• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Dinledikçe seveceksiniz

    Sertab Erener’in Türkiye tarihine altın harflerle yazılan Eurovision birinciliğini yaşı tutmadığı için hatırlamayan müzikseverler olduğunu biliyorum. Oysa Eurovision’un Türk popüler müziğinin gelişmesinde eser/yorumcu niteliği ve niceliği açısından büyük etkisi olmuştu. Yani bugün gençlerin çılgınlar gibi eğlendikleri 80’ler ve 90’lar partilerinde çalan şarkılarda büyük emeği vardır. Sertab Erener’in o yıllardan birinde, uluslararası bir sahneye çıkıp dans ederken bir yandan da İngilizce sözlü bir şarkıyı yüksek standartta nasıl icra ettiğini görememiş arkadaşlarımız varsa 2003 tarihli ‘Every Way That I Can’in YouTube videosuna bakabilirler. O günden beri başarısının Türkiye sınırlarını aşacağı inancımı koruyorum. Geçen gün Erener’in yeni şarkısı ‘Who’s Gonna End (Kim Dur Diyecek)’; Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNPD) Türkiye Ofisi tarafından tanıtılınca ister istemez aklımdan geçti bunlar. ‘Who’s Gonna End’, COP26’yla (26’ncı BM İklim Değişikliği Konferansı) aynı anda yayımlandı ve küresel kampanyanın da bir parçası olacak.

    Kim bilir belki de bu şarkı mecburen uzayan bir molayı nihayete erdirir. Erener’in öncelikli amacı, elbette bir kadın sanatçı olarak dünyayı daha fazla adalet ve eşitlik içeren bir yer haline getirmek için şarkılar söylemek. Müziğini bu amaç uğruna seferber ederken belki başka bir fitil yanar, oradan müzikaline sıçrar, kim bilir... Mesaj verirken pop rock bir duyguyla hafif retro göndermeler yapan şarkıyı çalma listelerinize alıp tekrar tekrar dinleyince seveceksiniz. Şarkı için Erener ve eşi Emre Kula, klip için de ağabeyi Serdar Erener ter dökmüş. Video UNPD YouTube sayfasında.

    ÖZLEM GİDERİYOR

    Beyoncé’nin; dün gösterime giren Will Smith filmi ‘Kral Richard: Yükselen Şampiyonlar’ (King Richard) müzikleri için yaptığı ‘Be Alive’ adlı teklisi ‘Black Parade’den bu yana uzanan; yani yaklaşık bir yıllık hasretinizi dindirir mi bilinmez. Ancak ben kendisinden yeni bir şeyler duyduğumda mutlu oluyorum. “Yaşıyor olmak bana çok iyi hissettiriyor” diyerek ve koro eşliğinde açtığı şarkıda Beyoncé’nin vokalini güçlü davullar takip ediyor. Şarkı boyunca sizi akışta tutansa Beyoncé’nin inip çıkan güçlü vokaliyle zemini sağlam tutan koro ve hafif gitar dokunuşları oluyor. Filmin fragmanlarından birinde daha önce dinleme fırsatı bulduğumuz şarkıyı seveceğinize inanıyorum. Film demişken; Will Smith’in oynadığı Richard Williams karakteri, gelecekte yıldız olacak iki tenisçinin (Serena ve Venus) babası.

    Yazının devamı...

    Kariyerinin sonu mu geldi!

    Geçen hafta gerçekleşmesi planlanan ancak ilk gün yaşanan izdiham sonucunda sekiz kişinin hayatını kaybetmesi nedeniyle ikinci günü iptal edilen ASTROWORLD’den söz etmek isterim size öncelikle. ABD, Houston’daki festival ünlü rap’çi Travis Scott’ın headliner (ana solist) olduğu bir etkinlik değil sadece. Bu festivali yaratan, sürdüren, liderlik eden kişi de Travis Scott...

    2018’de Scott’ın aynı adlı albümünden ve bir çocukluk hayalinden yola çıkarak yarattığı etkinlik aslında onunla aynı ruhu paylaşan müzisyenleri bir araya getirmeyi amaçlamış bir müzik festivali olarak doğdu. İlk yılında hiphop odaklıydı ancak 2019’da farklı türlere el attı; sahnesinde Rosalia ve Marilyn Manson’a bile yer açtı.

    Henüz ikinci yılında 50 bin bandında seyirciye ulaştı. 2020 etkinliği pandemi nedeniyle iptal edilince gözler bu yılkine çevrildi. Bu kez 100 bin bilet satışa çıkarıldı ve bilet fiyatları epey arttırıldı. Yine de tüm biletler yarım saat içinde tükendi. Acaba bu çapta bir festivalde kitlelerin güvenliğini sağlamak için yeterince önlem alınmadı mı? Travis Scott’ın olaylar sırasında performansa devam etmesi tabloyu daha kötü hale mi getirdi? Bu ve benzeri sorulara bilirkişiler yanıt verecek. Ancak işin hem adli hem vicdani faturasının sadece Scott’a çıkacağı kesin gibi. Tam da ‘geleceğin müzisyenleri icap ederse kendi festivalini düzenleyecek’ demeye hazırlanırken Scott’ın müzik kariyeri bile tehlikede şu anda.

