Başkanlığın fıtratında varsa demek...

“Halkın takımı” diye bilinen Beşiktaş’ın başkanı Fikret Orman’ın aracında tepe lambasının ne işi var?

Acil servis ambulansının şoförü mü kendisi? Karaborsa biletçileri kovalayan polis hiç değil...

Yoksa transfer borsasından kaçan bir fırsatı mı kovalıyor?

Yangını söndürmeye giden arazöz de değil kullandığı…

Bildiğiniz makam aracı, tepesinde de sadece yasalarla belirlenen kimselerin kullanabildiği bir lamba…

Halkın takımının patronunu, halktan daha önemli ve öncelikli kılan neyse…

Orman, önceki akşam Bebek’te bu tepe lambalı aracıyla görüldü…

Fikret Orman'ın aracında tepe lambası

(http://kelebekgaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay/84803/2368/1/26786075/firkret-orman-tepe-lambali-baskan)

Dün de Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylık vizyonunu anlattığı toplantısındaydı…

Bakalım son katıldığı bu toplantıdan sonra kimse ceza kesmeye cesaret edebilecek mi kendisine...

DİPNOT: Beşiktaş Kulübü Başkanı, bu noktada çok da yalnız değil. Nice işadamı, siyasetçi, bürokrat; yurttaşların çektiği trafik çilesine katlanmamak için türlü yollar deniyor. Geçtiğimiz günlerde Yalçın Bayer de yazmıştı, (http://sosyal.hurriyet.com.tr/Yazar/75/Yalcin-Bayer/33861/Topbas-da-bunu-yaparsa) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın konvoyunun da emniyet şeridini kullandığını düşününce… Öncelikli ve ayrıcalıklı davranmak başkanlığın fıtratında var diyor insan…

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Eski Türkiye ile yeni Türkiye arasında fark mı?

Yeni Türkiye'de dün iktidar partisi, Ağaoğlu'nun Finans Merkezi arazisini, son dakika önerisiyle CHP'li belediyeden AKP'li belediyeye bağladı.

10 Ağustos seçimlerinin ardından AKP-Erdoğan hattından yüksek perdeden Yeni Türkiye söylemi seslendirilmeye başlandı.

Yeni algı yönetimi stratejisine göre Erdoğan'ın halkın oyuyla seçildiği 10 Ağustos'tan önceki döneme "Eski Türkiye"; Erdoğan'ın Köşk'e çıkıp ama Köşk'e çıkmadığı sürece ise "Yeni Türkiye" adı veriliyor.

Hatta Erdoğan kendisinden önceki cumhurbaşkanlarını üstü kapalı olarak eleştirerek Atatürk'e "Sizden sonra bozuldu buralar" mesajı verdi Anıtkabir ziyaretinde..

* * *

Tam Eski Türkiye'nin geride kaldığına kanaat getirecektik ki, aşağıdaki gibi bir haber geldi.

Yazının Devamını Oku

Kapı gibi yatırım!

Fadıl Akgündüz… O tartışmasız Türkiye’nin en büyük hayal tüccarı.

“Jet” hızıyla batırdığı işlerin sonuncusu “Müslümanların da bir adası var” diye pazarladığı Maldivler projesi oldu. Başbakan Erdoğan’ın “Yerli otomobil üretecek babayiğit arıyorum” çıkışından 10 yıl kadar önce Jet Fadıl öyle bir “İmza” attı ki… Avrupalı Türklerin parasıyla otomobil fabrikası hayali, ahırlara kapı oldu.

MALDİVLER’de “İslami usullere uygun” tatil projesinin patlamasıyla yeniden gündeme gelen Fadıl Akgündüz’ü Türkiye çok daha büyük bir iddiasıyla tanıdı: Yerli otomobil! Ülkede iyasi bir dönüşümün yaşandığı 2000’li yılların başında yaşanan bu hikâye son olacağa da benzemiyor…
3 Kasım 2002. AKP’nin 12 yıllık iktidarını başlatan, Türk siyaset tarihinin en önemli tarihlerinden biri. Bu seçimler ülkedeki birçok dengeyi alt üst etti. Hürriyet’in 4 Kasım manşetindeki gibi “Sosyal patlama sandıkta oldu.”
12 Eylül sonrası ülkenin ilk sivil iktidarını yıllarca yöneten ANAP da, yılların “umudu” Ecevit’in partisi DSP de, Demirel’in kurup Çiller’e emanet ettiği kıratı DYP de baraj suları altında kaldı… Sandık patlamıştı bir kere.


Yazının Devamını Oku

Sonra bir gün bu topraklara ileri demokrasi geldi

Her şeyin ilerisi makbuldü. İleri matematik olur da ileri demokrasi olmaz mıydı...

Bugün 24 Temmuz, Basın Bayramı.

Sansürü resmen kaldıran İkinci Meşrutiyet'in ilan edildiği tarih, 24 Temmuz 1908..

O günden bu yana sansürün bittiğini varsayarak bayram eda ediyoruz uzun süredir.

1908'den bugünlere nice ara dönemler, olağanüstü rejimler yaşandı bu topraklarda.

