GeriEmel Armutçu Adama sormazlar mı 'bugüne kadar niye uygulamadın?' diye. Soruyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Adama sormazlar mı 'bugüne kadar niye uygulamadın?' diye. Soruyorum

Giderek büyüyüp torbadan çuvala dönüşen yasa değişikliği tasarısı içinde kadın ve çocuklara yönelik cinsel suçlarla ilgili maddeler de var biliyorsunuz; PR’ı “ağır cezalar getirileceği” şeklinde yapılıyor. Toplum nihayet bu “ırz düşmanları”nın hak ettikleri cezalara çarptırılacağını ve sorunun hallolacağını düşünüyor. Peki işin gerçeği öyle mi?

Önce, ‘yasa tasarısı’ diye anılarak kapsamlı bir paketmiş efekti yaratmasına bakmamak gerek, kadın ve çocukları ilgilendiren kısmı sadece 4 maddecik. Kalanı yargının yeniden yapılanmasından uyuşturucu kullanımına, hırsızlığa kadar, ne varsa içine doldurulmuş 100 maddelik bir torba tasarı. Kadın ve çocuklar da kelimenin tam anlamıyla, bir kez daha torbaya giriyor.

Sonra, 2005’te zaten artırılmış olan bu cezalar halihazırda etkin bir şekilde uygulanmıyor ki, daha da artırılınca işe yarasın. Adama sormazlar mı, “E bugüne kadar niye uygulamadın?” diye! Soruyorum:

- Eyyy yasa yapıcı, S.F’yi kaçırıp tecavüz ettiler, üstelik zihinsel engelliydi. Sanıklarına alt sınırdan ceza ve iyi hal indirimi verilirken nerelerdeydin?

- Bir sürü erkeğin, gencecik bir kadına tecavüzden yargılandığı davada sanıkların tamamı beraat ederken ne yapıyordun?

- Ceza aldıktan sonra sakal bırakıp, sarık giydiği için iyi hal indiriminden yararlanan sanığı görmedin mi?

- Ya minibüsünde bir kadına tecavüz edene “Ver 50 bin lira git” dediklerinde neyle meşguldün?

“Heyet raporları” vardı; tecavüzcülerin klasik repliği “sen de istiyorsun” gibi, “Ama bu çocuğun da rızası varmış” diyordu… Hakimler vardı; “öldürülen kişi trans, o zaman cezada indirim” hükmünü açıklıyordu. “Canım, tecavüzle beden ve ruh sağlığı etkilenmiş ama bozulmamış, indir” diyenler vardı, o zaman torbanın neresini karıştırıyordun?

Demek ki neymiş, asıl sorunumuz cezaların azlığı değil, mütecavizlere bir türlü kıyılamaması ve ceza verilememesiymiş.

SORULAR SORULAR

Ve sadece 4 madde! Bu dört maddenin değişmesiyle kadın ve çocuklara yönelik cinsel saldırıların, şiddetin önlenebileceğini beklemek saflık olduğu kadar, beklenmesini beklemek de bal gibi milleti aptal yerine koymak değil mi? Yasalardaki “rıza”, “ağır tahrik”, “iyi hal indirimi” uygulamalarına ve bu kararları veren hakimlerin zihniyetine dokunmadıkça, 4 değil, 144 maddede cezalar artırılsa bir şey yazar mı?

Kaldı ki, bu dört maddede de “artırılıyor” denen cezalar, evet ilk fıkrada artırılıyor, ancak hemen ikinci fıkrada yer alan “ani hareket” adlı belirsiz bir kavramla, pat indiriliveriyor. Şimdi yukarıdaki indirimleri uygulamayı pek seven hakimlerimize yeni tasarıyı verin bakalım daha ne kadar indirebilecekler cezaları… Hele de perde arkasında “tecavüzcüyle evlendirme maddesi geri gelsin, bu davalardan kurtulalım” lobileri yapıldığı konuşulurken.

Kadın örgütleri pek çok açıdan bu çalışmaya karşı çıkıyor, tüm milletvekillerine gönderdikleri bir açık mektupta gerekçelerini de tek tek sıralıyorlar.

Mesela, tecavüzcü ve istismarcıların çoğunun (yani içerde olanların) o 1.ve 2. Fıkra karmaşasından dolayı, serbest kalacağını söylüyorlar. Bu yüzden “Sözde ceza artırımı özde cezasızlık” diyorlar.

Kadın ve çocuk cinayetlerinin hızla arttığı Türkiye’de 2014’ün ilk 5 ayında 113 kadın öldürülmüş, çocuk yaşta evliliklerin sayısı ise 180 binden fazla tahmin edilirken, tasarıda bu yakıcı sorunlara ilişkin hiçbir şey yok! Bunun yerine ne var; kadınlara tecavüz sırasında halihazırda “ayrıca” cezalandırılan şiddete ceza indirimi var.

155 polisi, acı acı çalan telefonu açıyor, arayan adam: “Karımı öldürüyorum şu anda, elim ağzında” diyor, henüz öldürmemiş. Polis soruyor da soruyor:

- Kimi öldürüyorsun?

- Öldürdün mü, öldürmedin mi?

- Ne problemin var karınla?

Valla, katil bile patlıyor, “Ya ben sana karımı öldürüyorum diyorum, sen ne diyorsun!” diye… Neden sonra adresi soruyor polis… Şimdi o kadın kadın cinayetleri istatistiklerinde bir rakam.

E yine sorarlar adama:

-Eyy yasa yapıcı, o şahane tasarını hazırlarken, bunlara bakmak aklına geldi mi, gelmedi mi?

Yok gelmemiş, çünkü o sıra tasarıya şunu yazmakla meşgulmüş: 15-18 yaş arası genç kadın ve erkekler arasındaki , “şiddet –yani suç- içermeyen” cinsel ilişkiye daha ağır hapis cezası verilmesine…

Kadın örgütleri bu konuda da uyarıyor: “Gençlerin flörtüyle, ülkemizde büyük bir sorun olan “çocuk yaşta ve zorla evlendirmeler” konusu iki ayrı konudur, diyor: “Bu konuda toplumda ve hukukta bir algı karışıklığı yaratmamak gerekir. Çocukları cinsel istismardan korumak hepimizin ortak sorumluluğudur; gençlere cinselliği yasaklamak yeni toplumsal mağduriyetler yaratacak muhafazakar bir politikadır.” Karıştırmayalım.

4 MADDEDE KASIRGA

Bir soru da şu: “Yürürlükteki yasa maddesini değiştirerek çocukların yetişkinler tarafından istismar edildiği durumlar için, taciz ve saldırı ayrımı getirmeye çalışmak, çocukların taciz edilmesi halinde cezanın düşmesi anlamına geliyor. Çocukları korumak bu mu?” İlgilileri cevaplasa bir zahmet.

Amaç gerçekten kadın ve çocuklar korumaksa, “ilk biz imzaladık” diye övünülen sözleşmelerde yer alan cinsel şiddet kriz merkezleri, kadın/çocuk sığınakları, sadece şiddet konusunda uzmanlaşmış telefon hatları niye açılmıyor? Var olan yasalar niye adamakıllı işletilmiyor?

Daha pek çok soru var. İnsan gerçekten hayret ediyor, 4 maddelik bir yasa değişikliği tasarısı, bunca soru işareti yaratan boşlukla nasıl doldurulabilir diye… Ama en büyük soru işareti, amaçla ilgili: Burada gerçekten kadın ve çocuklar mı korunmak isteniyor, yoksa bir yandan dostlar alışverişte görürken, kavram kargaşasıyla olmadık şeyleri değiştirmek mi?