    ASTROWORLD Festivali’nin ilk günüyle eşzamanlı yayımladığı iki şarkılık teklisine gelecek olursak... Daha önce bir festivalde seslendirdiği ‘Escape Plan’ ve ‘Mafia’ olayların gölgesinde kalacakmış gibi görünse de dijital dünyada dinlenmeye devam ediyor. Hafif bulanık ve tekdüze yürüyen ama Scott stili atmosferini koruyan bu iki şarkı trap’le yatıp trap’le kalkan hayranlarını her şartta mutlu ediyor.

    Diğer yandan bunca birbirine benzeyen şarkının nasıl böyle büyük bir ekonomi ürettiğine de akıl erdiremiyorum diyebilirim. Bu iki şarkıdan ‘Mafia’yı tavsiye ederim.

    GÖNÜLLERE AÇILAN SÖZLER...

    Erkan Oğur’un tamamıyla kendisine ait ‘Varlık’ adlı yeni şarkısının nasıl bir eser olduğunu anlatmak zor. Zaten Erkan Oğur gibi bir müzisyenin müziğini anlatmaya çalışmak beyhude... “Günler bize bergüzar/Akıp gidiyor yıllar/Kendine tırmanır yollar/Yürüdüğümüz yollar/Bilmez misin kudretten” diyerek gönüllere doğru açılan sözlerinin yanı sıra Erkan Oğur’un alameti farikası kendi icadı sazı ‘Oğur’la, iç titreten kopuzuyla dinlemeden anlamak mümkün değil. Ve şu notu da düşmek isterim: Dinleyince mutlaka anlarsınız demiyorum çünkü ne anladığınız ve anladığınız şeyle ne yapacağınız tamamen sizin meseleniz. Benim tavsiyem; eliniz değmişken özellikle bu yıl içinde yayımladığı diğer iki şarkısından ‘Anadolu cazı’ olarak gördüğüm ‘Bende Kim Var’ ve yaklaşık 9 dakikalık ‘Ben Dervişim Diyene’ ile birlikte dinleyin ve mevzunun bütününe hâkim olun. 

    HER YÖNÜYLE DÖRT DÖRTLÜK

    Mahmut Orhan ve Ali Arutan’a vokaliyle eşlik ettiği ‘In Control’den olduğu kadar babasıyla yaptığı ve uzun süredir ilgiyle izlediğimiz YouTube cover videolarından tanıdığımız Selin Geçit benim not defterimde altı çizili genç müzisyenlerden biri... Selin’in İngilizce teklilerini ilgiyle takip ediyorum. Ancak Türkçe söylerse nasıl olur, tercih ettiği armonik yapıya bizden bir şeyler katarak sound’u biraz yerelleştirebilir mi gibi kaygılarım vardı. ‘In Control’de ses getirmişti. Birçok yabancı isme de eşlik etti. Son dönemde Mert Öksüz ve Barlas&Mert ile yaptıkları dahil, yurtdışından Türkiye’ye ‘İngilizce’ bakan bir Türk EDM (elektronik/dans) sanatçısı gibi algılanıyordu buradan. Ne zaman ki Warner Music Türkiye ile sözleşme imzaladı, işin rengi değişti. Bu buluşmanın ilk yarı Türkçe sözlü ürünü ‘Gidip Gel’ uluslararası düzeyde ve Türkiye’nin yeni müzik pazarına uygunluk açısından vokali, düzenlemesi, nakaratı; her yönüyle dört dörtlük bir pop elektronik şarkı. Özetle, Selin’e dikkat edin demek istedim.

    Yazının devamı...

    40 yıl hatrı var

    Pop-rock’ın efsanevi ismi Duran Duran’i, elemanları yaşlanmış, başarısı eskide kalmış, iyi ihtimalle de geçmişin ekmeğini yemek için konserler veren bir grup olarak konumlandırdıysanız sizi ihmalkârlıkla suçlayacağım. Özellikle gençliğinizi 80’lerde yaşadıysanız ve Duran Duran’in üretmekten hiç vazgeçmediğini, çok iyi şarkılar yapmaya devam ettiğini bilmiyorsanız, aşkolsun size.

    2000’ler boyunca eskiyle yeni arasında nasıl bir köprü kuracaklarına karar verirken sound olarak modernize edilmiş bir Duran Duran’le idare ettiler. Yaşları ilerliyordu ancak onlar yepyeni bir Duran Duran sound’u yaratma konusunda ısrarcıydı. 2010’larda eskinin mirasını özenle demlediler. 2011 albümleri ‘All You Need is Now’ (prodüktör Mark Ronson’ın vizyonuyla) önemli bir dönemeçtir. Sondan bir önceki albümleri olan 2015 tarihli ‘Paper Gods’taysa çok sayıda konuk sanatçıyla bir araya geldiklerini görürüz. John Frusciante, Janelle Monae, Nile Rodgers, Lindsay Lohan... Bu iki albüm; Duran Duran’in alameti farikası olan şarkı yapısı ve vokal üslubunu yeni bir bakışla buluşturma arzusudur. Ancak özellikle ‘Paper Gods’ta konuk yıldızların varlığı kanımca albümün önüne geçer.

