vardır, kendini yücelten Aslan’ın yanında insancıl bir Kova yatar ve yüce gönüllü Yay’ın içinde mantıklı bir İkizler vardır. Bu birliğin bir diğer olumsuz yönü de, ateşin duygusal seviyesi yüksek ve ateşli arzularına karşıt, havanın duygularıyla ilgili klasik sorunlarından ibarettir. İkisi birbirleriyle iletişim kurabilseler bile hava büyük bir tutkuyu besleyemez ve ateş ise duygularından çok uzun bir süre ayrı kalamaz. Bununla beraber farklılıklar, ateş/toprak veya ateş/su ikilemlerinden daha kolay halledilebilir.

Ateş/Su

Yazının Devamını Oku

Şansınız yok mu?

Neden bazı insanlar inanılmaz derecede şanslıyken, diğerleri hak ettikleri olanaklara asla sahip olamaz?

Bir psikolog, yanıtı bulduğunu söylüyor. 10 yıl önce, şansı araştırmaya başlamış. Neden bazı insanların hep doğru zamanda doğru yerde olduğunu, diğerlerinin ise sürekli olarak şanssızlıklarla boğuştuğunu merak ediyormuş. Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman şanslı ya da şanssız  hisseden insanların kendisiyle temasa geçmelerini istemiş. Yüzlerce sıradışı erkek ve kadın, araştırma için gönüllü olmuşlar. Yıllar boyunca, onlarla söyleşiler yapmış, yaşamlarını gözlemlemiş ve deneylere katılmalarını sağlamış. Sonuçlar göstermiş ki insanlar, neden şanslı ya da şanssız olduklarını tam  olarak bilemeseler de, düşünceleri ve davranışları, bu durumu büyük ölçüde  açıklıyor. Bir şans ya da bir fırsat gibi görünen durumları düşünelim. Şanslı insanların bu tür fırsatlarla sürekli karşIlaşmalarına karşılık, şanssız insanlar bunlarla hiç karşılaşmazlar. Bu durumun, insanların söz konusu fırsatları fark etme yetenekleri arasındaki farklılıklardan mı kaynaklandığını bulmak için basit bir deney yapılmış. Hem şanslı, hem de şanssız insanlara bir gazete verilmiş ve onlardan gazeteyi  iyice inceleyip içinde ne kadar fotoğraf olduğunu söylemeleri istenmiş.   

Gazetenin ortalarında bir yere de, üzerinde şu not yazılı olan büyük bir mesaj  yerleştirilmiş; “Deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin, 250 dolar kazanın.” Bu mesaj, sayfanın yarısını kaplıyormuş ve yüksekliği 5 cm’in üzerinde olan bir fontla yazılmış. Herkesin yüzü ve bakışları o anda uzmanlar tarafından izleniyormuş. Şanssız insanlar, bunu fark edemezlerken, şanslı insanlar hemen fark etmişler. Şanssız insanlar, genel olarak şanslı insanlardan daha gerginmişler. Bu endişeli ruh hali, beklenmeyeni fark etme yeteneklerine zarar veriyor ve sonuç olarak, fırsatları kaçırıyorlar çünkü başka bir şeyi aramaya aşırı odaklanıyorlar. Örneğin davetlere, konuya, komşuya mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle gidiyorlar ama bu yüzden iyi  arkadaşlar edinme fırsatlarını kaçırıyorlar. Belli iş ilanlarını bulmaya kararlı bir biçimde gazeteleri inceliyorlar ama diğer iş olanaklarını kaçırıyorlar. Şanslı insanlar ise, daha rahat ve açıklar. Dolayısıyla, yalnızca aradıklarını değil, orada ne olduğunu da görüyorlar.
Araştırma, sonuç olarak şunu gösteriyor. Şanslı insanlar, dört ilke sayesinde şanslarını yaratıyorlar. Şans fırsatlarını yaratma ve fark etme konusunda becerikliler. Sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar verebiliyorlar. Olumlu beklentiler sayesinde doğru çıkan tahminlerde bulunuyorlar, şanssızlığı  şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimsiyorlar. Çalışmanın sonuna doğru, bu ilkelerin, şansı yaratmada kullanılıp kullanılamayacağını merak edilmiş. Bir grup gönüllüden, bir ay boyunca, şanslı bir insan gibi düşünerek, böyle davranmaya yardımcı olacak egzersizler yapmaları istenmiş. Bu egzersizler, şans fırsatlarını fark etmeleri, sezgilerini dinlemeleri,  şanslı olmayı ummaları ve şanssızlığa karşı daha esnek olmalarında onlara  yardımcı olmuş. Gönüllüler, bir ay sonra dönmüşler ve neler olduğunu anlatmışlar. Bu insanların % 80’i, artık daha mutluymuş, yaşamlarında daha çok tatmin oluyorlar ve belki de en önemlisi, daha şanslıymışlar. Sonuç olarak, asla akla gelmeyecek “şans faktörü”nü bulunmuş... Araştırmayı yapan Hertfordshire Üniversitesisi’den Profesör Richard Wiseman’ın şanslı olmak için önerdiği dört temel ipucu şöyle:

1. İçsel sezgilerinizi dinleyin, normalde doğru çıkarlar.
2. Yeni deneyimlere ve normal rutininizi bozmaya açık olun.  
3. Her gün, birkaç dakikanızı iyi giden şeyleri hatırlayarak geçirin.
4. Önemli bir toplantı ya da telefon görüşmesi öncesinde kendinizi şanslı  olarak hayal edin.

Yazının Devamını Oku

Gezegenler; Bebeğiniz ve Çocuğunuz

Gazetelerde ve dergilerde okuduğunuz Burç Astrolojisi, gerekli hesaplamalara uyulmadığında yeterli değildir. Hatta çoğu yayında ve özellikle de gazetelerde resmen uydurulmakta bazen de geçmiş yıllardan alıntılar tekrar tekrar yayınlanmaktadır. Oysa, burçlardaki sürekli gezegensel değişiklikler veya etkiler çok önemlidir, Güneş ve Ay saat başı farklılıklar getirirler. Olabildiğince doğru hesaplamaların yapılabilmesi için insanların kişisel yıldız haritaları uzun uzun incelenmeli ve elde edilen yoğun birikimler değerlendirildikten sonra burçların genel yapısı anlaşılabilir.

Doğum anı yeterince ve ancak profesyonel bir astrolog tarafından analiz edildikten sonra yeterli sonuçlara ulaşılacaktır. Doğum haritaları bu yönden önemlidir, örneğin çocuğunuzun Aslan Burcu'nda doğmuş olması yeterli ve hatta önemli değildir. Böyle bir doğum haritasında gezegenlerin Başak veya Kova burçlarında toplanmış olması, Aslan Burcu'nda doğmuş olma olayını ikincil düzeye düşürür yani bebek artık Aslan Burcu'nun özelliklerini tam olarak göstermeyecektir çünkü öteki burçlar ve gezegenler daha etkilidir. Bebeğinizin yıldız haritasında, Güneş Burcu, Ay Burcu ve Yükselen Burç çok önemlidirler. Gezegensel etkiler "Evler" dediğimiz yıldız haritasındaki dilimlere yayılarak konumlarına göre güçlenirler veya zayıflarlar. Ama bütün bunlar için, gerçek uzmanların yani Astroloji'yi iyi bilenlerin işi ele almaları en önemli koşuldur, böyle bir çalışma meraklılarla veya birkaç kitap okumakla yapılamaz. Aşağıda ünlü Alman astroloğu Ebertin'in çalışmalarından birkaç örnek veriyoruz. Örnekler bebek astrolojisinin temelini veya doğum astrolojisini kanıtlarlar. Bu sayımızda ilk altı burcu veriyoruz;    

Koç Burcu       
Örnek konumlar: Güneş Koç'ta, Ay Koç'ta, Koç Yükselen Burç, Mars güçlü konumda, 1. Ev iyi etkiler altında. 

Bir Mars/Koç bebeği coşkulu, girişken ve özgürlükçüdür. Enerjisi yoğun ve şaşırtıcıdır. Onu kolay kolay koyduğunuz konumda bulamazsınız, hele bir de duygusal etkiler yaratan gezegenler öne geçmişse, öfkesi ve neşesi aynı düzeyde yükselir ve iner. Fizik gücü mükemmeldir ve bunu dışarıya yansıtır. Onun için seçeceğiniz oyuncaklar, enerjisini tüketmeli yani hareket ettirmelidir. Onun cesareti sizi şaşırtabilir ama hep öyle olacaktır. Yukardaki astrolojik konumların bir tanesi böyle bir sonucu getirecektir. Beşiğinden veya yatağından sürekli olarak birşeyleri dışarıya attığını göreceksiniz. Mars/Koç bebeği iki yaşına kadar her şeyi çabuk öğrenir ama sonuçlarını kendisi yaratır, öğretileni yapmaz. İki yaşından sonra, odasını kendisince düzenleyecektir. Onu oyuncaklara boğmayın çünkü bir tanesi veya seçtiği bir oyuncak ilgisinin merkezi olacak ve uzun bir zaman için sadece ona konsantre olacaktır. Koç çocuğu, yaratıcılığını iyi kullanır ve özgün fikirler oluşturur. Beş yaşına doğru iyi bir arkadaş, öncü ve örgütçüdür. Kişiliğinin zihinsel yönünü veya ilişkilerini ileri ve geri adımlar atarak gösterir, bazen geri çekilir, gözler, bazen de atağa kalkar. Diğer gezegenlerin etkileri ve özellikle de Mars'ın durumu fiziksel gücünü, tavrındaki şiddetin dozunu ve duygularının anlatım biçimini şekillendirir. Bebeğinizin veya çocuğunuzun başından yaralanmamasına veya etkilenmemesine özen gösterin. Koç bebeğinin Güneş ışınlarından aldığı etki daha zarar vericidir. Unutmayın daima "önce ben" diyecektir, egoizması yüksektir ve ilişkilerini bu yolla geliştirir. Sabırsız değildir ama iyi eğitilirse ortaya çıkar. Kız veya erkek, her iki cinste de erken yaşlarda seksle ilgilenmeye başlayacaktır.        

Boğa Burcu

Örnek konumlar: Güneş Boğa'da, Ay Boğa'da, Boğa Yükselen Burç, Venüs güçlü konumda, 2. Ev iyi etkiler altında. 

Yazının Devamını Oku

Kıyamete bir yıl kala... 2012'ye girerken...

İlk kez 1990’ların başında duymuştuk, her geçen yıl ona daha çok yaklaştık, tanıştık ve anlamaya başladık. Derken 2000’lerle beraber karşımıza çok büyük bir hızla yükselen bir grafik çıktı.

Birşeyler ters gidiyordu. Aşırı sıcaklar ve soğuklar, depremler, batan adalar, kasırgalar, kuraklık ve başka gariplikler ardarda gelmeye başladı. Evet, birşeyler oluyordu... Ama ne..? O yıllara kadar, ne Kyoto Protokolü ile ne de BM Çevre Kararları ile ilgiliydik. Meğer birileri birşeyler söylüyorlarmış da biz duymuyormuşuz. Siyasetçilerin kafa karıştırmalarından, pop kültür starlarının zırvalıklarından, boğazlarına kadar anlamsız, yararsız kuramlara gömülmüş, gözleri paradan başka birşey görmeyen ekonomicilerden bir türlü başımızı alamıyor, ne oluyor diyemiyor, soramıyor yani uyuyormuşuz.                        

Nereye gidiyoruz? Ya gelecek gerçekten yoksa..? Acaba..? Geçen süreçte Küresel Isınma tehdidini bile istismar eden sayısız görüşle karşılaştım, içlerinde tüm suçu kapitalist düzene yıkan ama sosyalist sistemlerde de aynı yanlışların yapıldığı unutan garip solcular vardı, Yaradan’ın verdiği aklı unutan aymaz fanatik inançlılar çoktu, sadece daha çok paradan, daha büyük işlerden, daha çok üretimden, daha fazla tüketimden, ille de durmaksızın büyümeden söz edebilen kör eko-manyaklar ile güç ve yönetmek adına "Bırakın nolur, ben de biraz da ben yöneteyim..." diye sızlanarak ille de iktidar diyenler vardı... Ama durun biraz,  aslında onlar değil miydi hızla yaklaşan felaketin sorumluları? 

Bazılarımız, umut ararken, küresel ısınma bizi korkutur, geleceğimiz bulutlarla kaplanırken, oturup Kyoto'dan Kopenhag'a bir arpa boyu yol alırken, birdenbire önümüze yeni bir tehdit çıktı, geldi. Oysa gerçekte onu çok uzun yıllar öncesinden biliyorduk ya da bir bilenlerimiz vardı. Kısa bir zaman içinde tüm dünya etkilendi, filmler yapıldı, çok sayıda kitap, sayısız yazı yazıldı, konunun uzmanları oluşurken konferanslar, seminerler birbirini izledi. Hatta batı ülkelerinde özel yaşam kitleri satılmaya başlandı. Kısacası ortalığı bir Kıyamet Sendromu sardı ve hızla yayılıyor. Küresel ısınma gibi çok ciddi bir konuyu bile bir kenara iten, ezici ve hiç raslanmadık medyatik bir etki yaratabilen bu olayın adı 2012... 

21 Aralık 2012, neredeyse resmen kıyamet tarihi olarak tescil edildi. Sayısız insan şimdiden o gün nerede olacağının hesabını yapıyor, burç muhabbetlerine benzeyen bir geyik hızla yayılıyor. Öte yandan bizim bildiğimiz geçmişte, benzer bir olay yok yani böylesine kollektif bir ilgi, endişe ve salgın hiç yaşanmamış, ne Nostradamus'un 1999 uyarısı, ne de Millennium'a giriş ya da bir önceki Millenium etkisi çıtayı bu kadar yukarıya çıkaramamışlar... Örneğin 999 yılından, 1.000 yılına geçilirken, yaşanan korkudan ne Amerika kıtalarında, ne Asya'da ne de Afrika'da yaşayanların hiç haberi ve umuru olmamış... 

Bilindiği gibi geçen tüm zamanlar boyunca, kapsamlı kehanetler yapılmıştır, bunların bir kısmı doğru ya da yanlıştır, günümüzde de insanlık kehanetlere üstü kapalı bir biçimde ya da belirli bir çekince düzeyinde ilgi göstermekte ve izlemektedir. Buna karşın, hemen hemen son bin yıldan beri kehanetlerin gittikçe artmakta, çoğalmakta olduğu görülmektedir. Öte yandan, bilmeliyiz ki kehanetlere inanmak, geleceğin oluşmasında veya gerçekleşmesinde bizi yanlış yola saptırmamalıdırlar. Örneğin, geçmişteki başarısız kehanetleri yani gerçekleşemeyen öngörüleri hatırlayarak, yeni kehanetleri izlememek ve önemsememek de doğru olmaz yani yanılgılar kehanetin özgünlüğünü ortadan kaldırmazlar ve kehanet olgusu değerini yitirmez. Birçok kehanet mecazi yani açık değildir, olaylar simgelerle ifade edilir, şifreli sözcükler veya karmaşım cümlelerle anlatılır ve özgün yöntemler ve görüşlerle yorumlanırlar, kesin tarihler verilmez, zamanlamalar şaşırtıcı veya anlaşılmazdır. Ve eğer bir de tarihçiler ve bilim işin içine girerlerse, kullandığımız takvimin hatalı yönleri ortaya çıkar, o zaman da örneğin içinde bulunduğumuz yılın 2010 değil 2015 olduğu sonucuna varılır.