MERAKLISI İÇİN TBMM’Yİ UYARAN KADIN ÖRGÜTLERİNİN LİSTESİ

ŞİDDETE SON PLATFORMU KATILIMCILARI

1. Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi- Derneği 2. Adana Kadın Danışma ve Sığınmaevi Derneği (AKDAM) 3. Akdeniz Kadın Kooperatifleri Birliği 4. Aktif Yaşam Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği5. Alsancak Soroptimist Kulübü (İş ve Meslek Kadınları Derneği) 6. Antalya Barosu Kadın Hakları Kurulu 7. Avrupa Kadın Lobisi -Türkiye Koordinasyonu 8. Ayvalık Bağımsız Kadın İnsiyatifi 9. Bağımsız Kadın Gazetesi (KAZETE) 10. Bağlar Belediyesi Kardelen Kadın Evi 11. Bahar Lions Kulübü 12. Balkan Kadınları Derneği 13. Bornova Kadınlar Sosyal Kültürel Dayanışma Derneği – BORKAD 14. Buca Evka -1 Kadın Kültür ve Dayanışma Derneği (BEKEV) 15. Bursa Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği 16. Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD) 17. Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu 18. Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Merkez 19. Cumhuriyet Kadınları Derneği Artvin Şubesi 20. Cumhuriyet Kadınları Derneği Bodrum Şubesi 21. Cumhuriyet Kadınları Derneği Bursa Şubesi 22. Cumhuriyet Kadınları Derneği Çanakkale Şubesi 23. Cumhuriyet Kadınları Derneği Eskişehir Şubesi 24. Cumhuriyet Kadınları Derneği Maltepe Şubesi 25. Cumhuriyet Kadınları Derneği İzmir Buca Şubesi 26. Cumhuriyet Kadınları Derneği İzmir Urla Şubesi 27. Cumhuriyet Kadınları Derneği Manisa Şubesi28. Cumhuriyet Kadınları Derneği Tarsus Şubesi 29. Cumhuriyet Kadınları Derneği Samsun Şubesi 30. Çanakkale Bağımsız Kadın Kolektifi (ÇABA) 31. Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği (ELDER) 32. Çankırı Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği 33. Çukurova Kadın Platformu 34. Diyarbakır Selis Kadın Danışma Derneği 35. Doğubeyazıt Kadın Meclisi 36. Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik YO. Kadın Grubu 37. Ege Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi-EKAM 38. Ege Kadın Dayanışma Vakfı (EKDAV) 39. Ege Kadın Buluşması Platformu 40. Ege Karadenizli Kadınlar Derneği 41. Ergani Selis Kadın Danışma Merkezi 42. Eşit Yaşam Derneği 43. Eşitlik İzleme Grubu (EŞİTİZ) 44. Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Çalışma Grubu 45. Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası 46. Ev Kadınları Kültür ve Dayanışma Derneği (EVKAD) 47. Ev Kadınları Turistik El Sanatları Derneği (EVTED) 48. Femin & Art Kadın Sanatçılar Derneği Genel Merkez 49. Femin & Art İstanbul Şubesi 50. Femin & Art Ankara Şubesi51. Femin & Art Ordu Şubesi 52. Femin & Art Mersin Şubesi 53. Femin & Art Bursa Şubesi 54. Femin & Art Çanakkale Şubesi 55. Feminist Atölye (Kuzey Kıbrıs) 56. FİLMMOR Kadın Kooperatifi 57. Girişimci Kadın Derneği (GİRKADE) 58. Girişimci Kadınlar Derneği (GİKAD) 59. Göztepe Soroptimist Kulübü (İş ve Meslek Kadınları Derneği) 60. Haklı Kadın Platformu. 61. Hürriyet Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası 62. İRİS Eşitlik Gözlem Grubu 63. İstanbul Eğitim Eğitim-Sen 6 Nolu Üniversiteler Şubesi Kadın Komisyonu 64. İstanbul Feminist Kolektif 65. İstanbul İnsan Hakları Derneği Kadın Hakları Komisyonu 66. İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Türkiye Federasyonu 67. İzmir Bağımsız Kadın İnisiyatifi 68. İzmir Barosu Kadın Komisyonu69. İzmir Çiğli Evka 2 Kadın Kültür Derneği (ÇEKEV) 70. İzmir Hastaneleri Gönüllü Anneler Derneği 71. İzmir İş Kadınları Derneği (İZİKAD) 72. İzmir Kadın Dayanışma Derneği 73. İzmir Konak Kent Konseyi Kadın Meclisi 74. İzmir Sekreterler Derneği 75. İzmir (Smyra) El Emeği Göznuru Derneği 76. İzmir Soroptimist Kulübü (İş ve Meslek Kadınları Derneği) 77. Kadıköy Kent Konseyi Kadın Meclisi 78. Kadın Adayları Destekleme Derneği- Genel Merkez (KA-DER) 79. KA.DER Adana Şubesi 80. KA.DER Ankara Şubesi 81. KA.DER Antalya Şubesi 82. KA.DER Bursa Şubesi 83. KA.DER İzmir Şubesi 84.KA.DER Eskişehir Şubesi 85. KA.DER Kadıköy Şubesi 86. KA.DER Kocaeli Şubesi 87. KA.DER Mersin Temsilciliği 88. KA.DER Samsun Temsilciliği 89. Kadın Dayanışma Vakfı 90. Kadın Emeği Kolektifi (KADEM) 91.Kadın Erkek Eşitliği Derneği (KAZETE-DER) 92. Kadın Haklarını Koruma Derneği İzmir Şubesi 93. Kadın Merkezi Vakfı Genel Merkez 94. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Adıyaman 95. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Ağrı 96. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Ardahan 97. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Batman 98. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Bingöl 99. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Bitlis 100. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Diyarbakır 101. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Elazığ 102. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Erzincan 103. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Erzurum 104. adın Merkezi Vakfı (KAMER) Gaziantep 105. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Hakkari 106. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Iğdır 107. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Kars 108. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Kilis 109. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Malatya 110. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Mardin 111. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Muş 112. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Siirt 113. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Şanlıurfa 114. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Şırnak 115. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Tunceli 116. Kadın Merkezi Vakfı (KAMER) Van 117. Kadın Mimar ve Mühendisler Derneği 118. Kadın Mühendisler, Mimarlar, Şehir Plancılar, Fen Bilimcileri ve Teknik Elemanlar Grubu 119. Kadın Partisi Girişimi 120. Kadın Tiyatrosu 121. Kadın Yazarlar Derneği 122. Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği (KİH-YÇ) 123. Kadınlara Hukuki Destek Merkezi (KAHDEM) 124. Kadınların Medya İzleme Grubu (MEDİZ) 125. Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV) 126. Kampüs Cadıları 127. KAOS Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği (KAOS GL) 128. Kapadokya Kadın Dayanışma Derneği 129. Kapadokya Kadın, Gençlik, Eğitim ve Kültür Derneği 130. Karadeniz Kadın Dayanışma Derneği 131. Karslı Girişimci Kadınlar Derneği 132. Karşıyaka Soroptimist Kulübü-İş ve Meslek Kadınları Derneği 133. Kemalpaşa Kadın Platformu 134. Konak Kent Konseyi Kadın Meclisi 135. Kordon Soroptimist Kulübü (İş ve Meslek Kadınları Derneği) 136. Kozadan İpeğe Kadın Kooperatifi 137. Lambda İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği 138. Marmara Grubu Vakfı 139. Mavigöl Kadın Derneği 140. Meme Kanseri İle Savaşım Derneği 141. Mersin Bağımsız Kadın Derneği 142. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı 143. Mor İnisiyatif Kadın Kooperatifi 144. Muğla Akdeniz Yeşilleri Derneği 145. Muğla Kadın Dayanışma Grubu 146. Muğla Karya Kadın Derneği 147. Muş Kadın Çatısı Derneği 148. Muş Kadın Derneği (MUKADDER) 149. Nilüfer Kadın Dayanışma Merkezi 150. Nilüfer Kent Konseyi Kadın Meclisi 151. Ordu Kadını Güçlendirme Derneği 152. Pembe Hayat Derneği 153. Petrol-İş Kadın Dergisi 154. Petrol İş Kadın Servisi 155. Sendikalarda ve Meslek Odalarında Erkek Egemenliğine Karşı Kadın İnisiyatifi 156. Sevgi Çemberi Kulübü Derneği (EGE INNERWHELL) 157. Sosyalist Feminist Kolektif 158. Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği 159. Söke Kadın Sığınmaevi Derneği 160. Şiddete Karşı İzmir Kadın Koordinasyonu 161. TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Kadın Çalışma Grubu 162. Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP) - Kadın Komisyonu 163. Türk-Amerikan Kadınları Kültür ve Yardım Derneği 164. Türk Anneler Derneği Buca Şubesi 165. Türk Anneler Derneği İzmir Şubesi 166. Türk Dünya Kadınlar Dostluk ve Dayanışma Derneği 167. Türk Hemşireler Derneği İzmir Şubesi 168. Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi 169. Türk Kadınlar Birliği Adana Merkez Şube 170. Türk Kadınlar Birliği Seyhan Şubesi 171. Türk Kadınlar Birliği Amasya Şubesi 172. Türk Kadınlar Birliği Antalya Şubesi 173. Türk Kadınlar Birliği Kemer Şubesi 174. Türk Kadınlar Birliği Aydın Şubesi 175. Türk Kadınlar Birliği Kuşadası Şubesi 176. Türk Kadınlar Birliği Söke Şubesi 177.Türk Kadınlar Birliği Bilecik Şubesi 178. Türk Kadınlar Birliği Bolu Şubesi 179. Türk Kadınlar Birliği Bursa Şubesi 180. Türk Kadınlar Birliği Çanakkale Şubesi 181. Türk Kadınlar Birliği Denizli Şubesi 182. Türk Kadınlar Birliği Sarayköy Şubesi 183. Türk Kadınlar Birliği Edirne Şubesi 184. Türk Kadınlar Birliği Erzurum Şubesi 185. Türk Kadınlar Birliği Eskişehir Şubesi 186. Türk Kadınlar Birliği Gaziantep Şubesi 187. Türk Kadınlar Birliği Gümüşhane Şubesi 188. Türk Kadınlar Birliği Antakya Şubesi 189. Türk Kadınlar Birliği İskenderun Şubesi 190. Türk Kadınlar Birliği Isparta Şubesi 191. Türk Kadınlar Birliği Iğdır Şubesi 192. Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi 193. Türk Kadınlar Birliği İstanbul Adalar Şubesi 194. Türk Kadınlar Birliği İstanbul Beşiktaş Şubesi 195. Türk Kadınlar Birliği İstanbul Beyoğlu Şubesi 196. Türk Kadınlar Birliği İstanbul Kadıköy Şubesi 197. Türk Kadınlar Birliği İstanbul Pendik Şubesi 198. Türk Kadınlar Birliği İstanbul Maltepe Şubesi 199. Türk Kadınlar Birliği İstanbul Sarıyer Şubesi 200. Türk Kadınlar Birliği İstanbul Üsküdar Şubesi 201. Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şişli Şubesi 202. Türk Kadınlar Birliği İzmir Şubesi 203. Türk Kadınlar Birliği Bergama Şubesi 204. Türk Kadınlar Birliği Bornova Şubesi 205. Türk Kadınlar Birliği Buca Şubesi 206. Türk Kadınlar Birliği Güzelbahçe Şubesi 207. Türk Kadınlar Birliği Karşıyaka Şubesi 208. Türk Kadınlar Birliği Konak Şubesi 209. Türk Kadınlar Birliği Menemen Şubesi 210. Türk Kadınlar Birliği Urla Şubesi 211. Türk Kadınlar Birliği Bayraklı Şubesi 212. Türk Kadınlar Birliği Kahramanmaraş Şubesi 213. Türk Kadınlar Birliği Karaman Şubesi 214. Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şubesi 215.Türk Kadınlar Birliği Kırklareli Şubesi 216.Türk Kadınlar Birliği Kocaeli Şubesi 217.Türk Kadınlar Birliği Konya Şubesi 218.Türk Kadınlar Birliği Konya Ereğli Şubesi 219.Türk Kadınlar Birliği Manisa Şubesi 220.Türk Kadınlar Birliği Mardin Şubesi 221.Türk Kadınlar Birliği Mersin Şubesi 222.Türk Kadınlar Birliği Tarsus Şubesi 223.Türk Kadınlar Birliği Bodrum Şubesi 224.Türk Kadınlar Birliği Fethiye Şubesi 225.Türk Kadınlar Birliği Nevşehir Şubesi 226.Türk Kadınlar Birliği Ordu Şubesi 227.Türk Kadınlar Birliği Sakarya Şubesi 228.Türk Kadınlar Birliği Samsun Şubesi 229.Türk Kadınlar Birliği Tekirdağ Şubesi 229. İzmir Kadın Danışma Derneği

