GeriArzu Hoşgör Ülger Koşarak yürümek…
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Koşarak yürümek…

Koşarak yürümek…
Abone Olgoogle-news

Çin’den haziran başında tahliye uçağı ile gelmemizin üstünden dolu dolu iki ay geçmiş. Geçmiş diyorum çünkü herhalde hayatımda iki ayın bir gün gibi ama çok uzun yaşandığına bugüne kadar hiç tanıklık etmemiş olabilirim.

Çin’den kesin dönüş yaptığımız için bir dolu bavulla dönmüştük. O bavuldaki her şeyin yerleşmesi hem zaman alıyor hem de yoruyordu ama sorun değildi çünkü, yurt dışından geldiğimiz için aile, eş dost kimseyle görüşmeden kendimizi olabildiğince karantinaya alma kararı vermiştik. Ancak karantinamızın bir an önce bitmesini dört gözle bekliyorduk.   

Zira kızımı İngiltere’de bir okula yazdırdığımız için ona öğrenci vizesi, bize de turist vizesi almamız gerekiyordu. Karantina süreci bitince, hemen vize için ne gerekiyor araştırmaya başladık. Bir de ne görelim, hazırlanması ve temin edilmesi gereken ne kadar çok evrak varmış. Onun arkasından bir de vize alma süreci dört ila altı hafta sürmüyor muymuş?  Biz karantinayı bitirdiğimiz de zaten temmuzun onuna gelmişiz. Okulumuz “27 Ağustos’ta açılıyorum” diye ilan etmiş bizimse her şeyi bitirmek için iki aydan az zamanımız var. “Koş Arzu koş”, “Koş Çağla koş”, “Koş Serdar koş” Herkes bir koldan evrak temini için ya bir yere gidiyor, ya birisine yazıyor, ya birilerini arıyor… Biz her günün her saatini, saat planlayıp, defterimize yazmasaydık, bu belge gerekliliği içinde kaybolurduk herhalde. Bu şahane ekibin uyumlu çalışması sonucunda, her şey tamam vize başvurularımızı yaptık. Şimdi zamanında vizeyi alabilmekte.  

Artık ailelerimizi ve dostlarımızı görmeye sıra geldi ve normalde geze geze tatil yapmayı seven bir aile olmamamıza rağmen herkesi çok özlediğimiz için geze geze Bursa, Çeşme, Marmaris, Bodrum ailelerimizle dostlarımızla kucaklaştık. Bu arada Marmaris ve civar koylarına bayıldım bir yazımda mutlaka bunu paylaşıyor olacağım sizlerle. Aradan birkaç gün geçti, bir telefon “Çin’den deniz yolu ile yola çıkan eşyalarınız ulaştı, hangi gün getirelim?” Hemen geri döndük ve ertesi gün yüz koli bize “merhaba” dedi. Onu yerleştirene kadar yine bir canımız çıktı. Ama neyse ki yerleşti. Ohhh derken telefon geldi “Vizeler geldi, pasaportları alabilirsiniz” diye ona bir “Ohh” dedik. Pasaportları aldığımızda bir de gördük ki öğrenci vizesi için yedi gün içinde İngiltere’de orada oturma ve yaşama kartı almamız gerekiyormuş. Orada postaneye gidilecekmiş. “Neyse sorun yok, neredeyse gider alırız” diye düşündük.  Birkaç gün sonrasına bilet rezervasyonlarımızı yaptık ve Çağla’nın okul ve yurt için ihtiyaçlarını alıp valiz hazırlayıp yola koyulacağız ama bir haftamız var daha harika derken, televizyonda bir haber” İngiltere sınırları kapatmayı planlıyor.” “Eyvah, çabuk koşun sınırlar kapanmadan İngiltere’ye girelim ve çıkalım.” Bilet tarihi değiştirildi, İki gün içinde eksikler alındı, valizler hazırlandı. Uçakta olduğumuza inanamıyoruz.

Londra’ya vardık. Hemen kartı almak için postaneye koştuk. “Kart geldi ama başvurunuzda yanlışlık olmuş, şu formları doldurmalısınız eylül ortası alırsınız” dediler. Başımızdan aşağıya kaynar su döküldü. Oldu olmadı derken, yapılması gereken tüm bürokrasiyi yaptık ve beklemeye başladık günler geçti haber yok, diğer taraftan sınırlar kapanmasa oralarda kalmasak diye dua ederken, Çağla’nın okulunun açılacağı sabah postaneden bir e-posta geldi. “Evraklar geldi, kartı alabilirsiniz.” Uzun süredir ailece sevinçten zıpladığımızı hatırlamıyorum. O sabah zıpladık. Yine koşarak dokümanı almaya gittik ama alışmıştık koşarak yürümeye, zira bu yazın adı “koşarak nasıl yaşanır?” olmuştu bizim için.  Oh çok şükür kart elimizde…

Ve canım kızımı yerleştirip, sınırlar da kapanmadan ülkemize geri geldik. Çok şükür…

Tüm bu süreçlerimiz aslında hep bir şeyin zamanında yetişmesi üzerine kurguluydu. Dar zamanlarda çok işler yapmamız gerekiyordu. Hiçbir şey varsaymamalı ve her şeyi doğru ve eksiksiz yaptığımızdan emin olmalıydık. Günlerle değil çoğu zaman saatlerle yarıştığımız bile oldu.

Eğer ben eski Arzu olsaydım mutlaka A planım, B planım ve C planım olurdu. Ama bu süreçte gördüm ki bir B planım bile yoktu ve bu kadar stresli bir döneme rağmen sakindim. Çünkü virüs dönemi bana çok şeyler öğretmişti. Bunlardan en önemlisi “Hiçbir şeyi zorlamaya gerek yok. Her ne yapıyorsan elinden gelenin en iyisini ve en kalitelisini yap, kalbini hep iyi ve güzel tut. Dualarını hiçbir şartta eksik etme çünkü inancın ve duan sayesinde istediklerin oluyorsa da olmuyorsa da bu mutlaka beni ve ailemi koruduğu içindir deyip yola devam et.”

Arzu ben, evrenin bizler için yaptığı planının, kendi planlarımızdan çok daha güzel olduğuna tanıklık ettiğinden beri, olaylar karşısında daha rahat, daha sakin, daha huzurlu olan.

False