Bizler şimdi biraz da moda olarak “Eschatophobia”ya yani herşeyin sonunun geldiğine inanıyor ve kaçınılmaz sondan bir şekilde nasıl kaçabileceğimizi düşünüyoruz. Bu kollektif gerilim garip bir karışımdan kaynaklanıyor. Karışımın içinde, muhafazakar dinciler, uzay kardeşliği habercileri, tabloid ruhçular, kanal çağırıcıları, Mesih komplekslileri ve donuk Yeni Çağcılar bulunuyor. Hatta son yıllarda bir grup astrolog da, bu kıyamet trenine bindiler ve ardından da 2012'ciler sahneye çıktılar. Şimdi gelin astronomiye dönelim ve basit bir ekinoks hesabı yapalım ama bu hesap Sfenks’i yapanlara göre olsun. Astronomik Kayıtlar Koridoru’na göre, Aslan Burcu dönemi 12.000 yıl öncesindedir ve bu koridor Sfenks’in ön pençelerinin arasındadır. Nostradamus’un MS 9.000 yılı ile ilgili kehanetiyle, Piramitin zaman takvimininin sonu olarak varsayılan 83. Yüzyıl öngörüsü iddialara göre burada buluşurlar ve bu dönemde dünya Akrep Burcu’nda olacaktır. Öyleyse bu sonuca göre, 2012 yılı bir son olarak görünmemektedir ama belki büyük bir değişimin basamak taşı olduğu da söylenebilir. Zaten son günlerde Maya Takvimi ile ilgili böyle bir tez ortaya atıldı, yeni bir tablet bulunmuştu ve biz öncekini yanlış anlamıştık, Mayalar bir yokoluşu değil, yeni bir çağın başlangıcını öngörmüşlerdi...

Son yıllarda birçok ruhçu, medyum veya uygun tabirle öngörücü, 2012 Fenomeni'ninden de ateşlenip coşarak, kehanetlerde bulunmaya başladılar. Bu öngörülerin ana sorunu sadece gelecekle ilgili yarı gerçekleri içermeleridir. Kehanetlerdeki potansiyel doğal afetler tek bir gelecek olarak sık sık sunulur, eğer gelecek felaketler tek yol ise, zaten yapacak birşey yoktur. O zaman hepimiz çöken bir dünyada ancak bir şekilde kurtulmayı düşünebilir ve yaşamaya çalışabiliriz, Emmerich'in "2012" filmindeki gibi, parayı basanlar kurtulur, diğerleri yokolurlar. Gerçekte, gerçek gelecek tek bir yol veya tek şarkının bulunduğu bir single değildir, aksine çok şarkılı bir albümdür. Burada geniş spektrumlu olasılıklar vardır ve olacak veya yaşanacak olan gelecek bizim seçeceğimiz yol ya da track yani şarkıdır. Eğer arzu eder ve gayret edersek olumlu bir yönlenmeyle kollektif bir amacı oluşturabiliriz, bu durumda gelecekte şiddet, acı veya felaketler yer almayacaktır. Gerçekten de yükseltici veya olumlu olasılıklar, kötü ve yıkıcı olasılıklara göre daha uygundur. Çünkü kötümserlik ve korku, bizim rotamızı değiştirebilecek olan doğal gücümüzü çalabilir ve o zaman da çok farklı bir geleceği inşa etmek için kendi iyi senaryomuzu yazamayız. Sonuç olarak, çeşitli kıyametle ilgili ve keder dolu öngörülerin şu andaki önemi, uyarıcı olmalarıdır. Eğer uyanamazsak, tek bir geleceğe alternatif oluşturamaz ve farklı gelecekleri yakalayamayız. Belki de 2012 ile ilgili kehanetlerin ardındaki gerçek mesajı anlamalı ve kabul etmeliyiz, orada yeni bir dünyaya açılan bir kapı olabilir.

Mayalar, Dünya Çağı’nın sonunu tanımlıyorlar veya zamanın bittiğini söylüyorlar ama hangi zaman birimiyle? Mayalar'ın 13. Büyük Baktun Dönemi, belli hesaplara göre 6 veya 21 Aralık 2012’de sona erecektir. Ama bu gerçekten bir çağdan bir çağa geçiş olabilir. Asıl sorun bu geçişi nasıl yapacağımızdır. Dirensek de, kabullensek de, geçiş sırasında yok edici olaylar yaşanabilir. Tüm Amerikan yerlilerinin geleceğe yönelik kehanetlerindeki ortak yön de bu doğrultudadır. Amaç, öğrenilenden oluşur, potansiyel olarak geleceği tahmin edebilmek, öğrenilen dersleri ve önceki oluşumları kabullenmekle mümkündür. Gelecek değişebilir ve farklı bir patikadaki olaylar öngörülerek, gerçeğe dönüştürülebilir. Bu bağlamda şu an ile 2012 arasındaki dönem, 2000 yılı odak olarak alındığında çok önemli kararların alındığı ve daha da alınacağı kesin bir dönemdir ve gelecekte belli sayıda olasılık vardır. Farklı zamansızlıklar içersinde bizim yapmamız gereken şey ise, doğru seçimi yapabilmektir.

Yazının Devamını Oku

2012 yılı son mu yoksa başlangıç mı?

Mayalar için 2012 yılı zamanların sonu. Maya Kehanetleri'ne göre 22 Aralık 2012 tarihi dünya için çok önemli.

Çünkü bu dönemde içinde yaşadığımız çağ sona erecek ve yeni bir çağ başlayacak. Büyük bir tufanla gelecek olan bu yeni çağın ipuçlarını ise bilim adamlarına göre iklimsel değişimler sayesinde şimdiden gözlemleyebiliyoruz. Beşinci kutupsal kayma olarak adlandırılan bu değişimde daha önceki değişimlerde olduğu gibi yine kutupların manyetik alanının değişmesi iddiaları ileri sürülüyor ve dünyadaki iklimlerin değişimi de buna bağlanıyor. "Kutuplar yer veya açı değiştirdiğinde kutuplarda buzlar eriyor. Kaldı ki, küresel ısınma sonucu şu anda Kuzey Kutbu'ndaki buzullar zaten erimeye başlamış durumda. Mayalar'a göre de daha önce yaşanan dört çağda tıpkı bu şekilde sona erdi" deniyor. Acaba bunlar bilimsel olarak kanıtlandı mı? Bu soruya cevap olarak da, Dünyanın en az dört kez kutupsal kayma (Kuzey ve Güney Kutbu) yaşadığı bilimsel verilerle kanıtlandı deniyor. Bazı belgesellerde dünyanın manyetik alanının belirli periyotlarla nasıl değiştiğini bilimsel olarak açıklanıyor. Şu anda dünyanın manyetik alanında muazzam bir değişim var deniyor. Bunun da en büyük nedeni güneşte meydana gelen değişimler. İlginç olan şey Mayalar’ın bunu bilmeleri ya da gerçekten bilip, bilmedikleri... İddianın bir diğer yanı da Mayalar'ın bununla da yetinmeyip, gelecekte tüm insanlığı etkileyecek trajediyi bizlere şifreli bir şekilde duyurmuş olmaları ve bu şifreye göre dünya için 2012 yılı çok önemli. Ama neden şifre? Bu cevap verilemiyor....        

Peki bu görüşe göre 2012 yılında dünya yok mu olacak? Mayalar 2012'yi insanlığın yeniden yukarı çıkışının yaşanacağı bir çağ olarak tanımlıyor. Hatta farklı inançlarda yer alan Altın Çağ’a böyle ulaşılacağı da iler isürülüyor. Yani 2012'nin önemi burada. Düşen insanlık tekrar yukarı çıkacak ve bu çıkış 2012'de  başlayacak. Yine iddialara göre çıkış süreci başladı, belki de 2012 bir final olabilir. Ancak tufanla kıyameti birbirine karıştırmamak lazım da deniyor. Yani kıyamet ruhsal bir değişim, tufan ise fiziksel bir değişim demek. Ayrıca kıyamet tasavvufi ve ezoterik anlamda ayağa kalmak ve uyanmak demek. Ve bu uyanıştan kastedilen şey ruhsal aydınlanma... Bu nedenle verilen tarih çok önemli. Ancak bu tarihlemede iki yıllık bir hata payı bulunabileceği de belirtiliyor nedeni ise Maya Takvimi'nin bizim kullandığımız Gregoryen Takvim arasındaki farktan kaynaklanıyor yani MÖ 1'den MS 1'e geçilmiş olması, aradaki 0 atlanmış. Astrofizikçi Cotterel de bu konuya dikkat çekiyor. Şu anda bilimsel olarak ispat edilen dünyanın dört kez kutup değişimi geçirdiği iddiası Mayalar’a referans olarak veriliyor. Deniyor ki, insanları bunu yeni keşfetse de, Mayalar bunun farkındaydılar.

En önemli buluş da eski Maya kenti Palanque'deki Yazıt Tapınağı'nda bululan mezar taşının kapağındaki şifrenin  çözülmesiyle oldu. Kapağın üzerindeki şerit motiflerini simetrik bir şekilde yan yana getirildiğinde ortaya bir Jaguarun ve bunun üzerinde de bir Yarasa sembolünün ortaya çıktığını gördüler. Mayalar'ın sakladıkları bu sembollerin bir anda belirmesi Cotterel'i şaşkına çevirmişti. Çünkü Mayalar'ın mitolojik yazıtlarında Jaguar beşinci yani bizim çağımızı, yarasa ise ölümü sembolize etmekteydi... Kapağın üzerinde açık bir şekilde görülen Güneş Haçı’nın üzerindeki delikler ise Güneş'in manyetik hareketlerini temsil etmekteydi. İşte bu Mayalar'ın gizli mesajıydı. Yani yaşanacak trajedinin sebebi Güneş'te meydana gelecek olan manyetik değişimlerdir.. İlginçtir ki şu andaki iklim değişiminin nedenlerini Güneş’e bağlayan bilim adamları da çok sayıda... Yalnız Mayalar’ın değil Sümer takvimlerinin de aynı tarihleri işaret etmekte olduğu da söyleniyor.

Astrolojik pencereden bakarsak...  

Balık Burcu Çağı’na?inançlara göre aşağı yukarı milattan önce 6. Yüzyıl civarlarında girmiş olmalıyız. Bu dönem dünya üzerinde Antik Yunan Felsefesi’nin en etkin olduğu bir dönem. Aynı zamanda İbraniler’de de peygamberliklerin başladığı bir dönem. Doğuda ise Zerdüşt, Laotse, Buddha, Konfüçyüs, Jaina ve diğer öğretilerle birlikte yeni felsefeler ortaya çıkmış. Yani düşünce ve inanç akımlarında büyük bir gelişimin yaşandığı bir dönem.?Yine iddialara göre, daha da gerilerde Mayalar’da de altın çağlarını yaşamaktaydılar. MÖ 2000'lerde başlayan Koç Burcu çağının girişinde Meksika'da ve Mısır'da piramitler inşa ediliyordu. Daha önceki tarihlere inebilmek için yeterli bilgi olmadığından genel bilgiler vermekten öteye geçilemiyor. Yaklaşık MÖ 8400-8000 arasında Aslan Burcu’ndan çıkıp Yengeç Burcu’na girmiş olabiliriz. Astronomik hesaplara göre ise, Kova Burcu’na girilen tarihten tam 11.027 sene öncesini kabul etmeniz gerekir. Fakat bu sayı sadece matematik bir çözümlemedir. Çünkü bu kadar uzun bir zaman periyodu içinde dünyanın beklenmedik değişmelere maruz kalmış olması her zaman mümkündür hatta kesindir.?Efsanevi Atlantis kıtasında da, bilgelerin kıtanın batacağını anlayıp aşağı yukarı bu tarihte ayrılmak ihtiyacını hissettikleri söyleniyor. Ama bunlar da birer iddia... Acaba yararlı mı? Hayır, aksine çöküşün yaşanacağını haber veriyorlar yani kötümserler, ötesi ise iyi olacak... Ama kimlere..?

Ya da kimler onlar..? Cevabı bilemiyoruz ama bizlerin olmayacağını sanırım biliyoruz...   

Yazının Devamını Oku

Astronomik bulmaca

Dünya, Güneş'e en fazla Haziran ayında yaklaşır yani Dünya Güneş'e Ocak ayında bulunduğu konumdan 4.8 milyar km. daha yakındadır.

Mevsimlerin farklılığı bilindiği gibi, bu uzaklıkla ilgilidir ve gezegenimizin dönerken oluşturduğu salınım, uç noktalarındaki buzlanmaya neden olur, Dünya uzayda 23' 27'' lik bir eğimle döner yani üzerinde yaşadığımız küre dik durmamaktadır, belli bir eğiklike salınarak, Güneş'in çevresinde döner. Böylece mevsimlerin yanısıra, her yarıkürenin zaman ölçümü yani saatler ve dakikalar Güneş ışığının görülmesiyle yapılır. Bütün bunlar herkesin bildiği gibi orta öğretimde öğrenilen bilgilerdirler, hatta uydulardan ve uzay yolculuklarından çok daha önce öğrenilmiştirler. ?imdi herşeyden önce dünyanın ekseninin, hayali bir çizgi olduğunu düşünün ve asıl önemli olaya yani gizeme yaklaşalım. Bizi ilgilendiren şey, Gündönümü'nün nasıl gerçekleştiğidir?  

Örneğin Kış Gündönümü ne zamandır? dünyanın eğimi ve uzaysal konumu sonucunda Güneş'ten uzaklaştıkça günışığı yani gündüzler kısalır. Yani Güneş gökte, en kısa yayı çizer; Kış Gündönümü'nde Kuzey Yarımküre'de Güneş, öğle saatinde Oğlak Dönencesi boyunca ışınlarını direkt olarak yollar; bu çizgide Brezilya'daki Sao Paulo kenti, Güney Madagaskar ve Avustralya'nın  Kuzey Brisbane bölgesi bulunur. Oysa, 1996 yılında Kış Gündönümü, 21 Aralık gününde, sabah 6:05'de başladı yani yukarda adı geçen örnek bölgelerin aslında Kış'la ilişkisi kuramsal olmanın dışında yoktu. Bu şu demekti; yanılıyorduk çünkü yarımküreler arasındaki farklılık ve salınım etkisi nedeniyle ortaya çıkan değişkenlik yüzünden hangi zamanın nerede bittiğini ya da nerede başladığını global anlamda bilmemiz mümkün değildir. Yani işin aslına bakılırsa, simgesel olmak dışında ortak bir takvimi kullanmamız da doğru değildir.           

