• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Geleceğiyle oyun oynuyor

    PUBG’nin mobil versiyonunun ‘Poseidon’ güncellemesi için yapılan ‘Coş Dalgalan’ın audio versiyonu bir ay kadar önce oyun platformundan tanıtılmıştı. Şarkı, sonunda videosuyla birlikte tüm dijital platformlarda yayımlandı. ‘Coş Dalgalan’ orijinal PUBG şarkısına Türkçe bir prodüksiyon olarak tanımlanabilir.

    KALİTEDEN ÖDÜN VERMİYOR

    Şenol Korkmaz yönetmenliğindeki çok konuşulan videonun çekimlerinde Hadise, 11 küsur metrelik tasarım elbisesiyle suya daldı. Kendisine 2 saati aşkın sürede yapılan suya dayanıklı makyajla, içinde köpekbalıkları olan bir akvaryuma girdi (Tabii yanında özel bir ekip de vardı).

    Geçen yılbaşı gecesi; Aleyna Tilki, Ece Seçkin ve Reynmen de PUBG ile ortak bir çalışmaya girişmişti. Söylenene göre bu şarkı için Hadise çok daha fazla ücret aldı. Buraya kadarı işin magazin kısmı. Beni daha çok ilgilendirense bir süre önce TV kariyerini ‘O Ses Rap’le sınırlı tutma kararı alarak müziğe daha çok vakit ayırmaya niyetlenen Hadise…

    Açıkçası; televizyon yıldızlığıyla en meşgul olduğu dönemde bile belirli bir şarkı ve prodüksiyon kalitesinden ödün vermeyen sanatçı, bu vesileyle daha çok şarkı üretip konser yapacaksa buna seviniriz.

    “Tik tak tik tak/ Kalk kızım uyuyorsun/… Günü kaçırıyorsun” şeklinde Alper Narman, Ali Barış Ata ve Reşit Özkaplan tarafından yazılan sözlerle ‘Coş Dalgalan’ orijinal bir PUBG MOBILE şarkısı olarak görevini yerine getirdiği gibi Ozan Bayraşa düzenlemesiyle bağımsız bir Hadise şarkısı olarak da iddialı hale gelmiş.

    Popülerlik kaygısı olan müzisyenler, bu tür oyun platformlarından lanse edilecek yeni şarkıları, daha önemlisi yurtdışı örneklerini gördüğümüz stadyumlar dolusu insanın izlediği adı sanal, kendisi gerçeğinden öte bir deneyim olan platform konserlerini hayal edip ona göre strateji geliştirmeliler. Bu işin ‘geleceği’ henüz gelmedi çünkü.

    TÜRKÇE RAP’TE KADIN GÜCÜ

    Gerek Elanur gerekse Yase, Türkçe rap âleminin en çok tanınan kadınlarından. Sadece rap’le değil sosyal medya aksiyonlarıyla da öne çıkıyorlar. Öne çıkıyorlar çünkü rap yapan genç, hoş ve yetenekli kadınların bir yaşam tarzları da olunca bunu sosyal medya hesaplarından yansıtmaları ilgi çekiyor. Tam bu noktada yeni nesil rap’çi/trap’çi kardeşlerimizin bu işin paralel gitmesi gerektiğini gayet iyi anladıklarını gördüğümü söyleyeyim. Artık hedefe giden yolda bu entegrasyonu dijital pazarlamanın kaçınılmazı olarak görmek lazım. İşin şarkı tarafı, özgünlük durumu da belirli bir kıvama geldiğinde müzikal başarı kaçınılmaz oluyor; müzik kötüyse de kimse bunu yemiyor, popülerlik kısa sürüyor.

    İlk günlerinden beri takip ettiğim Elanur ve Yase, Türkçe rap yapan kadınlar arasında gelecek vaat ettiklerini düşündüğüm isimler. Ne kadar hızlı yol alıp kendilerini geliştirdiklerini görüyorum. ‘Haset’in videosunu bir Reels kıvamında kurguladıkları için ayrıca tebrik ederim. Sonuç iyi, tavır ve görüntüler samimi. Rap dünyasında ‘stalker’lara, ‘hater’lara, çekemeyenlere, DM’den ‘yürüyen’lere atar yapılmasına; para pul, mücevherden söz edilmesine, oyuncak da olsa kaplan beslenip dolarların göstere göstere sayılmasına alışığız. Elanur ve Yase’ye diyeceğim şu; bunun üzerine şarkı yapmış, hakkını da vermişsiniz. Ama o mevzulara takılıp tekrara düşmeyin. İki genç öncü kadın olarak Türkiye’de söyleyeceğiniz çok söz olduğunu düşünüyorum.

    SON 15 YILIN GİZLİ CEVHERİ

    Nick Cave & The Bad Seeds’in 2005’te yayımladığı 3 CD’lik ‘B-Sides& Rarities’, grubun 20 yılını kapsayan özel bir toplamaydı. Adından anlaşılacağı üzere önplana çıkmamış, nadir bulunan ya da hiç yayımlanmamış parçalar içermekteydi. Bana sorarsanız; hayranları çok mutlu eden bir çalışma olmasının ötesinde en önemli özelliği gelmiş geçmiş tüm Bad Seeds elemanlarının yer aldığı bir proje oluşuydu.

    Bu albümün üzerinden 15 yılı aşkın bir süre geçti. Nick Cave & The Bad Seeds o arada bir sürü şarkı ve versiyona imza attı. Kimi şarkıları da yayımlamayıp kenara ayırdı. Hal böyle olunca ikinci bir ‘B-Sides & Rarities’ albümü kaçınılmazdı.

