GeriNuran ÇAKMAKÇI Dersi sevdirmek
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dersi sevdirmek

Çocuğunuz bir derse gitmek istemiyorsa, o dersten nefret ediyorsa mutlaka öğretmenini sorgulayın ve görüşün.

Arkadaşımın çocuğu sayısal dersleri daha çok seviyor. Sosyal derslerle arası pek iyi değil. Ama ne olduysa bu yıl öğretmenleri ona bu dersleri pek sevdirmiş. Çocuk evde sürekli tarih ve edebiyat hocasından söz eder olmuş. Bazı kavramları sorgulayıp, araştırmaya başlamış. Sınıfta öğrendiklerini akşamları ailesiyle tartışmaya başlayınca ilk veli toplantısında arkadaşım soluğu okulda alıyor. Bu iki öğretmenin kapısını çalıyor. Öğretmenlere bu işin sırrını soruyor. Her iki öğretmen de arkadaşıma, “21.yüzyılın çocuklarını yetiştiriyoruz. Bu çocuklar dışa çok açıklar. Artık saatlerce okumak, mum gibi oturmak istemiyorlar. Yaptığımız şey onlarda merak uyandırmak. Farklı düşünmelerini ve eleştirel bakmalarını istiyoruz. Kafka’yı okutamayız, ama sınıfta sunduğumuz belgesellerle, küçük küçük hikayelerle onu okumaya teşvik edebiliriz. Tarihi ezberletemeyiz ama daha cazip hale getirebiliriz. Biz bu merak ve sorgulamayı getirince bir süre sonra kendileri isteyerek okumaya başlayacak” diyor.

Arkadaşım daha kızının notlarını sormadan, “Sakın bize not sormayın. Önemli olan derse katılımı ve farklı düşünebilmesi, araştırmaya yönelmesi” diyerek onu rahatlatıyorlar. Bizimki o gazla beden eğitimi dersi hocalarının yanına gidiyor. Nasılsa oradan da güzel şeyler duyacak diye düşünüyor. Çünkü kızı iyi bir sporcu, birkaç alanda takım sporu yapıyor, günlük yaşamda da spor hayatının büyük bir bölümünü kapsıyor.

Ama umduğunu bulamıyor. Her iki öğretmen de kızına kızgın. Derse katılımını yeterli bulmuyorlar, hatta birinin ağzından, “Verdik sıfırı şimdi itiraz etmeden geliyor” çıkıyor. Arkadaşım biraz şaşkınlık yaşadıktan sonra öğretmenlere, “Notla korkutarak mı kızımı sınıfa sokuyorsunuz.” Diye soruyor, öğretmen iyi bir şey yapmış gibi gülümsüyor.

Bu durumu daha fazla dayanamayan arkadaşım öğretmenlere “Sporu bu kadar seven, yaşamının her alanında spor olan bir çocuğu ne yaptınız da spordan soğuttunuz merak e diyorum. Ya da bu derse katılmayı istemeyen çocuğa neden katılmak istemediğini sorguladınız mı, bu durumu onunla konuştunuz mu?” diye soruyor. Öğretmenler biraz arkadaşımın tavrından rahatsız olsalar da tutumlarını pek değiştirmiyor, o kapıdan çıkarken de “böyle giderse bırakırız” tehdidi sürüyor.

Şimdi iki öğretmenin tutumunu görünce insan şaşırıyor. Aynı okulda farklı iki tutum. Birisi gençlerin dünyasını anlıyor, onlara dersi sevdirmek, daha ilgi çekici hale getirmek için belli ki kafa yoruyor ve başarıyor. Diğeri de klasik öğretmen tutumu sergileyerek notla derse öğrenci getiriyor. Her iki grubun da öğretmen yaşları birbirine yakın, eminim eğitim durumları da benzer. Ama tavırları, yaklaşımları birbirine zıt. Sonuç da ortada, çocuk sevdiği derse öğretmenin davranışları nedeniyle girmek istemiyor ama öncesinde pek de hoşlanmadığı dersten zevk almaya başlıyor.

Zaten önemli olan da dersi sevdirmek ve araştırmaya yönlendirmek değil mi? İşte tarih ve edebiyat öğretmenleri bunu başarmış, ama beden eğitimi öğretmenleri burada gençliğe, zamana pek ayak uyduramamış.

Oysa eğitim değişken bir yapıdır. Çağa, zamana ayak uydurmak zorunda. Kim ne derse desin ben öğretmenlerin eğitimin merkezinde olduğuna inananlardanım. Eğer öğretmenler gerçekten verdiği derse hakimse, kendini yeniliyorsa ve en önemlisi işini seviyorsa öğrenciye de hem kendini sevdiriyor, hem de dersi… Çocuğunuz bir derse gitmek istemiyorsa, o dersten nefret ediyorsa mutlaka öğretmenini sorgulayın ve görüşün. Arada istisnalar olsa da o andaki öğretmeni olmasa da geçmişteki öğretmeni o dersi sevdirememiştir mutlaka…

False