1 Ocak 1997 tarihi Julian takvimine göre, 6.710'cu yıldır, bu hesapla 1 Ocak 1997, öğle saati ve evrensel zaman hesabına göre, MÖ 4.713 yılıdır. Astronomlar, bunu 2.448.257 gün olarak hesaplıyorlar; 1 Ocak günü, birçok ülkede tatildir, 31 Aralık günü finans dünyasında da geleneksel olarak bitiş veya hesap günü olarak kullanılır. Geçen yılın sayımları, hesapları yapılır, Bazı ülkelerde, Yeni Yıl "Herkesin Doğum Yılı" olarak kabul edilip kutlanır, hatta bu geleneğe göre, doğum günleri yerine her yılın başında yani 1 Ocak'da herkesin yaşına bi yaş daha eklenir, bu da çık eski bir gelenektir. Anglo-Sakson ülkelerde yeni yıl kutlamaları ve gelenekleri 1751 yılında başlatılmıştır. Aslında daha öncelerde, Yeni Yıl mevsim dönümüne göre 25 Mart'ta başlatılır ve kutlanırdı. Sonuç olarak, dünyanın güneşin etrafında bir dönüşü bitirip, yeni bir dönüşe başlaması yeni yılın başlangıcıdır. Gezegenimiz, bir dönüşte 583.416.000 mili aşar ve bir tur için 365.2422 gün geçer. Sonuçta tüm bunlar birer insani hesaptır çünkü dünyanın dönüşüne ilk defa ne zaman başladığı bilenemediği için, gerçek zamanı saptamak mümkün değildir. Yeni yıl ve bir peygamberin doğumu gibi referanslar yaratılarak, imajinatif bir zaman oluşturulmuştur.   

Yazının Devamını Oku

Uranüs ve dokuz gezegenin ötesi

İkizler, Başak, Koç, Boğa ve Teraziler gelecekte sürprizlerle karşılaşabilirlir...

Gelmekte olan ikibin yılda gezegenimizin ve bizlerin hangi yıldız kümesinden nasıl etkilenecğini ve nasıl bir değişime uğrayacağını tartışmadan önce dilerseniz Kova burcu ve yöneticisi Uranüs'un astrolojik anlamlarından söz edelim. Kova burcunun özellikleri, dört ana niteliğin karışması ile belirlenir: Kova'yı anlayabilmek için öncelikle yönetici planeti Uranüs'un niteliklerine kısaca göz atmak yararlı olabilir; çünkü bir burcun kimliğini en fazla yönetici planeti etkiler: Uranüs iki şekilde anlatılabilir: Ani değişim ve yıkıp yeniden yapmak. Bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi, yeni ve beklenmedik gelişmeler ile ani değişimlerin kaynağı Uranüs'dur. Uranüs’un ikinci önemli yönü ise bağımsızlık düşükünlüğü ve özgürlük aşkıdır. Bu planet, kişi, meslek, kavram, ya da herne olursa olsun, durağan hiçbir şeye bağlanamama etkisini, olumlu, olumsuz her yönde ilerletmek, yeni olan tüm şeyler ile bütünleştirme gücünü yayar. Uranüs'ün dönüşümcülüğüi başka hiçbir planette görülmedik boyuttadır. Ama değişim daima olumlu yönde gerçekleşmeyebilir. Örneğin Uranüs seksüel sapmaların da kaynağıdır, çünkü her konuda beklenmeyeni yapma eğilimindedir. Bu planet, adını Yunan mitolojisinden almıştır ve erkek gücü simgeler. İlk dişi güç Gaia (toprak) onu kendinden yaratmış, daha sonra ise onunla çiftleşerek çeşitli varlıklar doğurmuştur.

Uranüs 1781'de Herschel tarafından keşfedilmişti. Sekiz yıl sonra Fransız İhtilali başladı. 18. Yüzyıl’da, da dünyamız Endüstri Devrimi ve Amerikan Özgürlük Savaşı gibi birçok değişime sahne olmuştu. Uranüs'un niteliklerini öğrendikten sonra bu gelişimlere rastlantı demek zordur. Uranüs'un keşfi bile büyük bir bilimsel devrim sayılan teleskobun icadı sonrası gerçekleşmiştir. Sanki Uranüs kendi keşfine neden olacak buluşu önceden yaptırarak doğmuştur!   

Öte yandan planetin keşfi ile meydana gelen değişimler politika ve bilim ile de sınırlı değildir. Uranüs'un ortaya çıkmasından sonra Güneş Sistemi’nde sadece yedi planetin bulunmadığının öğrenilmesi de devrime neden olmuştur. Örneğin yedi planet ve yedi sayısı üzerine kurulu çoğu gizem öğretileri (ki bunlardan biri de astrolojidir) Uranüs'ü de kapsamına alarak yeniden yapılanmak zorunda kalmış ve tam  düzen kurulmuşken keşifler süreci yeniden başlamıştır. Derken 1846 da  Neptün’ün ve 1930 da Pluto'nun bulunuşu ile temeller tümüyle sarsılmıştır.  Görülmektedir ki Uranüs’ün keşfinden sonra çok kısa bir zaman içinde iki gezegen daha keşfedilmiştir!   

Uranüs'un yaptığı sarsıntılar astrolojide de garip sonuçlar yaratmıştı; örneğin Kova burcu da dahil olmak üzere bazı burçların önceki ve sonraki olmak üzere iki yöneticisi bulunmaktaydı. Eski çağlarda Ay tarafından yönetilen Yengeç ve Güneş tarafından yönetilen Aslan burcu dışındaki tüm burçların yalnız kendilerine ait bir yöneticileri yoktu çünkü bilinen 12 burca karşılık 7 planet tanınmaktaydı. Bu nedenle bir planeti yönetici olarak iki burç "ortaklaşa" kullanırdı; Venüs, Boğa ve Terazinin; Merkür, İkizler ve Başağın; Mars, Akrep ve Koç'un; Satürn, Oğlak ve Kova'nın; Jüpiter ise Yay ve Balığın yöneticisi idi. Kimse yedi planet ötesinde Uranüs, Neptün ve Pluto'nun var olduğunu bilmiyor, üç planetin gerçekte yöneticisi olmadıkları üç burcu zorla yönettiğinden şüphelenmiyordu. Ama sonra Uranüs bulundu, Kovaya yerleştirildi ve yüzyıllardır yorumlara temel oluşturan Kova/Satürn ilişkisinin tam anlamı ile doğru olmadığı anlaşıldı! Artık Satürn  Kova’yı değil, sadece Oğlağı yönetiyordu. Ardından Neptün keşfedilip Balığa, Pluto ise Akrep'e verildi. Bu değişimden sonra eski yorumlar kuşku ile karşılanır olmuştu çünkü yorumların yapılmasında kullanılan kaynak verilerin güvenilirliği üçüncü kez sarsılıyordu.

Ama bu kadar da değil; Yeni planetler yerlerine yerleştikten sonra, eski yöneticiler bütünü ile terk edilmedi ve yardımcı yönetici planet adı altında detay bilgi olarak kullanılmaya başlandılar. Günümüzde Güneş Sistemi’nde on planet olduğuna inanılmaktadır, zaten onuncu gezegenden antik kaynaklarda da söz edilir. Oysa Zodyak'da oniki burç olduğu için hala iki planet iki yerine dört burcu yönetmektedir. Merkür, nitelik açısından büyük uyum içinde olduğu İkizler ile, kendine pek de benzemeyen Başağı; Venüs ise çarpıcı biçimde benzediği Terazi ile, sadece benzediği Boğayı yönetmektedir. Bu durumdan dolayı sistemimizde keşfedilmeyi bekleyen iki planet daha olduğu varsayımını düşünmek zor değildir. Kaldı ki her geçen gün Astronomi daha da doğrusu NASA olası gezegenlerin haberini vermektedir. 1977’de Güneş Sistemi’nde keşfedilmeyi bekleyen iki gezegenin daha yer aldığı kuramını güçlendiren bir buluş yapıldı. Bu keşif, Chiron adı verilen bir gök cismiydi. Astronomlar onun dev bir asteroid mi, planet mi ya da dış uzaydan gelen yabancı bir cisim mi olduğuna karar vermeye çalışırlarken, astrologlar çoktan Chiron'u gezegen kabul edip niteliklerini araştırmaya koyulmuşlardı.

Eğer bu görüş doğru ise, kanımca astrolojik yorumların geçerliliği konusunda tartışmalar başlamalıdır. Öte yandan, bu durum astrolojinin asla bir bilim olmadığını, astrologların ise kimi hesaplamalara, işaret ve konumlara yani periyodlara bakarak öncelikle altıncı hisleri aracılığı ile yorum yaptıklarını göstermektedir. Bu bana daha sempatik geliyor, elbette bilgi önemlidir ama sezginin olmadığı bir bilgi platformu soğuk, yararsız ve en önemlisi amaçsızdır diyorum. Sonuç olarak gerek Chiron, gerekse de daha sonra ortaya atılan Vulcan, Ceres ve hatta Sedna gibi gök kitleleri veya gezegencikler pek bir önem taşımıyorlar hatta sadece kafa karıştırıyorlar, Astroloji'nin mental amaca biraz da daha saf, net, temiz ve aydılık horoskoplara ulaşmak değil midir? Kısacası, astrolojik bir harita astrolog adlı kahinin kristal küresi midir acaba? Bence düşünülmeğe değer, siz de bir düşünün...  

Yazının Devamını Oku

Renkterapi

Giysilerinizin rengi doğru mu?Eşyalarınızı değiştirirken olumlu renkleri seçiyor musunuz?Sevdiğiniz renklerle, sevmediğiniz renklerin anlamı nedir?Belki de giysilerinizin rengi sizi hasta ediyor?Yanlış renkleri kullanmayın, işleriniz ters gidebilir.Her rengin yararlı veya zararlı bir gücü ve sesi vardır...M. Ata Nirun size renklerin gücünü anlatıyor; Sizleri renklerin gizem dolu dünyasına götürmek istiyorum. Yaşamımız renklerle doludur; renkler güneş enerjisinde olduğu gibi çeşitli enerjiler yayarlar ve bizleri etkilerler; giysilerimizin renkleri; eşyalarımızın hatta arabamızın renkleri rasgele değil, dikkatle ve renk bilgisiyle seçilmelidir. Yanlış kullandığımız bir renk sizi yorgun düşürüp, hasta edebilir, kendinize olan güveninizi kaybettirir ve çabalarınızı boşa çıkarır.
Kısaca bu linkte renklerin anlamlarını öğreneceksiniz. 


Kırmızı : Siz, sert, cesur, enerjik, hırslı, tutkulusunuz. Kırmızı renge dokunduğunuzda seksüel bir pizzaya dokunmuş gibi olursunuz. Bu renk sizi sarıyorsa agresif ve vurucusunuz demektir. Ama yüksek egonuz aşk ateşinizi de söndürebilir. Kırmızı renk kan basıncını yani tansiyonu etkiler, kırmızı giymeniz veya bu rengin hakim olduğu bir ortamda bulunmanız tansiyonunuzu etkileyebilir. Aksiyon ve eylemleriniz yine bu rengin kontrolu altındadır, bu rengi seçtiğinizde yaşamı dolu dolu hisseder ve tüm zevkleri bir an önce peşpeşe yaşamak istersiniz, başarabilirsiniz de ama çok büyük bir yorgunluk hissedeceğinizi unutmayın. Kırmızıyı çok sık kullanıyorsunuz hazırlıklı olun ve hiç unutmayın ki sağlığınızı düzenli olarak izlemelisiniz. 
Yaşamda seçmiş olduğunuz dal veya işiniz için kırmızı önemli bir konsantrasyon rengidir, olayların derinine iner ve ayrıntıları kullanabilirsiniz ama bu rengin insanlari için o an önemlidir, geleceğe yönelik planlar yapmazlar ve tedbir almayı pek düşünmezler. Uyumlu olmaya çalışırlar. Ama aslında çevresindekiler onun için basamaktır ve onlari itici güç olarak kullanırlar. Toplum ile ilgilidir kırmızıyı seven insan ve bu insan gözlemlenmekten çok hoşlanır, önemli olan ilgi çekmesidir. 
Kırmızı çok sevilen ve gücü simgeleyen renktir; kırmızı kullanıyorsanız siz bir savaşçısınız ve meydan okumaya bayılıyorsunuz. Ve siz bünyesi sağlıklı, iyimser ve yüksek ruhlusunuz aynen Şeytan gibi ama kötülük için yaratılmış Şeytan'dan söz etmiyorum, ilahi bir varlık olan Şeytan'ı kasdediyorum. seks dünyanız inanılmazdır; kırmızı seksin simge rengidir; insanlarla ilişkiniz direkt ve dinamiktir, liderlik güdüsü sizde doğal olarak vardır. Geleceğe yönelirken güvenlik önlemlerini son anda alırsınız, cesaretiniz çok ünlüdür, bu da kendinize olan güveninizi arttırır. Kırmızının müzikteki karşılığı do notasıdır. 
Tercihiniz pembe ise çocuksu bir kişilik verir, çabuk küser ve alınabilirsiniz, size kötülük yapıldığında sadece acı acı gülümser ve yapılan kabalığı anlayıp hemen özür dilenmesini beklersiniz. Fakat dost, sıcak ve yardım seversiniz, hatta gücünüzü aşan yardımları dahi vaadedersiniz. Nazik, kibar ve vericisiniz. 
Eğer kırmızıyı sevmiyorsanız rahatınızı bozmak istemiyorsunuz demektir; gerilim ve korkulara karşı deneyimlisiniz, hayal kırıklıklarından bıktığınız gibi barış ve güvenliğe öncelik veriyorsunuz. Fiziksel huzurdan çok ruhsal huzuru seviyorsunuz. Sonuç olarak gardrobunuzda ve çevrenizde daha çok koyu mavi ve nane yeşilini seçmelisiniz. 