    RAFİNE BİR ALBÜM

    Sadece bu isimlerin değil, Justin Timberlake’ten Timbaland’e birçok önemli yıldızın Duran Duran’in tek bir hareketiyle koşup geldiğini görürüz. Hemen herkesin idolü olan Duran Duran için sessiz bir saygı duruşu zaten süregeliyor. 

    İlk albümün 40’ıncı yılını kutlarken yaptıkları 15’inci albümleri ‘Future Past’e baktığımızda tüm pürüzleri halledebildiklerini görüyoruz. Bu albümde de konukları var. Ancak onların katkısından ödün vermeksizin şarkıları öne çıkarmayı başarmışlar. Disko kralı prodüktör Giorgio Moroder, DJ/prodüktör Erol Alkan ve yine Mark Ronson’un dokunuşlarıyla Blur’ün gitaristi Graham Coxon, David Bowie’nin piyanisti Mike Garson, İsveçli şarkıcı Tove Lo, rap’çi Ivorian Doll, Japon kız punk grubu Chai’nin yaklaşımı bu özel albümü daha rafine hale getirmiş.

    İkisi dışında tamamı orta ve yüksek tempolu parçalardan oluşan ‘Future Past’in şarkılarını ayrı ayrı sindirmek için birkaç kez dinlemeniz gerektiğini de ekleyeyim. Albümden ‘Invisible’, ‘All of You’, ‘Anniversary’ ve ‘Beautiful Lies’ gibi şarkılar bizi grubun bol synth’li ve geri vokalli eski günlerine götürürken sound bugünden itibaren geleceğe odaklı bir Duran Duran’i müjdeliyor. Özellikle bu gibi şarkılarda yakaladıkları sihir, grubun deniz feneri olmalı. Elbette 80’lerde yaşadıkları gibi bir sevgi selini tekrar yakalamak mümkün değil ancak Simon Le Bon, Nick Rhodes, John Taylor ve Roger Taylor; Duran Duran gibi kalmayı başarıp çağı da güzel yakalamış. Tıpkı albümün adında olduğu gibi...

    TÜRKÇE ROCK ORATORYOSU OLUR MU?

    Bulutsuzluk Özlemi, kendi adını taşıyan 1986 tarihli albümünü yayımlamadan önce rock camiasının ezberlediği bir tartışma vardı; ‘Türkçe sözlü rock olur mu olmaz mı? Rock armonisine Türkçe uyar mı uymaz mı?” Bulutsuzluk Özlemi’nin bu soruya cevabı diyebileceğimiz o ilk çalışması, bugün hayranı olduğumuz birçok müzisyenin 90’lı ve 2000’li yıllar boyunca yaptıkları albümlere zemin hazırladı.

    Bugün dijitalleşen müzik endüstrisinin kurallarını algoritmalar koyuyor. Böyle bir dönemde Bulutsuzluk Özlemi olmasa bunca zaman emek verip bir Türkçe rock oratoryosunu kim hayal eder ve yazar ve bu fikirden evladiyelik bir albüm oluşturabilirdi diye düşündüğümde aklıma fazla isim gelmiyor. Bu noktadan baktığımızda ‘Bedreddin’ için de bir mihenk taşı, diyebiliriz.

    Nejat Yavaşoğulları, Nâzım Hikmet’in ‘Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı’ndan yola çıkıyor. Albümün oratoryo temelli müzikal formu için geçerli olduğu gibi hikâye açısından da bir bütünlük söz konusu. Albüm; 14’üncü yüzyıl mutasavvıflarından Şeyh Bedreddin’in toplumcu fikirlerini ve bu fikirler etrafında gelişen olayları konu alıyor. Düzenlemelerde; koro ve orkestra partisyonlarının yazılmasında kompozitör ve şef Murat Cem Orhan’ın imzası var. Oyuncu Fırat Tanış, anlatıcı olarak çalışmaya imzasını atıp olaylar yani şiirler arasında köprü kuruyor. Albümün bir diğer özelliği, Bulutsuzluk Özlemi’nin bugünkü kadrosuyla birlikte eski kadrosundan isimlerin de kayıtlardaki varlığı... Nejat Yavaşoğulları, Akın Eldes, Deniz Demiröz, Serdar Öztop, Sunay Özgür, Ahmet Pekmezci, Sina Koloğlu, Gencay Kıymaz ve Mert Alkaya gibi müzisyenler adeta Bulutsuz Özlemi tarihinin resmigeçidini yapmış. Şimdilik CD formatının yanı sıra dijital platformlarda bulunan çalışmaya elbette pek yakında plak olarak da kavuşacağız. Tıpkı albümün ilk videosuna olduğu gibi...

    Yazının devamı...

    Coldplay rock’tan tamamen vaz mı geçti?

