Atilla Uğur: Gizli celsede anlatacağım

ANKARA
ERGENEKON davasında tutuklu emekli Albay Atilla Uğur’dan mektup geldi.

Bu köşede geçen hafta sonu çıkan (14-15 Şubat) ve BDDK Başkanı Engin Akçakoca’nın makamında Pamukbank ile Yapı Kredi operasyonları için tehdit edildiğini anlatan iki yazıya itirazı var.

İmralı’da Apo’yu sorgulayan komutan olarak bilinen Uğur, Jandarma İstihbarat’ta Teknik Daire Başkanlığı’nı da yürüttü. Jandarma’nın teknik takip (dinleme) imkánına o dönemde kavuştuğunu mektubundan anlıyoruz:

"...kendi teknik merkezimizi kuruyorduk. (Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT Müsteşarlığı’nda olduğu gibi) Ve bu sistemin tamamen milli olması için komutan onayı ile TÜBİTAK ile birlikte çalışıyorduk. Kurulum aşamasında hem Telsim, hem Turkcell ve hem de Aycell ile resmi iletişim halindeydik (...) Herhangi bir medya kuruluşunun işini takip etmek, çete gibi hareket etmek, Jandarma Genel Komutanlığı gibi devletin temel kurumlarından birisinin işi olamaz."

" (...)Enis Bey, şunu çok net olarak biliyorum ki, 2003 yılına kadar teknik istihbarat imkánından mahrum olan TSK’nın (Jandarma Genel Komutanlığı) bu kabiliyete kavuşması maalesef emniyet teşkilatımız içinde yuvalanmış Fethullah Gülen yapılanmasının rahatsız olmasına ve aleyhimize harekete geçmesine sebep olmuştur."

" (...)Enis Bey; ben bütün bunları mahkemede gizli celsede belge ve delilleriyle anlatacağım. Bir istihbarat kurumunun işleyiş tarzı ve yaptığı çalışmalar iç ve dış dünyanın önünde anlatılamaz. Bu gizlilik içeren bilgileri sadece sizi bilgilendirmek için yazıyorum, bu gizli bilgileri yayınlamayacağınızı umuyorum." (Mektubun tamamını yayınlamadım - E.B.)

" (...)Ben hayatımda BDDK’nın kapısından içeri girmemiş, yerini dahi bilmeyen bir insanım. Engin Akçakoca’yı tanımam. Birileri ile birlikte Engin Akçakoca’nın yanına gittiğim, tehdit ettiğim kesinlikle yalandır. Benim bankada param, gizli kasada sakladığım sırlar yoktur. Emekli aylığım ve çocuklarıma bırakacağım hepsi de terörle mücadelede kazanılmış 60’ın üzerinde ödülüm var."

Atilla Uğur’un cevap hakkına saygım var. Ama mektubunda katıldığım cümle, altını çizerek aktarıyorum şudur:

"Hakkımda henüz bir iddianame bulunmadığını, 8 aydır tutuklu olduğumu biliyor musunuz?"

Ergenekon’da ek iddianame geciktiği sürece... Gazeteci ve/veya polislerin hákim ve savcı rolüne zorlanmaları, neticede Atilla Uğur’un mektubunda yer alan itirazlara muhatap kalmaları kaçınılmazdır.

Bozacı ile şıracı

BAŞBAKAN, Doğan Grubu’na kesilen cezanın sadece teknik/sıradan mesele olduğunu izah etmek isterken SPK’yı şahit gösterdi ve dedi ki, "Mesela SPK’nın da aynı grupla ilgili incelemesi var. Bağımsız kurum bu. Onu da mı ben yönlendiriyorum?"

Tebrik etmek lazım, hakikaten örnek ancak bu kadar iyi seçilebilir.

Gelin bu örnekten devam edelim. Doğan Grubu’na çiğ tavuk muamelesi yapılmasının gerisinde siyasi nüfuz veya yönlendirme var mı, yakın tarihi hatırlayarak birlikte tartışalım.

Hürriyet Gazetesi geçen yıl eylül ayının ilk haftasında Deniz Feneri haberlerini manşete taşıdı.

Başbakan bir sabah aniden patladı, öfkeyle gazetenin sahibine bu haberlerin sebebini sordu.

Ardından bir hafta süre tanıdı, "Sen açıklamazsan ben açıklarım" diye tehdit savurdu. Ama Başbakan’dan acul davranan çıktı.

O tarihte partinin ikinci adamı olup, Kemal Bey’in kılıcına değdikten sonra ortalıkta siyasi zombi gibi dolaşan Dengir Mir Mehmet Fırat kürsüye fırladı.

Doğan Grubu’nu gazetelerini bastığı káğıtla ilgili kaçakçılıkla suçladı, SPK’yı göreve çağırdı.

Dengir Bey bu açıklamayı 10 Eylül günü yaptı.

SPK, 17 Ekim’de savcılığa suç duyurusunda bulundu.

İşte Başbakan bu SPK’yı ve başvuruyu örnek gösteriyor.

Memlekette hukuk, vatandaşta hafıza, siyasetçide utanç hissi olsa...

Bunları da yazmanın bir anlamı olur. Ama olmadığına göre...

Bence Başbakan bir yerde haklı. Ha Maliye, ha SPK.

Bozacının şahidi şıracı meselesi.
Yazarın Tüm Yazıları