Sarı : Sarı güneş ışığının ve altının rengidir; zekayı, arzuları ve ruhsal gelişimi simgeler. Siz sarı rengi seven biri olarak belki de büyük düşüncelerin ve umutların insanısınız. Büyük düşünürlerin ve ideoloji yaratıcılarının favori rengi genelde sarıdır. Bu renk sıradanlığın dışında olmayı amaçlayan insanların rengidir, farklılık getirir ve sizi ayrıcalıklı yapar. Sarı rengi seviyorsanız bilin ki, bu renk kendinize güvenmenizi kırmızıdan daha çok size sağlar. Düşünceleriniz çoğu zaman yoğundur ve büyük planlar yapmayı hep sürdürürsünüz. Siz başarılı olmak için başkalarından daha fazla avantajlara doğal olarak sahipsiniz. Sosyal, etkileyici ve iletişimcisiniz. 
Eğer siz portakal rengini seviyorsanız kolay dost olursunuz, her zaman tebessüm ederek teşekküre hazırsınız, küçük diyaloglarla etkili ve olumlu sonuçlar almayı becerebilirsiniz. Büyük hayalleriniz var demiştim, bu nitelik aşk yaşamınıza da yansır ve bir ömür boyu sürse de hayalinizdeki eşi ve aşkı bulamazsınız. Bunun farkında olduğunuz için de hem arayışınızı sürdürür hem de bulamayacağınızı bilirsiniz. Siz bir politikacı olarak doğdunuz, bunu her zaman anınsayın, başarılarınız garantidir, mesela bir seçime girseniz kesin oylarınız hep vardır. Sizinle çalışmak zevktir ve sizinle çalışmak isteyenler çoktur ve hep vardır. Sıcacık gülümsemeniz insanların kalbini ısıtır ve onları rahatlatır. Siz yaşam ve güven dolusunuz. Organizesiniz, işinizin ehlisiniz ama temponuz düşüktür. Altın rengi ise yüksek idealler için uygundur ve sağlığı simgeler, güç katar.
Herkesin güneşe veya güneşin rengine ihtiyacı vardır, sarı rengi değerlendirirken daima bunu düşünün. sarı işin size yaşamı, sağlığı ve güzelliği getirir ama aynen güneşte yanmak gibi bu rengi de aşırı kullanırsanız aynen güneş yanığı gibi olursunuz. Belli zamanlarda ve bilhassa gün batimlarında veya geceleri kullanmanız olumludur. Ayrıca sarı renk çevrede yardım ve destek enerjileri sağlar, bu renk sayesinde daha çok desteklendiğinizi kısa zaman içinde görürsünüz. Eğer odanız sarı renkle döşenmişse, kendinizi sürekli enerjik ve güçlü hissedeceksiniz demektir. Sarının müzikteki karşılığı mi notasıdır. Portakal renginin ise re notası.
Sarı rengi sevmiyorsanız yaşamınızın çok parlak olması sizi rahatsız ediyor demektir, belki de rüyalarınız sık sık büyük güçler veya engelleyemediğiniz nedenler yüzünden yarım kalmış ve bozulmuştur; yeniliklerden ve değişimlerden korkuyorsunuz. şeker pembesi ve salata yeşilini renk olarak gardrobunuzda ve çevrenizde kullanmak için seçebilirsiniz.

Mavi : Deniz mavisini seven insan düzen ve disiplini de sever. Açık mavi ise, sakinleştirici ve huzur vericidir, duygusallığı ve duyarlılığı her an ortaya çıkabilir. Mavi gözlü insanlar genelde tahrik edici ve teşvik edicidir. Öte yandan onların duygularını anlayamazsınız, kendilerini davranışlarıyla ortaya koyarlar. araştırmacılar mavi gözlü insanlarin olayların nedenlerini görme yönünde güçlü sezgilere sahip olduklarını söylerken mantık güçlerinin kuvvetini de vurguluyorlar. Mavi gözlü insanlar gerçek bir strateji uzmanıdırlar, herşeyi önceden uzun uzun planlarlar. yaptıklarından kolay tatmin olmazlar ve yeterli olup duracaklari bir yer yoktur. ekip çalişmalarına uygun ve çok yararlıdırlar ama ona değer vermezseniz sizi o anda bırakıp giderler. 
Eğer maviyi ve mavinin tonlarını kullanan, seven biriyseniz sakin bir yaşamı seçmiş birisiniz. size bariş dolu, streslerden arınmış bir dünya gerekir, uyumlu çevreler ve sınırsız özgürlük için herşeyinizi verebilirsiniz. mavinin çok değişik tonlamaları farklı etkiler yaratir; koyu maviler örneğin çivit ve gece mavisi yatıştırıcı ve sakinleştiricidir. Mavi genelde insanların rahatlamak için farkında olmadan, içgüdüsel olarak seçtikleri renktir. Mavinin müzikal notası sol, civit mavisinin ise la'dır.
Bu rengin insanları çok çalışkan, sebatkar, iradeli, dikkatli ve gayretlidir. mavinin insanları dostluk ilişkilerinde hızlı ve spontanedirler, o an tanıdıkları insanlarla hemen derin ve çok yakın dostluklar kurarlar. eğer maviyi seviyorsanız, seks güdüleriniz yüksektir ama kırmızıyı kullanmak sizin için yararlı olacaktır.....Unutmayın mavi inceliğin ve nezaketin rengidir. Mavi yaratıcılık, hayalcilik, zeka, ciddiyet, güvenilirlik ve idealizm getirir. Bu rengi seviyorsanız siz sadık, vefalı ve çok bilmişsiniz.
Mavi renk günümüzde kesin olarak stres çözücüdür. size 
soğukkanlılık, sükünet, olgunluk ve pozitif atmosfer getirir. Seks yaşamınızda eğer çok ateşli ve hiızlı olmayan ama uzun saatler süren, soğukkanlı, ustaca ve etkisini günlerce sürdüren orgazmlar istiyorsaniz yatak odanızın ve yastık veya çarşaflarınızın mavi ve mavi tonlarında olmasını sağlayın. Mavi sizi dayanıklı kılacaktır.
Eğer mavi rengi sevmiyorsanız değişimler sizin içindir. Bir iş konusunda veya özel yaşamınızda karar verirken hata yapmaktan çok korkuyorsunuz demektir. İlişkileriniz inançlarınızla bir bütündür ve ilişkilidir. Yaşamın köşeli ve sivri uçlarından kaçıyorsunuz belki de çok yara aldınız. Daha özenli, özgür ve barışçı yaşamak istiyorsunuz yani her insan gibi sakinliğe ihtiyacınız var mavi renk sizin bu yönünüzü daha çok ortaya çıkarabilir öyleyse daha çok parlak pembe ve elma yeşilini renkleriniz olarak seçebilirsiniz; çevrenizde ve gardrobunuzda bu renklerin bulunmasına özen gösterin.

Yeşil: Araştırmalara göre yeşil gözlü insanlar çabuk tepki veren esnek insanlardır. İçgüdüsel olarak hemen o anda olayları değerlendirir ve yargılarlar, işte o ilk düşünceleri önemlidir çünkü genelde doğruyu bulurlar. Durup dururken ortada kaldıklarını sanırlar ama bu onlar için salt bir duygudur. Yeşil gözlü insanları bir düzene veya klasmana sokamazsınız, sizi her an şaşırtırlar. İnsan sevecen ve besleyici, onunla yaşamaktan zevk alırsınız, size zevk verir, kendinizi sıcak bir günde ulu bir meşenin altında serin bir gölgede bulursunuz. bilimsellik, sevecencilik, maceraperestlik, yenilikçilik sizin özelliklerinizdir. Özellikle doğa yeşili; uysal, etkili, ruhsal, gizemli ve duyarlı olmanızı sağlar. Yeşilin müzikteki notası fa'dır.
Yeşil biliyorsunuz doğanın veya doğal canlılığın rengidir. Saygı uyandıran, dikkat çeken bu renk aynı zamanda bağımsızlığı simgeler; kalıplardan kurtulmayi ve gelenekleri yenilemenin gereğini anlatır. Yeşili seven biriyseniz size en yakın rahatlatıcı renk mavi olacaktır. Mavi-yeşil renkler yaratıcıdır; moda, gastronomi sanatı ve dekorasyon için mavi-yeşil renkleri sevmeniz önemlidir. Bu renkleri seven ve bu konularla ilgilenen başarılı olacaktır.
Gücünüzü ve yeteneklerinizi biliyorsunuz, tavır ve eylemleriniz titizdir. Belki de yaşamsal deneylerinizin sonuçlarını ve kişisel güvenliğinizi ömrünüzün ilk yıllarında alacaksınız. Eğer siz bir kadınsanız duygusallığınız olağanüstüdür ve sezgileriniz genelde hep doğruyu gösterir. Zarif ve espritüelsiniz ama bilgiçlikten hoşlanıyorsunuz. 
Evinizi dekore ederken canlı çiçeklerin çokluğu ve arzulanması aslında yeşile olan ihtiyaçtan kaynaklanir. Bu rengin hakim olduğu odalarda hele yatak odanızsa çok daha rahat uyursunuz ama odanıza canlı çiçek koymayın çünkü siz uyurken bitkiler biliyorsunuz karbondioksit yayarlar. Onların yerine yapay yeşilleri, yeşil kumaşlı eşyaları veya yeşil ve yeşil tonda boyanmış duvarları tercih edin. 
Eğer yeşil ve tonları sizi rahatsız ediyorsa bu renkle kendinizi yanlız ve agresif hissediyorsunuz. Başkalarının sizin başarılarınızı ve atılımlarınızı negatif olarak etkileyecekleri korkusu içinizde uyanıyor. Yapınızdaki doğal kiskançlığı bu renk daha çok ortaya çıkarıyor. Sorunlarınızı psikolojik olarak çözmek ve etkili olmak istiyorsanız güneş sarısını ve altın renklerini seçebilirsiniz; arada bir kahverengiyi deneyin ve çevrenizde biraz da denizce mavisi bulundurun. Bu renklerin çevrenizde ve gardrobunuzda bulunmasi sizi olumlu etkileyecektir. 

Mor: Mor duygu rengidir, çok özel bir renktir, mistik bir yücelik getirir ve metafizik gücü simgeleştirir. Mor imparatorlukların, dinlerin, ölümün, cazibenin ve sevginin sembol rengi olarak yüzyıllar boyu kullanılmıştır. Mor rengi
mistikler, büyük sanatçılar, düşünürler, toplumları düşünce ve ideallerle yönlendirenler tarafından seçilir ve kullanılır. Büyük, ölümüne ve çok özel aşklar mor rengin aşklarıdır onlardan sürekli mor renk yayılır. Bu renk nedeni anlaşılmaz bir bütünlük ve birlik sağlar çünkü bu gizemli gücün önünde mor bir sis ve buğu vardır. Müzikte mor rengi veren nota si'dir.
İstemediğiniz sorumluluklar sizin için çekilmezdir, bu duruma zorunlu olarak düşerseniz asla mutlu olamazsınız. Çevrenizde bu rengi yayan bir ortam bir şekilde muhakkak olmalıdır, yoksa yaşama küsebilirsiniz. Siz zor karar veren ve aslında çevreye yani sıradanlığa uyumsuz birisiniz. bu da ayrıcalığınızdır. Bütün yeni çağ aktiviteleri başta astroloji olmak üzere, parapsikoloji, kristaller ve ruhsal şifa sizin için doğal ve uygun konulardır. 
Eflatun seçilmiş ve mükemmeliyetçi bir renktir, seçilmişler içindir. Manevi enerjiyi simgeler, ruhsal yetenekleri geliştirir, sır küpü olmanızı sağlar. Zeka düzeyinizi arttırır. 
Mavinin ve kırmızının karışımı olan mor size korunma güdüsü sağlar, kendinizi sanki sağlam bir kalkanın arkasında gibi hissedersiniz. Bu renk kokteyli sizi sakinleştirebileceği gibi aynı zamanda da uyarıcıdır. Örneğin bu renklerin yani mavi tonların ve kırmızının yani morun hakim olduğu odalarda sevişmeyi deneyin; göreceksiniz ki çokşey farkli olacaktir. 
Mor renk size güç verir, yeteneklerinizi pozitif olarak etkiler. Konsantrasyonu arttırır aynı zamanda da meditasyon için çok uygun bir renktir. Mor renkli bir ışığın veya enfraruj bir lambanın yandığı bir odada oturup kendinizi dinlemeniz ve sizi yoran düşünceleri yarım saat için olsa da kafanızdan atmanız tahmininizden öte size dinlendirecek ve sakinleştirecektir. Yanlız şunu hiç unutmayin, bu renk sizi ancak rahatsız etmediği sürece kullanmalısınız; bunun göstergesi ise uykularınızdır.
Mor renk sizi rahatsiz ediyor ve sevmiyorsaniz sizi korkutan güçler demektir; beklenmedik tehlikeler düşlüyorsunuz ve ani sürprizlerden korkuyorsunuz. İlişkilerinizin daima dengeli ve dozunda olmasını istiyorsunuz; çok sıcak ve çok soğuk ilişkiler size göre değil. kendinizi dengelemek için çevrenizde ve gardrobonuzda çimen yeşili ve pembe renkleri bulundurun.

Siyah: Siyah yanlızlığın rengidir, gizemli görünmekten hoşlanır, siyahı seven insan sürekli olarak en büyük sırlari bilen kişi olmanın gayreti içindedir. Eğer siyahı seviyorsanız siz kadere aldırmayan karşı birisiniz. Öte yandan da süper bir demogog ve ikna edicisiniz; mantığınıza kimse kolay direnemez; muhakkak bir şekilde derdinizi veya düşüncenizi anlatırsınız. Dikkat edin siyah dengenin, hazır olmanın ve kendine hakim olmanın rengidir. Aynı zamanda da bilgeliğin ve yıkıp yeniden yaratmanin...
Eğer aşkta aldanmışsanız ki siyah renk aşkda aldanmayı da simgeler, bilin ki yaşama karşı çok cesur ve korkusuzsunuz ve başınıza gelen dertleri dahi siz yönlendirirsiniz. Hissettikleriniz çok zengindir ve duygusallığınız inanılmaz biçimde farkli olabilir. Siz güçlü, alıcı, disiplinli, özgüvenli ve kudretlisiniz.
Siyahın yakınında bulunan gri ne gerilimi, ne de süküneti simgeler ancak kaçışı simgeleyebilir. Eğer renk seçiminizde listenin başinda gri varsa, siz herşeyin önüne bir duvar çekmek istersiniz. Dışardan gelen etkiler bu duvar tarafindan engellenmelidir ve korunmalısınız. Olayları uzaktan kumanda ile kontrol etmek istersiniz; yerinizden kalkıp savaşmak sizin için zor ve hatta imkansız bir eylemdir. 
Gri zor ve karamsar bir renktir kolay rahat ettirmez. İçe kapanıklık ve acıya katlanmak hatta acıdan zevk almak bu rengin etkileri içindedir. Gri rengi kullanan insanların mutlulukları da, üzüntüleri de süreli olmaz, kısa dönemlerde hızlı dönüşümler ve değişkenlikler gösterirken yanisıra da tekrarlar yaparlar. Gri; durağan ve kısıtlayıcıdır, altında ateş yakarsaniz o zaman harekete geçebilir, tutucudur, kuralcılığı ve gelenekçiliği ile gurur duyar. Pasif, zaman zaman stresli, bireyci, tarafsızdır. Yine yakın bir renk olan gümüş renk ise, sürekli gerçeği arayıcılık ve romantizm verir. 
Siyah uç renktir yani marjinaldir; yapılan renk testlerinde ilginçtir fiziksel olarak çok güzel ama duygusal olarak acımasız birçok kişinin siyahı seçtikleri görülmüştür. Ve siyah geçiş rengidir; iki dünya arasında köprüdür.
Siyah ve gri sizi itiyor rahatsız ediyorsa yani sevmiyorsanız yaşamınızın aktif ve açık olmasını istiyorsunuz; yaşam sizin için ağır tempolu ve sıradan olmalı. Siyah renk öte anlamda ölüm korkusunu da simgeler, bilinmeyen sizi ürkütüyor ve kabus oluyor. Kaderden korkuyorsunuz ve kaderinizin efendisi olmanın yollarını arıyorsunuz. Kırmızı ve sarıyı çevrenizde ve de gardrobunuzda kullanmayı deneyin, daha rahat edeceksiniz. 