    İngiliz grup Coldplay’in 25 yıllık ışıltılı kariyeri ‘büyük aksiyonlar’ ve geniş kitlelere hitap eden stadyum konserleriyle dolu turnelerle şekillendi. Buna bakarak grup üzerindeki baskının ve işin ticari hacminin ne denli büyük olduğunu da anlayabiliriz.

    Bir önceki albümleri ‘Everyday Life’ müzikal anlamda bana umut vermiş bir albüm olsa da Coldplay o dönem promosyona pek yüklenmediğinden albümün satışı diğerlerinin gerisine düştü. Diğer bir deyişle grubun son 20 yılda multi-platinum ödülü alamadığı tek çalışma olan ‘Everyday Life’ bana göreyse Coldplay’i Coldplay yapan değerlere sahip çıkan, çıtası yüksek bir albümdür.

    ‘Music of the Spheres’ın şarkılarını, sound’unu, devasa tanıtım bütçesini belirlerken oyunu yine formüle göre oynamalarından anlıyoruz ki bu satış meselesi büyük bir kaygı haline gelmiş. Güçlü ve öncü tekli ‘Higher Power’ Uluslararası Uzay İstasyonu’nda lanse edildi mesela. Sonra ‘Everyday Life’taki iç dünyamıza hitap eden eşlikler yerlerini Selena Gomez, BTS gibi pırıltılı yıldızlara bıraktı yeni albümde. Bir açıdan bunu bir tercih olarak görebilir, hatta ortaya çıkan sonucu takdir edebiliriz. Ancak ben bu sonucu ‘Coldplay bir İngiliz rock grubu olmaktan vazgeçti’ şeklinde de okuyorum. Tespiti açık açık yapalım ve sonra dürüstçe diyelim ki; ‘Music of the Spheres’ organik hisler geçiremeyen synth’lerine rağmen dev eşlikleri, baladları, atmosferik dokunuşları ve konseptiyle dijital çağın talep ettiği ‘büyük’ bir pop albümü olmayı başarmıştır. Favorilerim; öncü teklilerden ‘Coloratura’ ve Selena Gomez’li ‘Let Somebody Go’nun yanı sıra ‘Biutyful’ olarak sıralanıyor.

    Geçen günlerde bir podcast yayınında üç albüm sonra yeni şarkı yapmayı bırakıp konserlere devam edeceklerini açıklayan solist Chris Martin; yakın geçmişte çevreci hassasiyetleri nedeniyle turne yapmayı bırakacaklarını söylemişti.

    BİZE NASİP OLDU MAŞALLAH

    Pandemi kısıtlamaları döneminde bir lastik üreticisi firmanın hayata geçirdiği ‘Studio X, Sezen Aksu Şarkıları’ adlı ilginç projeye dikkat kesilmiştim. Proje kapsamında Ayhan Sicimoğlu, Harun Tekin, Evrencan Gündüz, Sattas ve Jabbar ft. Deeperise gibi isimler Aksu şarkılarını kendi tarzlarında yorumlamıştı. Yine aynı albümde BaBa ZuLa ve Deniz Tekin’in yeniden düzenleyerek icra ettiği ‘Kaçın Kurası’ da vardı. Şarkının tekli olarak yayımlanmasının ardından şunu söyleyebilirim: Sahnede de sık sık bir araya gelen iki ismin, kuşaklararası müzikal etkileşimi de simgeleyen bu buluşması, ‘Kaçın Kurası’ gibi bir Sezen Aksu klasiğinin hafızasına yeni bir bakış açısı eklemeyi başarmış görünüyor.

    Anadolu ezgilerini evrensel bir lisan ve Türkçe saykedelik bir zeminde inşa eden BaBa ZuLa; Deniz Tekin’in vokalleri ve enerjisiyle şarkıyı başka bir boyuta taşımış. Şarkı için ekibe katılan Moğollar’dan Serhat Ersöz’ün katkılarını da es geçmeyelim. 

    RETRO ROKET DÜNYA’YA DÖNDÜ

    Pandeminin belirsizliğiyle derinden hissettiğimiz endişe çağında hem kişisel hem evrensel kaygılarla ürettiği şarkılarıyla Glasxs karşımızda. Uzun zaman önce dikkatinizi çektiğim Melis Uslu, genellikle Londra’da ikamet eden bir prodüktör olsa da Türkiye kariyerini ustalıkla yönetiyor. İngilizce ilk albümü ve Türkçe ikinci albümünden sonra üçüncü albümünde artık çift dilli. ‘Prenses Anksiyete’ ve ‘Princess Anxiety’ adlarıyla ikili bir albüm yayımladı. Son albümü ‘Mavi Toz Ormanda’yı, ‘Retro Roketler’ adlı şarkısıyla bitirdiğini hatırlarsınız. Kurduğu personanın bir yarısını uzaya fırlatan Glasxs yeni albümde Dünya’ya dönmüş, okyanuslarda, kumsallarda geziniyor. ‘Prenses Anksiyete’nin öncü teklisi ‘Hayalet Gemi’sine binip ‘Sim Okyanusu’, ‘Deniz Kıyısı’, ‘Deniz Feneri’ne gidin, ‘Karanlıkta Park’ ve ‘İşte Susam Sokağı!’na da uğrayın. Hangi dilde tercih ediyorsanız... Müzisyenin, basgitarda Grey Owl ile birlikte MaNga’dan Özgür Can Öney’in davullarda eşlik ettiği İstanbul konserlerini özlemle bekliyoruz.