Ne sansür tamamen kalktı ne de adına yaraşır şekilde kutlandı bu bayram...

Kesintili, sıkıntılı da olsa sistemin adı demokrasiydi.

Sonra bir gün bu topraklara ileri demokrasi geldi.

Her şeyin ilerisi makbuldü. İleri matematik olur da ileri demokrasi olmaz mıydı...

Yazının Devamını Oku

Eller günahkâr, cepler günahkâr!

Muktedirlerin neredeyse ulusal tehdit kabul ederek savaş açtığı sosyal medyayı, popüler ilahiyatçı Nihat Hatipoğlu da büyük günahlar arasında saymış.

Astronomik transfer ücretiyle transfer olduğu kanalda Ramazan programları yapan Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu, dini soruların yanı sıra sosyal yaşamı da yakından ilgilendiren sorular alıyor.

“Ben sevdiğime kavuşmak için, sevdiğim de başkasına kavuşmak için dua ediyor. Hangimizin duası kabul olur?” gibi ilginç sorulara sahne olan programın şöhretli sunucusu, dün akşamki iftarda sosyal medya konusunda da fetva vermiş.

“Cinayet, zina, gıybet, yetim mali yemek” gibi büyük günahları sıraladıktan sonra konuyu sosyal medyaya getirmiş.

Hatipoğlu’na göre sosyal medyada konuşmak, büyük günahların arasında saydığı “gıybet”e giriyor. Yani, dedikodu ve çekiştirme.

Tweet attıkları için evleri basılıp gözaltına alınanlara tanık olmuştuk.

Seçim meydanlarında hedef gösterilip ülkeden ayrılmak zorunda kalanlar da olmuştu.

Ama artık sadece kamu otoritesi değil, dini otorite de sosyal medyayı büyük günahlar statüsüne soktu.

Allah sonumuzu hayretsin.

Yazının Devamını Oku

“Stratejik serinlik” zamanı

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bundan iki yıl önce yaptığı açıklamada şöyle bir öngörüde bulunmuştu:  “Mülteci sayısı 67 bine ulaştı. 100 bine çıkarsa barındıramayız.”

Davutoğlu’nun 19 Ağustos 2012 tarihli bu açıklaması, ertesi gün İsmet Berkan imzasıyla Hürriyet’e şu başlıkla manşet olmuştu: “Kritik eşik 100 bin kişi”

Bakan’ın bu sözlerinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçti.

Suriye’de son birkaç yılda yaşanan karışıklıklar nedeniyle sınırlarımızdan içeriye yaklaşık 2 milyona yakın Suriyeli akın etti.

Resmi rakamlara göre bu insanların sadece dörtte biri, onlar için hazırlanan sınır bölgelerindeki kamplarda yaşıyor.

Büyük bölümü ise başta İstanbul olmak üzere metropollere gitti.

Yazının Devamını Oku

Son demeç bi harika dostum!

Dün gece gelen demeç için ne olur TÜBİTAK "montaj" desin!

x x x


“Bu olayın (Gezi) arkasında CHP zihniyeti ve aşırı uçlar var.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 3 Haziran 2013.

x x x

Yazının Devamını Oku

Son demeç bi harika dostum!

Dün gece gelen demeç için ne olur TÜBİTAK "montaj" desin!

“Bu olayın (Gezi) arkasında CHP zihniyeti ve aşırı uçlar var.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 3 Haziran 2013.

x x x

“Gezi Parkı olaylarının arkasında Houston ve 200 bin kişilik 'Zello' örgütü var.”

Yeni Şafak Gazetesi, 6 Haziran 2013.

Yazının Devamını Oku

Bayrak aynı bayrak… Peki fark ne?

Bayrağa yapılan saygısızlığın ardından farklı kesimlerden farklı tonlarda tepkiler geldi…

Demokratik sınırlar içerisinde gelen tüm tepkilere saygı duymak, demokratik olgunluğun da gereği…

* * *

Ama konjonktürel tepkiler gösteren bazı kesimler, gerçekten bu ülkenin hafızasının zayıflığına fazla güveniyor.

Aniden şahinleşen bu tayfa, geçen sene Gezi sürecinde İstiklal Caddesi’nde bayrak satan Ali Sarıçiçek, yerlerde sürüklenerek gözaltına alındığında, “polisin yazdığı destan”a alkış tutmakla meşguldü.

Yazının Devamını Oku

Bu ya-zı-yı he-men u-nu-tun

“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var” ki, ülkelerin trafik düzeni demokrasi gelenekleriyle doğru orantılı.

Misal İtalya’daki trafiği görünce, Berlusconi gibi bir sonuca şaşırmıyorsunuz.

Hindistan, Yunanistan gibi ülkelerdeki -coğrafya farkı tanımayan- trafik anarşisi normal gelmeye başlıyor.

Fransa’da trafiğin durumu, 1789’un ev sahipliğini yadırgatmıyor.

Yani nasıl bir demokrasiniz varsa, sokağa, trafiğe de aynı düzen ya da düzensizlik yansıyor.