    Daha önce yayımlanmamış ‘Vortex’ ve sonrasında geçen hafta ‘Earthlings’i haberci olarak dijital platformlara yolladılar. İki CD/LP’den oluşan ve 2006-2020 aralığını kapsayan albümse 22 Ekim’de yayımlanacak. Şu an ön satışta olan 27 şarkılık albümde 19 yayımlanmamış parça var. ‘Skeleton Tree’, ‘Girl in Amber’, ‘Bright Horses’ gibi önemli şarkıların ilk kayıtları, karantina günlerinin şarkısı ‘Euthanasia’nın stüdyo, ‘Push The Sky Away’in orkestra versiyonu ve fazlası dahil... Nick Cave ve yol arkadaşı Warren Ellis tarafından derlenen albümün ilk albümle birlikte paketlenmiş ve az sayıda basılacak bir de box-set’i olacak. Nick Cave yaptığı açıklamada bu tür şarkılarını gün yüzüne çıkardığı zaman, standart stüdyo albümü şarkılarını yayımlamaktan daha çok heyecan duyduğunu belirtiyor. Biz de dinlemekle ilgili aynı duygular içindeyiz açıkçası.

    Yazının devamı...

    Dansa yeni bir davet

    Üniversitede okuduğu yıllardan beri çoksesli müziğe ilgi duyan, korolarda yer alıp yurtdışı festivallerde deneyim kazanan, sonrasında bir dönem caz vokal üzerine çalışıp kendini geliştiren genç bir sanatçı Melis Yelman. Hem sesi hem duruşuyla ‘Gümbür gümbür geliyorum’ diyen şarkıcının radarıma girme nedenleri şöyle: Öncelikle dans/elektronik altyapılarla Türkçe sözlü şarkı yazarlığı becerisini tertemiz bir paydada buluşturuyor. Ayrıca iddialı bir şarkıcı olma hedefiyle yetinmeyip, genç yaşta söz yazarlığı yönünü geliştirmeyi hedefleyip bunu yavaş yavaş başarıyor.

    İki yıllık yolculuğunu adım adım takip ettiğim Melis Yelman’ın bu yıl nisanda yayımladığı ‘Kibir’i tanışma niyetiyle dinlemenizi öneririm. Parçanın orijinali Hande Yener’in büyük bir hit’i (Yanmam Lazım) biliyorsunuz. Dinleyin ve Yener versiyonuyla kıyaslayarak Yelman’ın müziğe yaklaşımını, sound’unu anlayın önce...

    Akabinde geçen günlerde yayımlanan ‘Nergis’e odaklanın. Bu şarkı ilk albümün haberci teklisi. Görsel konsepti yaratan Burçin Kaygısız ve düzenlemenin altındaki imza Görkem Arslan’la güzel bir ekip işi olmuş. Fikri altyapısı ve samimiyetiyle gönüllere taht kurmuş, bağımsız yapım şirketi Bir Baba Indie (BBI Music) yolunu bulmuş, güzel bir yere gidiyor Melis Yelman’la...

    SIRRINA SAHİP ÇIKMALI

    90’lar Türk popunun en güçlü markalarındandı; kendine has şarkı yazarlığı ve stiliyle dikkat çeken bir unsuru olmuştu Rafet El Roman. ‘Sorma Neden’ örneğin o yıllarda kaç kişinin kalbine dokunmuş, içini acıtmıştır kim bilir… Her şarkı yazarının imzasını atmak isteyebileceği nadirlikte müthiş bir baladdır. ‘Amerika’ ise sözleri ve videosuyla daha çok kült olsa da apayrı bir tat sunan çok güçlü bir şarkıdır.

    El Roman’ın haklı şöhreti 90’lara sıkışıp kalmaz, 2010’a dek adından söz ettiren hit’ler, düetler ve albümlerle devam eder. Bundan sonrası daha çok kadın vokallere odaklanmış bir düet tekliler dönemi olur kendisi için. Bence Rafet El Roman’ın en değerli özelliği ilk günden bugüne tarzından, şarkı yazarlığı çizgisinden hiç ödün vermemiş olmasıdır. 90’lı yıllarda onu orijinal yapan sır bugün de aynen geçerli ki sadece bu bile çizdiği yolun ne kadar doğru olduğunun göstergesi.

    Buraya kadar tamam ancak yeni albüm ‘Sırrına Eremeyiz’i dinlediğimde şunu düşündüm: Az denilemeyecek sayıda yeni şarkı içeren bir albüm ancak şarkılarda yazarın bir miktar cepten yediğini görüyoruz ne yazık ki.

    Kanımca Rafet El Roman ‘Ben albüm sanatçısıyım’ diye düşünerek albüm yapıyorsa bundan vazgeçmeli. Olay iki lokomotifin arkasına vasat vagonlar eklemekten ibaret değil artık. Pekâlâ üç ya da dört şarkıya odaklanan dijital bir EP yapabilir ya da teklilerle ilerleyebilirdi. Yine de en azından Rafet El Roman hayranlarının beklentisini karşılayacak, taze his yaratan bir albüm olmuş ‘Sırrına Eremeyiz’.

    KAYIP KLASİKLER ZAMANI

    ‘Kid A’ albümünden 21, ‘Amnesiac’ten 20 yıl sonra Radiohead üçlü bir yeniden basım albüm hazırlığında. Üçlü diyorum çünkü ‘Kid A Mnesia’ adındaki bu yeni çalışmada bahsettiğim iki önemli albümün yanı sıra bunlara girmeyen şarkılardan oluşan ‘Kid Amnesiae’ adlı bir toplama da olacak.