X

Harry Lenas huzur içinde uyusun, Baylan Pastanesi yaşasın

Geçmişimizle aramızdaki bağlar tek tek kopmakta; çoğunlukla bilerek isteyerek kıyıyorlar, bazen hayat kendi yapıyor.

Efsane Baylan Pastanesi’nin kurucusu Mösyö Harry’nin (Harry Lenas) ölüm haberini dün gece geç saatlerde sosyal medyadan aldım. Hayatımda tanıdığım en zarif insanlardan biriydi. Daha önce onunla ve var ettiği Baylan efsanesiyle ilgili bir şeyler yazmıştım, biz 2000 yılında konuştuğumuzda Baylan’ın kendisinden sonra varisi olmadığını söylüyor, kara kara düşünüyordu. ‘Baylan yaşamalı’ dileğiyle paylaşıyorum.

Baylan o zaman 77 yaşındaydı

Üç çeyrek asırlık bir pastane geleneği. Pasta ve şekerlemede bir marka. Yazın asmalı bahçesi ve serin Kup Griye'si, kışın ahşap masaları ve kahve-pasta keyfiyle bir buluşma yeri. Eski bir pastane olan ve tıpkı eski pastaneler gibi görünüp, öyle kokan Baylan, 77 yaşına rağmen 2001 yılına ve binyılın son Şeker Bayramı'na dimdik ayakta giriyor. Girmekle kalmayıp geçmiş günlerin tadını yeni milenyuma taşıyor.

Sadece tatlıların tadını mı? Hayır! 1920'ler İstanbul'unun havasını; 1950'ler;entelektüellerinin doyumsuz sohbetlerini; 1970'ler düğün yemeklerinin zerafetini de yanında götürüyor.Tüm bu görmüş geçirmişliğiyle Baylan, Kadıköy Muvakkithane Sokak'ın 19. numaralı binasına anlam katıyor.

Tamam, vapura koşmadan önce Karaköy Baylan'a uğrayıp "gündüz barı"nda esspresso içme keyfinden mahrum kaldınız; Beyoğlu Baylan'daki Attila İlhan'lı, Salah Birsel'li sohbetlere yetişemediniz; bari Kadıköy'de son mohikan gibi parıldayan Baylan'ın önünden öyle anlamsız anlamsız geçip gitmeyin.

Arnavut asıllı Rum Philippe Lenas, Türkiye'ye göç ettiğinde henüz 15 yaşındadır ve iyi bir pastacı olmayı düşlemektedir. Birkaç yıl pastanelerde çalıştıktan sonra düşünü gerçekleştirir; 1923'te Beyoğlu Deva Çıkmazı'nda ilk pastanesini açar. Adını, Fransızca l'Orient (Şark) sözcüğünün okunuşu olan Loryan koyar. Ve çok kısa bir süre içinde adı, dönemin ünlü pastaneleri Markiz, Lebon ve Moskova ile birlikte anılmaya başlar. Çünkü 200 çeşit pasta ve şekerlemesi ile onlara rakip olacak kalitededir.

O dönem belirli birkaç lüks otel vardır; yabancı konukların, büyük devlet adamlarının gelip kaldığı: Pera Palas, Park Otel, Tokatlıyan gibi... Atatürk, bakanları ya da yabancı konukları İstanbul'a geldiğinde, Markiz, Lebon, Baylan el ele vererek yaparlar yemeklerini, tatlılarını. Evlerinde, yalılarında düğün, toplantı yapan seçkin İstanbullular'a da onlar hizmet verir.;İkinci pastane, ilkinden sadece iki yıl sonra, Karaköy'de daha meydan bile yokken, bugün olmayan bir binada açılacaktır. Birincisi ise 1933'te İstiklal Caddesi'ndeki Luvr Apartmanı'nın zemin katına taşındıktan bir yıl sonra adını değiştirmek zorunda kalacaktır. O zamanlar başlamıştır, dönemin ünlü edebiyatçılarının, şair, yazar, gazeteci ve diğer ünlülerinin uğrak yeri olmaya. Bunlardan biri de Profesör Burhan Toprak'tır. O yıl çıkarılan ve yabancı isimlerin Türkçeleştirilmesini öngören yasa uyarınca, Prof. Toprak'ın önerisiyle Baylan adını alır pastane.

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin 1 yıllık Özgecan Arslan karnesi

Henüz 20 yaşında bir üniversite öğrencisi olan Özgecan Arslan'ın, geçtiğimiz 11 Şubat'ta, daha önce kendi eşine yönelik saldırıları bilinmesine rağmen durdurulmayan bir minibüs şoförü tarafından feci şekilde öldürülmesinin üzerinden bir yıl geçti.

(Gazete sayfasına sığmayan haliyle, nasıl geçti?)

Bu, belki de Türkiye’nin neredeyse tamamını harekete geçiren ilk kadın cinayetiydi. Oysa ne ilkti, ne de son; Özgecan’ın katli her yerde yüksek sesle kınanırken kadınlar öldürülmeye devam etti. Bianet.org’un sadece medyaya yansıyan olaylardan derlediği ‘çetelesi’ne göre 2015 yılında Özgecan Arslan’ın da içinde olduğu 255 kadın öldürüldü. Bu rakam, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporuna göre 303’tü. Özgecan Arslan’a, bu cinayetlerin ‘sembol ismi’ olmak düştü.

