Bir günün kareleri

Zeynep ATİKKAN

Bütün siyasi görüşlerinizi, zaaflarınızı bir kenara bırakıp şu kareleri objektif şekilde izleyin.

Türkiye'deki bir yirmidört saatin kareleri bunlar. Geçtiğimiz cuma akşamı televizyon ekranına yansıyan görüntü ve mesajları izleyen bu toplumun ruh halini anlamaya çalışın.

İlk karede bir klasik görüntü; kocaman yuvarlak masalar. Ortada beyaz çiçeklerden oluşan bir çiçek aranjmanı. Son yıllarda beyaz çiçeğin ‘sadeliği ve de aklı başındalığı' keşfedilmiş gibi.

Bakanlarla aynı masada oturanların yüzünde ‘mutlu ama neden mutlu olduğunu bilmeyen' bir ifade. Elinde mikrofon, baş masanın yanıbaşından ayrılmayan as solistler.

Üçüncü dünya ve doğu Avrupa ülkelerinde görülen baş masa ve diğerleri diye ayrışmış balo hiyerarşisi. Ve de çok sevilen nutuklar.

Ülkenin en büyük birkaç kuruluşunun başındaki bir sanayici çıkıp ‘Ankara'yı alkışlarımızla protesto edelim' diyor. Yani, davetlileri ‘Devleti protesto etmeye' çağırıyor.

İkinci karede Ankara manzaraları. Ondört yaşındaki kızımla beraber izlediğim, ‘Orospu, fahişe, aşağılık herif' sözcükleriyle tartışılan bir eğitim projesi. Ve itiş kakış...Hırstan boyun damarları fırlamış kin kusan milletvekilleri.

İster sekiz yılı savunsun ister karşı çıksın, düşüncelerini nazik ve yapıcı bir üslupla anlatamayan insanlar. Bu karenin aktörleri, çocukların geleceğini yani ülkenin yarınını dizayn edenler.

Üçüncü kare Borsa başkanının cenaze töreninden. Oğlunu uğurlayan yaşlı annenin çırpınışı dakikalarca ekrana yansıyor.

O çok mahrem olması gereken an, hangi rayting anlayışıyla bilinmez ama ekranda durdukça duruyor. Ve haberi okuyan spiker, cenazeye çok sayıda ‘davetlinin' katıldığını söylüyor. Siz, hiç bugüne kadar bir cenazeye davet edildiniz mi?

Dördüncü karede üç buçuk aylık hamile, beyaz gelinlikli Hülya Avşar'ın Paris Başkonsolosluğu'ndaki nikah töreni. Bu görüntülerin tüm yayın hakkı Show TV'ye aitmiş. Damadın kucağında eşikten atlayan Hülya Avşar'ın görüntüleri ekranı kaplıyor. Gülücükler, bir mutluluk tablosu ki.

Beşinci kare trafik canavarının karesi. Uyuyan şöförün devirdiği otobüste yirmialtı kişi can veriyor. Onu kaza sırasında onaltısı ise kaldırıldıkları hastanede hayatını kaybediyor.

Altıncı karede bir bakan. Belli ki orman yangınlarını iyice benimsemiş, ‘yangınlarımız' diye söz ediyor onlardan. ‘Orman yangınlarımızın azaldığını' müjdeliyor Bakan Ersin Taranoğlu.

Kendisine yöneltilen eliştirileri de, önündeki kağıdı okuduktan sonra zor bela yanıtlarken şöyle diyor: ‘Yangın söndüren uçakların arızalı olduğunu söylemek yanlıştır. O uçaklar Avustralya'dan yirmişbeş bin kilometre uçarak geldiklerine göre arızalı değillerdir. Ancak, talihsizlik şu ki, orman yangınlarımız bu iki uçak bakımdayken çıkmıştır. Bu tür suçlamalar, İnönü'nün asker kaçağı iddiası kadar geçerlidir. Bir paşa asker kaçağı olabilir mi?

Bakan'ın bu veciz açıklamasıyla ortaya çıkan şu: Nasıl İsmet Paşa'nın asker kaçağı olduğu tartışılamazsa, uçakların arızalı olduğu da tartışılamaz.

Yedinci kareye ise belki de üzerinde en çok düşünülmesi gereken görüntüler düşüyor. 27 mayıstan beri öğrenci olaylarının çıktığı Beyazıt Meydanı'nda bugün, ellerinde Kur'anlarla gösteri yapanların polisle çatışmasını izliyoruz.

Bu, bir ülkenin yirmidört saatinin kareleri. Bu, dinamik bir toplumun görüntüleri mi yoksa sorunlara açık bir ülkenin sosyolojik göstergeleri mi?

X