    ‘If You Say The Word’ bu toplamadan bize ulaşan ilk tekli. Şarkının ‘yeni’ oluşunu esas alarak Radiohead verimlilik ve zarafetini yansıtıyor diyebiliriz. Yüksek müzikal çıtası, çan seslerinden oluşan perküsyonları, titrek ses dalgalarıyla yaratılan ürkütücü ambiyans ve çokkatmanlı prodüksiyon tekrar tekrar dinledikçe sizi içine çekiyor. Diğer bir deyişle; ‘OK Computer’ albümüne giremeyen ama 2017’de ‘OKNOTOK’ta buluştuğumuz ‘Lift’ gibi ilk dinleyişte çarpan cinsten değil. Zaten hangi Radiohead şarkısının kopup nereye uçacağını kestirmek, hangi parçanın kitlelerin ezberine yerleşeceğine ilk anda karar vermek çok güç. Bu da Radiohead müziğinin bizim beklentimizle değil, evrenin anlamlı rastlantısallığıyla bağ kurmasından ileri geliyor. ‘If You Say The Word’ de her Radiohead işinde olduğu gibi büyük iştah ve merak uyandıran ‘Kid A Mnesia’nın habercisi ve ‘yeni’ bir şarkı olduğu kadar ‘ kayıp bir klasik’ olarak da gayet ilgi çekici.

    Yazının devamı...

    Devlerin savaşı

    Hiphop ve küresel müzik piyasasının iki önemli aktörü Kanye West ve Drake, ‘Donda’ ve ‘Certified Lover Boy’ adlı yeni albümlerini beş gün arayla yayımlayınca dijital âlemin zirvesinde fırtınalar koptu. Albümlerin müzikal yaklaşımlarına bakarak ikisi için de öncelikle ‘streaming’ (dijital dinleme) canavarı olacaklarını belirteyim. Kanye ve Drake arasındaki geçmişi yıllara dayanan rekabet, albüm çıkış tarihleri yaklaştıkça sosyal medya dokundurmalarıyla kızışmaya başlamıştı. Neticede direkt ya da dolaylı yoldan, bu tür atışmaların her iki albüme de yaradığı malum. Onlar da bunu gayet iyi biliyor.

    PLAN MI KURULDU?

    Hiphop’ta iki farklı jenerasyonu temsil edip aynı jenerasyonu etkileyen bu muhteşem ikilinin kariyeri kronolojik anlamda bu denli yakına düşmemişti daha önce. Büyük beklenti yaratmış bu iki albümün de daha önce yayımlanmaları planlanmıştı ancak geciktiler. Yine de insan; ‘Madem geciktik, o zaman stratejik olarak aynı anda yayımlamak daha iyi’ şeklinde bir plan kuruldu mu; düşünmeden edemiyor...

    Drake altıncı stüdyo albümü ‘Certified Lover Boy’dan uzun bir süredir kısa paylaşımlar yapıyordu. İki yıldır bu albümün çıkacağını biliyorduk hatta en son bu yılın başında çıkacağına dair bilgi de almıştık kendisinden. 21 şarkılık; Lil Baby, Jay-Z, Lil Wayne, Travis Scott, Young Thug, Kid Cudi ve Rick Ross gibi iddialı isimlerin eşliklerini içeren yeni albüme sonunda kavuştuk. Bana göre Drake’in duygusal anlamda daha olgun göründüğü bir albümle karşı karşıyayız. Öte yandan alıştığımız üzere Drake zihni ve kalbinden yola çıkan biraz da uzunca bir serüven sunmuş; bir miktar yoruyor. Bu albümde sözlere bakarak Drake’in daha ‘dürüst’ hatta zaman zaman gaddar olduğunu da söyleyebiliriz. Açıkça görülüyor ki kendi yarattığı Drake karakteri için neyi uygun görüyorsa onu yapıyor. Ancak yaşadığı hayatla ilgili bitkinliğini de gizleyemiyor.

    Kanye West’in, adını annesinden alan, ‘Donda’sında ticari ve hiphop standardı öğeler öne çıkarken Drake’te R. Kelly’den ve The Beatles’tan sample’lar görüyoruz. Kanye bir ‘cool’luk yaparak albüm kapağında düz siyah kullanmış. Drake’in seçimiyse sosyal medya dostu olmuş. Sanatçı Damien Hirst’ün farklı ten renklerinde 12 hamile kadından oluşan emojileri sosyal medyada epey ilgi görüyor.

    TEK GÜNDE 180 MİLYON

    Bana göre aynı anda yaptığı bir sürü işten kafasını kaldıramayan Kanye West, 10’uncu stüdyo albümü ‘Donda’da bir pop yıldızı gibi parlamıyor. Jay-Z gibi konuk yıldızlardan aldığı ışık olmasa sönük kalmış bile denilebilir. En büyük problem de albümün ne söylemek istediğini bilmiyor oluşu... Ama ‘Donda’ Billboard’da bir numara olmayı başardı bile. Yapımcı şirket Def Jam’in verdiği bilgiye göre ilk gün 180 milyonluk dinlenme rakamına ulaştı. Drake’inse dijital dünyanın kralı olduğunu herkes bilir. İlk hafta sonuçlarını 13 Eylül’de alacağımız yeni albümünün de rekor kıracağı söyleniyor. Bana sorarsanız bir başyapıt olmasa da müzikal olarak Drake’in ‘Certified Lover Boy’u için daha iyi derim. Dinleyip karar vermesi sizden.