BİR YILDA NE DEĞİŞTİ?

NE YAPABİLİRİZ DERSENİZ

Yakınının şiddetine uğrayan birine (komşunuz, arkadaşınız, iş arkadaşınız, akrabanız, öğrenciniz, veliniz) vereceğiniz destek çok değerli ve bu ‘aile meselesi’ değil suç olduğu için ihbar etmek vatandaşlık görevi. Polis ve jandarma karakollarını, 155, 156 no’lu telefonları arayabilirsiniz. “İlgilenmezler” demeyip ilgilenmelerini sağlayabilirsiniz. Başvurulabilecek yerler:

Yazının Devamını Oku

Kadın cinayetlerini gerçekten önlemek istiyor musunuz, buyurun!

Filmmor Kadın Kooperatifi'nin birçok kadın kuruluşunun katkısıyla başlattığı "Kadın Cinayetleri Önlenebilir" kampanyasının ilk adımı olan Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Eylem Konferansı için 27-28 Kasım'da İTÜ Maçka Sosyal Tesisleri'ndeydik.

İlk günün tartışmalarını Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün tutuklanması; ikinci günün tartışmalarını ise Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesi ve iki polisin de ölmesine neden olan çatışmalar darmadağın etti ama konferans oldukça zorlanarak da olsa tamamlandı. Malum, bazen savaşlar, cinayetler, çatışmalar, her türlü özgürlüğe yönelik giderek artan baskılar arasında “kadın hakları” demek lüks gibi karşılanıyor; ama unutmamak gerekir ki hiçbiri kadınların öldürülmesini kesintiye uğratmıyor. Savaş-çatışma ortamında da -pek görmüyoruz ama- barış-huzur günlerinde de kadınlar öldürülmeye devam ediyor. O yüzden bu sözü söylemenin ertelenebileceği bir zaman yok. Dün, bugün, yarın, şu an, her zaman, hiç durmadan kadın cinayeti var.

Konferanstan çıkan en temel sonucu söyleyeyim önce. Adı gibi: Kadın cinayetleri önlenebilir! Tabii istenirse… Kim isterse, derseniz oldukça kalabalık bir liste söz konusu. Çünkü bu cinayetlerin asla tek bir sorumlusu yok; katil kadar, aileler, çevre, komşular, sorumlu kurumlar, karar vericiler, uygulayıcılar, medya… Hepsinin örtülü ya da açık onayıyla işlenen bu cinayetler, yine tüm bu kesimlerin sorumluluklarını yerine getirmesi durumunda önlenebilir. Yani, hep birlikte istemek gerekiyor.

PEMBE TELEFON, KIRMIZI ELBİSE CİNAYETLERİ

Konferansta Filmmor ekibinin açıkladığı Kadın Cinayetleri Eylem Araştırması’nın sonuçları da bunu gösterdi. 2009-2013 yıllarını kapsayan araştırmayı, Hülya Uğur Tanrıöver, İdil Engindeniz, Gülsün Güvenli ve Özlem Danacı Yüce anlattı. Ve işe kadın cinayetini tanımlamakla başladılar: Bir cinayette “Maktul erkek olsaydı öldürülür müydü?” sorusunu soruyorsunuz, cevap hayır ise işte o kadın cinayeti oluyor. Yani erkekler pembe telefon kullandıkları, kırmızı giysi giydikleri, yüksek sesle güldükleri, yolda bir erkeğe saat sordukları için öldürülmüyorlar.

Yazının Devamını Oku

Öldürmek hak, kitabına uygun savunma görev!

Bir kadın cinayeti davasında daha kopyala-yapıştır cümlelerle yapılan bir savunma dinlemiş bulunuyoruz. Balık hafızasıyla ünlü ülkemizde, katillere bol keseden ceza indirimi sağlayan 'sihirli' cümleler nesilden nesile kesintisiz aktarılıyor. Müzisyen Değer Deniz cinayeti davasında da dün, dersini çalışmış bir zanlı vardı. Bu davanın tek bir zanlısı olduğunu söylemek ise çok zordu.

Değer Deniz’i, bu toplumun canavara dönüştürdüğü bir çocuk öldürdü. Camına tırmanarak girdiği evinde, uykusundan uyandırıp ağır şiddet ve tecavüze maruz bırakarak…

Olay başlı başına kan dondurucuydu ama orada dahi kalmadı. Bir kısım yetkili ve medya devreye girdi. Katil Değer Deniz’in cep telefonunu ve 40 liralık klarnetini çaldığı için, “Hırsızlık cinayeti” dediler. Yetmedi, tecavüzcü-katil-hırsıza kol kanat gerdiler; “yalnız yaşayan bir kadındı”, “masaj da yapıyordu” gibi imalarla ‘su testisi’ yaratmaya çalıştılar. O da kesmedi; Sabetaycı olduğunu, hatta “ayin sırasında” öldürülmüş olabileceğini uydurdular.

Sonra olayın zanlısı yakalandı. Hayatı elinden alındığı gibi üstüne bir de değersizleştirilmeye çalışılan Değer Deniz’in kendi halinde, doğa, hayvan ve insan düşkünü genç bir müzisyen olduğu ortaya çıktı. Masaj dedikleri, bir tedavi yöntemi olan refleksoloji, ek işiydi. Kendi besteleri, MESAM’a kayıtlı şarkıları, bir albümü, bazı dizilerde jenerik müzikleri, hazırladığı bir çocuk kitabı, daha iyi bir dünya için umutları vardı. Sabetaycılıkla ise uzak yakın ilişkisi yoktu; babaannesi Üsküdar Fıstıkağacı’ndaki evinin baktığı yeşillikler içindeki Bülbül Deresi Mezarlığı’nı çok severdi, vasiyeti üzerine buraya gömülmüştü. Ailesi, mezarlıkla ilgili rivayetlerden habersiz, Değer Deniz’in de çok düşkün olduğu babaannesiyle koyun koyuna yatmasına karar vermişti sadece.

Katil Değer Deniz’in ellerini, başka şehirde yaşayan annesiyle dertleştiği telefonunun kablosuyla bağlayıp, omuzunda taşıdığı çantasının sapıyla boğdu ama onlar yalanlarında boğulamadılar. Yine de ailenin avukatı Hülya Gülbahar’ın başvurusu üzerine yalan haberleri inceleyen Basın Konseyi tarafından, 16 gazetecilik ahlak ve meslek ilkesinden 7'sinin ihlal ettikleri için kınandılar.

Yazının Devamını Oku

Mor Çatı'dan bir 'araştırmacı vakıfçılık' örneği daha: Şiddet Önleme Merkezleri ne durumda?

Gündem çok yoğun ateş altında evet. Türkiye yine zor bir dönemden geçiyor; vahim sorunları kapıda, pencerede yığıldı. Ama "hayat devam ediyor", mesela hiçbir şey kadınların şiddet görmesine, öldürülmesine engel olamıyor.

O yüzden, devletin kadınları ve çocukları bu şiddetten, cinayetlerden koruma iddiasıyla açtığı merkezlerin şu anki durumunu ortaya koyan bir araştırmanın da bu gündemde kendine bir yer açabilmesi gerek. Geçen yıl, bir “araştırmacı vakıfçılık” örneği sergileyerek yasal olmasına rağmen, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “kürtaj cinayettir” demesinden itibaren İstanbul'da kamu hastanelerinin çoğunda kürtaj yapılmadığını ortaya çıkaran Mor Çatı, yeni bir araştırmaya imza attı. Bu araştırmayla da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 22 şehirde açacağı yeni Şiddet Önleme Merkezleri’nin kuruluş esaslarına aykırı hazırlıklar içinde olduğu ortaya çıktı.

81 YERİNE 14 MERKEZ

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, şiddete maruz kalan kadın ve çocuklara hizmet verecek Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) açmaya 2012 yılında başlamış, mağdurlara 7/24 sığınak hizmeti, psiko-sosyal, hukuk, sağlık, istihdam, eğitim desteği verecek bu merkezlerin, 81 kente yaygınlaştırılacağı her fırsatta açıklanmıştı. Ancak aradan geçen üç yıla rağmen, şu an sadece 14 şehirde ŞÖNİM var ve hâlâ pilot uygulamadalar. Üç yıldır da pek çok sorun, şikayet ve eksikliklerle çalışıyorlar.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı geçen yıl, İstanbul'da 37 kamu hastanesinden 12’sinde "hiçbir şekilde kürtaj yapılmadığını", 17’sinde ise sadece tıbbi komplikasyon durumunda heyet kararıyla yapılabildiğini, sadece üç hastanede isteğe bağlı kürtaj yapılabildiğini ortaya çıkarmıştı. Şimdi de bakanlığın kurduğunu belirttiği yeni ŞÖNİM’lerin kuruluş esaslarına aykırı hazırlıklarını gözler önüne serdi.