Kahverengi: Kahverengi toprağın rengidir yani doğumun ve bereketin rengi, yaşam orada döllenir ve büyür. Kahverengiyi seven insanlar fiziksel olarak çok duyarlıdırlar, tenleri çok hassastır ve sinirleri mükemmel bir alıcı olarak çalışır. Bir dokunun bin duyarsınız. Renk listenizin başında eğer kahverengi varsa, özel bir çevreye daima ihtiyaç duyarsiniz, kendinizi ancak bu çevrede güvenli hissedersiniz. Fiziksel rahatlık sizin için çok önemlidir, rahat bir yaşamı yitirirseniz sinirleriniz buna dayanmayabilir. Gerek duygusal, gerekse de maddesel güvensizlik sizi hasta edebilir. Huzursuz, gerilimli ve sıkıcı atmosferlerden daima kaçmalısınız, yüksek elektrikli ortamlar sizi dünyaya küstürebilir. 
Her ne kadar finansal işlerde veya para konularinda doğal olarak yetenekliyseniz de size bu konularda bir danışman şarttır, bu size güven verir. 
O bir dünyasaldır; tam bir madde insanı. Her an her konuda birşeyler satmaya çalışır, herşeyi bilir ve doğru tahmin eder hatta onun herşeyi eleştiren ve geleceği belirleyen konuşmalari sırasında can sıkıntısından uyuyabilirsiniz. Dürüst, güvenilir, namusludur, ilişki ustasıdır ve destekleyici. Kahverengi gözlü insanlar çoğu zaman duygularına göre davranırlar, yanlizlık onlara göre değildir ve her an birilerine ihtiyaçlari vardir. Sevilmeye sonsuz gereksinmeleri vardır, sevilmemek onlar için ölüm demektir. Sevgileri bencil değildir ama farklı olma çabaları yüzünden öyle sanılabilir. çok sempatik ve çekici olabilirler.
Kahverengi renk olarak yardımseverlik rengidir. Etkiler, sizin çevreyle olan uyumunuzu sağlar ama aynı zamanda kurban edicidir veya kurban olmayı simgeler, kişinin kendini veya en sevdiği şeyi feda etmesini ister. Öte yandan sonbaharda yaprakların sarıdan kahverengine dönmesini hatırlarsanız bu rengi daha iyi anlamlandırırsınız, kendinizi olgun ve deneyimli göstermek istediğiniz anlarda kahverengini deneyin ama sürekli değil. 
Kahverengini sevmiyorsanız ve sizi rahatsız ediyorsa, bilin ki siz birisini değil birilerini istiyorsunuz. Çabuk düşünüyorsunuz ama davranışlarınız ağır ve temkinli. Çok ortada olmak sizi korkutuyor ama en önemlisi kahverengi sizde yeterince önemsenmediğiniz duygusunu yaratıyor. Yeşil rengin tüm tonlarını çevrenizde ve gardrobunuzda bulundurabilirsiniz.

Beyaz : Beyaz parlak ve ihtişamlidir; beyaz rengin bulunmadiği bir duygu düşünülemez. beyaz kişisel değildir ve bazı insanlar için sıkıcıdır. Geleneksel olarak beyaz saflığı, temizliği ve el değmemişliği simgeler, bilindiği gibi de bakireliğin sembolüdür. Renk testlerinde tepki uyandıran bir renk olarak pek beyaza raslanmaz. Bu rengi seçen insanlar doğasında tepkisizlik ve sessizlik vardir, uzmanlar beyazın hak ve adalet rengi olduğunu belirtiyorlar. 
Beyaz öncelikle bilinmeli ki, tüm renklerin bütünüdür ve içinde bütün renklerin anlamlarını ve güçlerini taşır. Fakat yanısıra da deneyimsizliği ve acemiliği de anlatir. Gerek beyaz gerekse de siyah insan denen varlığın toplam yaşam gücünü gösterirler. Gelinliklerin ve gelin odalarının beyaz olmaları saflığın ve bakireliğin simgesi olduğu kadar, aynı zamanda da yeni başlangıçların, geçmişin unutularak herşeye yeniden başlamanin göstergesidirler. 
Beyaz için fazla söylenecek söz yok demin dediğim gibi beyaz tüm renklerin bir sentezi ama gizem dilindeki temel anlamı saflık ve deneyimsizliğin yanısıra içinde bilgeliği ve sonsuzluğu bulundurmasi yani iki ucu. hem saf, lekesiz, hem de yaşam ve ölümün tüm bilgisine sahip. Öyleyse beyazı yaşamınızda kullanıyorsanız, ya kendinizi saf, çocuksu, deneyimsiz ve siğinacak yer arıyor gibi göstermek istiyorsunuz, ya da siz bilginize, ruhsal ve maddi gücünüze haddinden çok fazla güveniyorsunuz. Öylesine ki, karşınızda kimsenin durmasina tahammül edemiyorsunuz. Dikkatli olun ve beyaz rengi kullanırken iyi düşünün.
Beyaz rengi sevmiyor ve kullanmıyorsanız deneyimsizlik ve gösteriş sizi rahatsiz ediyor, hatta korkutuyor. Yaşamınızı doğal duygularla yaşamak amacıdasınız. Birşeyin değişmesinden rahatsizlik duyuyor ve yenilikleri merak etmiyorsunuz. 
Yazının Devamını Oku

Sorunlarınızı kabul edin...

Günümüzün en önemli çelişkisi, sorunu ya da stres kaynağı içinde bulunduğumuz sınırlarla orantılıdır. Eğer biz sınırları görebilir, algılayabilir, yorumlayabilir ve kabullerimizi kendimize öğretebilirsek daha farklı, daha olumlu hatta daha mutlu bile olabiliriz...

Gerekli mi..? Evet, gerekli çünkü hastayız hem de çok ciddi ...

Yeni Çağ dediğimiz ortamın gerçek anlamı, daima bir önceki kuşaktan gelen geleneklerle bütünleştirilen güncel düşüncenin, yüksek teknoloji eşliğinde, özellikle bilimsel ama popülist tanımlarla ortaya konulmasıdır. Ve bu tanımlama özellikle de 2000 yılından sonra genç nesilleri çok güçlü bir biçimde etkilemektedir... Aslında bu düşünce biçimi yeni sayılmaz, 19. Yüzyıl başlarından beri biliniyordu. O dönemde inançlarla bütünleşen Avrupa gelenekleri,  entellektüelleri derinden etkilemişti. Yani günümüzdeki gelenekçi ekono-teknolojinin temelleri o dönemde sağlam bir şekilde atılmıştı..

Ozanlar, yazarlar, düşünürler ve entellektüeller, büyük kitlelere yönelerek yeni bilinci tanımlamışlardı. 60'lardaki ideologlar, toplumun büyük parçalarına ulaşıp etkilemeyi başardılar ve özellikle de müziği kullandılar, müzik orta sınıfa mensup milyonlarca gencin odalarına girerek alışılmadık bir devrimi başlattı. Önce genç ve sonra orta yaşlı milyonlarca insan etki altında kaldı, onları da şimdi siz izliyorsunuz... 70'lere gelindiğinde Yeni Çağ adı yerini bulmuştu, sosyal, kültürel, ekonomik ve teknolojik senteze ulaşılmış ve 30 yıl sonrasının yani günümüzün yaşam biçimi şekillenmişti. Kısacası idealizm amaçlandığı gibi yerini paraya terk etmiş ve Yeni Çağ düşüncesi artık bir endüstriye hatta sanayiye dönüşmüştü...

Artık hemen hemen her tür fikir ve ideolojinin birleştiği bir noktadayız. Bir başka deyişle tüm dünyayı harmanlıyoruz. Bugün hangi iş kolunda, hangi inançla, ne iş yaparsak yapalım, bu düşünceyi farkında olsak ya da olmasak da izliyor, yaşıyor ve yaşatıyoruz... İnançlarımızı, düşüncelerimizi fiks ettik, tüm tapınakları yıktık, bütün tanrıları kovduk... Elimizde kalan son inancı da finansmancılara verdik... Onlar yıl sonlarında bizlere inanç gelirimizin bilançosunu veriyorlar...

Yeni Çağ'da tek bir tapınak kurduk, adı ekonomi tapınağı...

Orada din, dil, ırk ve düşünce farkı gözetmeksizin tapınıyor ve performansımıza göre de kutsanıyoruz. Bazılarımız bu tapınağın önünde bekliyoruz, bazılarımız ise içinde yaşıyoruz...

İlk ve çok önemli kabulümüz bu olmalıdır, varolan, yaşanan ve yaşatılan sistemin dışına düşmek artık Limbo'ya yuvarlanmaktır yani ne cennete ne de cehenneme giremeyen ruhların yanına gitmek demektir...

Günümüzde istisnalar dışında herşey paradır, hatta diyebiliriz ki, para genel bir yaşam prensibi olup bir çeşit bilinç, yaşam gücü ya da enerjidir. Konu ekonomi yani para olduğu zaman herşey birdir ve amaca giden yolda hemen hemen tüm yollar geçerlidir. Sistem bize, bütünlük içinde kalmamızı, ayrım yaratan dogma ve doktrinlerden soyutlanmamızı, toplu bir amaç bütünlüğüne gitmemizi istemektedir. Bilgi çağında olduğumuza da inanıyoruz, pek böyle değil ama uyumlu olmak için böyle olduğunu düşünebiliriz. Hatta, bilgi yoluyla aydınlanmaya ve sosyal evrime dayanan bir dönüşüm sürecini yaşadığımıza da inanıyoruz. Küresel ısınma gibi çevre krizleri, savaşlar, gerçekten çok garip siyasi çekişmeler, ekonomik darboğazlar gibisinden sorunları, aslında çözebilecek potansiyele sahip olduğumuzu biliyor ama yanısıra da neden çözümlemediğimizi de biliyoruz...

Yazının Devamını Oku

ŞANSINIZ YOK MU? EMİN MİSİNİZ..?

Neden bazı insanlar inanılmaz derecede şanslıyken, diğerleri hak ettikleri olanaklara asla sahip olamaz? Bir psikolog, yanıtı bulduğunu söylüyor.

10 yıl önce, şansı araştırmaya başlamış. Neden bazı insanların hep doğru zamanda doğru yerde olduğunu, diğerlerinin ise sürekli olarak şanssızlıklarla boğuştuğunu merak ediyormuş. Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman şanslı ya da şanssız  hisseden insanların kendisiyle temasa geçmelerini istemiş. Yüzlerce sıradışı erkek ve kadın, araştırma için gönüllü olmuşlar. Yıllar boyunca, onlarla söyleşiler yapmış, yaşamlarını gözlemlemiş ve deneylere katılmalarını sağlamış. Sonuçlar göstermiş ki insanlar, neden şanslı ya da şanssız olduklarını tam  olarak bilemeseler de, düşünceleri ve davranışları, bu durumu büyük ölçüde  açıklıyor.

Bir şans ya da bir fırsat gibi görünen durumları düşünelim. Şanslı insanların bu tür fırsatlarla sürekli karşIlaşmalarına karşılık, şanssız insanlar bunlarla hiç karşılaşmazlar. Bu durumun, insanların söz konusu fırsatları fark etme yetenekleri arasındaki farklılıklardan mı kaynaklandığını bulmak için basit bir deney yapılmış. Hem şanslı, hem de şanssız insanlara bir gazete verilmiş ve onlardan gazeteyi  iyice inceleyip içinde ne kadar fotoğraf olduğunu söylemeleri istenmiş. Gazetenin ortalarında bir yere de, üzerinde şu not yazılı olan büyük bir mesaj  yerleştirilmiş; "Deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin, 250 dolar kazanın." Bu mesaj, sayfanın yarısını kaplıyormuş ve yüksekliği 5 cm'in üzerinde olan bir fontla yazılmış. Herkesin yüzü ve bakışları o anda uzmanlar tarafından izleniyormuş.

Şanssız insanlar, bunu fark edemezlerken, şanslı insanlar hemen fark etmişler. Şanssız insanlar, genel olarak şanslı insanlardan daha gerginmişler. Bu endişeli ruh hali, beklenmeyeni fark etme yeteneklerine zarar veriyor ve sonuç olarak, fırsatları kaçırıyorlar çünkü başka bir şeyi aramaya aşırı odaklanıyorlar. Örneğin davetlere, konuya, komşuya mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle gidiyorlar ama bu yüzden iyi  arkadaşlar edinme fırsatlarını kaçırıyorlar. Belli iş ilanlarını bulmaya kararlı bir biçimde gazeteleri inceliyorlar ama diğer iş olanaklarını kaçırıyorlar. Şanslı insanlar ise, daha rahat ve açıklar. Dolayısıyla, yalnızca aradıklarını değil, orada ne olduğunu da görüyorlar. Araştırma, sonuç olarak şunu gösteriyor. Şanslı insanlar, dört ilke sayesinde şanslarını yaratıyorlar. Şans fırsatlarını yaratma ve fark etme konusunda becerikliler. Sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar verebiliyorlar. Olumlu beklentiler sayesinde doğru çıkan tahminlerde bulunuyorlar, şanssızlığı  şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimsiyorlar. Çalışmanın sonuna doğru, bu ilkelerin, şansı yaratmada kullanılıp kullanılamayacağını merak edilmiş.

Bir grup gönüllüden, bir ay boyunca, şanslı bir insan gibi düşünerek, böyle davranmaya yardımcı olacak egzersizler yapmaları istenmiş. Bu egzersizler, şans fırsatlarını fark etmeleri, sezgilerini dinlemeleri,  şanslı olmayı ummaları ve şanssızlığa karşı daha esnek olmalarında onlara  yardımcı olmuş. Gönüllüler, bir ay sonra dönmüşler ve neler olduğunu anlatmışlar. Bu insanların % 80'i, artık daha mutluymuş, yaşamlarında daha çok tatmin oluyorlar ve belki de en önemlisi, daha şanslıymışlar. Sonuç olarak, asla akla gelmeyecek "şans faktörü"nü bulunmuş... Araştırmayı yapan Hertfordshire Üniversitesisi'den Profesör Richard Wiseman'ın şanslı olmak için önerdiği dört temel ipucu şöyle:

Yazının Devamını Oku

HAYATIN DÖNEMLERİ

Astrologlar, sık sık transitlerden söz ederler; hatta transitler birçok kez doğum haritalarından daha çok önemsenirler. Transitlerinizi öğrenmek için ya bir astroloğunuz olmalı ya da merak edip öğrenmelisiniz. Ama size burada kısa bilgiler verebilirim. Astrolojide transit demek; "zamanlama" anlamındadır...