    Yazının devamı...

    Ajda Pekkan bi’ tık daha genç

    Sesi ve yorumuyla meşhur ettiği, hatta klasik haline getirdiği onca beste ve aranjman Ajda Pekkan’ın efsane olarak kalmasına hayli hayli yeterdi. Buna rağmen, 2021 yılında ve 75 yaşındayken anaakım başarısı hedefleyen bir albüm yayımlaması, samimiyetle söylüyorum, ayakta alkışlanacak bir olay. Kendi adını vererek ‘son albümüm’ dediği ‘Ajda’yı iştahla dinlemek boynumuzun borcu değil de nedir?

    Elbette sanatçının  Ozan Çolakoğlu gibi bir müzik insanına duyduğu güveni es geçmemek gerek. Albümün prodüktörü Çolakoğlu çıkış parçası ‘Bi’ Tık’a ‘sunrise’ ve ‘midnight’ versiyonlarıyla güneşin doğuşu ve gece yarısına dair iki ruh hali eklemiş. Sözü ve müziği Şehrazat’a ait ‘Bi’ Tık’ için en iddialı ‘Ajda’ şarkısı diyebilirim.

    Albümde iki şarkıda Tarık İster ve Alper Atakan düzenlemelerine rastlıyoruz. Daha önce yine Pekkan’ın yorumladığı ve Türkçe sözlerini Fikret Şeneş’in yazdığı hit şarkı ‘Düşünme Hiç’in yeni Çolakoğlu düzenlemesi dikkate değer. Çolakoğlu ve Pekkan; ‘Ajda Pekkan şarkısı’ standartlarını gözetip Okay Barış, Gülden, Serdar Ortaç, Sera Tokdemir, Özlem Argon ve Reşit Gözdamla gibi şarkı yazarlarıyla çalışmayı tercih etmişler.

    Müzik sevdalısı oyuncu Sera Tokdemir’in bir Ajda Pekkan albümüne eser sahibi olarak girmekten onur duyduğunu tahmin ediyorum.

    ‘Ajda’ süperstarın son albümü mü olur bilmiyorum. Ama yeni şarkı yapmasa da özel projeler, versiyonlar, eşlikler, düetler onu bekler. Dilerim bu, Ajda Pekkan’ın en ‘genç’ hissettiği dönemin başlangıcı olur.

    YİNE, YENİ, YENİDEN...

    Koray Candemir’i çeşitli performans projelerinde görüyorduk ancak kayıt açısından uzun süredir sessizdi. Bu sessizliği pandeminin ilk yılında yayımlanan ‘İhtimaller’le bozdu. Bir yıl sonra çıkan ‘Kimileri’ synth kullanımını arttırdığı bir şarkıydı. Yeni şarkısı ‘Yine’yi bu iki şarkıyı da gözeterek dinlediğimde müzisyenin ‘alternatif modern rock’ diyebileceğimiz yeni bir Koray Candemir sound’u tanımlamayı başardığını görüyorum.

    Söz ve müziği kendisine ait ‘Yine’nin düzenlemesini bir diğer eski Kargo grubu elemanı Serkan Çeliköz yapmış. Şarkının Berk Dalyanoğlu’nun yönetimindeki videosuna Cansu Bolkan Coşkun’un çizgi evreni güç katıyor; izlemenizi öneririm. Yeni Koray Candemir albümüyse (toplamda üçüncü) 2022’nin sürprizi olacak. Bu üç şarkıyı dinledikten sonra konuyla ilgili heyecanımı gizleyemeyeceğim.

    Yazının devamı...

    Türkiye dar geliyor

    Amerikalı DJ ve müzik yapımcısı Dillon Francis electro ve deep house’tan progressive’e, oradan dubstep ve trap’e uzanan geniş bir yelpazede varlık gösteriyor. Yolu Diplo ile kesiştikten sonra Coachella gibi birçok önemli festivalde sahneye çıkan Francis henüz kariyerinin ilk yıllarında Dünyanın En İyi 100 DJ’i listesine girmeyi başarıyor. Hatta Rolling Stone dergisinin Yılın En İyi Elektronik Albümleri sıralamasında kendine yer buluyor. Hemen ardından Billboard En İyi Dans/Elektronik Albümler listesinde 1 numara oluyor. DJ Snake, Skrillex, Calvin Harris, Kygo, G-Eazy, Fuego, Martin Solveig gibi önemli isimlerle ses getiren ortak çalışmalar yapıyor.