    FAVORİ LİSTELERİNİZDE YER AÇIN

    22 yaşında kariyerinin ilk yılını tamamlayan Susel bir süredir; ‘Gitmiştin Baktığımda’, ‘Bak Yine’, ‘Çok Aşığın Var Diyorlar’ ve ‘Özledim’ adlı şarkı/yorumlarıyla YouTube ve dijital dinleme platformlarında boy gösteriyordu. Müzik yapmakla ilgili kararını çocuk yaşta alan ve o yaşlarda Béyonce ve Michael Jackson hayranlığından beslenen Susel büyüdükçe rock müzikle de yakınlaştı. Kısmen oyunculuk, kısmen de çello üzerinden müzik eğitimi aldı. Yeteneği ve güzel enerjisi dışında en büyük şansının Selim Öztürk (Kargo’nun kurucularından) gibi bir müzik prodüktörünün kanatları altına girmek olduğunu düşünüyorum. Öztürk’ün deneyimiyle Susel’in genç kuşakları etkileyen duruşu buluştuğunda ortaya ayakları yere basan alternatif pop bir iş çıktı çünkü. Geçen günlerde sözü-bestesi kendisine, düzenlemesi Selim Öztürk’e ait son tekli ‘Jayus’u yayımlayan Susel’in ayak seslerini daha iyi duymak için favori listelerinizde yer açmanızı öneririm.

    Yazının devamı...

    Davulcuya şarkılı veda

    Gitaristlerin, solistlerin adı daha çok bilinir ancak 60 yıla yakın bir süredir kendini güncel tutup dünya turneleri yapan, yeni şarkılar üreterek ayakta kalan bir klasik rock grubunun davulcusu üzerine özel olarak konuşmak gerekir.

    Charlie Watts, Rolling Stones içinde söylendiği üzere grubun ‘makine dairesi’ydi. Watts’ın içindeki metronom, grup matematiğini oluşturmasa, şarkıda oluşan her boşluğu doldurmak yerine o boşluklara alan açan stili olmasa Rolling Stones’un kendine has sound’undan söz etmek gerçekten zor olurdu.

    Bu nedenle geçen günlerde 80 yaşında, huzurla aramızdan ayrılan Rolling Stones davulcusunun kaybı bir devrin kapanışını simgeliyor. Bir çözüm bulup canlı çalmaya sonuna kadar devam edeceklerine inanıyorum ancak hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı da kesin.



    KONSER KAYDI DA VAR

    Grup, 1981 tarihli ‘Tattoo You’ albümünün 40’ıncı yılı şerefine özel bir edisyon yayımlamak üzere. Toplam üç CD’lik bu edisyonda yayımlanmamış parçalardan oluşan bir CD ve ‘1982, Wembley Konseri’ kayıtları da olacak.

    CD’deki şarkılar o dönemde albüme girmemiş ancak grup tarafından bugünün koşullarında yeniden düzenlenip kaydedilmiş. Bu anlamda karşımızda yeni bir albüm var, demek yanlış olmaz.

    ‘Living in the Heart of Love’ o CD’den ve Charlie Watts’ın ölümünden az önce yayımlanan bir tekli. Şarkı, yeni düzenlemesiyle Stones’un; grubun 80’li yıllarını yorumlayışına iyi bir örnek sayılabilir. Bu şarkıdan anladığımız özetle şu: Yeni şarkıların sound’u ‘2021 model Stones, 80’lerin Stones’undan çalıyormuş gibi’ tınlayacak.

    HER ŞARKISI BİR HİKÂYE

    Hikâyeleri ile ‘Ben Yaşarım’

    Sertab Erener

    Sertab Erener, ‘Ben Yaşarım’ın ‘yorumlu’ konsept versiyonuyla karşımızda. Kasım 2019’dan itibaren stüdyoda çalışmalarına başladıkları albüm sırasında dünyanın doğusundan pandemi haberlerini alıp üzüntüye kapılan sanatçı, önce “Bizimle alakası yok” diye düşünmüş, sonrasında bir film gibi gelişen olaylar neticesinde stüdyo sürecini bir süreliğine sonlandırmıştı. Erener, albümün önsözünde; kaybedilen yakınlar, boşalan sokaklar, tükenen umutlar sırasında tek motivasyonlarının müzik olduğunu ve her şeye rağmen ve pandemiye inat bu albümü bitirmeyi hedeflediklerini belirtiyor. “Geçmişte ne olduysa olmuştu, şimdi yeni bir yola çıkmanın zamanıydı” diye de ekliyor.

    Sertab Erener’in durmaksızın yenilik düşündüğünü, öğrenmeyi ve işini geliştirmeyi çok sevdiğini bilen biriyim.

    Bu nedenle bu albüme dair en ilginç ve samimi yönün altını çizmek isterim.

    Yurtdışında ‘commentary’ olarak nitelenen ve Sertab Erener kıvamında sanatçıların kendi işlerini anlattıkları bir konsept bu. Albümün girizgâhı nitelikli uzunca bir önsözle başlıyor. Erener, ardından her bir şarkı öncesinde o şarkının ortaya çıkışı sırasında gelişen olay ve duyguları kendi sesiyle anlatıyor. Böylelikle kolaya kaçan değil, dijital dünyanın ufkunu iyi tahlil eden bir müzisyen olduğunu da göstermiş oluyor. Çünkü artık şarkının içinde ya da çevresinde gelişen ‘hikâye’ de önemli. Madem dijitalde bu renkleri yakalamak mümkün neden yapmayalım?

    Pandemiyi Bodrum’da geçiren ve ilk kez geçen hafta bu albümün yayımlandığı gün Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda sahneye çıkan sanatçının 2020 albümü ‘Ben Yaşarım’ın hikâyesindeki boşluklar böylece tamamlanmış oldu. Deeperise’ın ‘Farzet’e yaptığı deep mix de cabası.

    Eşzamanlı olarak ‘Her Dem Yeşil’ konseptiyle ve yeni düzenlemelerle teklilerini (‘Sakin Ol’ ve ‘Ateşle Barut’) yayımlamaya başladığı 30 şarkılık bir

    ‘En İyiler’ albüm sürecinde olan sanatçının ‘Her Dem Yeşil’i de ‘hikâyeleriyle’ ve versiyonlarla sunacağını düşünüyorum.

