GeriElvan Kılıç İstanbul Sözleşmesi’nin hukuki önemi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul Sözleşmesi’nin hukuki önemi

İstanbul Sözleşmesi’nin hukuki önemi
Abone Olgoogle-news

Son zamanlarda ülkemizi oldukça sarsan Pınar Gültekin’in cinayeti; İstanbul Sözleşmesi’nin hukuki önemini tekrar gündeme getirdi. Peki, İstanbul sözleşmesi nedir, maddeleri nelerdir?

İstanbul Sözleşmesi, geniş kapsamda bir sözleşme olup kadınların yaşatılması için gündeme gelen bir düzenlemedir. Daha fazla kadının ölmesini engelleyecek olan “koruyucu” ve “önleyici” İstanbul Sözleşmesi bu yazıda incelenecek ve kadınları korumada neden önem taşıdığı belirtilecektir.

İstanbul sözleşmesi nedir?

İstanbul Sözleşmesi’nin diğer adı Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’dir. Bu sözleşmenin önemi, kadına karşı şiddetin ve aile içi şiddetin sözleşmede belirlenen temel standartlar çerçevesinde önlenmesidir. Aynı zamanda sözleşmeye taraf devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini de belirleyen bir uluslararası insan hakları sözleşmesi olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü kadın hakkı demek insan hakkı demektir. Sözleşmede amaç; bir kadına yönelik uygulanan şiddetin sadece tüm kadınlara değil aynı zamanda tüm insanlığa karşı da yapılan bir şiddet olduğunu vurgulamaktır.

Sözleşmede bahse konu amacın yanı sıra 4 temel prensip bulunmaktadır. Avrupa Konseyi tarafından belirlenmiş prensipler şunlardır:

  • Kadına yönelik her türlü şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesi,
  • Şiddet mağdurlarının korunması kapsamında gerçekleştirilen ceza yargılamasının düzgün bir şekilde yürütülmesi,
  • Kadına yönelik işlenen suçların cezasız kalmaması ve suçluların cezalandırılması,
  • Kadına karşı şiddet ile mücadele alanında bütüncül, önleyici, koruyucu politikaların tüm kurumlarca yapılacak bir iş birliği ile hayata geçirilmesidir.

Türkiye İstanbul Sözleşmesi’ni 12.03.2012 tarihinde imzalamıştır.  Uluslararası hukukta kadına karşı şiddeti ya da ayrımcılığı yasaklayan pek çok uluslararası düzenleme bulunsa da İstanbul Sözleşmesi, kapsamı ve oluşturduğu denetim mekanizması sayesinde diğer düzenlemelerden farklı bir sözleşmedir. Bağlayıcılığı, ülkeleri bir denetim mekanizmasına tabi tutmaktadır.  Mağdur kadının ailevi bağı olup olmadığına bakılmaksızın ev içi şiddetin (evli olsun olmasın aile ve özel hayat sınırları içerisinde kadının alanını ihlal eden herhangi biri tarafından yöneltilen şiddet) ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi açısından şiddetle mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk uluslararası sözleşme olmasının önemini ayrıca belirtmek gerekir. Mağdur kadının haklarının korunmasına yönelik tedbirlerin alınmasını ve kadının seçtiği toplumsal kimliği ne olursa olsun ayrımcılık gözetilmeden korunmasını garanti eden ilk uluslararası sözleşmenin toplumumuzda önemi bir hayli fazladır.

Sözleşmenin maddelerinin hukuki önemi

Sözleşmenin maddelerine bakıldığında kadına şiddetin tanımından bu şiddetin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alımına kadar geniş bir yelpaze oluşturulduğu görülecektir.

Örneğin bu sözleşmeye göre kadına şiddet şöyle tanımlanmıştır:

3.Madde:kadına karşı şiddetten”, kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık anlaşılacak ve bu terim ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır.”

Bir diğer önemli düzenleme; sözleşmenin 42. maddesinde belirtilmiş olup bu maddeye göre; mağdurun kültürel, sosyal, dini ya da geleneksel olarak kabul gören davranış normlarını ihlal etmesi de şiddete gerekçe olarak gösterilmemektedir.