Bunun için önce Bilgi Edinme hakkını kullanarak Bakanlığa Türkiye genelindeki ŞÖNİM’lere ilişkin sorular sordu. Soruların ‘bazılarına’ cevap veren Bakanlık, Haziran 2015 itibariyle 22 şehirde daha ŞÖNİM açılmasına onay verildiğini belirtti. Böylece, Türkiye genelindeki ŞÖNİM sayısı, 81 olmasa da 36’ya ulaşacaktı. Ancak nasıl? Mor Çatı’dan Açelya Uçan ve Hazal Günel, bu 22 şehirdeki Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüklerini tek tek arayarak bilgi topladı. Hazırladıkları rapora göre, 22 şehrin hiçbirinde ŞÖNİM’ler tam olarak faaliyete geçmemişti. Kimilerinde henüz yazışma ve planlar yapılırken, kimilerinde yetkililerin konuya ilişkin çok az bilgisi vardı.

Yazının Devamını Oku

Uğraştırma AKP'yi, git ötede dayak ye, tecavüze uğra, öl!

Öyle anlaşılıyor ki AKP'nin, metro gibi, bazen yer üstünde, bazen yer altında kendi yolundan kesintisiz ilerleyen "istediği kadını yaratma" politikasını, yaşadığımız hiçbir şey durduramıyor.

Denklemleri değiştiren seçim sonuçları, koalisyon görüşmeleri, IŞİD tehdidi, çözüm sürecinin çözümsüzlüğü, patlayan bombalar, karanlık suikastler de o politikanın inatla ilerleyişini bir an sekteye uğratmıyor. Kendi yaptığı yasalara, imzalamaktan gurur duyduğu uluslararası sözleşmelere aykırıymış, ne gam! İşte Adalet Bakanlığı’nın özetle şunları söyleyen son yasa taslağı:

Tecavüzcünüzle barış masasına oturun!

Sizi paramparça etmiş de olsa kocanızla uzlaşıp aynı eve dönün, abartmayın canım öldürmez!

Çocuğunuza cinsel istismarda bulunan kişiyle el sıkışın, isterseniz sonra elinizi yıkarsınız!

Peki neden? "E uzlaşmak güzeldir! Hem İş yükümüz çok, bizi uğraştırmayın!"

BİR PR MALZEMESİ OLARAK İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

Yazının Devamını Oku

'Rabbim karını döv, deşarj ol dedi'ye suç duyurusu

'Hoca' lakaplı Nureddin Yıldız'ın öncekileri aratmayan "erkekler kadınları deşarj olmak için dövmeli" şeklindeki son fetvası üzerine, nihayet bir suç duyurusu yapıldı. Yıldız'ın yargılanması ve Anayasa, TCK'nın 214, 217, 218. maddeleri, 5271 sayılı CMK ve sair mevzuata göre cezalandırılması istendi.

Önce bir not: Twitter’da TRT Diyanet logosunun bulunduğu ekran görüntüleriyle yayılan ‘sohbet’, TRT Diyanet’in bile “Bu görüntüler bizde yayınlanmadı, logomuz montajlanmış” tweet’leri atmasına, hatta bu konuda bir soruşturma başlatmasına neden oldu. Yani ortada hem sohbette söylenenlerin oluşturduğu bir dizi suç var, hem de bu suçlara TRT Diyanet’i montajlayan bir bilişim suçu. Savcılar, hakimler, RTÜK ve bilişim suçlarıyla ilgili emniyet birimleri göreve… diyeceğim, yargının bu konuda nasıl kararlar verdiği ortada. RTÜK ekranda sadece sigara ve alkol avlıyor. Bilişim suçlarının ihbar edildiği İnternet Bilgi İhbar Merkezi’nin web sitesinde ise ihbar edilebilecekler arasında pek çok suç var, ama kadınları aşağılamak, ayrımcılık, suça teşvik yok.

***

Şimdi gelelim Nureddin Hoca’nın önlenemeyen uçuşuna…

Ona göre pantolon kâfir taklidi, kot pantolon giymek caiz değil. Keza kadın spikeri izlemek de öyle... Zaten çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapıyor! Ayrıca, “7 yaşında bir kız çocuğu, 25 yaşında bir erkek çocuğuyla veya 7 yaşında bir erkek çocuğu 25 yaşında bir kızla nikâhlanabilir. Nikâhlanmalarında sakınca yoktur. Evlilik için bir yaş söz konusu değildir. 10 yaşında, 7 yaşında, 6 yaşında nikâha engel bir durum yoktur.”

6 yaşında bir çocukla evlilik lafını bir araya getirebilen saçı sakalı ağırmış adamların tıp ve hukuk literatürlerinde bir adı var ama O, birilerinin “Hocamız”ı. Uçuranı çok belli ki. “Bırakın saçmalasın” denebilecek biri de değil; sadece karşısına geçip birbirinden paçavra yorumlarını huşu içinde dinleyenlere anlatmıyor, teknolojinin her nimetinden sonuna kadar yararlanan bir şeriatçı olarak on binlerce kişiye ulaşıyor.

Sosyal Doku Vakfı diye bir kuruluşun Başkanı. Şu an Youtube’a adını yazınca, yaklaşık 30.800 sonuç çıkıyor. Videolarının HD’si var, “taze çıktı”sı var, “En çok izlenenler”i var ve müjde! Vakfın video kanalı sosyaldoku.tv açılmış…

Yazının Devamını Oku

Bir kadın size sırtını dönerse…

Türkiye'de siyaset, uzun süredir "Hiç aklımdan çıkmıyor ki!" kanalından akıyordu, ama sular hiç bu kadar bulanmamıştı.

“Hiç bu kadar…”la başlayan cümleler de epeydir lanetli ya, kurmamak lazım; nasıl tamamlasan, hep daha kötüsü geliyor ardından. İşte yine öyle bir noktadayız.

Af edersiniz, ‘kadın’ demeyi bile ne hikmetse ayıp sayan, yerine bayan, hanım gibi sözde ‘inceltmelerle’ nezaket gösterdiğini sanan, güya ‘mahrem’i savunan muhafazakar bir iktidar döneminde, hiç akıldan çıkmayanlar hep ağızlardan çıkıyor. Gece yatıyoruz kadınlar, sabah kalkıyoruz kadınlar.

Yine ne hikmetse, hep olumsuz cümleler içinde. Bir tür kendini tutamama hali. Şu, zıvanayı giderek kilometrelerce geride bırakan seçim günlerinde, oy’dan “Oy oy Emine” çıkmazsa iyidir. Kesin bir şey yapmıştır Emine!

Şu an “kadın ortalık yerde kahkaha atmamalıdır” cümlesini bile mumla arıyor olabiliriz, öyle çıktık zıvanadan. Zikrin sahibi Bülent Arınç’ın –Dikkatinizi çekerim, TBMM Genel Kurulu’nda- Aylin Nazlıaka’ya, “Zarif bir hanımefendinin ikide bir dönüp bana bakmasından, doğrusu, sıkılabilirim” demesi, masum çocukluk yıllarımız kadar uzakta… “Bir evli, bir ‘bayan’ milletvekili, çocuğu olan milletvekili, kendisiyle ilgili organını nasıl böyle açıkça konuşabilir” diye kızaran yüzünün toplumun, bilimin, çağın bu kadar gerisinde kalmaktan dolayı hiç renk değiştirmemesi de solda sıfır düzeyinde kalabilir.

“Hamile kadının sokakta dolaşması uygun değildir” diyen profesörü, “Bakanlık danışmanı kadınların hayat bilgileri sıfır, çay demleyemiyorlar, kompostoyla hoşafı ayıramıyorlar” buyuran müsteşarı, “Annen de olsa diz kapağının üstü tahrik eder” diyen vakıf başkanını da o akıllarından çıkmayanlarla katlayıp bir kenara kaldırabiliriz belki.

Ama bitmiyor ki. “Kürtaj ne, çocuk öleceğine kadın ölsün” diyenler gidiyor, her tecavüz suçunda dönüp dolaşıp mağdur kadını ya da çocuğu suçlamayı başaranlar geliyor, kız çocuklarına merdiveni yasaklayan kafalar yeni yasaklara yelken açma telaşını gizleyemiyor. Gün geçmiyor ki “Ama örtmenim, kaburgamı çaldı!” şikayeti içermeyen bir ‘er meydanı’ konuşması olmasın.