    KENDİNİ BİLDİ ÇİZGİSİNİ BOZMADI


    Nakaratı ve vokaliyle bu coğrafyanın kulağını hedeflerken diğer yandan rock geleneğine kendi üslubuyla saygı duruşunda bulunan Pera, 10 yılı aşkın bir süredir müthiş bir çalışkanlıkla üretiyor ve kendi çizgisini tutarlı kılarak belirginleştiriyor. Daha iyi analiz etmek için, henüz gitmediyseniz, mutlaka bir Pera konseri izlemelisiniz, derim. O zaman neden bu kadar geniş ve sadık bir hayran kitlesine sahip olduklarını, grup enerjilerini ve müzikli iletişim becerilerini göreceksiniz.

    Gücünü gelenekselden alan, dijital dünyanın gereklerini de ihmal etmeyen Pera’nın yeni teklisi ‘Zalim’e gelelim... Söz ve müziğinin yanı sıra düzenlemesine Hakan Ünalan’la, video yönetmenliğine de tek başına imza atan Gökhan Mandır’a ‘Aynen devam’ diyelim. Gruba bugüne kadar emeği geçip bir marka olmasına katkı sağlayan herkesi tebrik edelim... Pera’nın en önemli özelliğinin kendini bilmek ve çizgisinden sapmamak olduğunu da belirtelim.

    Yazının devamı...

    Her daim iddialı

    Bumaya (Tekli)
    Kenan Doğulu
    Doğulu Ses

    Kenan Doğulu’nun 2018 tarihli ‘Vay Be’ albümünden sonra yaptığı ‘Bizimdir’ teklisi pandemi ruh halini yansıtan, birleştirici ve güçlü bir ‘balad’dı. Ardından geçen yıl  ‘Rakkas’ yorumu ve albümden ‘Yosun’un remiksiyle ortamı hafiften hareketlendirdi. ‘Bumaya’ gibi iddialı ve nokta atışı bir parçayı yayımlamak için pandemi yasaklarının gevşemesini bir yıl kadar bekledi.

    SONUÇ PIRILTILI OLDU

    Şarkıyı en doğru haline getirene kadar hem söz hem beste aşamasında Ozan Bayraşa, Umur Doma ve Onurr gibi rüştünü ispatlamış müzik insanlarıyla işbirliğine giren Doğulu, dijital dünyanın beklentileriyle Kenan stilini buluşturmayı başarmış. Tam bu noktada, şarkının oluşumu sırasında yerinde yönlendirmeler yaptığını düşündüğüm Ozan Bayraşa’nın formülü tıkır tıkır çalışmış. Ses efekt tasarımı, Emre Kıral’ın miks ve mastering’i, Dolby Atmos miks derken ortaya modern ve temiz bir sound çıkmış; kısa, net, nokta atışı bir şarkı olmuş ‘Bumaya’.

    Kenan Doğulu ‘Bumaya’da, Kerimcan Durmaz ve Zeynep Bastık’a çektiği videolarla öne çıkan ödüllü yönetmen Ecem Lawton’la bir araya geldi. Bu sayede de Los Angeles’taki Le Chateau Rose’da, bir Edgar Allen Poe öyküsünden yola çıkarak yaratılan görsel dil ve teatral üslupla çekilen iddialı bir videoya kavuştu.

    Kostümler Fashion Week 2020’nin yaratıcı direktörü Guvanch Agajumayev’in imzasıyla tasarlandı. Koreograf olarak Dua Lipa ve Beyoncé videolarından tanıdığımız Marvin Brown’la çalışıldı. Diğer bir deyişle şarkının duygusunu derinleştirecek görsel bir anlatım için epey emek verildi, kapsamlı bir prodüksiyona girişildi. Ama sonuç pırıltılı oldu. ‘Bumaya’, bu yazın kalanında ve bundan sonraki yazlarda, tüm Kenan Doğulu istek listelerinde başa oynayacaktır diye düşünüyorum.

    GELECEK VAAT EDİYOR!

    Siz belki de Su Sonia’ya YouTube’un meşhur programlarından ‘Soramazsın’ın sunucusu olarak aşina olabilirsiniz. Ama müzisyenliği daha eski... 2010’ların ilk yarısında Dolapdere Big Gang’in solistiydi. Öte yandan ruhunda hiphop olduğunu, trap ve R&B’ye ilgi duyduğunu; kendi stiliyle, müzik ve dansı hayatının merkezine koyduğunu öteden beri bilmekteydik. Ezhel’in ‘KOVL’ tayfasından tanıyıp sevdiğimiz yetenekli prodüktör Bugy’nin müzikal vizyonuyla da ‘Vaat’, debut (çıkış) teklisi olarak iddialı bir yerde konumlanıyor. Bu vesileyle yakın gelecekte Su Sonia adını çok sık duyacağımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Pek yakında DJ Suppa’nın desteğini de alacağı, kulağıma gelenler arasında... Bildiğim kadarıyla Veyasin ve Gazapizm’in de müzisyen olarak içinde bulunduğu The Captain ekibiyle (Begüm Toprak) kafa kafaya verip şimdiden yurtdışı planlarına girişmişler bile... Siz eylülde yayımlanacak ikinci tekli ‘Eylül’ü de mutlaka dinleyin. Ondan sonra bir tekli daha gelecek, hatta sürpriz eşlikler de yolda...

    Yeri gelmişken ‘Vaat’in videosuna da dikkat çekmek isterim. Ayşegül Erbek yönetmenliğinde kısa film tadında çekilen videoda Su Sonia’yı, Anadolu mitolojisi içinde, Ana Tanrıça Kibele’nin düşüne girip toprak kadına dönüşürken görüyoruz.

    Vaat (Tekli)
    Su Sonia
    EMI-Kent Universal Music Turkey

    DAHA SAKİN, DAHA GÜÇLÜ...