Doğmak ve ölmek zamanı Ekin ekmek ve yok etmek zamanı Öldürmek ve iyileştirmek zamanıYıkmak ve yapmak zamanı Ağlamak ve gülmek zamanıYas tutmak ve dans etmek zamanıTaşları dağıtmak ve toplamak zamanıKucaklamak ve kaçmak zamanıAramak ve kaybetmek zamanıSaklamak ve atmak zamanıYırtmak ve onarmak zamanıSessizlik ve konuşmak zamanıSevmek ve nefret etmek zamanıSavaş ve barış zamanı

İnsanlar, birbirlerine oldukça benzemekle beraber çok da farklıdırlar. Doğar, büyür, çocuk, genç, yetişkin, aşık oluruz, çocuklarımız var ya da yoktur ve yaşlanırız. Her birimiz hayata farklı olarak sorumluyuz. Astrolojik doğum haritaları, bize aramızdaki farklılıkları gösterirler. Gezegenlerin transitleri ise, zamanı ayarlamamız içindir. Transitleri izleyerek, kriz dönemlerini gözlemleyebilir, krizleri neyin oluşturduğunu anlayabiliriz. Transitler bize etkinin kadar süreceğini anlatırlar ve böylece biz de gücümüzü olumlu bir şekilde kullanmaya başlayabiliriz. Yağmura karşı hazırlıklı kişiler, yağmura hazırlıksız yakalananlar kadar rahatsız olmazlar. Bir transit, kişiliğe enerji getirir ve bilincinde bir değişikliğe neden olur. Örneğin; bir Jüpiter transiti bir fırsat dönemi demektir fakat aynı zamanda doğuma ait bir Mars-Güneş konumunu harekete geçirirse, bu fırsat farkedilmeyebilir. Birçok astrolog, gelecek hakkında tahminde bulunmayı sever, ama ilahi sorumluluğu üstümüze alacak olursak, geleceği bilmek zordur. Eğer biz ortaya çıkmalarını istiyorsak, sıkıntı, keder ve kötü şansla karşılaşırız. Zor transitler, genellikle hastalığa eğilimli bir bahçede, nasıl iyileştireceğinizi bilemediğiniz hasta bir çiçeğe benzerler. Bu da ancak anlama yoluyla düzeltilebilir.
 
Sert astrolojik etkiler kişiliği değiştirebilirler, daha çok enerji getirir, daha fazla büyüme olasılığını arttırırlar. Güneş, Ay ve Merkür çok hızlı ve yardımcıdırlar. Venüs ise, daha fazlası için Güneş'e güç katar. Mars kızgınlık getirir. Mars transitinde kişiler düşüncesiz hareketler yaparlar ama bu enerjiyi değiştirebiliriz, kızgınlık yaratıcılığa dönüşebilir ve yeniden yönlendirilebilir. Yaratıcılığın gelişmesi ve bireysel düşüncenin ilerlemesi için Mars kızgınlığının verimli olması gerekir. Ama değiştirmeyi öğrenmek zordur çünkü enerji seline kapılmak kolaydır. Bu enerjinin değiştirilmesi için bir geri-itilim gerekir yani kararlı olunmalıdır, en basiti çok kızdığınızda bile frene basabilmeyi öğrenmektir. Gerilimleri ve biriken yoğun enerjileri aynen fay hatlarında olduğu gibi küçük kırılmalarla geçiştirmeliyiz. Nasıl mı? Bunu biliyorsunuz, herkes farklıdır demiştim, değil mi?

Sonraki  yavaş gezegenler yani Jüpiter 2 aylık, Satürn 1, Üranüs 2, Neptün ve Plüton ise 5'er yıllık etkiler verirler. Süreler uzundur ve bize öğrenmek için zaman verirler, anlama şansımız, büyümek için fırsatımız vardır ve yoldaki işaretleri okuyup, hayatımızı düzenleyebiliriz. Bazı Astrologlar Satürn transitinden korkarlar. Fakat Satürn billurlaşmayı, arınmayı ve sorumluluğu da sembolize eder, bu bir olgunluk dönemidir. Bir Satürn transiti hayat okulunda yarı dönem sınavına girmeye benzer. "Ne kadar biliyorsunuz?" "Yaşınıza, deneyiminize, ve şu andaki ihtiyaçlarınıza bağlı olarak kendinizi nasıl idare edeceksiniz?" gibi... Öğretmen olarak testi uygulayan Satürn'dür. Bunlar sınanmamız gereken konulardır, tecrübelerimiz ve tepkilerimiz de sınanır ve Satürn transitleri kişiliğimizin farkına varmamızı isterler. Transit sırasında başarılı olup olmadığımızı anlayamayız. Çünkü o zamana kadar sınav bitmiş ve sonuçlar oluşmaya başlamıştır. Transit bittiği zaman etkisi yayılır. Neyse ki, bizi daha zeki, olgun ve mutlu hissettirerek bırakır. Ayrıca, transitler kişinin yaşına göre ele alınmalıdırlar.

Eğer bir kişi hayatı kolaylaştırmak istiyorsa bu sistem yardımcı olabilir. Eğer kişi sorumluluk oluşumuyla ilgileniyorsa bu sistem çok iyi işler. Transitler kişiliğin hangi bölümünün gelişmekte olduğunu da bildirirler ve bize, hayatımız, ihtiyaçlarımız, ve değişikliklerin ne olduğu hakkında sağlıklı ve ayrıntılı bilgi verirler. Transit sistemi, kendi kendimize nasıl öğüt verebileceğimizi öğrenmemize de yardım eder. Ama bunu yapmadan önce, sistem ile tanışıklığımızın olması ve geleceğe korku veya endişe ile bakmamayı öğrenmemiz gerekir. Unutmayalım ki, bizler, acı çekmek veya kaybetmek için değil, sahip olduklarımızla yaşamak için doğduk.

Yazının Devamını Oku

Mars geri gidiyor ve neler olacak..?

15 Kasım 2007'de Mars, Yengeç Burcu'nda Retrograde yani ters veya geri dönüş hareketine başladı.

Bu konumunu 30 Ocak 2008'den sonra İkizler Burcu'nda sürdürecek ve 4 Nisan 2008'de yine başladığı yerde yani Yengeç Burcu'nda normal hareketine dönecek ve Retrograde'in başladığı yere gelmiş olacak (12°27'). Retrograde hareket karmaşık bir astronomik tanımlamadır ve fiziksel değil görsel bir olaydır, gerçekte hiçbir gök cismi geri gitmez çünkü uzayda ileri geri diye bir kavram zaten düşünülemez.

Bu görsel konum Astroloji'de genellikle dikkat çekici ve uyarıcı olarak kabul edilir. Mars'ın bu astro etkisi 20 Ekim'de yavaşlamasıyla başlamıştı, Cardinal denen ana burç insanları yani Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlaklar'ın yıldız haritalarında yani horoskoplarında Mars'ın konumu önem kazanmıştı. Mars her iki ve iki ayda bir geri gitmeye başlar, her yılki geri dönüş etkileri farklıdır, bu nedenle de daha çok önem kazanır.

Retro yani geri dönüş dönemleri Astrolojik anlamda genelde sorun getirirler yani Retrolar belirgin bir süreci önceden bildirirler ya da kadersel veya kaçınılmaz olayları simgelerler, söz konusu etki o gezegenin gücüne bağlıdır. Retro evresinde gezegen kendisini  bir anlamda bilincimize yönlendirir, diğer gezegenleri gölgeleyerek kişiliklerimizi etkiler hatta değiştirir. Bizlere bir dizi olayı getirirken, genelde ya çok az ya da hiç kontrol edemeyeceğimizi belirtir, elbette ki bu etki Retro'nun oluştuğu burçta başlar. Örneğin Mars Retrosu duygusal çizgide, ev kuşu Yengeç'te tümüyle farklı koşullar yaratırken, zeki İkizler'i entrikacı ve dedikoducu bir kişiliğe dönüştürür… 

Bu bir süreç demiştim yani Retro sürecinin ortalarında gezegensel enerji çok yoğundur, bu konumda çok önemli ve kritik yaşamsal olaylar oluşur. Zaten bu süreçte Mars'ı uzayda çok parlak olarak gözle görebilirsiniz. Bilindiği gibi mitolojik bağlamda Mars, Savaş Tanrısı'dır, aynı zamanda da enerjinin ve gücün yöneticisidir.

Yazının Devamını Oku

"Bozkırda sisler"

Oturduk konuşuyoruz, ortam sisli, dumanlı. Puslu Ankara bozkırından esinlenmiş bir ortam.

Çevremizde anaforlar oluşmakta, Castaneda'nın Yaqui ruhları sanki buram buram dolanmakta ve o dalgın dalgın anaforlara bakıyor, gözleri buğulu. Bense üşüyor gibiyim, içim ürperiyor oysa onun gözleri beni hep ısıtırdı. Ama bu kez umutsuzluk var gibi, o gözlerde. Yoksa ben mi çok moralsizim, yoksa ben mi kendimi ona yansıtıyorum? Anlamak mümkün değil, Kabbala´nın onuncu katındaki bilinmezliğin içersinde kaybolmuş gibiyiz.

Sislerin arasında bir oluşup, bir kaybolan figürlere bakıyoruz beraberce.

Onların bir daha varolmamacasına yok olacakları umudunu düşlüyorum, umud kafamda somutlaşıyor, madde madde katmanlaşıyor, sissiz, dumansız, anaforsuz bir bozkır düşlüyorum. Daha önce olduğu gibi...

Bana gülümsüyor, düşüncelerini algılıyorum, o tanıdık düşünceler beynimin kıvrımlarının arasına yerleşmiş kardeşlerinin yanına yerleşiveriyorlar.

Sanki bir bilim kurgu öyküsü bu; Kubrick´in space-operası 2001´den kalan imajlar, onun düşünceleriyle uyum sağlıyor. Yeniden doğuşa gitmenin gerekliliğinin kaçınılmazlığını algılıyorum. Korkumu ona anlatıyorum, diyorum ki evrim muhakkak gerçekleşir, evrimin geleceğe yönelik her adımı bir watt daha aydınlatır ama evrimin zamanı yoktur diyor ve çoğu zaman nesilleri aştığını anlatıyorum. Ben, aydınlığı, dumansızlığı göremezsem diye korktuğumu söylüyorum.

Yine gülümsüyor, bir sigara daha yakıyor. Onun sigarasının dumanı, çevremizdeki sislerin arasında mavimsi ışıltılar yayarak belirginleşiyor.

Diyor ki, beklemelisin ama beklemek atalet olmamalı, beklemek umarsızlık değildir, beklemek elzem olan aksiyonun ve düşünsel ivmenin bileşkesi olmalıdır diyor. Off, diyorum, çok karmaşık ve üstelik bu arada ya bana da zarar verilirse? Güneş ışıltılı başını sallıyor; Hayır, diyor; gereken herşey sende var diyor; muhtaç olduğum kudretin genlerimde varolduğunu anımsatıyor. Elini kaldırıp gösteriyor, gösterdiği yerde sisler dağılıyor, görüntüler netleşiyor; orada başları onun gibi ışıltılı gençler görüyorum.

Heyecanlı düşünceler ondan hızla bana akıyor; İşte, diyor; bak onlara...

Yazının Devamını Oku

Bir Reenkarnasyon Geyiği...

Biraz gecikti ama yine de literatürde yerini alması gerekiyor. Geçtiğimiz haftalarda unutulmaz sanatçı Barış Manço'nun küçük bir çocuk olarak dünyaya döndüğü haberi (Reenkarnasyon), medyada yer aldı. Aslında yeni bir haber değildi yani taze değildi, daha önce de kullanılmıştı ama bir nedenle yeniden ısıtılmış ve balık bellekli denilen tv izleyicilerine reenkarnasyon olayı olarak tekrar sunulmuştu. Bilinmez ama nedense UFO haberleri ya da reenkarnasyon gibi konular medyada şaşırtıcıdır, olaylar bir türlü ciddi olarak tartışılamaz, haberin oluştuğu dönemde kim popülerse ya da o aralar kimler tv program yapımcılarının hatta asistanların portföylerinde varsalar, onlar ekrana çıkarlar ve kendilerince görüşlerini belirtirler. Hiçbir zaman daha birçok konuda olduğu gibi, o konunun uzmanı kimdir, neler yapılmıştır... gibisinden araştırmalara asla girilmez...

Ve yine aynı şey oldu ve konuyla ilgili tv programlarında güya reenkarnasyon tartışıldı. Benim izlediğim bunların bir tanesiydi, programı Yasemin adlı bir hanım sunuyordu (Özür diliyorum, soyadını yakalayamadım) pardon sunmanın ötesinde yorumluyordu. Aslında zaman zaman küçük oğlunun ille de Barış Manço olduğunu iddia eden adama dönüyor, tıbbi bir tedavinin gerekli olduğunu ve mutlaka yaptırması gerektiğini de öneriyordu. Programdan anlaşıldığına göre, aynı adam daha önce de medyada yer almıştı ama görüldüğü kadarıyla yine kullanılıyordu. Konuklar ya da yorumcular ise, çocuğun babasının yanısıra yine hemen her zaman, her yerde olduğu gibi İlahiyatçı Zekeriya Beyaz, Gazeteci yazar Berrin Türkoğlu ve yine adını yakalayamadığım bir psikiyatrdan oluşmaktaydı... Konu ölüm veya ölümle ilgili birşeyse muhakkak dine veya din otoritelerine başvuruluyor oysa ölümün ya da benzer konuların bilimsel, sosyal ve psikolojik yönleri de var. Zaten güncel sorun da burada, konu ne olursa olsun hemen bir din görevlisi karşımızda, hemen yoruma başlıyorlar ve tüm dünyevi konular din potasında eritiliyor, sonunda da geriye birşey kalmıyor. Oysa dinin temeli inanç ama her insanın inancı da aynı değil, o zaman ortaya farklı görüşler ve sayısız yorumlar çıkıyor. O zaman konu da, kaybolup gidiyor, tartışılmaz hale geliyor ve izleyici veya okuyucu maçı kimin kazandığına bakar gibi bakarak kendi bireysel inancına yakın bir yerde kalıyor...