    Dillon Francis geçen haftalarda Beyond Wonderland Festivali sahnesinden bir parça paylaştı. Bu parça kendisinin ‘Happy Machine’ adlı house pop albümünde yer alan ve Aleyna Tilki’nin eşlik ettiği Real Love’dan başkası değildi. Parçanın videosu ABD’nin yanı sıra, Tilki’nin özel isteği doğrultusunda Eskişehir Sivrihisar Havacılık Merkezi’nde İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma uçakların arasında çekildi. Ve ‘Real Love’ yayımlanır yayımlanmaz tam 36 ülkede çok önemli dijital çalma listelerine girmeyi başardı.

    Real Love (tekli)
    Aleyna Tilki & Dillon Francis
    IDGAFOS/Mad Decent

    Bildiğiniz üzere Aleyna Tilki’ye bir süredir Türkiye dar geliyor. Kararlılığını, yaşının heyecanını ve enerjisini kaybetmeden Warner Music gibi bir endüstri deviyle bir albüm ve dört tekliyi kapsayan bir anlaşma imzalamasına çok sevindim. Yolundan döneceğini sanmıyorum ancak her zamanki gibi düşse bile kalkmasını ve hedefe kilitlenmesini tavsiye ederim. Bence bundan sonra onu Türkiye’de tutmakta zorlanacağız.

    SAHİCİ BİR MELANKOLİ

    Fırat Külçek ve Kerem Feyzi tarafından 13 yıl kadar önce kurulan Hedonutopia (arzu ütopyası anlamına geliyor) çok iyi şarkılar üreten, ‘alternatif elektronik müzik’ denip geçilemeyecek kadar başarılı bir grup. 2016’da Radyo Boğaziçi’nin geleneksel Battle of The Bands yarışmasında ipi göğüslediğinde jüri üyesi olduğum için ayrıca gurur duyuyorum. Zira kariyerleri için bir başlangıç noktası oldu bu birincilik. Geçen yıl bugünlerde ‘Beyaz Durak’ adlı albümünü yayımlayan grup bu yıl ‘Bi Sen Değil’ ile yeni bir albüm müjdeledi. Özgün bir sound ve atmosfer yaratan, ‘sahici’ hikâyeler anlatan, melankolisine sahip çıkan Hedonutopia iyi şarkı fikirleriyle çok sağlam adımlar atıyor. Benim için tüm diskografisiyle baştan sona keyifle dinlenen, heyecan veren bir ikili haline geldi. ‘Bi Sen Değil’ albüm öncüsü olarak iştah kabartıyor. Grup, 22 Ekim’de İstanbul Zorlu PSM %100 Studio’da olacak.

    Bi Sen Değil (tekli)
    Hedonutopia
    Dokuz Sekiz Müzik

    TAMAMINA ERDİ

    Justin Bieber artık ayakları yere basmayan, genç bir yıldızdan çok farklı bir noktada. Geçen mart yayımladığı altıncı kişisel albümü ‘Justice’ da bunun göstergelerinden biri oldu. Bu üst kalite pop albümü, melodik yapı ve ritim açısından ustalıkla inşa edilmiş ‘liste’ hedefli şarkılar içeriyordu. Girişinde Martin Luther King’in “Herhangi bir yerdeki adaletsizlik, adalet için bir tehdittir” dediği muhteşem ses kaydı yer alsa da albümün şarkı sözlerinde Bieber ve eşine dair bir romantizm öne çıkıyordu.

    Justice
    (The Complete Edition)
    Justin Bieber
    Def Jam/UMG

    Bir hafta sonra albümün ‘Triple Chucks Deluxe’ adıyla genişletilmiş bir versiyonu yayımlandı. Şimdiyse üç ‘yenimsi’ şarkının daha eklenmesiyle toplamda 25 parçalık ‘The Complete Edition’ geldi. Son versiyonun en önemli özelliği daha önce sadece Japonya baskısında yer alan ‘Hailey’ ve ‘Angels Speak’in yanı sıra Avrupa baskısında yer alan ‘Red Eye’ı da içermesi. Justin Bieber şu sıra Diane Keaton’ın ‘büyükanne’ olarak rol aldığı ‘Ghost’ videosu ve ‘Justin Bieber: Our World’ belgeseliyle ilgili olarak da çok heyecanlı.

    Yazının devamı...

    Algoritmanın kralı

    Yüzyüzeyken Konuşuruz şarkıları ve sound’unun dijital platform algoritmaları üzerinde güçlü bir etkisi var. Bu etkinin en önemli göstergesi de birçok yeni nesil müzisyenin başarıyı benzer düzenleme ve vokal üslubunda araması.

    Grup ‘Evdekilere Selam’la 2013’ün en iyi albümlerinden birine imza attığı günden bugüne hem tavır hem sound anlamında tutarlı davranmayı, kendini geliştirmeyi başardı. Şarkı yazarlığında kimi zaman tekrara düşse de genelde birçok önemli ‘hit’e imza attığını görüyoruz. Bu başarıyı örnek alan müzisyenlere de birkaç önerim var...