    Haziranda yeni albümle aynı adı taşıyan ilk teklisini yayımlayan Lorde ülkemizi de kapsayan geniş bir coğrafyada hayran kitlesi olan, saçının rengiyle bile sosyal medyada uzun uzun konuşulan bir isim haline geldi.  Bu nedenle ‘Solar Power’ için ‘Türkiye’de de sabırsızlıkla beklenen bir üçüncü albüm’ demek mümkün.

    İşin en önemli özelliği; geneli itibariyle son derece sakin (albüme adını veren ilk teklinin coşkusu dışında), hikâye olarak içedönük, öte yandan sahilde güneşi batırırken keyifle dinlenecek şarkılardan oluşması. Bu anlamda 4 yıl önce yayımladığı ikinci albüm ‘Melodrama’yla zıt kutupta gibi görünüyor. O albümün Lorde’nin ‘yıldızlık kariyeri’ne verdiği hizmetler düşünülünce ‘Solar Power’ zayıf kalmış şeklinde yorumlayanlar olacaktır ama kazın ayağı öyle değil. Sound’a ve ona emek verenlere dikkatle baktığınızda
    24 yaşındaki Lorde’nin (ve akranlarının) ilginç fikirlerin peşinden koşmakla ilgili heyecanını teşhis ediyorsunuz. Yani ‘Solar Power’ için; Lorde kuşağının beklentilerine kendisinin Yeni Zelanda kökleri aracılığıyla verilmiş, çıtası yüksek, müzikal bir yanıt da diyebiliriz. Kendisini hayranlıkla izliyorum...

    Solar Power
    Lorde
    Universal Music
    New Zealand Lim.

    Yazının devamı...

    Doğru izleri takip etti

    Yirmili yaşlarının ortasında birçok şarkı yayımlamış; önemli eşliklere, güçlü cover’lara imza atmış bir isim Hande Mehan. Henüz dinlemediyseniz tüm kataloğunu gözden geçirmenizi tavsiye ederim. Şayet duygusuyla, tekniğiyle ne kadar iyi bir şarkıcı olduğunu anlamak isterseniz ‘Kırılsın Ellerim’ ve ‘Bir Kızıl Goncaya Benzer’ teklilerinde sadece vokalden oluşan yorumunu dinleyin.

    Aslında Hande Mehan’ı YouTube’da yayımladığı ‘Sen Beni Güzel Hatırla’ şarkısıyla tanıdık ancak geniş kitlelerle buluşması Cem Adrian’la birlikte seslendirdiği Gündoğarken’e ait ‘Sen Benim Şarkılarımsın’ vesilesiyle oldu. Bir yandan Cem Adrian etkisi, öte yandan şarkının ‘Masumlar Apartmanı’nda kullanılması hem Spotify hem de YouTube’da 40 milyon dinleme/izleme rakamına ulaşmasını sağladı. Bu arada ‘Sen Beni Güzel Hatırla’nın YouTube’daki videosu da 20 milyon kez izlendi.

    Buradan çıkarılacak en önemli sonuç, doğru kişinin müziğini sahiplenip prodüktörlüğünü yaptığınızda, kendi kitlenizle tanıştırırken uygun bir müzikal dil seçtiğinizde sonuç güzel oluyor. Bu nedenle Cem Adrian’ın örnek olmasını isterim. Hem ‘Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun’, ‘Kum Gibi’, ‘Bu Yollar Hep Sana Çıkar’ gibi şarkılarda yapılan başarılı düetlerle hem de Mehan’ı konserlerine konuk alışıyla yeni bir ismin kariyerine on numara bir katkı sağladı.

    Hande Mehan’a dönecek olursak; geçen yıl ‘2020 Model Murathan Mungan’ albümünde bir yorumuyla yer almıştı sanatçı. Bu yıl haziranda yayımlanan teklisi ‘Dökül İçime’ sound açısından anaakım poptan beslenirken son derece yenilikçi fikirler de barındıran bir işti. Bu anlamda onun devamı olarak gördüğüm son tekli ‘Olamam’ı intro’dan başlayarak bütünüyle seveceğinize eminim. Sözü ve müziği kendisine ait şarkının videosunda gelin ve damat rolünüyse kendi anne ve babasına vermiş Mehan.

    MANGA İÇİN YENİ BİR DEVİR

    ‘Kırıla Kırıla’nın maNga açısından belki de en önemli özelliği bağımsız olarak yayımladıkları ilk şarkı oluşu. Kamp Records (VEYasin’in şirketi) ortaklığıyla çıkardıkları ‘Kırıla Kırıla’ aracılığıyla maNga Music’in bağımsız yapımcılığına da ‘hayırlı olsun’ demiş olalım. Bir diğer dikkat çekici taraf, parçanın tüm süreçlerini Türk hiphop âleminin şahsına münhasır ve öncü karakterlerinden, yaratıcı müzisyen VEYasin’le üretmiş olmaları... Ben ortaya çıkan sonucu çok başarılı bulduğumu belirtmek isterim. VEYasin’le maNga’nın müzikal vizyonlarının uyum sağlayacağını tahmin ediyordum. Ancak bunu bir şarkının versiyonu üzerinden (veya VEYasin’in ‘Hey Douglas’ kimliğiyle) değil ortaklaşa gerçekleştirilmiş olmalarına ayrıca sevindim. Şarkının prodüktörlüğünü üstlenen VEYasin söz ve müzik aşamalarında da Ferman Akgül ve Yağmur Sarıgül’le birlikte çalışmış. Sözün kısası Ankara rüzgârı gerçekten bir başka esmiş ‘Kırıla Kırıla’da. Parçanın görsel dili için bir grafiti yapan High Hero, konsept fotoğrafları çeken Fethi Karaduman, 4K çözünürlüğünde ve şarkı sözlerini içeren videonun yönetmeni Osman Tendürek şarkının ruhunu tamamlamış. Beni heyecanlandıran ve ticari başarısına kesin gözüyle baktığım bir şarkı olduğu gibi bugünün maNga’sının köklerine de şahane bir selam...