Bu programda da aynı şeyler yaşandı, Barış Manço'nun ruhunu  taşıdığı iddia edilen çocuğun babası ile Zekeriya Beyaz arasında görüldüğü kadarıyla geçmişten gelen bir sorun vardı, zaman zaman birbirlerine sataşıp durdular ama ekranların ustası olan Zekeriya Beyaz için bu rakip, çok hafif kalıyordu. Bu arada Zekeriya Beyaz, konuyu bir ara mezhep ayrımına götürmeye niyetlendi ama Yasemin Hanım tarafından engellendi, ayrıca psikiyatr uzman da sert bir dille benim üstte vurguladığım gibi, dini her konuya karıştırmamasını söyleyince Zekeriya Beyaz geri çekildi. Ama Zekeriya Beyaz, bu konuyu iyi bildiğini iddia ediyor, yeterince incelediğini ve kendisiyle tartışılamayacağını belirtiyordu ama birçok İslami yorumcu gibi tekrarlayıp durduğu Hindu Tenasüh inancı ile Spiritüalizm kökenli Modern Reenkarnasyon inancı arasındaki farktan habersizdi. Bilmesi gereken şey, bu iki inancın temelden farklı olduklarıydı, Tenasüh kısacası ruhun yaşam performansına göre yeniden doğuşlarda geriye de dönebilmesi inancıdır yani birey bir sonraki yaşamında insan olmayabilir, ruh yaşamın her formunu denemelidir ve sonunda bir sonsuzluk anlayışında (Nirvana) kaybolacak ya da bütünleşecektir, bu inançta ruhlar alemi, yeniden doğuş kuralları, özel seçimler ve sonunda bilge veya öğretici rehber ruh olmak gibisinden ayrıntılar yoktur. Oysa Modern Reenkarnasyon inancında, tüm yeniden doğuşlar ileriye yani evrimleşmeye (Tekamül) yöneliktir, ruh öldükten sonra oturur düşünür ve nasıl bir yeni yaşam seçeceğine karar verir, ona göre de bedenlenecektir. Rehber ruhsal varlıklar, bu aşamada ona yardımcı olurlar hatta yön verirler vs... Ruhun Nirvana'ya erişmesi yani karmanın tamamlanması ve ruhun artık tüm dünyevi arzulardan kurtulması ve dünyevi bilgilere ihtiyacı kalmaması demektir. Yaşam planı bir önceki yaşamda bireyin eylemlerine göre yapılır ve ruh bedenlendikten sonra çeşitli dini ritüellerle kendisini eğiterek karma bilgisini algılamaya çalışır, bunu başardığında da artık bedenlenmekten kurtulur. Bütün bunlar özgün inançlar yani Uzak Doğu dinlerinin birer parçasıdır ama aslında Uzak Doğu sözü bir genellemedir çünkü Çin Budizmi'nde ve Japon Şintoizm'inde böyle bir inanç yoktur. Reenkarnasyona karşı çıkan tüm büyük dinlerin ama özellikle de İslami araştırmacıların önemli bir kısmının bir türlü kurtulamadıkları çok ciddi yanlış buradadır. Kısacası Hindistan ve Tibet yöresindeki reenkarnasyon inancının temeli "Tenasüh" kavramına dayanır yani ruh yaşam karnesinin sonuçlarına göre geriye de gidebilir hatta bitki veya hayvan olarak da tekrar dünyaya gelebilir. Oysa, spritülizme dayanan modern reenkarnasyon inancında ruh tekamül eder yani sürekli ilerler, gelişir. İkisi çok farklı yerlere, uygulamalara ve sonuçlara giderler, bilinmesi gereken şey, reenkarnasyonla tenasühün apayrı birer inanç olduğudur. Ve yine bazı İslami kesimlerde sık sık; "Reenkarnasyona inanan hıristiyanlar..." tanımına raslanır oysa hıristiyanlık reenkarnasyona şiddetle karşıdır ve kesinlikle reddeder. Zekeriya Beyaz'ın elbette ki bunları bilmesi gerekmiyor hatta eminim ki genel olarak, "Geçiniz, bunlar saçmalıklar..." diyecektir ama bir otorite olarak konuştuğuna inanıyorsa iş değişir çünkü o zaman gerçekten konuyu iyi bilmeli ve ona göre yorumlamalıdır. Ya da, dinin bu konuda görüşü bu kadardır diyerek, ötesini bilmediğini, hatta ilgilenmediğini belirterek sözünü noktalamalıdır. Ama bunu hiçbir konuda yapamıyor, her konuda konuşuyor oysa Zekeriya Beyaz bizler için önemlidir çünkü popüler bir din görevlisi olarak, özellikle irticaya yönelik konularda vurucu şeyler söylüyor, seveni çok olduğu için de dinleniyor. Aynı şey olmasa da, Yaşar Nuri Öztürk gibi din konularında çok saygın ve etkin bir ismi ne yazık ki siyaset uğruna yitirdiğimizden beri, bu yaklaşım çok daha önemli...

Öteki konuk olan yazar Berrin Türkoğlu ise, program süresince, Reenkarnasyon iddialarının sık yaşandığı Hatay yöresinde yıllardır araştırmalar yaptığını ve bir de kitap yazdığını anlattı, zaten Yasemin Hanım da elinde onun kitabını referans olarak gösterip duruyordu. Fakat Yasemin Hanım'ın, Reenkarnasyon'un dünyadaki bir numaralı ismi Prof. Dr. Ian Stevenson'la beraber çalışan Reşat Bayer'in kitabından, konunun önde gelen isimleri olan Biyolog Dr. Can Polat'tan, Prof. Dr. Recep Doksat'tan (yaşama veda etti), Dr. Ertan Kura'dan ve Dr. Bedri Ruhselman'ın çalışmalarından haberi yoktu. Tabii ki bunları bilmek zorunda değil ve sonuçta o bir sunucu, verilen malzemeyi kullanıyor ama yorum yapmak ayrı birşey, çünkü o zaman herşey değişiyor. Berrin Türkoğlu çalışkan ve yetenekli bir gazeteci, yazdığı kitap ise bir tür gezi kitabı veya bir belgesel gibi, gördüklerini ve kaynaklardan okuduklarını toparlamış ve görevini yerine getirmiş. O da; "Buraya kadar... Yorum benim işim değil, işte şu kaynaklar, şu uzmanlar var..." diyebilir ve psikiyatri ile din arasında sıkışıp kalmazdı. Programın bir yerinde Türkoğlu, Yasemin Hanım'ın; "Siz inanıyor musunuz?" sorusuna ise; "Başıma gelmedi, bilmiyorum..." diyordu. Bu da yanılgıydı çünkü tüm pşisik olaylarda, olayı yaşayan bireylerin inançları, bilgi demek değildir, olaylar yaşanırlar ve geçip giderler, bazıları sık hatırlanır izler bırakırlar ama bunun anlamı farklıdır. Türkoğlu'nun Parapsikoloji'yi bir bilim olarak, bir psikiyatra karşı savunmaya kalkışması da, başka bir hataydı çünkü psikolojiyi dahi sevmeyen psikiyatrlar parapsikolojinin adını dahi duymak istememekteler ve bunda da haksız değiller. Zira parapsikoloji uzun zamandan beri yok yani ömrünü bitirdi, işlevini yitirdi. Şimdi bilimin sınırlarını merak eden uzmanlar var yani programdaki psikiyatr uzmanın dediği gibi, günümüzde sadece belli konularda uzmanlaşmış bilim insanlarının bazı çalışmaları var...

Psikiyatr uzmanımız, genelde doğru şeyler söyledi yani konumun gereğini yerine getirerek, Barış Manço'nun ruhunu  taşıdığı iddia edilen çocuğun babasını da fena halde azarladı. Bir ara da, bilimin sınırsızlığını dile getirerek, her gün yeni şeyler öğrenebiliriz imasını yaptı fakat bu ima diğer konuklar tarafından yeterince algılanamadı ve kullanılmadı. Orada Reenkarnasyon konusunun parlak isimleri olan Colombia ve Yale'den Psikofarmalog Prof. Dr. Brian Weiss'ın, Hipnoterapist ve Çok Kişilik Düzensizliği Uzmanı Steven Warner'ın, Melvin Harris'in, Kuantum'ya ilgili olarak Astrofizikçi Michael Scott'un, fizikçi Prof. Fred Alan Wolf'un çalışmalarından birkaç cümle ile söz edilebilirdi ya da en azından bir tanesinin... Peki, bunlar gerekli mi? Hayır çünkü işimiz magazin ama gelin görün ki konu ciddi yani herşeyi magazin yapamayız... Dersimiz bu...

Reenkarnasyon inanç ve bilgisi, dünyanın en eski inanç ve bilgisi olarak tüm milletlerde, dinsel öğretilerde, kutsal yazılarda karşımıza çıkmaktadır. Bunu doğal karşılamalıdır. Çünkü insan içgüdüsel bir eğilimle varoluşuna ilgi duymaktadır ve onu aramaktadır. Her şeyin üstünde parıldayan tek değer insandır. O varoluşunun, yaradılışının yazgısını taşıyan özgür istem gücü dolu bir yaratıktır. Kendi değerini anlayıncaya kadar, değer sandığı şeylerle bir süre daha oynayıp duracaktır. Hiç kuşkusuz gerekli evrimleri yaşadıktan sonra varacağı son, iyi, güzel ve doğrunun dünyasıdır. Bu dünya, her çeşit sorunların çözümleneceği bir arayış ve arınma yeridir, insan hazır olan için değil, hazırlanmak için yaratılmıştır. Dinlerin sembolik anlatımlarla örülüşü bundandır. 20. Yüzyıl'dan 2l. Yüzyıl'a geçildiğinde, insan ne zaman akılsal yeteneklerinin, güçlerinin. beyinsel yapısının bilinmeyen, gizli kalmış yönlerinin insan mutluluğunun yaratılması için kullanılması gerektiğini anlarsa, bunları saplantılardan ve bilimsel ya da dinsel tutuculukktan uzakta ele alırsa, benlik gururuna, kaba kuvvete kapılmadan alçak gönüllülükle; "Bildiğim tek şey var, o da hiçbir şey bilmediğimdir" diyebiliyorsa ve insan ne zamanki başkaları ve başka kuvvetlerle tamamlanma açlığı duymayacak kadar yükselirse o zaman varoluşunun anlamı ve amacı ile karşı karşıya kalacaktır. İşte bu nedenle reenkarnasyon olayı önemlidir...

Diğer taraftan reenkarnasyon, UFO, ruhlarla ilişki gibi konularda, araştırmaların bir türlü istenilen düzeye yani akademik platforma yeterince taşınamaması, önemli zaaflar yaratmaktadır. Tarikat benzeri ortamlarda veya şurada ya da burada birilerinin bu konuları sahiplenmeleri, kendilerini otorite zannetmeleri ya da onlara özellikle medya tarafından bu tür payelerin verilmesi büyük zararlar getirmekte ve bu nedenle de bu konulara yönlenmeyi düşünen birçok bilimciyi, gerçek araştırmacıyı ortamdan soğutmaktadır. Bazen de gerekli birikime sahip olmuş olanları da kaçırmaktadır çünkü onlar da şarlatanlarla bir tutulacaklarından korkmaktadırlar. Tekrar doğuşa inanmak, bir sürü soytarılık yaparak, kimin geçmişte kim olarak yaşadığını öğrenmek, sıradan insanların, bugüne kadar bir iş sahibi olamadığından bu yoldan çıkar sağlamaya çalışan sahtekarların yaptıkları hipnozlara inanmak ve bütün bunların bir meziyet, bir ayrıcalık olduğunu zannetmek çok ciddi boyutlardaki zihinsel hastalıkların belirtileridir. Sanılmasın ki, bunlar sadece Türkiye'de böyledir, batıda çok daha kötü tablolar vardır ve bu boşluklardan yararlanılarak çok uzak olmayan geçmişte belli bir ciddiyeti koruyan bu tür konuların cılkı çıkarılmıştır. Elbette ki Türkiye'de hemen her konuda olduğu gibi, bu alanda da batıyı taklit etmiş ve hemen hemen aynı kötü sonuçlara ulaşmıştır. Bu nedenle, ortalık, yeniden doğan Kennedy'lerle, Kleopatra'larla, Mevlana'larla, Yunus Emre'lerle ve Barış Manço'larla dolmuştur, bu konular zavallılaştırılmakta ve sonuna kadar sömürülmektedir...

Ciddi Reenkarnasyon iddiaları bizlere küçücük bir umut ışığı sunuyorlar. Ama bu ışığın kaynağı ölümsüzlükle veya sanıldığı gibi öteki aleme gidip gelerek yanlışları düzeltmekle ilgili değildir. En korkutucu olan da budur, şimdiki yaşamında her tür kötülüğü yapıp, her yolu geçerli sayıp, ondan sonra da nasıl olsa gelecek yaşamımda işleri yoluna koyarım zihniyeti çok daha ürkütücü sonuçlar getirebilir. Çünkü bir tür özenti inancın oluşturduğu bu yaklaşımın temelinde ciddi, oturmuş ve disipline edilmiş bir öğreti veya deneyim henüz yoktur. Aksine birey, nasıl olsa önceki yaşamından habersiz olacağı için, sonraki yaşamında vereceği hesapla ilgilenmemekte veya endişelenmemektedir. O zaman da, Hitler'in veya Saddam'ın korkacakları birşey yoktur, nasıl olsa sonraki yaşamlarında en fazla sıradan insanlar olarak yaşayacaklar ve sadece güçsüz olacaklardır ama bundan da haberleri olmayacak ve vicdan azabı duymayacaklardır... Reenkarnasyon henüz temelsiz bir prototiptir, ta ki ciddiye alınıncaya kadar...

Yazının Devamını Oku

Türk usulü Ayurveda

Sevgili Okurlar, zor bir ülkede yasiyoruz. Ekonomik ve psikolojik olarak baski altinda oldugumuz ülke sartlarinda hepimiz bir ölçüde kendimiz sıkıştırılmış hissediyoruz.

Enteresan olan ise böylesine zorlu hayat sartlari içerisinde psikolojimizi kontrol edebilmemiz ve hayatimiza yön verebilmemiz için saglanan imkanlar çok kisitli. Kisitli derken sunu kastediyorum. Çok degerli psikologlarimiz, aile danismanlarimiz elbette var ama anlayamadigim bir sekilde oldukça pahalilar ve terapileri bitirmek için gerekli olan bütçeleri saglayabilen insanlar oldukça az.

Bunun yaninda, saglik sigortalarinin psikolojik hastaliklari hiçe saydigi ve toplum psikolojisinde her terapi almak isteyen insanlarin "deli" olarak algilandigi bir ortamda insanlar gittikçe daha da mutsuz bir sekildeyasiyorlar ve sonuçlar vahimlesiyor. Her geçen gün gülmek daha ciddi bir sorun haline geliyor. Oysa gerçekten basarili bir hayat geçirmenin tek anahtari mutlu olmaktir.

Hepimizin korkunç hatalar yaptigi, çok önemli kararlari yanlis zamanda aldigi için pismanlik duydugu veya istemeden de olsa sevdiklerini kirdigi anlar olmustur.