    BAŞARILI TEKLİ SERİSİ

    Benzerlik peşinden gitmek yerine Yüzyüzeyken Konuşuruz’un ilk günlerinde yakaladığı özgünlüğü ve sonra da sürdürülebilir kıldığı bütünlüğü kerteriz almaları... Yaratıcı düzenleme formüllerine odaklanmaları... Performans tarafında biraz donuk bulduğum Yüzyüzeyken Konuşuruz’dan daha yoğun bir sahne enerjisi üretmeleri...

    Grup, 3 yıl önce yayımladığı albümü ‘Akustik Travma’dan bugüne ürettiği teklilerde bir başarı serisi yakaladı. 2010’da ‘Ölsem Yeridir’le başlayan bu seri pandemi öncesi yayımlanan ‘Kazılı Kuyum’ ve bu yıl temmuzda çıkan ‘Sen Varsın Diye’ ile sürdü.

    Şimdi ‘Son Seslenişim’ ise grubun şarkı yazarı Kaan Boşnak’ın bir hit daha yakaladığını kanıtlar nitelikte. Son olarak grubun belki en sevilen şarkısı olan ‘Dinle Beni Bi’ Kanal D’nin popüler dizisi ‘Yargı’nın can alıcı bir sahnesinde kullanılınca bir kez daha keşfedildi. Bakalım ‘Son Seslenişim’ gölgede kalacak mı?

    SORUN BEN DEĞİLİM, SENSİN!

    Kendisiyle bu yılın başında tanıştım... TRT Çocuk Korosu’nda yetişmiş, Berklee College of Music ve Codarts Rotterdam’da caz vokal okumuş genç bir sanatçı Min Taka... İyi nakaratlar yazan şarkıcının kas gevşetici bir ilacın adını verdiği ilk teklisi dikkatimi çekmişti. Düzenin içinde kaybolduğunu, bilmeden içine attıklarının kendisini ne kadar gerdiğini anlattığı şarkı sözlerini samimi ve iyi buldum. İkinci tekli ‘Yine Ara’yı dinlediğimde Min Taka’ya ilgim arttı. Se7en of 34 ve Petrichord’la yaptıkları adı Japonca, kendisi yarı İngilizce yarı Türkçe ‘wasurenagusa’ (Unutama Beni) ve şimdi ‘Ayıp’ı dinlediğimdeyse kendisini daha yakın takibe aldım. ‘Ayıp’ta genç bir kadın olarak üzerinde hissettiği baskıyı ‘Sorun ben değilim, sensin’ diyerek anlatan Min Taka ekliyor: ‘Özgürleşmemiz lazım!’ Dinledikçe bol hiphop enerjisi yüklenmiş Türkçe elektronik pop hayranı olmanız işten bile değil.

    DEVLER BULUŞUYOR

    Yaşayan efsane Elton John, 22 Ekim’de bir plak çıkarmaya hazırlanıyor. Sanatçının ‘Elton’ yazılı bir maskeyle kapağında poz verdiği ‘The Lockdown Sessions’ (Karantina Seansları) albümü için tam bir ‘ünlüler geçidi’ diyebiliriz. Albümden ilk olarak Charlie Puth’la söylediği ‘After All’ yayımlanmıştı. İkinci tekli olarak da bir diğer efsane Stevie Wonder’lı ‘Finish Line’ dinleyiciyle buluştu. Daha önce AIDS araştırmalarına destek olmak için ‘That’s What Friends Are For’ adlı tekliyi seslendiren ikiliyi 35 yıl sonra tekrar bir araya getiren şarkı şimdiye kadarki en net düetleri... 70’ini devirmiş iki sanatçının da sesi pırıl pırıl parlıyor. “Stevie’nin sesi 17 yaşındaki kadar genç” diyor Elton John ve devam ediyor: “Ve bir o kadar inanılmaz bir yetenek.” Wonder ise “Onunla şarkı yapmak, hem vokal hem armonikayla katkıda bulunmak keyif ve onur. Elton bildiğim en derin ruha sahip müzisyenlerden biri” diye yanıt veriyor. Kurallarına alışmaya çalıştığımız dijital müzik âlemine analog yıllardan gelen bir şifa olacağını umduğum bu plak için Elton John “En çok gurur duyduğum albüm” diyor. ‘Finish Line’sa işin ruhuna dair yeterince işaret veriyor.

    Yazının devamı...

    Rahat, sakin ve daha renkli

    Yüksek Sadakat ile 2005’te, ilk albümlerini yayımlamalarından hemen sonra Hürriyet için bir röportaj yapmıştım. Sektörün, Türkçe rock talebi içinde olduğu bir dönemdi. O döneme dikkatle baktığımızda, ilk albümlerini çıkarmış Türk rock gruplarının kendilerine has bir ‘sound’la bugüne istikrarla vardıklarını görüyoruz. Zaman içinde kendilerini geliştirip değişseler dahi alametifarikaları yerli yerinde duruyor. Yüksek Sadakat da bu gruplardan biri. O ilk röportajda müziklerini nasıl tanımladıklarını sormuştum; gelen yanıt röportajın da başlığı olmuştu: “Doğudan bakınca batılı, batıdan bakınca doğulu.”