    GELECEĞİN DİSKOSUNDAN NOSTALJİK ŞARKILAR

    The Weeknd’in kendi ifadesiyle ‘Abel Tesfaye kimliğinden çok farklı olan’ küresel müzik şovunun en ışıltılı döneminde olduğumuzu açıkça görebiliyorum artık. ‘Take My Breath’in de bu iddiamı destekleyen bir şarkı olduğunu ekleyebilirim. Hatta şöyle ifade edeyim; müziği dinleme amacı müzisyenlik olan birinin, 7-8 yaşlarında dans etmeyi seven bir çocuğun, ergenlik çağındaki bir gencin, hatta sadece kulağına hoş gelen şarkıları dinleyen ebeveynlerin aynı anda beğenisini kazanacak işlere imza atmayı başarıyor. Zaten bu son cümle için ‘küresel yıldız’ tanımı desek, yanlış olmaz. The Weeknd, sound’una sessiz sedasız trap unsurlar katışını, ruh halimizi besleyen baladlarını ve tabii kendine has ve dinleyeni yükseklere çıkaran funk pop anlayışını sihirli bir formül olarak tescilletse fena olmaz. ‘After Hours’ albümünden beri beklediğimiz yeni şarkı ‘Take My Breath’, aynı zamanda büyük hit ‘Blinding Lights’ın prodüktörü Max Martin’le yeniden buluşma şarkısı. Derin bir his veren modern düzenlemesi, geleceğin diskosunda ne tür nostaljik şarkılar çalacağına dair işaretler sunuyor. Şarkının enstrümantal ve uzun versiyonları da ayrıca yayında...

    Yazının devamı...

    Global ‘sır’rın peşinde

    Aleyna Tilki ünlü müzisyen Diplo ile yaptığı yeni şarkısı ‘Sır’ı sosyal medyada bir video açıklama yaparak yayımladı. Ülkemizi derin üzüntüye boğan orman yangınları nedeniyle gündemi işgal etmek istemediğini ancak dijital dinleme platformlarının 72 saat önceden bilgilendirilmesi zorunluluğu nedeniyle bir şey yapamadığını, öte yandan videonun YouTube’a yüklenmesini ertelediğini açıkladı geçen hafta. Markasını bizzat yöneten Aleyna açısından doğru karardı.

    Aleyna artık Türkçe sözlü şarkılarında da Diplo gibi global yıldızlarla çalışabiliyor. Dünyada benzer sound’ları benimsemiş ve ‘star’ bellediğimiz isimlerden hiçbir eksiği olmadığı gibi genç yaşında, zor koşullarda ‘yerel’ olmayı başardığı için ‘fazlası var’ diyebiliriz.

    ‘Sır’ın videosunda bir kır düğünü görüyoruz. Aleyna Tilki bir robotla evleniyor. Şahitlerse ünlü yüzler, Ersay Üner ve Cemal Can Canseven. Davetliler de Doğuş Çabakçor’un DJ’liğiyle coşuyor. Şarkı iyi, Aleyna’nın video fikirleri iç piyasa için yerli yerinde. Ancak global hedefleri için video prodüksiyonları yönünden biraz daha vizyoner olmalı diye düşünüyorum.

    Ayrıca dansçılığı konusunda profesyonel destek alarak kendini geliştirmesi faydalı olacaktır. Sound açısından epeydir yazıp çiziyorum; yüzünü dünyaya döndüğü için onun adına mutluyum. Aynen devam.

    YARATICI, RENKLİ, BENZERSİZ BİR İÇ DÜNYA...

    İçinde derin hisler ve zaman zaman karanlık unsurlar barındıran retro dans sound’lu Jakuzi (Kutay Soyocak) yeni popun en değer verdiğim isimlerinden biri. Geçen hafta ortası iki şarkılık EP’si ‘Açık Bir Yara’yı dijital mecralarda yayımladı. Aynı adlı şarkının prodüktörlüğünü Kerem Brumend; ‘Hiç Işık Yok’unkini Maurizio Baggio üstleniyor. ‘Açık Bir Yara’ daha simgesel ve içedönükken ‘Hiç Işık Yok’ adının aksine bizi ışıklar içinde bir dans ortamına davet ediyor. Bildiğim şu ki Jakuzi gerçekten yaratıcı, renkli ve benzersiz bir iç dünyaya sahip. Şarkıları da o dünyayı anlamanız için açılan gizli geçitler gibi... Yaptığı işe o dünyanın bütününe hizmet edip etmediği yönünden bakarsak elimizdeki yeni Jakuzi EP’si dört dörtlük...

    Açık Bir Yara (EP)
    Jakuzi
    City Slang

    ASIRLIK ÇINARLA EL ELE

    Lady Gaga ve Tony Bennett ‘Love For Sale’ isimli son albümlerini 1 Ekim’de yayımlayacaklarını Bennett’in 95‘inci doğum gününde duyurdular. İkili bu albümde ünlü besteci ve kompozitör Cole Porter’ın parçalarını yorumlayacak. ‘I Get A Kick Out of You’ bunun fragmanı gibi... Son diyorum, zira Tony Bennett 5 yıldır alzheimer hastalığıyla mücadele ediyor. Buna rağmen pandemi yasaklarına kadar turne yapmayı sürdürmüş gerçek bir yıldız kendisi. Geçen hafta son iki performansını 95’inci yaş kutlaması vesilesiyle ve Lady Gaga ile gerçekleştiren Bennett’ın ne kadar büyük bir sanatçı olduğunu ‘hatırlaması’ dileğiyle ve Cole Porter’a saygıyla...