Hadi bakalım, bugünün dersi: Hep birlikte “kadının sırtını dönmesi” hangi edebe aykırı anlama gelir, onu sorup soruşturuyor, tartışıyoruz. Ülke olarak onca sorunla boğuşurken, muhteşem bir tartışma konusu. Seviye ölçülemiyor. Kanaldaki su iyice bulanık.

Olsun. Hayat ve toplum ileri gider, retro yapmaz. Bu bir inanış değil, bilgi. Türkiye’de bile aynı derede defalarca yıkanılamaz. Saati kurup 400 yıl geri gidemez, şehzadelere selfie çektiremezsiniz. İstediğiniz kadar çakma tarih kostümü giydirip ok attırın, oğlunuzun 2000’ler Amerikası’nda eğitim gördüğü gerçeği değişmez.

Yazının Devamını Oku

Ne altın, ne mutfak robotu, ne de pazar kahvaltısı... Annelere en güzel hediye: Kreş

Annelere, daha kolay bir şekilde de olsa sonuç olarak yine ev işi yaptıracak, 'senin yerin mutfağın, evin' demekten başka bir şey söylemeyen reklamlara değil, onu eve mahkum eden rakamlara bakın.

Birkaçını ard arda okuduğunuzda bile anlayabilirsiniz; annelere en iyi hediyelerden birinin, kaliteli, erişilebilir, düşük maliyetli ve yaygın kreş ve gündüz bakımevleri olduğunu… Üstelik uğraşmanıza da gerek yok; Bernard van Leer Vakfı’ndan Yiğit Aksakoğlu toparlamış hepsini.

Rakamların en başında, her yıl birinciliği kimselere kaptırmayan Dünya Ekonomik Forumu Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’ndan düşenler var: 2014 raporuna göre toplumsal cinsiyet sıralamasında Türkiye 142 ülke arasında 125’inci sırada. Aynı raporda kadın istihdamı sıralamasında daha da geride Türkiye; 132’de. Aksakoğlu TÜİK verilerinin de bunu doğruladığını hatırlatıyor: Yüzde 27,1. Yani Türkiye’de çalışanların üçte biri bile kadın değil.

Bunun en önemli nedenlerinden biri çocuk bakımı. Doğal olarak, ancak çocuğunu güvenilir bir kreşe verebilen anne çalışma hayatını hedefleyebilir. Ama doğal olmayan şu ki son dönemde büyük PR’lar ve ‘müjdeler olsun’larla köpürtülen politikalar, kadınların evini hedeflemesine yönelik. Kimi köpürtmeye bile gerek duymadan açık açık niyetini dillendiriyor: “Hop nereye? İyiydik böyle sen evdeyken? Hem bak senin için en iyi kariyer annelik, daha ne istiyorsun!” Kimiyse tatlı dil, güler yüzle, arka yoldan dolanıyor, o yola ‘iyi niyet’ taşları döşüyor: Altınlar, izinler vaadediyor; bildiğin altın günü muhabbeti yapıyor. Bütün bunlar olurken, işe alımlar, kariyerde yükselmeler hızla devam ediyor. Daha çok erkekler arasında.

Tam bu noktada Yiğit Aksakoğlu’nun toparladığı rakamlara bakmak gerekiyor.

Hak-İş’in yaptığı bir araştırmaya katılan 2.514 kadının yüzde 61’i, çalışma hayatında yaşadığı en önemli sorunlardan birinin çocuk bakımı olduğunu belirterek kreşe ihtiyaç duyduğunu söylemiş. Bernard van Leer Vakfı’nın desteğiyle Boğaziçi Üniversitesi, Hümanist Büro ve Frekans Araştırma tarafından yürütülen 2014 araştırmasına göreyse Türkiye’de 0-8 yaş arası çocuğu olan ailelerin sadece yüzde 34’ü çocuklarını kreş ve benzeri yerlere gönderebiliyor. OECD verileri de 3-5 yaş arasındaki çocukların okula kayıt oranının yüzde 27’de kaldığını gösteriyor. Sıralama mı dediniz? Bu OECD ülkeleri arasındaki en düşük oran. Biliyorum, tahmin etmiştiniz.

Yazının Devamını Oku

Dilden dile geçen milli bir tekerleme olarak "Soruşturma açıldı, gereğini yapacağız!"

Devletin koruması altındaki çocuklara yapılan kötü muameleye, cinsel istismara medyaya yansıyınca el koyması bir tesadüf mü? "Soruşturma açıldı, gereği yapılacak" dilden dile geçen milli tekerlememiz mi?

Elazığ'da kaldıkları yurttan kaçan devlet korumasındaki dört kız çocuğu jandarma tarafından bulunduğunda ortaya çıktı: 6 yıl süren cinsel istismardan kaçıyorlardı. Sadece onları korumakla görevlendirilenler tarafından istismar edilmeleri değildi acıtan; yurdun, hatta bağlı olduğu il müdürlüğünün olaydan haberdar olması ve bir şey yapmamasıydı da aynı zamanda.

“Erkeklere emanet, emanete hıyanet” diyelim anlayın siz gerisini. Üstelik çığlık da atmışlardı!

Üçüncü halkada ise şehir halkının kahve muhabbetleri vardı. Meğer söylentileri epeydir aralarında konuşup ‘duruyorlar’dı. Şimdi de ilçelerinin böyle bir olayla anılmasından üzüntü duyuyorlardı, yazık!

Yazının Devamını Oku

Doktoru, öğretmeni, milli eğitimi, kocası değil O engelli öyle mi!

Gamze Elibol Devlet Tiyatrosu'nun desteklediği tek "engelliler tiyatro ekibi" TEKSEM'in sanat yönetmeni, oyuncusu. Engelli kelimesinin geçtiğine bakmayın bugüne kadar 40 şehirde 8 oyun sergileyen TEKSEM'in açılımı, Türkiye Engelsizler Kültür Sanat ve Eğitim Merkezi.

Türkiye’de engelli imajını değiştirmek için hiçbir şekilde bağış kabul etmeyen TEKSEM, tersine engelli kız çocuklarına yürüme cihazı kazandırıyor, burs veriyor. Yıllar önce, kazanmasına rağmen Güzel Sanatlar Tiyatro Bölümü’ne ‘engelli’ diye alınmayan Elibol da pek engel tanır biri değil. Yürüyebiliyor, sadece ‘normal’ insanlar gibi düz değil, biraz yan yatarak... Ve hayat hikayesi engelin asıl nerede olduğunu gözler önüne seriyor. Elibol, Hürriyet Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası desteğiyle 9 Mart’ta oynayacakları “Cebimden Kocam Düştü” oyununda kel kafalı göbekli kocayı canlandırıyor. Yine gazete sayfasına sığdıramadığım haliyle, buyrun:

MUTLU EV Gamze Elibol, genç anne babası, sırdaş anneannesi ve dayılarının elinde, sevgiyle büyüyen mutlu bir çocuktu. 1982’de gayet sağlıklı doğmuştu; bir gün ateşlenip doktora götürülene kadar da öyleydi. Penisilin iğnesini test yapmadan uygulayan doktor, küçük Gamze’nin önce ayaklarındaki damarların, sonra da hayatının büzülmesine neden oldu.

Doktordan eve geldiklerinde yarı baygın olan Gamze uyuyakalmış, anne babası saatlerce başında onu seyretmişlerdi. Sabah kopacak kıyametten hiçbirinin haberi yoktu henüz. “Belki de aileme sorulsa o gecenin sessizliğinden ayrılmak istemezler.” Sabah kahvaltısını hazırlayan annesi, oyunlarıyla oynamadığını görünce, “Kedilerini görmek ister misin?” diye sordu, “Kedi mi? Hiç sanmıyorum, gelemem…”

Aldığı ekmekle eve doğru yürüyen babası sokağın başından duydu evdeki çığlıkları. Gamze’nin iki bacağı birden sallanıyordu. “Neden böyleyim diye defalarca sormuşum. Hiçbirine cevap alamadan uykuya dalmışım … “ Aile büyükleri toplandığında herkeste gözyaşı, şaşkınlık… Kimsede böyle engelli çocuk yok ki, fısıldamaları… Eee şimdi ne olacak konuşmaları. Günlerce ulaşılamayan doktorun sonunda bulunması, “Bunun adı çocuk felci, yapacağımız hiçbir şey yok” demesi... Ellerinde kanıt bile olmayan aile için zor, yorucu, yıpratıcı “hastane yılları”… “O günden tek hatırladığım babamın evde kırdığı vavienler… Karanlıkta kalmıştık.”