* * *

Hayır, Radyo ODTÜ’nün @modernsabahlar ekibinin deyimiyle “ileri demokraaaaasi”miz de var… Yollarımızda hala ortaçağ kuralları nasıl hüküm “sürüyor”, buna şaşırıyorum!

Yazının Devamını Oku

Bunlar da mı ‘marjinal’ Vali Bey?

1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmak isteyen binlerce insan gaza boğuldu.

Gerekçe hazırdı: “Onlar marjinal! Yüzleri maskeli, amaçları polisle kavga etmek… Hem orada dev çukur vardı. Düşmemeleri için yasakladık…” Ne oranlı, ne orantılı, ne kesirli… Kesintisiz bir şiddete tanık olduk…   
İnsanın sınırlarını zorlasa da anlamakta güçlük çekeceği gerekçeler ileri sürüldü o manzaralar için.
Başbakan’ın kullanmasıyla yeniden tedavüle giren bağlaçla devam edelim…
“Velev ki” onlar marjinal, onlar bölücü…
Peki ya dün Kütahya’da gaza boğulanlar? 

ÇOCUK FUTBOLCULARA GAZ / FOTO GALERİ

***

U-14 Türkiye Futbol Şampiyonası, yani en büyüğünün 14 yaşında olduğu, genç futbol yıldızlarının katıldığı bir turnuvanın bir eleme maçı.

Yazının Devamını Oku

Böldüğü toplum, bölünerek uğurladı

İngiltere'nin yakın dönemine damga vuran Margaret Thatcher'ın cenazesi, ülkeyi yönettiği 11 yılın özeti gibiydi. Ama sadece futbolun değil, demokrasinin ve çok sesliliğin de beşiği olduğunu ispatlayarak...

St. Clement Danes Kilisesi'nden tören aracına bindirilen cenaze, Fleet Street üzerinden tören kıtası eşliğinde St Paul Katedrali'ne doğru taşınırken, yolun iki tarafında bariyerlerin arkasında bekleyenler tıpkı bir futbol maçını andıran manzaralar yarattı. 

MUMAY'IN OBJEKTİFİNDEN CENAZE

Bir yandan sevenleri, ülkeyi dönüştürmesinden gurur duyanlar ki aralarında çok sayıda İşçi Partili de vardı, Demir Leydi'nin döneminde orduda olanlar, ellerinde İngiltere bayrağı nemli gözleriyle eski başbakanlarını uğurluyordu.

DEMİR LEYDİ’YE SON VEDA

Yolun iki tarafına kümelenenler arasında Thatcher'ın özelleştirme döneminde işini kaybedenler, yıllarca yaptıkları grevler-direnişler Demir Leydi'nin yumruğuyla ezilen madenciler, savaş karşıtları da vardı.

Bir festival kadar güzel organize edilen cenazede birbirinden nefret eden gruplar kaldırım kenarlarında uzun uzun tartıştı. Geçen Cumartesi günü Trafalgar Meydanı'nda ellerinde şampanyalarla eski başbakanın ölümünü kutlayan, "Cenazesi de özelleştirilsin" diye slogan atanlar, "Ondan nefret ettiğim için gururluyum" tişörtleriyle, Demir Leydi için ağlayanlara laf atıyordu.

’ÇOK YAŞA LEYDİ THATCHER’

Demir Leydi muhalifleri, çevreciler, sol gruplar, "Apartheid için mi, işsiz bıraktıkları için mi, savaş politikaları yüzünden can verenler için mi ağlıyorsunuz?" diyerek Thatcher'ın sevenlerini kızdırmaya çalıştı.

Yazının Devamını Oku

Kan dökülmesini niye bekledik?

Savaş kapımıza dayanırken biz ne yaptık? On binlerce Suriyeliyi güvenli kamplara taşımayı başardık, her gün top sesleriyle irkilen birkaç bin Akçakaleli yurttaşımızın güvenliğini sağlayamadık…

Savaş kapımıza dayanmadan önce neler görmedik ki? Ülkemizden canlı yayınla Suriye yönetimine meydan okuyan muhalifler… 

Sınırı yürüyerek geçip muhalif komutanların elini sıkan vali ve belediye başkanları…

Esad güçlerine karşı savaştıktan sonra Türkiye’de dinlenip geri dönen silahlı militanlar…

CNN Türk canlı yayınında “Röportaj bitsin, çatışmaya geri döneceğiz” diyenler…

Televizyon muhabirlerinin, “Bomba burnumuzun dibinde patladı, burnumuzun dibinde” isyanları…

ÖLÜM BAĞIRA BAĞIRA GELDİ

Bağıra çağıra yaşanan bu gelişmelere rağmen, her gün bomba sesleriyle sarsılan, evlerine, okul bahçelerine düşen şarapnel parçalarıyla irkilen, yaralanan Akçakaleliler… 

Çatışmaların sınırımıza dayandığını bile bile risk altındaki bölgeyi boşaltmak, oradaki yurttaşlarımızı geçici olarak güvenli bölgelere yerleştirmek kimsenin aklından geçmedi mi?

Yazının Devamını Oku