    I Get A Kick Out Of You (Tekli)
    Tony Bennett & Lady Gaga
    Sony Music/Columbi

    Yazının devamı...

    Z Kuşağı kılavuzu

    Billie Eilish’in, mensubu olduğu genç kuşak üzerindeki etkisi sürüyor. Öte yandan yaşça büyük hayranlarının sayısı da hızla artıyor. Saç, makyaj, giyim kuşamda nasıl hoşuna gidenden yola çıkıyorsa müziği için de durum aynen öyle. Örneğin, sound’u minimal ve retro bir düzenleme estetiği var. Çağın önerdiği, klişe dijital altyapılara sarılmıyor. ‘Happier Than Ever’da bossa nova’dan kilise orglarına, eski usul vokallere uzanabiliyor. En önemlisi, hiçbir mecburiyeti yokken bir albüm insanı olma tavrını sürdürüp daha önce tekli olarak paylaştıklarıyla birlikte 16 şarkılık bir sanat ürünüyle karşımıza çıkabiliyor.

    BİR GENÇLİK İDOLÜ...

    Albüm adındaki gibi ‘hiç olmadığı kadar mutlu’ oluşundan mı bilmem ama ‘Happier Than Ever’da daha olgun, daha cesur, daha özgür bir Billie Eilish’le karşı karşıyayız. Kim ne der diye düşünmeden bir gençlik idolünün yaşam yolculuğunu şarkılarıyla ustaca aktarmayı başarıyor. Dijital çağın kalabalığında yıldızlık yolunun samimiyetten geçtiğini gösteriyor.

    Albümün açılış şarkısı ‘Getting Older’da sırrını açıklamış: Genç bir kadın ama yaşlı bir ruh olarak önüne çıkan yanlış insanları daha iyi ayırt ediyor artık. Bence Z Kuşağı’ndan zeki, özgür ruhlu, şahsına münhasır evlatlarımızın kimi isyanlarını anlamak için Billie Eilish’in ve paralel bir yolda gördüğüm Lana Del Rey’in anlattığı dünyaya vâkıf olmakta fayda var.

    ‘Happier Than Ever’ her yönüyle güçlü bir albüm. 2021’in heyecanla beklenen albümü olma durumuna enfes bir cevap vermiş. ‘Lost Cause’, ‘My Future’, ‘Therefore I Am’, ‘Your Power’ ve albüme adını veren şarkıdan başlayabilirsiniz. Ben ‘I Didn’t Change My Number’ ve ‘Billie Bossa Nova’yla ilk dinleyişte özel bir bağ kurdum ama bütüne ve bütünlüğüne şapka çıkarıyorum.

    DÜNYAEVİNDEN NAKLEN

    Zeynep Bastık’ın uzun süredir yol arkadaşı olan Tolga Akış’la 7 Temmuz’da arkadaş arasında güzel bir partiyle evlendiğini duymuş, görmüşsünüzdür. Bastık sözü, müziği ve düzenlemesi Serhat Şensesli’ye ait olan yeni şarkısının video yönetmenliğini eşi ve prodüktörü Akış’a teslim etti. Videoda Akış’ın bizzat çektiği düğün görüntülerinin yanı sıra yine düğünde Zeynep Bastık’a sürpriz olarak izletilip mutluluktan ağlamasına neden olan anlar ustalıklı ve samimi bir kurguyla bir araya getirilmiş. Tolga Akış’a bu fikir ve uygulama için tebriklerimi sunarım. Yeni nesil bir pop yıldızının sürekli yeni şarkı üretip belirli bir kalite seviyesini koruma zorunluluğunun yanı sıra gerçek yaşamını samimiyetle estetize etmesinin ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Bunu 90’lar ve 2000’ler boyunca görmemiz olası değildi.

    Zeynep Bastık, nisanda yayımladığı disko pop albümü ‘Zeyno Disco’nun ardından, orta tempolu, duygusal bir şarkıyla evliliğine ve yaz aylarına ilk selamı verdi. Şensesli şarkıyı Bastık’ı düşünerek mi yazdı, bilmem. Ama video için söylediklerim şarkının etkisi açısından aynen geçerli. Ağustos ortası 15 konserlik bir turneye başlamayı planlayan Bastık’ın, İstanbul Harbiye Açıkhava konseriyse 21 Eylül’de.

    DANS ETSEK DÜZELİR Mİ?

    Türkiye elektronik pop sahnesi inşa olurken önemli taşlar koymuş değerli bir müzisyen Bedük. Geçen günlerde bir de remiks versiyon içeren ‘Kapılar’ adlı yeni teklisini yayımladı. ‘Kapılar’, sound olarak değil ama ruh hali itibariyle Bedük çizgisinden farklı. O söz ettiğimiz çizgi bir müzisyen için kendini tekrar etmenin konforlu düzlemi olmamalı zaten. Bedük her gün 65 bin yeni şarkının yayımlandığı dijital müzik endüstrisinde yapılması gerekenin kalbinin sesini dinlemek olduğunu bilecek kadar vizyon sahibi biri. Sosyal medya hesabında aynen şöyle yazmış: “İnsan tek boyutlu değil ki sanatçı öyle olsun. Binbir çeşit renk var içimde… Bazen bir dans etsek her şeyin düzeleceğine inanıyorum bazen de kapıların hiç açılmayacakmış gibi kapandığını hissediyorum. Yaşadığımız zor dönemlerin hissettirdiği duygularla yazdım bu parçayı. Yaz aylarında derin bir parça yayımlamak! Ama şu anda böyleyim.” Merak etme, biz de aynen öyleyiz Bedük. Önemli olan şu ki şarkı nokta atışı olmuş.

    Yazının devamı...