O resimler oynuyor mu? Hayırdır inşallah!

2dk okuma

Sanatın ardından, sanatın dallarına uzanalım, hazır da Oscar haftasındayız sinema ile başlayalım, diyorum. Nereden geldik, nereye gidiyoruz, o siyah beyaz günlerden hangi ara geldik bunca görsel efektli muazzam işlere? Hollywood’u Bollywood’u, ekonomisi… Hadi başlayalım!

Haberin Devamı

1 – KİMİN AKLINA GELİR?

Sinemanın mucitleri, canlarımız ciğerlerimiz, iki gözümüzün iki çiçekleri: Lumier Kardeşler. Bu kardeşlerimiz sinemada görüntüleri gerçeğe en yakın bir biçimde perdeye yansıtabilmek için gerekli yöntemi buldu, hem de “Evreka” demeden! İlk filmlerinde objektifin önünden saniyede on beş film görüntüsü geçiyordu. Sessiz sinemada 1920-1922 yılına kadar saniyede on altı görüntü, daha sonra saniyede on sekiz görüntü kullanıldı. Sesli sinemaya geçildiğinde, sesin de film üzerine işlenebilmesi için bu sayı, saniyede yirmi dört görüntüye yükseltilecekti. İşte ekranda fıldır fıldır dönen görüntüler esasında ardı ardına çekilmiş bu fotoğrafların hızlıca sıralanmasıyla hareketlenmiş oldu. Şey gibi düşünün, hani defterin uç kısmına iki çöp adam aralarına da bir top çizeriz. O top, her sayfada biraz daha sağa ya da sola doğru çizilir. Defter şöyle bir fırrt yapılır ve görüntü hareketlenir. Hah işte o! Biz yaptık, siz de yapmışsınızdır. O zaman haydi hep beraber, Lumier Kardeşler’in canına değsin: Evreka!

 

2 – AKIMLARIN ORTAYA ÇIKIŞI!

Haberin Devamı

Sanat felsefesinin akımları elbette diğer sanat dallarını da etkileyecekti… Haliyle sinema neden etkilenmesindi… Dünya nasıl önce bir toz bulutu idiyse, her şeyden önce o bilinçaltındakiler bir dışarı çıksıncılar yani dışavurumcular vardı! Başını da Almanlar çekiyordu. Ardından daha çok sanat hep sanat olsuncu izlenimciler geldi, ışıklar gölgeler oooo hep iç içe girdi. Her şeyin bu kadar gerçek yansımasını kaldıramayan gerçeküstücüler de geç kalmadı yapıştırdı cevabı. Böylece fantastik ve bilimkurgu gibi ögeler beyaz perdenin büyülü dünyasını daha bir şenlendirdi. Gelecekçilik de bunu takip etti çünkü beslemeliydi de. İleriyi hep merak eden insan yavrusu hayallerini yansıttı durdu filmlere. Ancak çatışma unsuru ile beslenen bir yapı (senaryoya giriş olsa ders neler anlatırdım da neyse) elbette karşıt görüşünü hemen getirecekti. Haliyle aramıza sıkı gerçekçiler katıldı. Yenisi, şairanesi falan, coştular! Yeni bir şey kalmayana kadar bu böyle devam etti, şimdi de izlediğimiz gibi hepsi birbirine girdi, kardeş kardeş takılıyorlar.

 

 

3 – O SİLAH PATLAYACAK ARKADAŞ!

Haberin Devamı

Senaryoya giriş deyince dayanamadım. Şimdi Çehov amcanın bir kuralı var, tiyatro oyunları için dillendirmiş olsa da o senaryoya dayanan her alanda kullanılabilir. Kural şöyle; ilk sahnede bir silah varsa, filmin sonuna kadar patlayacak. Yok patlardı yok patlamazdı, tartışmalar aldı yürüdü. Bunun aslında süregelen içerikle bir ilgisi yok ama dayanamadım, sinema derslerinden aklımda kalan en önemli cümledir! Bütün filmlerin sürprizini kaçırdı… Bu acımı sizinle de paylaşmak istedim. Haftaya detaylı girelim o halde bu konuya!

 

5 – AKADEMİ ÖDÜLLERİ!

Haberin Devamı

1929’a dayanan neredeyse bir asırlık bir tarihi var. Her ne kadar tarafsızlığı daima tartışılmış olsa da ödül sistemi şüphesiz ki bir işte daha iyiyi, ilerlemeyi tetikleyen bir durum. İşin magazin kısmına daldığımızda ise Dicaprio Oscar’ı aldıktan sonra zirvede biraz takıldı. Bakalım bu senenin olayları neler olacak? Zaten dergide de işledik, tahminleriniz için sizi mola sayfamıza alalım. Diğer taraftan, Hollywood şüphesiz dünyaya yayılan ünüyle başlangıçta birçok şeyi de şekillendirdi, etkiledi! Şükürler olsun ki artık bu çizgiden çok uzakta özgün çalışmaların peşinde insanlar. Avrupa, Uzakdoğu kendi kitlesine hep sahipti ancak ABD’nin etkisinden kurtulması da zaman aldı elbette. Buradan hareketle İran sinemasına da selam çakalım. The Salesman ve Ashgar Farhadi önünde saygıyla eğilip yabancı dilde Oscar adayımız olduğunu belirtelim. Ha bir de, ABD’nin yeni göçmen politikaları sebebiyle sınıra takılan Farhadi’nin töreni boykot ettiğini ekleyelim. Farhadi baba büyüksün!

 

Son tahlilde meseleyi şöyle bağlayalım. Sanat dediğin nihayetinde bir hikaye anlatıcılığı. İster kille, ister görüntüyle, ister sözle, notayla! Artık herkes kendi hikayesini anlatıyor. Çok da iyi yapıyor!

 Yazan: Buğu Begüm Orhan

Haberle ilgili daha fazlası: