Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir restoran: Bebek No:1 Bir de sergi: Gül Zamanı Heves kuşu durmaz döner!

Kulakları çınlasın, Aydın’ın her bahar deli fişek halime bakıp söylediği laftır bu.

Gerçekten de dallar tomurcuklanmaya görsün, benim heves kuşuna bir haller olur. Tutmaya kalk, yerinde durmaz, kanatlanır bir yere konmaz, avara kasnak döner durur. New York’lara yerleşip antropoloji okumalara mı kalkmaz, evi satıp üç yıl dünyayı mı dolaşmaz, kendini uğruna ölünecek ideallere mi adamaz, hangisini istersen seç beğen al artık. Oysa biliyorum ki cevvalliği uzun sürmeyecek. O da her göçmen kuş gibi yaz sonu geldi mi kendi köşesine çekilecek. Ama şimdi öyle mi? Geçen haftayı yolculuk düşleriyle geçirdim.

Her sabah bavulumu toplayıp gitmek üzere kalktım, her akşam gidemedim diye dertlenip yattım. Hayalimde, dünyanın dört bucağı. Sonunda, biraz da arkaya bakmadan gitmenin o kadar kolay olmadığının bilinciyle olsa gerek üç kısa üç uzun yolculuk planladım: Yonca ile Bergama, Mus ile Roma, evvel emir yol-daşım Fadik’le de Barcelona.

Bunlar kısa, tarihi belirlenmiş, bileti kesilmiş olanlar. Uzunlara gelince... Hep gönülde yatan aslanlar: Küba, Birmanya, Tanzanya. Muhtemelen içlerinden ancak bir tanesine gidilecek ve heves kuşunun ağzına bal çalınıp, nabzına şerbet verilecek. Ötekiler ise tıpkı elli yıldır baharda yeşeren yüzlercesi gibi gerçekleşmeyi bekleyip, ukde olmamayı dileyecek.

Yolculuk iyidir hoştur da, yola çıkmadan bütün pürüzlerin temizlenmesi, yarım kalan işlerin tamamlanması gerekir. Benim gibi bugünün işini yarına bırakan, küfesi yüklü biri içinse bu kelimenin tam anlamıyla oradan oraya savrulmak demektir. Gün yetmez, iş bitmez.

Değil arkadaşlarınızla bir yere gidip yarenlik etmek ve giderek yazı yedeklemek, nefes alacak zaman bulamazsınız. Bu durumda yapılacak en iyi şey, geçen haftanın yazısına devam etmek ve hafta içerisinde gidebildiğiniz yerlerden söz etmek...

LÜTFEN ARTIK ARAMAYIN!

Bildiğiniz gibi geçen yazıda, Dr. Ziya Şaylan ve onun uyguladığı Thermage yönteminden söz ettim. Sonunda telefon numarasını vermemek büyük hata imiş. Hafta boyu telefonum susmadı. Ev değil, cep. Yolda, toplantıda, bankada, televizyon karşısında her yerde ve yemin ederim günün her saatinde o telefon çaldı durdu. Aslında cevabı istenen hep aynı soru. Hayır, Dr. Ziya Şaylan danışma ücreti almıyor. Hayır, bu yöntem her cilde uygulanmıyor. Evet bir kere yaptırmak yeterli. Evet, ucuz değil. Evet, randevu almak gerekli. Telefonu da 0212 266 75 64. Bitti!

ESKİ SALOPETBEBEK NO:1 OLDU

Gene geçen haftadan devam... Yer kalmadığı için yazamadığım Bebek No:1’den söz etmemek olmaz.

Selmin Çapa’nın işlettiği Bebek No:1’de Ziya Şaylan ile yemek yediğimizi ve müthiş keyifli bir akşam geçirdiğimizi yazmıştım.

Bebek No:1 Bebek’ten Etiler’e çıkan yokuşta, eski Salopet’in yerinde açıldı. Dekorasyonu ve işlevi tamamen değişmiş. Eskiden, yani Salopet iken daha çok gençlerin rağbet ettiği, pazar sabahları iğne atsan yere düşmez, kahvaltıları ile ünlü bir yerdi. Şimdi daha ağırbaşlı. Giriş daha çok kahve içmek ya da ayaküstü atıştırmak için gelenlere yönelik tanzim edilmiş. Arka veranda ise kristal avizeleri, Venedik aynaları ve her masayı süsleyen gümüş şamdanları ile daha çok akşam yemekleri için.