HASTANE

Yazının Devamını Oku

Yeni başlayanlar için Toplumsal Cinsiyet EŞİTLİĞİ 101

Bir kereliğine bırakın dedenizden dinlediğiniz ezberleri. "Elektrikler kesik filan değildi hocam!" İşinize gelene değil, olana bakın bir kez olsun.

Bir milletvekilinin, şu meşhur ve işlevsiz komisyonlardan birinde ilk duyduğunda, “Ne o eşcinsellik gibi bir şey mi?” diye sorduğu Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, o kadar da kazık bir ders değil. Okumaya başladığınızda bir tanıdık gelecek ki o kadar olur.

CİNSİYET: İnsanın kadın ya da erkek olarak, genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikleri. Doğduğumuz halimiz. Bir şeye fıtrat denecekse, o bu.

Niye tartıştık deliler gibi? Kimse erkeklerle kadınlar arasındaki biyolojik farklılığın birbirinden üstün ya da aşağıda, aynı ya da eşit olduğunu söylemedi. “Valla ben duymadım hocam!” Yalnız arkadaşlar onun adını “cinsiyet farkı” diye koymuş ki doğru olan bu. Dünyanın dönmesi, yer çekimi, saçımızın uzaması gibi, en doğal durumlardan biri. Ha belki, geçenlerde ortaya çıkıp dünyanın dönmediğini söyleyen Suudi imam söylemişse, onu bilemem.

EŞİTLİK: Hukuki bir terimdir. Tüm medeni ülkelerde olduğu gibi, Anayasa’nızı açın, 10’uncu maddesine bakın. Hadi üşenirsiniz şimdi siz: Herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep vb sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu söyler. Hatta ek bir fıkrası vardır ki AKP hükümeti döneminde konmuştur oraya; “Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” der. Oo, bunun daha ne devamları var da şimdi hatmetmek işinize gelmez sizin, yeriniz dar.

TOPLUMSAL CİNSİYET (Gender):

Yazının Devamını Oku

Türkiye'de kadın hakları: 1 ileri 2 geri

2000'li yılların başlarında Avrupa Birliği'yle uyum yasalarını bir bir çıkarırken kadın haklarına ilişkin pek çok olumlu adım atan Türkiye, son zamanlarda tam tersini savunan bir politikaya sahne oluyor.

Anayasa’da yer alan “eşitlik” kavramının dahi tartışılır hale geldiği, kaç çocuğu hangi yöntemle doğuracağından nasıl edepli olacağına kadar geniş bir yelpazede kadınların ‘yapması gerekenler’in her gün sıralandığı bu yeni dönem, yıllardır bu alanda mücadele veren kadın kuruluşlarının tepkisini çekiyor. Daha önce “hedef” olan kadın istihdamının artırılması, şiddetin önlenmesi, eşit temsil gibi konular öncelikler listesinin daha da altlarına ötelenirken, var olan hakları sekteye uğratacak gelişmeler yaşandığı konusunda uyarıyorlar. İşte son dönemde kadınlar mevcut haklarını kaybediyor kaygılarına yol açan gelişmeler (yine gazete sayfasına sığmayan haliyle):

KADIN GİTTİ, AİLE GELDİ

Hükümet gözünü kulağını yıllardır kadın hakları için mücadele veren sivil topluma uzun süredir kapamış durumda. Bu politika değişikliğinin ilk göstergelerinden biri, daha önce ‘Kadın ve Aileden’ sorumlu olan devlet bakanlığının adının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak değiştirilmesi oldu. Daha sonraki tüm söylem ve uygulamalarda, birey olarak kadının haklarından çok, ailenin önemi ve korunması öne çıktı. Ayşenur İslam’ın gelmesinden sonra, bakanlığın kapıları kadın örgütlerine tamamen kapandı ve hükümet, sivil toplum ve akademi alanında kendi örgütlerini oluşturmaya başladı.

EŞİTLİK GİTTİ ADALET GELDİ

Yazının Devamını Oku

Bizi bu bakanlığın uzmanlarına emanet etmeyiniz!

Kocası tarafından vurulan kadına psikolojik destek için mağdurun yaşadığı şehrin Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğü'nü arayan Aile İçi Şiddete Son Acil Yardım Hattı psikoloğu "biz psikolojik desteği evlilik birliğini korumak için veriyoruz" cevabını aldı.

* * *

Her gün şiddet gördüğü için boşanmaya çalışan ve bu nedenle de ölümle cezalandırılmak istenen yüzlerce kadından biri S.F. (Adı bizde saklı)

Üç ay önce kocası üzerine kurşun yağdırmış; tam dört kurşun yarası almış, biri halen omuriliğinde duruyor.

Öldürmeye teşebbüs eden kocası şu anda tutuklu ama muhtemelen çeşitli indirimlerle salıverileceği günü bekliyor. S.F. ve iki çocuğu ise yaşadıklarının travmasıyla boğuşmakla meşgul. Bir yandan kocası tarafından vurulduğu iş yerinde çalışmaya devam eden S.F., bir yandan da psikolojik tedavi görüyor.

Ama belli ki yetmemiş, tek başına altından kalkamayacağını düşünmüş ki Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nu aramış; Federasyon Acil Yardım Hattımıza yönlendirdiği için 212 656 96 96 numaralı telefonumuzu çevirmiş.

* * *

Yazının Devamını Oku

Aile Bakanlığı şiddet araştırmasını neden açıklamıyor?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından, ilk ve son olarak 2008'de yapılan "Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması", altı yıl aradan sonra tekrar gerçekleştirildi.

Bakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün yürütücülüğünde, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından yapılan araştırmanın sonuçları, 30 Aralık 2014’te Ankara’da açıklandı.

Ancak bu toplantıya gazeteciler alınmadı, Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Murat Tuncer, bakanlıkla ortak olarak aldıkları bu kararın nedenini “Çünkü soru almak istemiyoruz” şeklinde özetledi.

Her gün 1-3 kadının en yakınları tarafından öldürüldüğü Türkiye’de bu denli önem taşıyan bu araştırma, henüz Bakanlık web sitesinde de yayınlanmadı, geçtiğimiz günlerde CNN TÜRK’te canlı yayına çıkan Bakan Ayşenur İslam, orada da sözünü etmedi.

Dolayısıyla kafalarda soru işaretleri oluştu: Neden?

Araştırmanın, 2008’den bu yana kadına yönelik şiddet konusunda herhangi bir gelişme yaşanmadığını ortaya çıkarmasından mı?

Şiddeti önlemek için yapılan çalışmalarda uygulama sorunları yaşandığını göstermesinden mi?

Kadınları koruma kararlarını alan uygulayıcıların bile yasayı bilmediğini saptamasından mı?

Özet raporun içinde en az birkaç kez, hükümetin hoşlanmadığı “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramının geçmesinden, Türkiye’de kadına yönelik şiddet konusunun 1980’li yılların sonunda kadın hareketi tarafından gündeme getirildiğinin belirtilmesinden mi?

Yazının Devamını Oku

Eşitlik ve Adalet: Sophie'nin Seçimi değil!

Her şey, bir ay kadar önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, kızı Sümeyye Erdoğan'ın kurucusu olduğu Kadın ve Demokrasi Derneği KADEM'in düzenlediği toplantıda, "Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz çünkü o fıtrata terstir" demesiyle başladı. Yağmurlu bir sonbahar günüydü…

Hayır tabii ki böyle başlamadı. Zaten geleceklerin ipuçları ne zamandır vardı ve o gün, uzun süredir yapılan hazırlıklardan sonra ana düğmeye basma günüydü sanki. Sonraki gelişmeler, bunun, son zamanların moda deyimiyle planlı bir algı operasyonu olduğunu gösterdi nitekim.

Ve biz birdenbire “eşitlik” kavramını sorgulamaya başladık. Anayasa’nın 10’uncu maddesi ve ilgili yasalar, imzalanan onca uluslararası sözleşme unutuluverdi ve “eşitlik” tukaka oldu birden. Eşitlik böyle “dar kavram”, “dayatılan yaklaşım” salvolarıyla hırpalanırken, yerine “adalet” gelip yerleşiverdi.

Sanki iki kavram birbirinin muadiliymiş, eşitlik diyenler adaletin karşısındaymış gibi…

KAFA KARIŞIKLIĞIYLA KAFA KARIŞTIRMA KARDEŞLİĞİ

Yazının Devamını Oku

Eşitlik ve Adalet: Sophie'nin Seçimi değil!