Olmamasi mümkün degil zaten. Aslinda yeni çag akimlarinda olmasi da gerekiyor. Ruhun gelismesi için hata yapmamiz ve bu hatanin sonuçlarina katlanmamiz gerekiyor. Fakat tam bu noktada bilinç ikiye ayriliyor. Bu hatalardan ders alanlar ve almayanlar. Ders almak derken ayni hatayi bir daha yapmamayi da kastetmiyorum aslinda. Bazen bir hatayi bir kaç kez üstüste yapinca ögrenebiliyoruz veya hata kendini tekrar ediyor. Aslinda insanoglunun en zorlandigi nokta hata yaptigini kabul etmesi. Inançlar beyinlere çok derin kazindigi anlarda objektif bakis açisi yok oluyor ve insan hatali oldugunu asla kabul etmez hale geliyor.

Yazının Devamını Oku

Astrolojik yorumlardan ne öğreniriz?

Çoğu insan astrolojik haritalara, belli bir bilgi edinmek için danışırlar. Konuyu daha çok anlayanlar ise, yorumlara bir yön bulma aracı gözüyle bakabilirler.

Ama yorumlara uzun bir süre kendinizi adamanız, kişisel bilginin ötesinde birçok şey keşfetmektir…    Astrolojik haritalar bize başka şeyler de öğretirler. Bize nelere dikkatli olmamız gerektiğini gösterirler. İnsanların bize nasıl davrandıklarını ve dünyanın onlara karşı nasıl davrandığını öğrenmeye başladıkça, başkalarının ve kendimizin yaptıkları şeyleri sürekli olarak daha çok farketme alışkanlığına sahip oluruz. Diyelim ki, ne zaman bir tatil dönemi yaklaşsa o kişi hastalanıyor ya da başka bir kalıcı ve tekrarlanan bir etki var. Kişi tüm etkilerin yinelenen olaya bağlı olan bir sorundan ya da korkudan kaçınmak için bilinçaltının oynadığı bir oyun olduğunu görmezse, bu etki yıllar boyunca sürebilir. Yorum, kişinin sorunun bilincine varmasını sağlayabilir. Astrolojik haritaları iyi okumak, hem kendi içimizde, hem de diğerlerinde bulunan davranış bozukluklarını gözlemlememize de yardımcı olur.    Ne yaptığımıza, ne yapacağımıza ve sonunda ne olduğuna dikkat etmeye başladığımız zaman, günlük hayattaki birçok şeyi de farkederiz.

Kızgınlık, güven, ümit ve korku dönemlerinde, gösterdiğimiz tepkilerin olayın kendisinden değil de, kendi içimizden nasıl kaynaklandığı anlarız. İşimiz ve sevdiklerimizle ilgilenme tarzımızı ve sorumluluğumuzun düzeyini farkedebiliriz. Ya  da olayı 'Bu haksızlık' veya 'Bunu bana yapan sensin' diye itmeyi veya çekmeyi amaçlayan eğilimlerimizin bilincine varırız. Örneğin, 'Bütün bunlar benim yüzümden' demenin de çoğu zaman, gerçekten ne yaptığımızı görmememiz için yaptığımız bir hile olduğunu görebiliriz. Aslında ya herşeyi yaparak ya da hiçbir şey yapmayarak, durumun gerçek bir değerlendirmesini yapmaktan kaçınmaktayız. İnsanların ağlamalarının, kızmalarının veya diğerlerini suçlamalarının belirgin olmayan nedenlerini gözlemlemeye başlarsak, bu şeyleri kendimiz yaptığımızda en azından kendimiz hakkında biraz bilgi sahibi oluruz.   Astrolojik yorumlar, insan doğasının inanılmaz çeşitliliğinin bilincine varmamızı da sağlarlar. Sonsuz ve farklı ilişkiler, insanların hep yeni şeyler üretebileceğini kanıtlarlar. Aynı zamanda, bu şekilde temelde yatan kalıpların hep üstüne çıkarız. Ve genelde geçmişin insanları nasıl etkilediğini, onların ümitlerinin ve korkularının gelecekteki yolları nasıl oluşturduklarını öğreniriz. Çoğu zaman unutulmuş geçmişteki olaylar ve yaşananların gelecekteki beklentileri bizi şaşırtırlar.   

Burada dikkat verme alışkanlığını da öğreniriz. Çünkü, yorumları otomatik olarak yetkili kitaplara ya da geçmiş yorumlara dayandırarak yaparsak gerçeği, gözden kaçırabiliriz ve yorumlar  yüzeyselleşip karmaşıklaşırlar. Geçmişteki davranışlarımızın çeşitliliğini ve sürekli yenilendiğimizi hiç aklımızdan çıkarmamalı ve geçmişi her an anımsamalıyız ama hayıflanmak için değil sadece ne yaptığımızı anımsamak için. İnsanların astrolojik yorumlardan aldıkları bilgilerle ne yaptıklarını izlemek, bize bazı önemli şeyler öğretir. Çoğu kişi için istek, kesin bir şeydir. Ya değişmez, seçimler yaparız ya da inandığımız bir kadere göre hareket ederiz. Buna daha çağdaş bir açıdan bakarsak, yaptıklarımızı ya o an yaptığımız bilinçli bir seçimin sonucunda, ya da koşullanmalardan yola çıkarak yaparız. Ama bu da bir sorundur. Her an özgür bir şekilde hareket edersek, ne yapacağımızı astrolojik yorumlar nasıl tahmin edebilirler? Bizim seçimimiz, bir şeyler yaptığımız ana kadar belirsiz ise, yorumun nasıl bir anlamı olabilir? Ya da, belli bir güç, yorumların tahmin ettikleri şekilde davranmamıza mı yol açıyor?    Bu soruna, herşey ya da hiçbir şey yaklaşımıyla yaklaşmaktan vazgeçersek iş kolaylaşabilir. Böylece evet diyebilir, kendi seçimimizi koruruz ama onu nadiren kullanırız.

Koşullanmalarımız, deneyimlerimiz önemli ve önceliklidir ama karar verirken bunların farkında olmayız. Astrologlar genelde, belli oluşumların ve süreçlerin yorumlara egemen olmalarını isterler ve farklı şeyler belirirse, karşılarındakilere genelde hayal kırıklığına uğrayacaklarını söylerler. Örneğin Jüpiter, çok büyük bir güçtür ama tek başına bir hiçtir, diğerleri olmadan anlamsız kalır. Ama bilgeliği, gücü, zenginliği ve varoluşu etkili bir şekilde betimlemesi yüzünden diğerlerinden ayrı olarak incelenir. Ama, uygulamada yani astrolojik yorumlarda, ruhsal olanı dünyevi olanı, mutluyla mutsuzu, sevgiyle  öfkeyi birarada yorumlamak ve anlamak gerekir. Acaba geçmiş, gelecekteki olasılıklara nasıl bağlanır? Kendi kararlarımız için gereken etkileri, dış dünyanın etkileriyle nasıl birleştiririz? Hayatımızın sorumluluğunu üstleniyoruz derken ne demek istiyoruz? Bu, bize olan herşeyi kendimizin yarattığı ya da kontrol ettiği anlamına mı geliyor? Cevap yukarıdadır, koşullanmalarımız bize zarar verirler, onları aşmamız gerekir.

Yazının Devamını Oku

Satürn'le Eşikte Kalmak...

Astroloji'nin önemli ismi Alice Bailey diyor ki; "Karma inancını anımsayın, insanın temelini oluşturur, ileriye götürür, bizi destekler ve ihmal ettiklerimizi gösterir.

Yeni Çağ'ın baharında başlayan hazırlık okulu sürecinde umut ve dualarla sulanan tarla sürülmüş ve hasat beklentisine girilmişti. Bu gün ise artık hasat zamanıdır, ürün olgunlaşmıştır, şimdi insan ürününü biçecek ve ektiği tohumların karşılığını alacaktır..."

Sir Isaac Newton ise, ünlü Üçüncü Yasa'sında; "Her eylem, eşit düzeyde zıt tepki getirir..." der. Bizler sembolik anlamda görülür ve bilinir evrenin bir Terazi tarafından ya da denge ile yöneltildiğini düşünebiliriz yani ne ekersek onu biçeriz. Astrolojik haritada yani horoskopta yer alan 12. Ev'in eylemlerimizi ve sonuçlarını gösterdiği ve bunun limitinin olmadığı da birçok önemli astrolog ve düşünür tarafından iddia edilmektedir. Buraya çok dikkat etmek gerekir. Bir diğer düşünceye göre ise, Natal yani Doğum Horoskop'u bizim tüm yaşamımızın hatta yaşamlarımızın sentezidir, orada yaşamımızın tüm enerjisi toplanmıştır ve bize nasıl kullanmamız gerektiğini gösterir...

Ruh merkezli astrolojide Satürn'ün bir temsilci veya bir yönetici olduğunu görürüz. Satürn, bireysel anlamda irade ve insiyatifin kapısında bekler, çaba ve ümitlerini belli bir amaca yönelten bireyin üst düzeydeki bilinç alanında verdiği sınavın sonuçlarını izler. Bunu Cennetin Kapıları'nda bekleyen büyük meleğe benzetebiliriz, Cennet'e yaklaşan bireyin tüm eylemleri İlahi Yargı Terazisi tarafından tartılır. Endişe etmemeliyiz çünkü Satürn burada coşku ve sevinç içersindedir hele bir de Terazi'de ise...

Satürn, bize uzak gezegenlerden birisidir, buna rağmen uygun koşullarda Satürn'ü ve halkalarını çıplak gözle farkedilebiliriz. Satürn'ün halkaları Ezoterik sembolizmada, yaşamımızdaki sınırları ya da limitleri gösterirler. Yani Satürn'ün halkalarından geçmeden Uranüs, Neptün ve Pluto'nun simgeledikleri daha ileri bilinç düzeylerine ulaşmamız mümkün değildir. Bunun bir diğer anlamı, yaşamımız boyunca varolan sorumluluklarımızı yeterince yerine getirmediğimiz takdirde, aynı istasyonda kalacağımız veya kısır bir döngü içinde dönerek, daha ileriye asla gidemeyeceğimiz şeklindedir. Başarmanın en belirgin yolu ise, bireysel yaşam kürelerimizi egonun ağır ve acımasız baskısından kurtararak, diğer yaşam küreleriyle bütünleştirerek olumlu eylemlerde bulunabilmektir...

Astrolojinin Ezoterik Doktrini'ne göre bir diğer düşündürücü yaklaşım veya tanımlama Satürn'ün fonksiyonel olarak "Eşikte çok düşünerek yaşamak ya da ikamet etmek" anlamında olduğudur. Çok düşünerek hep aynı yerde yaşamak yani aynı çizgiyi ya da döngüyü sürekli yaşamak, kişiliğimizin veya davranışlarımızın bir parçasıdır. Ama bu şekilde hatalardan kurtulamayız, bir bedel ödemeksizin buradan ayrılamayız. Burası ruhun derinlerindedir, ta içindedir ve kristalize olmuş enerjimizle eşiğin ötesine geçemeyiz çünkü bilincimiz eşiğin önünde sınırlandırılmıştır. Ve Satürn'ün pozisyonu yani bulunduğu yer, tam anlamıyla bir fırsattır, Satürn'le beraberken geçmişte yaptıklarımızı dengeleyebilir, kartları yeniden dağıtabilir yani yeni bir oyuna başlayabilir ve ilerleme fırsatını yakalayabiliriz, o zaman yaşadığımız olumsuz şeyler yinelenmeyecektir...

Şu ana kadar arzularımız, hayallerimiz hatta mutluluklarımız engellenmiş olabilir, üzmüş ve üzülmüş, kırmış, zarar vermiş ya da vermemiş olabiliriz ve daha çok şeyi sayabiliriz ama tüm bunların toplam adı deneyimdir yani yaşamın ta kendisidir. Satürn simgesel olarak bunları ve benzerlerini yönetir yani olgunlaşmamız, anlamamız ve değişmemiz için gerekenleri yapar. İşte bu nedenle Natal yani Doğum Haritanız çok önemlidir yani Doğum Haritanız'da Satürn'ün nerede ve ne durumda olduğunu kesinlikle bilmemiz gerekir. Şu dakikaya kadar eşiğin neresinde, nasıl ikamet ettiğimizi bilmeliyiz. Bu bilgi bize, Satürn'ün doğasını açıklayacaktır, pozitif konumdaysa ne konularda başarılı olacağımızı, negatif konumda ve sert etkiler altındaysa nelerin değişmesi gerektiğini yani bize ne yapmamız gerektiğinin yolunu gösterecektir...

Satürn ve Dünya astrolojik anlamda yakın ilişkide olduklarında (Başak burada önemlidir çünkü olgunluğu ifade eder), aktif zekayı simgelerler, elbette ki Başak Burcu'nun gezegeni olan Merkür düşüncelerimizi nasıl ileteceğimizi yani iletişimi ve düşüncelerimizin ne şekilde eyleme dönüşeceklerini simgeler. Fakat Satürn, bize şablonları veya kalıpları gösterir yani düşüncelerimizin ve eylemlerimizin kaynaklarını ve doğasını açıklar. Bir diğer anlamda Kozmik Arzu karşısında, düşünce ve eylemlerimizin uyum sağlamasını ve güçlenmesini ister. Satürn süreci, bir tür arınmak ve sonuç olarak da coşkuyla yeniden yola çıkmak demektir. Buna Tibet'te "Düşünüp taşınma dönemi..." denir.

Doğal olarak Satürn'ün bulunduğu burcun özelliklerine göre davrandığını düşünebiliriz, örneğin İkizler'i aşk ve bilgelik, Boğa'yı finansal, Yengeç'i duygusal yönlerden sınayacaktır. Ama bunlar genel etkilerdir ve her insan aynı etkilerle karşılaşmayacaktır. Geçen haftadan sonra Aslan'dan ayrılıp Başak Burcu'na geçen Satürn, yine genel anlamda bu burcu önce simgesel anlamda annelik alanında yani saf sevgi konusunda sınayacak, daha ötede adet yerini bulsun, bu da benim mecburi sorumluluğum diye yüzeysel sevgi gösterenlerin karşısına dikilecektir. Satürn'ün bu konumu bireysel öğrenime yöneliktir, gerekli ve verilmiş sözlerin yerine getirilmemesinin, zorunlu diye yapılan ayrımların, ayrıntıların ve farkların  iyi görülmemesinin, bireysel çabaların yetersizliğinin veya mazeretlerle geçiştirilmesinin, lüzumsuz ve abartılmış eylem israflarının hesabını soracaktır. Başak'taki Satürn eğer Doğum anında iyi etkiler altındaysa, birey zaten başarılıdır ama sezgi yeteneğini daha iyi kullanması ve anlaması hatta bilmesi gerekir yani sezgisini iyi kullanarak, mantık hatalarından kaçınmalıdır. Fakat eksi etkiler varsa, varolan önemli sorunların hemen ve öncelikle üzerinde durulmalı, hoşa gitmese de evrensel doğrulara hiç zaman kaybetmeksizin yönelinmelidir, aksi halde Satürn sizi sınıfta bırakmaktan öte, okuldan dışarı bile çıkarabilecektir...

Yazının Devamını Oku