Mönü artık alıştığımız Akdeniz mutfağının belli başlı klasiklerinden oluşuyor. İtalyan yemekleri ile Türk yemekleri yan yana. Her lokantanın övündüğü ’bir’ yemeği vardır ya, Bebek No:1’inki Şaşlık kebabı. Alta dizili pideler bitmek bilmeyen diyetime engel diye o akşam ısmarlamadım ama dayanamayıp tattım. Gerek o, gerek yediğim ıspanaklı risotto çok lezzetliydi.

Üst kat gece kulübü. Bu aralar haftanın üç günü Keisa Brown çıkıyormuş. Selmin’in anlattığına göre her yerde çalışmayan, kararını ancak çalışacağı mekanı gördükten sonra veren Keisa, bordo duvarların ve minik sahnenin dibine yanaşmış küçük masaların olduğu katı görür görmez hep böyle bir yerde çalışmak istediğini, müşterilerle yakın temas içerisinde şarkı söylemenin onu çok mutlu ettiğini söylemiş. Ve gene Selmin’in anlattığına göre söyledikçe coşuyor, coştukça söylüyor, sahneden inmek bilmiyormuş. Onun çıkmadığı geceler ise üst kat özel kutlamalara ayrılıyormuş. Ve mekan yaklaşık 100 kişi alıyormuş.

Yemek fiyatı elbette tüketilen içkiyle doğru orantılı ama ortalama 100 lira ödeniyormuş. Rezervasyon gerekliymiş. Unutmadan, telefonu: 0212 287 33 96.

GEÇTİĞİ YERDE GÜL BİTEN KADIN

Bebek No:1, Selmin Çapa’nın elinin değdiği hemen belli olan ayrıntıları saymazsak, üç aşağı beş yukarı bu. Bunun dışında sözünü etmek istediğim ise, bir sergi.

Ayşe Takı Galerisi’nde 3 Nisan’da açılan Tevhide Ayaşlı takı sergisi. Adı: Şimdi Gül Zamanı.

Tevhide, yani canım, yani öteki yarım; bunca yıl, bunca gümüş tozu yuttuktan, haddeden geçtikten, Çarşı’nın izbe atölyelerinde kan ter ve gözyaşı döktükten, ruhunu katarak yarattığı modellerin altına imza atmayıp, inatla adını hep arkada tuttuktan sonra, nihayet Ayşe’nin bir sergi açması ısrarına dayanamadı; onu biraz korkutan, biraz ne demek, düpedüz uykularını kaçıran teklifini kabul etti.

Bu arada kimsenin göze alamayacağı bir şey yaptı, işin zoruna kaçtı. Eğer yıllarca Çarşı’nın atölyelerinde dolaşmış, kalıp verip mal döktürtmüşseniz, sergi dediğiniz bir iki haftada kotarılacak iştir. Ama yok eğer onun yaptığı gibi bugüne kadar kimsenin kullanmadığı malzemeyi bir araya getirmeye uğraşır ve her şeyi birebir kendiniz yaparsanız, sergi açmak deveye hendek atlatmaktan beterdir.

Üstelik altın tozu ve silikon karıştırarak yaptığınız kolyeleri, kadife güllerden derdiğiniz bilezikleri, broşları, yüzükleri, Braque’ın kuşlarını ve koleksiyonu tamamlayacağını düşündüğünüz yerlere uzanan şalları her kadının takamayacağını bilirsiniz.

Bunu ancak boncuk deryasında saf damla olan, satışı düşünmeyip hayallerini gerçekleştirmeye soyunan biri yapar.

O biri, geçtiği yerde gül biten Tevhide Ayaşlı’dır.

Sergisinin adı da -ancak bu kadar olur- Gül Zamanı’dır.
X
YAZARIN DİĞER YAZILARI