    Yüksek Sadakat’in ilk çıktıklarında üçer yıl arayla yayımladıkları üç albüm, şarkı kalitesi açısından baktığımızda başyapıt niteliğindedir. Özellikle ilk ikisi uzunca bir dönem Hürriyet’te müzik yazarlığı da yapmış Kutlu Özmakinacı’nın köklü bir birikimden damıttığı şarkılar içerir ve nokta atışıdır. Ayrıca diskografiye bakarsanız hiç yeni şarkı yayımlamasalar bile bugüne kadar yarattıkları hit’lerle ömür boyu konser verebileceklerini açıkça görürsünüz. Her grupta olduğu gibi Yüksek Sadakat’in de duraklama dönemi olmuştur. Ama bu dönemi içeriye dönüp tazelenmekle geçirmiştir grup. Bugün elimizde olan ‘Rengarenk’ albümünün yedi yıl aradan sonra gelmesi bu nedenledir bana göre.

    HİÇ DUYMADIĞIMIZ DÖRT YENİ ŞARKI

    Pandemi öncesi yayımladıkları ‘Beklediğim Ne Varsa Sensin’ ve eylül başında gelen ‘Öksüz Yel’ teklileri sonrası albümü elimize aldığımızda bilmediğimiz dört şarkıyla karşılaşıyoruz. Bu dört şarkı dışında albümde ‘Öksüz Yel’in akustik uyarlaması ve grubun ilk büyük hit’i ‘Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer’in 15’inci yıl versiyonu da var. ‘Rengarenk’in bütününe dair şunları söyleyebilirim: Yüksek Sadakat albüm heyecanını korumuş ancak daha sakin. Düzenleme ve bütünlük açısından daha esnek ve özgür. Dijital çağın hissiyatına uyum sağlamış. Albümü birkaç kez dinlediğinizde iç dengeyi de fark ediyorsunuz. Grup kendi tadını bozmadan diskosu, reggae’si, neo soul’u, sert rock gitarlarıyla birçok çiçekten bal almış. En olgun çağlarında sadece kendileri için yapıyormuşçasına rahat üretmişler. Albüme adını veren ‘Rengarenk’, ‘Öksüz Yel’, ‘Terk Ediyor Sesin Beni’ başta, tüm şarkılar ilgiyi hak ediyor. Yeter ki Yüksek Sadakat hayranları albümün tavrına hızla ısınsın.

    TREND OLMANIN YOLU

    Esasen Reynmen’e Zeynep Bastık’ın eşlik etmesiyle öne çıkan ‘Yalan’ şarkısının kimin teklisi olduğunu yani şarkıyı öncelikle kimin diskografisi içinde değerlendirmek gerektiğini zaman gösterecek. Parçanın yorumcusu olarak Zeynep Bastık, Arem Özgüç ve Arman Aydın isimleri geçiyorsa da kağıt üstünde ‘Yalan’ bir Reynmen projesi. Sözleri Tepki ve Modo tarafından kaleme alındıktan sonra beste için Tepki, Reynmen, Zeynep Bastık, Arem Özgüç ve Arman Aydın ortaklaşa çalışmış. Düzenleme Özgüç ve Arman’a ait. Yani şarkı baştan sona kolektif bir ürün. Zeynep Bastık’ın şarkıya büyük değer kattığını söyleyebilirim. Öte yandan sadece bir Reynmen şarkısı olarak da iş yapar mıydı? Bence yapardı. Ne var ki streaming ortalaması yüksek iki isim, iyi bir nakaratla buluşmadan ‘trend’ şarkı oluşmuyor. Burada oluşmuş mu? Kesinlikle!

    BEKLENMEYEN BULUŞMA

    Çok uzun süredir yazıp çiziyoruz: K-pop sadece Uzakdoğu popu değil. BTS çok büyük bir marka, hatta artık pop müzik evreninin kralı... Ayrıca Coldplay de artık alternatif rock grubu değil. Efsanevi şarkı yazarlığı, müzisyenliği, büyük hit’leri bir yana bugün ne üretse milyarlarca kez dinleten dijital bir pop makinesi aynı zamanda... Dijital demişken bu âlemin en önemli becerilerinden biri şu: Algoritmada çarpan etkisini artıracak her türden ismi bir araya getirebiliyor. Yoksa 2000’de ‘Parachutes’ albümüyle tanıdığımız Coldplay 20 sene sonra Kore’den çıkan meşhur bir ‘boyband’le ortak şarkı yapacak deseler herhalde inanmazdık. Daha ilginci bugün bu durumu yadırgamıyoruz bile. Sonuç mu? Elbette algoritmanın istediği gibi: Grupların ikisinden birinin eseri olabilecek niteliğe sahip şarkı ‘djijital makine’yi besleyecek. Böyle bakarsak da çok başarılı. Coldplay ve BTS’in bir araya gelişi, ‘birlik, umut ve aşkın gücünden’, ‘toplumun bireyler arasına ördüğü duvarları yıkıp yan yana olmaktan’ söz eden ‘My Universe’ün manifestosuna da gayet uygun. 

    Yazının devamı...