Buradan anlaşılacağı üzere sözleşme hem uluslararası hem de ulusal çapta iyi düzenlenmiş ve kadını olası tüm şiddetten koruyabilecek bir sözleşmedir. Sözleşmeye bakıldığında belirlenen birtakım bölüm başlıklarının incelenmesi mümkündür. Bu bölümlerin kadına yönelik şiddetin önlenmesi için tespit edilmiş tüm hususlarla birlikte detaylandırıldığı da görülecektir. Bu detaylar ise birer özetle açıklanacak olursa;

  1. Maksatlar, tanımlar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması, genel yükümlülükler:
    • Bu bölümde kadına karşı şiddetin, mağdurun, kadının sahip olduğu hakları ve kadına seçtiği kimliğinden ötürü şiddet uygulanmasının ayrımcılık olduğu, sözleşmeye taraf devletin bu konuda önleme, tedbir alma, mevzuat oluşturmak gibi yükümlülükleri olduğunu belirtmektedir.
  2. Bütüncül politikalar ve veri toplama:
    • Bu bölüm kurumlar arasında sağlanması gereken iş birliğini, bu kurumlara ve Sivil Toplum Kuruluşlarına (STK) şiddetin önlenmesine yönelik çalışmaları için fon sağlanmasını, uygulanan şiddetin boyutunu -sebeplerini- çözümlerini detaylandıracak bir izleme çalışmasının yapılmasını içermektedir.
  3. Önleme:
    • Bu bölümde önyargıların değiştirilmesi, şiddete yönelik farkındalığın oluşturulması, eğitimlerde müfredata kadına yönelik şiddete ilişkin yer verilmesi, bu alanda profesyonel kadroların eğitilmesi, ileride meydana gelebilecek şiddet eğilimlerini önleyen müdahaleci programlarının oluşturulması ve son olarak medyanın bu alanda sağlayacağı iş birliği ile çalışmalara katkıda bulunması hususları belirtilmiştir.
  4. Koruma ve destek:
    • Bu bölümde koruyucu tedbirlerin alınması, koruma tedbirlerinin yargı çevresi içerisinde yaygınlaştırılması, mağdurların şiddet eylemi sonrasında koruma altına alınması ve iyileştirmelerini kolaylaştıracak hizmetlerin ve uzman temelli desteklerin verilmesini içermektedir. Ayrıca bununla da yetinilmeyip telefon destek hatlarının oluşturulması, barınakların şiddet gören kadınlara açılması hususları da düzenlenmiştir. Annesinin şiddet gördüğüne tanık olan çocukların korunması ve şiddet ortamında büyüyen çocukların topluma uyum sağlamasına yönelik bir husus olarak da belirtilmiştir.
  5. Esasa müteallik hukuk:
    • Bu bölümde mağdurun saldırgana karşı yeterli hukuki yollara başvurmasını sağlayacak yasal tedbirlerin alınması düzenlenmiştir. Sadece STK ve diğer kurumların değil yargı makamlarının bu hususta kadına yönelik şiddetin ve ayrımcılığın önlenmesi için uygulaması gereken tedbirler de önem arz etmektedir. Bu düzenlemeye göre mağdur kadın şiddete uğradığında tazminat talep edebilecektir. Velayet – ziyaret saati hususlarında taleplerini ileri sürebilecektir. Zorla evlendirilme, cinsel taciz, kadın sünneti, kürtaj, zorla yapılan evlilikler, psikolojik şiddet gibi durumlara karşı kadınların yasalar tarafından korunmasına yönelik hususlar bu bölümde düzenlenmiştir.
  6. Soruşturma, kovuşturma, usul hukuku ve koruyucu tedbirler:
    • Bu bölümde kadın mağdurun, şiddete uğradığında ilk gittiği yerlerden biri olan kolluk kuvvetinin kadını korumasına yönelik alması gereken tedbirler ve uygulaması gereken prosedürlerden bahsedilmiştir. Özellikle yargı makamları ile birebir olarak yürütülen koruma tedbirler kollukların da hassasiyetle uygulaması gereken bir konudur. Ancak günümüzde bu tedbirlere başvuran kadınların tedbirlerinin geri çevrildiği ve bu hususta yapılan uygulamaların eksik olduğu görülmektedir. Kadın cinayetleri, koruma tedbirlerinin ilk etapta uygulanması ile bile yarıya indirilebilecektir. Mağdur kadınların hukuki yardımlardan ücretsiz bir şekilde yararlandırılması da iç hukukumuzda düzenlenmiştir.

Tüm bu sözleşmede belirtilen bölümler; ülkemizde kadına karşı şiddetin önlenmesinde, ayrımcılığın engellenmesinde ve birçok kadının ömrünün uzatılmasında etkili olabilecek tedbirleri ve uygulama prosedürlerini düzenlemektedir. Bu sözleşmenin bir diğer önemi yürürlüğe girdiği andan itibaren Anayasa’mızın 90. Maddesi’nin 5. Fıkrasında uygulama alanına girmektedir.

Anayasamızın 90. Maddesinin 5. Fıkrası: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”

Bu madde hükmüne göre eğer Türkiye Anayasası ve İstanbul Sözleşmesi ile kadına şiddet konusunda bir hukuki uyuşmazlık yaşanırsa; dosyaya bakan mahkeme, İstanbul Sözleşmesi’ne göre karar vermek zorundadır. Ülkemizde 2014 yılında yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi bu anlamda bağlayıcılık karakterine sahip olup kadına şiddet davalarında kadının yaşamını en üst seviyede koruyabilecek durumdadır.

False