Her şey, bir ay kadar önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, kızı Sümeyye Erdoğan'ın kurucusu olduğu Kadın ve Demokrasi Derneği KADEM'in düzenlediği toplantıda, "Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz çünkü o fıtrata terstir" demesiyle başladı. Yağmurlu bir sonbahar günüydü…

Hayır tabii ki böyle başlamadı. Zaten geleceklerin ipuçları ne zamandır vardı ve o gün, uzun süredir yapılan hazırlıklardan sonra ana düğmeye basma günüydü sanki. Sonraki gelişmeler, bunun, son zamanların moda deyimiyle planlı bir algı operasyonu olduğunu gösterdi nitekim.

Ve biz birdenbire “eşitlik” kavramını sorgulamaya başladık. Anayasa’nın 10’uncu maddesi ve ilgili yasalar, imzalanan onca uluslararası sözleşme unutuluverdi ve “eşitlik” tukaka oldu birden. Eşitlik böyle “dar kavram”, “dayatılan yaklaşım” salvolarıyla hırpalanırken, yerine “adalet” gelip yerleşiverdi.

Sanki iki kavram birbirinin muadiliymiş, eşitlik diyenler adaletin karşısındaymış gibi…

KAFA KARIŞIKLIĞIYLA KAFA KARIŞTIRMA KARDEŞLİĞİ

Yazının Devamını Oku

Aile Bakanlığı, aile içindeki kadını görebilecek mi?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kaşe, ıslak imzalı temsil belgesi, dernek kodu gibi bürokratik dayatmalarla kadın sivil toplum örgütlerini İstanbul Sözleşmesi çalışmalarından dışlamaya çalışıyor.

Türkiye ve 11 Avrupa ülkesinde bu yaz yürürlüğe giren "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi", kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi, bu konuda bugüne kadar yapılmış en iyi sözleşme olarak tanımlanıyor. Türkiye de bu farklı ve kapsamlı sözleşmenin ‘ilk imzacısı’ olmakla her fırsatta gururlanıyor.

Ancak mesele imza atmak ve gururlanmakla bitmiyor elbette. Bunun iç hukuk kurallarının sözleşmeye uygun hale getirilmesi var, kamu personelinin eğitilmesi var, hepsinden önemlisi, uygulanabilmesi için ortaya irade konması var…

AYŞENUR İSLAM BAŞBAKAN'A İMZAYI ÇEKELİM DEDİ Mİ?

İstanbul Sözleşmesi şu anda bu sözleşmeyi hayata geçirmekle yükümlü olan yetkililer tarafından, gerçekten de sözleşmenin kapsam ve kurallarına uygun şekilde hayata geçirilmek isteniyor mu? Yoksa ‘kadın’ sözcüğünü adından çıkardığı andan itibaren kadınlarla ilgili konularda çalışmaya fazla da istekli görünmeyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kucağına düşen bu ateş topunu nereye atacağını mı düşünmekle meşgul? Ankara’dan güvenilir bir kaynaktan duyduğum gibi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu telefonla arayarak bir-bir buçuk saat boyunca İstanbul Sözleşmesi’ne attığı imzayı çekmeye ikna etmeye çalıştı mı? Davudotlu ona ne gerekçeyle hayır dedi? Şu an Aile Bakanlığı yetkilileri, eski bakanlık müsteşarı gibi “Bu şiddeti de başımıza bela ettiler” diye dolanıyor mu koridorlarda? Ya da “of yine karı kız meseleleri” diye söylenenler var mı hala?

Yazının Devamını Oku

Vahdet'te bir Zaytung denemesi mi?

Vahdet gazetesi yayın hayatına girer girmez, kadın hakları ve kadın erkek ilişkileri konusunda ufukları zorlayan bir kanun teklifine imza attı. Bir kadının kaleminden, "kadınların kocalarının şiddetinden korunmasına" karşı çıkan yazı, önerdiği yeni yasaklar ve cezalarla Twitter fenomeni Zaytung'un tahtını sallayabilir.

Vahdet yazarı Sema Maraşlı Vahdet’teki ilk yazısına, şu an yürürlükte olan ve kadını, şiddete karşı korumada yetersiz kaldığı için sıkça eleştirilen "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddeti Önleme Kanunu"nu eleştirmekle başlıyor, ama tam tersi taraftan: Nasıl yani, erkeğe sopa sallamak?

Birinin acilen Maraşlı’ya, devletin kadınlara şiddet uygulayan erkeğe sopa sallamak bir yana, sırt sıvazlama işlemi yaptığını anlatmalı.

Bu girişten sonra, kompozisyonunu geliştirmeye başlıyor yazar: “Kanun aileyi dışarıdan gelecek tehlikelere karşı mı koruyor? Hayır. Kanun, aile bireylerini birbirinden korumak üzerine inşa edilmiş.”

E evet, aynen öyle, çünkü kanunun varlık nedeni bu! Maraşlı’ya yukarıdaki notu iletecek kimse, nota şu hayat gerçeğini de eklemeli: Çünkü tehlike asıl olarak evde! Günde 1-3 kadın en yakınları tarafından öldürülüyor; yüzde 40’ı her türlü şiddete maruz bırakılıyor. Çocuk istismarları, dışarıdan gelen yabancılardan kat kat fazla bir şekilde aile içinde yaşanıyor.

Ama hayır, Maraşlı kadını kocasından korumanın “başlı başına bir hata” olduğunu düşünüyor. “Aileyi koruma adına yapılacak olan her şey, şiddete karşı kadını korumak için erkeği cezalandırmak üzerine kurulmuş. Aile böyle mi korunur?” diye kızıyor. Ona göre aileyi korumada ilk görev erkeğin.

Yazının Devamını Oku

It's your Business: İş dünyası aile içi şiddetle yüzleşiyor

2008'de ilk kez Türkiye'nin içinden demiryolu geçen tüm şehirlerini Hürriyet Hakkımızdır Treni'yle ziyaret ettiğimizde, hangi şehrin valisiyle karşı karşıya oturup sorsak, "Gururla söylemeliyim ki, şehrimizde aile içi şiddetten eser yok" demişti. Biz de, şikayetin olmamasının şiddet olmadığı anlamına gelmediğini söyleyip, böyle bir şikayetin yapılabileceği bir mekanizma olup olmadığını sormuştuk; yoktu. İkinci tren yolculuğunda "Hımm evet, bazı başvurular oldu"...

diyorlardı, üçüncüsünde ise bu sorunun çözümüne dair yaptıklarını anlatıyorlardı. Bugün eğitim ya da araştırma için Anadolu şehirlerine giden sosyal çalışmacılara, yerel yöneticilerin “şehrin en önemli sorunları” arasında saydığı konulardan biri aile içi şiddet ve cinsel istismar. Devlet aile içi şiddetin dev boyutlarıyla henüz baş edemese de yüzleşti. Şimdi sıra iş dünyasında…

***

Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu, Hollanda Konsolosluğu ve UNFPA-Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu desteğiyle, İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı (Business Against Domestic Violence -BADV) Projesi kapsamında çok çarpıcı sonuçlar ortaya koyan bir araştırma gerçekleştirdi. “Yakın İlişkide Şiddetin Beyaz Yakalı Kadın Çalışanlara ve İşletmeye Etkisi” araştırması, aralarında Hürriyet’in de olduğu 19 şirkette, kadın erkek 1715 kişiyle yapılan ankete dayanıyor. Kadın çalışanların ve şirketlerin aile içi şiddete dair farkındalıklarını, yakın ilişkide yaşanan şiddetin boyutlarını ve şirketlerin tutumlarını ortaya koyuyor.

BOZUN ŞU EZBERİ

Araştırmanın belki de en önemli sonucu; yakın ilişkilerde yaşanan şiddetin eğitimsiz, sosyoekonomik düzeyi düşük, “doğulu” ailelerde yaşandığı ezberini darmaduman etmesi. İstanbul ve yakın çevresindeki şirketlerin, çoğunluğu üniversite mezunu, beyaz yakalı ve yönetici pozisyondaki kadın çalışanlarının yüzde 75’inin hayatlarında en az bir kez şiddetin herhangi bir türüne maruz kaldıklarını ezberci zihinlerimize çarpıyor çünkü... Araştırma, çalışan kadınların yüzde 40’ının psikolojik-duygusal şiddete, yüzde 35’inin sosyal şiddete, yüzde 8’inin de fiziksel şiddete maruz kaldığını gösteriyor. Maruz kalınan şiddet türlerinden biri de yüzde 17’lik oranıyla ekonomik şiddet; evet, yönetici kadın da ekonomik şiddet mağduru! Daha önce Boğaziçi Üniversitesi’nden Yeşim Arat ve Ayşe Gül Altınay’ın yaptığı bir araştırma eşinden fazla kazanan kadınların daha çok şiddete uğradığını ortaya çıkarmıştı, hatırlayın.

Yazının Devamını Oku